29 Ekim 2018 Pazartesi

SA7044/KY59-MLÖZ51: Başkalarına Seslenirken...

"Niyetim, dilimin bana verdiği imkân dâhilinde elimden geldiğince bir şeyler anlatabilmek. Başkalarına seslenirken, aynı zamanda başkalarının sesine kulak verebilmek. Biliyorum ki her işin makbulü, az da olsa devamlı olandır. Dualarım da bu yönde."


“…fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat!” diyor Allah, Duha suresinin son ayetinde. Şüphesiz her Müslümana yöneltilen bu sözün benim üzerime de vazife olduğunu biliyordum. Anlatmalıydım, fakat nasıl anlatmalıydım? 

İnsanlar var olduklarından beri bir şeyler yazdı, çizdi, yazmaya da devam ediyorlar ve her yazarın kendine has bir üslubu var. Kiminin sözü dinlenir, yüreklerde tesir bulur ve etkili olur, kimininki okunmaz bile. Kimi tüm vaktini insanlığın karanlık deliklerde yok ettiği ne varsa, apaçık görünür hale getirmek için harcar ve hakikatin ortaya çıkması için var gücüyle uğraşır, kimi de şeytanın kulağına üflediklerini satırlara döker. Ezelden beri süregiden hakikat kavgası böylece devam eder. 

Gördüklerini okuyup okumamak, yazılanlara katılıp katılmamak, okuduklarıyla hareket edip etmemek her insanın kendi seçimidir, fakat bildiklerimizi anlatmak da bizim sorumluluğumuzdadır. Aynı bildiklerimizi anlatmamanın da bir vebalinin bulunması gibi. 

İnsan etki edemeyeceği alanlardan sorumlu değildir belki, ama hiçbir gayret sarf etmeden, denemeden, ben bunu yapamam demeye de kimsenin hakkı yok. Nitekim Seçkin Hocam'dan yazmanın yetenek işi olmadığını, öğrenilebilecek bir uğraş ve emek işi olduğunu da öğrendim. İki haftalık çırak yazarlık serüvenim böyle başladı. 

İnsanların büyük çoğunluğu doğuştan yürüyebilir, koşabilir, çeşitli spor aktivitelerinde bulunabilirler; ama yaptığın sporun zarardan ziyade fayda getirmesini istiyorsan ciddi bir antrenmana ve bilgili bir antrenöre ihtiyaç duyarsın. Üstelik her işte olduğu gibi burada da herhangi bir başarı elde etmek istiyorsan, kendi iradenle gireceğin bu sıkıntılı süreçten ve zorlu çalışmadan dolayı yakınma hakkın olmaz. Üstelik bu işe daha yeni girişiyorsan ve bildiklerin çok sınırlıysa.  

Doğrusunu söylemek gerekirse en baştan başlamam gerekti, doğru nefes almayı, yürümeyi ve koşmayı öğrenmek gibi. Çıtayı düşürdüğüm çok oldu. Bu durumda her seferinde yeniden hızlanıp tekