27 Şubat 2014 Perşembe

SA570/AS48: Üç Maymun Konseptinde Korunan Erbakan

 “Demirel benim sınıf arkadaşımdır. Şahsen dostumdur, kardeşimdir.”
Necmettin Erbakan, 
(28.03.2009, Zaman Gazetesi)

Gözlerimiz görüyor, kulaklarımız duyuyorken; duyduklarımıza ve gördüklerimize şaşkınlıkla ve inanmazlıkla bakıyorken; akl etmez misiniz, diye emreden Allah’ı düşünüyorum. Diyorum ki; Bunları söylemesem, gündeme getirmesem sorumlu olurum. Gadre uğramış binlerce gencin, milyonlarca yoksulun; bu ülkede yaşayan inanmış insanların çektiklerini görünce de yapacağım işte dedikodu/gıybetle iştigal etmiş olmaktan endişelenmeyeceğim. Bu gün burada bu ülkenin sade bir insanı olarak yaklaşık elli yıla varan bir dönemde insanların hayatlarını derinlemesine etkilemiş bir insanı söyledikleriyle izleyeceğim. Herhangi bir ayrışmaya sebep olma riskim yok, çok şükür. Ayrışma risk olmaktan çıkıp gerçeğe döndüğü için yazıyorum zaten. Bu ayrışmayı başlatan, körükleyen ve sürdüren de Erbakan ve çocukları.
***
2007 Temmuz milletvekili seçimlerinden birkaç gün önce AK Parti’ye ve Ak Parti Genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı başlattığı acımasız ve saldırgan, içinde Allah Korkusu’nun zerresi bulunmayan savaşın kan süzülen yüzünde gözlerimi gezdireceğim. Bu siyâsî ihtirâsla yüklü açık savaşta Müslüman’a ait ne varsa altüst edip bir kenara atan, Kanal B ekranlarında (Milli görüş internet arşivinden bu konuşmanın kaydı kaldırılmıştır, Alper Selçuk), kendisini dinleyen temiz Müslümanların yüzlerini kızartacak derecede küçülen bir söyleme nasıl düştüğünü gören, daha sonra 29 Mart 2009 yerel seçimlerinden önce Erdoğan’ı yıkmak için her türlü “puştluğu” yapacağını söyleyen aynı kanalda propaganda yapan yeni Saadet Partisi genel Başkanı Numan Kurtulmuş’a kadar uzanan açık düşmanlığı izleyen benim gibi biri daha fazla sabredemezdi.

***
Siyâsî rekâbete ben dâhil hiç kimse söz söyleyemez, ama iş puştluğa kadar varınca herhalde puştlarla işbirliği yapan ve hâla önderlik yapmaya çalışanlara da dur demek lâzım değil mi ? Demeyecek miyiz? 28 Mart 2009 tarihli Zaman Gazetesi’nde Erbakan Kanal B’nin sahibi için şöyle dediğini okuduğunuzda tüyleriniz ürpermeyecek mi? ”Mehmet Haberal dostumuzdur, çalışkandır. Her zaman takdir ederiz. Biz hükümetteyken onun çeşitli hastanelerini açmışızdır. Memlekete çok büyük hizmetler yapmıştır.” 

Erbakan kimlerle dost değildi ki?

***
Erbakan’la kişisel tek hatırâm olmuştu. 1991-92’de Konya’da öğrenci iken, İl Halk Kütüphânesi’ne gitmiştim. Bilenler bilir, İl Halk Kütüphânesi, Mevlana Türbesi’nin yanı başındaki Selimiye Câmii ile karşı karşıyadır. İkindi vakti ezan okununca kütüphâneden çıktım, câmiye girdim. Namazı kıldık, tam çıkacakken baktım Erbakan mihrabın önünde durmuş, sıraya giren cemaatle tek tek tokalaşıyor. Ben de tokalaşmak için geri döndüm, tam o anda çok yaşlı- Erbakan’dan da yaşlı- bir amcanın Erbakan’ın eline sarıldığını ve öptüğünü fark edince irkildim. Erbakan sıradan bir şey olmuşçasına gülümsüyordu. 

Ben şaşkınlıkla durdum olduğum yerde, hadi gençler öpse anlayacağım, ama o yaşlı insanların elini öpmesine izin vermesi bende tüm devreleri yakmıştı. “Peygamber’in el öptürmediği yerde sen kimsin de el öptürüyorsun?” dedim içimden. “Ne elini sıkarım ne de öperim” dedim ve çıktım gittim. Erbakan benim için o gün ölmüştü. O gün tüm değerini yitirmişti. Yakınlarımdan dolayı duyduğum sempati, o gün bitmişti. Yakınlarımı sonraları Erbakan’ın samimiyetsizliği konusunda-onların da benzer deneyimleri olmasına rağmen- ikna edemedim. Nitekim yıllar sonra Kanal B’de Erbakan’ın söylediklerini duyan onlar, büyük bir şaşkınlık yaşamışlardı. Onlar, hayal kırıklığına uğrayan binlerce Müslüman’dan sadece birkaçıydı.

***
Numan Kurtulmuş temiz siciliyle bu işin neresindeydi? Basına sızan Kılıçdaroğlu ile Duru arasındaki sohbette, Duru, Ak Parti'nin oylarını düşürmek için Saadet Partisi'ne destek verdiklerini açıkça beyan etmişti. Saadet lideri Kurtulmuş, partisi ile Kanal B arasında planlı bir işbirliği varmış gibi gösterilmeye çalışıldığını belirttiği Haber7’deki açıklamasında, "Özellikle Nahit Duru’nun sözleri dayanak gösterilerek Saadet Partisi ile Kanal B arasında planlı bir işbirliği varmış gibi gösterilmeye çalışılmıştır.”diyordu Numan Kurtulmuş. Ama unutuyordu, Erbakan’ın Kanal B sevgisini duymayan yoktu. Eğer bu konuda gerçek söylediğiniz gibiyse en heyecanlı söylemlerinizin yeri neden Kanal B? Ne zamandan beri Milli Görüş tabanı Kanal B izleyicisi oldu?

***
Gençler geçmiş bilmiyorlar, bilseler de ebeveynlerinin ağzından duyduklarıyla yetiniyorlar. Her gün sevgili değiştiren bir nesil kul/köle olurcasına bir siyâsî parti liderinin peşinden elli yıl gitmez. Bu yüzden gidenleri de anlayamaz. Anlamasın da zaten; ama bir gün sevgili değiştirirken yakalandıkları derin çukurda debelenmemek için geçmişi bilmek zorundalar. 

***
1960’lı yıllardan 2010’lu yıllara, düşünün; Amerika’da birçok başkan, Fransa’da, İtalya’da, İngiltere’de, Almanya’da hatta totaliter Rusya’da bile birçok lider değişirken bizde aynı adamlar aynı kayıklarla gezip durdular. Kalkıp bunu sorgulamadı bizden önceki kuşak; “Yahu bu ne bitmez tükenmez ihtirâs’tır”,demediler, “Umut" diye sarıldılar aynı adamlara. Her seferinde asker tarafından kovuldukları siyaset sahnesine arsızca geri döndüler. Basiretsizliklerinin ülkede binlerce genci ölüme sürüklediğini, herkesi yoksulluktan kırıp geçirdiğini göremediler. Ya da bile bile yaptılar. Sizce hangisi? Hem fark eder mi? Sonuç değişmedi; fark etmedi. Elli yıldır bu ülkenin başına bela oldular. Siyâseti de davayı da kilitlediler. Siyâsî ihtirâsı’na ‘Dava’ maskesi takan adamlar koca ülkede kendilerinden başka adam bulamadılar mı? Adam dediğin, dava adamı dediğin, “Biz beceremiyoruz, çekilelim hiç değilse daha iyisi gelir” demez mi? Yoksa saltanat kurarak çocuklarına miras mı bırakır ihtirâsını?

***
Sert sorular soracağım. Bugün insanlar Erbakan ve Ergenekon sözcüklerini aynı cümlede kullanmaya başladılarsa bu suç kimin acaba? Ya da bu tür cümleleri kuranlar iftira atmaktan dolayı Allah’tan korkmuyorlar mı? Veya Allah’tan korktukları için üç maymunu oynamaktan vaz mı geçtiler? 1989-1993 döneminde Konya’da herhangi üniversite öğrencisi bir genç kız için başörtüsü diye bir problem yoktu. Okullarda görevli öğretmenler ile diğer devlet dairelerinde çalışan bayan memurlar için de. İnanmayanlar gitsinler arşivlere baksınlar, görenlere sorsunlar. 

Ne oldu? Hiç kimse Erbakan başörtüyü yasaklattı, diyemez. Ama benim gibi bir tek kimse Erbakan yasaklanmasına vesile oldu, diyebilir. Bâsiretsizliği ile vesile oldu diyebilir. Dik duramamasıyla vesile oldu diyebilir. Sonra durup düşünür ve Erbakan’ın bir yıllık kısa 1996-1997 iktidar döneminde darbeci askerlere karşı üç maymun’u oynadığına; halka doğru söylemediğine kanaat getirerek davadan çok siyasi ihtiras gibi bir derdi olduğu sonucuna varabilir.

***
Aradan on iki yıl geçmesine, ortalıkta dönemin Genel Kurmay Başkanı’nın ses kayıtları gezinip durmasına ve dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’in açık açık konuşmasına rağmen “Askerle aramız iyiydi” diyen bir Erbakan’ın yaptığına başka ne denebilir ki? Zaman Gazetesine 28 Mart 2009’da yayınlanan mülakâtta anlatıyordu: “Hiç şüphesiz. Bizim hükümetimiz bağımsız bir hükümettir. Askerle hiçbir sorunumuz yoktu. Asker bize her zaman teşekkür için gelmiştir. Tertipçiler dış güçlerdir.”Ama Demirel öyle demiyordu 12 Şubat 2007‘de Aksiyon Dergisi’ne. Dönemin Başbakanı Erbakan ve Yardımcısı Çiller için, "Sanki ayda yaşıyorlardı. Uyarılarıma rağmen hiç Ordu'nun nabzını tutmadılar." diyorsunuz”, şeklinde hatırlatma yapan Aksiyon çalışanına Demirel:”Maalesef Türkiye'nin ortamını hiç anlamadılar. Yani askerle hiç meşgul olmadılar. Onların gerginliğini anlamadılar. Ben onlara, "Bu gerginliği izale etmek için askerle konuşun." dedim”, diyerek cevap veriyordu.

***
Demirel Aksiyon Dergisi’ne daha başka şeyler de anlatıyordu. Soruyor Aksiyon:”Bir sözünüz var. Erbakan'ı İsviçre'den alıp getirdiler diyorsunuz. Çünkü öyle bir iddia var. O dönemde Adalet Partisi'nin oyları bölünsün diye Muhsin Batur'un Erbakan'ı İsviçre'den getirdiği ve Milli Selamet Partisi'nin kurulduğu söylenir”. Cevap veriyor Demirel: "Maalesef. Bizim o zamanki şüphemizdir o. Adalet Partisini parçalamak ve oylarını yeniden toparlanmaz hale getirmek için öyle bir hareket olduğu şüphemiz vardı." Şüphe… Aksiyon: “Bir de Erbakan yüzünden bir gecede saçlarım ağardı diyorsunuz.” Demirel: ”Bir zorlukla karşılaşmışızdır. Anlaşamadığımız bir şey olmuştur. Öyle bir lafı dediğimi biliyorum, ama münferit bir hadiseyi bilmiyorum”

***
Demirel kayıklar elden gidince hâfızâ kaybına uğruyordu. Ama Erbakan'la ilgili hâtırâları pırıl pırıldı. Soruyor Aksiyon:“Erbakan İTÜ'de iken de dindar bir öğrenci miydi? “ Cevaplıyor Demirel: "Dindar sayılır. Yani çok iyi bir öğrenciydi. Çok parlak da bir mühendis” Dindâr sayılan bu parlak öğrenci geleceğin büyük dava adamı olarak çok büyük değişimler yaşayacak; Din’in dava adamı olacaktı, dindârlık netliği belirsizken. "Dindârdı", diyemiyordu Demirel, "Dindâr sayılırdı", diyor. 

Demirel’e bu konuda ne kadar güvenilir, biliyoruz. Bu sözleri reddetmeyen, kendisiyle ilgili sözleri “Demirel söylüyorsa doğrudur” diyerek onaylayan Erbakan 28 Mart 2009'da Zaman’da yayınlanan mülakâtında şöyle demekten çekinmiyordu. “Demirel benim sınıf arkadaşımdır. Şahsen dostumdur, kardeşimdir” İnsanlar ne anlayacaklardı şimdi, ne anlamalılardı? Muhabbetlerini Allah bozmasın; ama bu ülkede yaşayan insanların yaşadıklarının hesabını kim verecek? "Başörtüsü ile okumak isteyenler Arabistan'a gitsin" diyen Demirel’e kardeşim diyen Erbakan’a biz kardeş mi diyeceğiz? Allah buna râzı gelir mi?

***
Üç maymunlar cehenneminde kuaförlük yapanlar da yok değildi. Demirel’in gazetelere düşen birçok açıklamasına tepki gösteren Ali İhsan Karahasanoğlu 12.03.2009 tarihli Vakit gazetesinde köpürüyordu. "…Şöyle diyor 9. Cumhurbaşkanı Demirel: “Kim, 28 Şubat kararlarının nesine itiraz ediyor? (...) Benim başında bulunduğum Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında her şey ittifakla yapılmıştır.” Nasıl kıvrak yalan söylüyor görüyor musunuz? Sanki MGK’da toplantı yapılırken, herkes aynı fikirde imiş! Herkes, “İmam Hatiplerin orta kısmını kapatalım” demiş gibi bir hava estiriyor, uyanık Demirel!” 

Karahasanoğlu kimi neyi neden hangi gerekçelerle savunuyor? Karahasanoğlu gibi kulağı delik bir gazeteci bizim şu anda yazıyor olduklarımızı görmüyor mu basından? Erbakan’ın Demirel muhabbetini kendi dilinden duymuştuk, okumuştuk. Neden hâlâ üç maymunu oynuyor, başkalarını suçluyor? Demirel yalancıysa, Erbakan bugün ona neden ”Dostum, kardeşim”, diyor?

***
Herkes Allah’a hesap verecek. Bundan kuşku duymuyoruz. Bu sebeple sadece kişilerin kendi sözlerini delil olarak kullanıyoruz. Diyoruz ki; Ergenekon davasıyla ilgili iki adet iddianame var ortada acaba Erbakan kendisini de deviren bu örgüt hakkında ne düşünüyor? 

Adı geçen mülâkatta gizli olan dehşetli dramı okuyoruz Erbakan’ın sözlerinde: ”Bu hususta sadece iki cümle söyleyeceğim. Bir tanesi ne olduğunu bilmiyorum. Ne olduğunu bilmediğim bir şey hakkında konuşmam doğru olmaz. İkincisi mahkemeye intikal etmiş bir konuda konuşmak doğru olmaz. Ne olduğunu anlayamıyorum ki, izlemekten bir mana çıkarmak mümkün değil. Okuduğumuz şey roman gibi bir şey. Ne mana çıkaracaksınız? Siz alın okuyun çıkaracak manayı çıkarın…(…)…Ulusalcılar Milli Görüş'e yaklaştılar. Memleketini vatanını seven her insan doğru bir teşhis yaparsa Milli Görüş'e yaklaşır. Ulusalcılar dediğimiz arkadaşlarımız Türkiye'de teşhisleri görüyorlar. Ancak bunları görmek yetmiyor, önemli olan tedavidir. Onların bu konuları yeteri kadar dinlemeleri lazım gelir. Yeteri kadar dinlemedikleri için sıralarını bekliyorlar.” 

***
Erbakan, ulusalcıları eğitiyordu. Ama kendisinin ve çocuklarının ağzından çıkanlarla ulusalcıların, CHP’lilerin, MHP’lilerin ağzından çıkanlar hep aynı tornadan çıkmışlardı. Vatan toprağını, Kıbrıs’ı satan, özelleştirmelerle tarihi kuruluşları kapitalistlere veren bir hükümet vardı ve hep bir ağızdan söylenen bu şeyler düşünce ürünüydü(!). 22 Temmuz 2007’de Kızıl Elma koalisyonu vardı. Sağcılar MHP’ye, solcular CHP’ye oy verecekti? Peki ya Saadetçiler? Öğreten mi Erbakan’dı, öğrenen mi? Sıralarını bekleyenler aslında kimlerdi?

***
6 Temmuz 2007 tarihli Milliyet Gazetesinde Fikret Bilâ, Türkiye’yi sarsan olaylar hakkında Kanal B’de Erbakan’la yaptığı söyleşiden sonra şöyle yorumluyor olanları: 

"Necmettin Erbakan Hoca'yla 3.5 saat süren canlı televizyon programından sonra sohbet ediyoruz. Başkent Üniversitesi'nde, Kanal B televizyonundayız. Saat 01.00... Erbakan Hoca'da en küçük bir yorgunluk belirtisi yok. Cin gibi... Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal Hoca'yı uğurlamak için televizyona gelmiş. "Başkent Oturumları" programının yapımcı ve sunucuları, usta gazeteciler Mithat Sirmen ve Nahit Duru, programın gazeteci konukları olarak ben ve Bilkent Üniversitesi'nden Doç. Dr. Hasan Ünal (27 Nisan Bildirisini kaleme aldığı iddia edilen akademisyen, Milli Gazete ve Yeni Çağ gazetesi yazarı. Alper Selçuk), Erbakan Hoca'ya sorular soruyoruz Necmettin Erbakan Hoca'nın başbakanlıktan ayrılmasıyla sonuçlanan 28 Şubat sürecine farklı bir bakışı var. Programın ilerleyen saatlerinde 28 Şubat sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin rolünü konu ettiğimizde, "TSK'yı şöyle bir yana bırakalım" diyerek o yöne girmiyor. "Anayasa Mahkemesi" deyince de, "O işin başka tarafı" diye ona da girmiyor.”

***
TSK ve Anayasa Mahkemesi gibi dertli olduğu- biri postmodern darbe ile iktidarı elinden aldı, diğeri bir sürü partisini kapattı-, Ergenekon gibi tehlikeli konulara giremeyen bir pîr-î fânî neden çekinir? Şahsî ikbâline yaşı elvermeyeceğine göre bu yönde bir kötü iz bırakmadan mı mirâsını devretmek istiyordu çocuklarına? Fikret Bilâ’nın söylediklerinden, Kanal B ve Nahit Duru’yu ‘puştluk’ muhabbetinden hatırlayalım. 

***
19 Mart akşamı kanalda Yerel Seçim 2009 Özel Programı Yayınında reklam arasında stüdyoda geçen konuşmalar ekrana yansıyordu. Takdir-î İlâhi kendi elleriyle kendilerini tuzağa düşürüyordu. Programın Sunucusu da olan Kanal B Genel Müdürü Nahit Duru, Doğan Grubu’na Kılıçdaroğlu’na yer vermediği için “puşt” derken, Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet Haberal’ın kendisine, Ankara, İstanbul, İzmir, Adana gibi illerde AKP’nin oyunu azaltmak için her türlü “puştluğu yapma” emri verdiğini söylüyordu. 

Erbakan ve yeni genel başkanı Numan Kurtulmuş sık sık çıktıkları Kanal B ekranlarında ne yapıyorlardı acaba? Erbakan’ın dostum dediği Mehmet Haberal niçin puştluk yapma emir veriyordu? Kimin için? Kimin yararına? Erbakan ne diyordu Zaman gazetesine “Siyaseti ibadet olarak yapıyoruz. Vatan, sevgisinin bir gereğidir. İhtiyari değil, mecburidir”

***
Tek hayalini kişisel bir dileğe indirgeyen Erbakan, "Cennet müjdesini almak” istiyor. Ama oğlu bir zamanlar babasıyla siyaset yapan insanlar için” "emperyalizmin dalkavuğu" diye nitelemesini yapmaktan çekinmiyordu. Ablası gibi siyaseti CHP seviyesinden tedris etmeyi başarıyordu. Gençler de bilsinler, bu ülkeye emperyalizm’in memleketlerinden biri olan Almanya’dan gelerek emperyalizmin müthiş reklam aracı olan Mercedes’i zengin Müslüman’ın binek arabası yapan babası Erbakan’dır. Fakat o Erbakan bile, gerçekleri bildiğinden olsa gerek Erdoğan için oğlu kadar sert bir söylem için de değildi. 

***
Çok sevdiği Kanal B’de şöyle diyordu Erdoğan’ı eleştirirken: "Talebemiz ama" diyor:"Dersleri anlamamış. İmam hatipten ikide bir de kaçıp top oynamaya gidersen işte böyle olur. Sen hiç mi ders dinlemedin? Konferans dinlemedin? Sen nasıl imam hatiplisin?” O kadarcık mı Sayın Erbakan? Yerden yere vurduğunuz, her türlü saldırıyı hoş gördüğünüz, onu yıkmak ve yok etmek için her türlü puşt ile işbirliği yapmaktan çekinmediğiniz Erdoğan’ın suçu o kadarcık mı? 

Bu milletin severek, isteyerek seçtiği bir insanın sizin gözündeki değeri bir Demirel, bir Haberal gibi dost kadar olamayacak mı hiçbir zaman?



Alper SELÇUK, 04. 06. 2009, Antiseptik Anafor 35


Alper Selçuk Yazıları



Not 1 : 


Erbakan'ın 12 Eylül ihtilalindeki ince hamlelerini okumayı becerebilenlere...



Not 2:  


Oğuzhan Asiltürk Ergenekon'u savundu


Oğuzhan Asiltürk bir kez daha Ergenekon sanıklarını savunarak izleyenleri şaşırttı. Oğuzhan Asiltürk, ergenekon, balyoz darbe planı ve hükümeti yıkmaya teşebbüsten tutuklanan subaylar için ilginç nitelemelerde bulundu. Habertürk'te 26.01.2012  akşamı Didem Yılmaz'ın sunduğu Türkiye'nin Nabzı 12 Eylül'ün arka planı tartışıldı. Programın en ilginç iddiası ise Oğuzhan Asiltürk'ten geldi. Asiltürk, Balyoz Darbe planı ile hükümete karşı darbe yapmakla suçlanarak tutuklanan subayların vatansever ve milliyetçi olduklarını, ABD'nin önümüzdeki günlerde İran'ı işgal edeceğini, ABD'nin de TSK içinde vatansever askerlere karşı komplo kurarak bu işgale karşı çıkacak subayların tutuklatıldığını söyledi.


Asiltürk programda altını çizerek "Ergenekon altını çizerek söylüyorum Türk ordusunda TSK içinde Amerikan karşıtlarının tasfiyesidir. Nokta ve bir de ünlem koyuyorum. Başka bir şey değildir. Çünkü aynı olaylar içinde şu anda silahlı kuvvelterin içerisinde bir kısım insanlar var. Ama Amerikan karşıtlarını alıp ortadan kaldırmak isteniyor. Sebebi de amerikanın iran'a olası müdahalesinde orduyu kendi istedikleri hale getirmektir. Ama şerefli türk ordusu oyuna gelmez diye düşünüyorum" dedi.


http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=194664



Seçkin Deniz Twitter Akışı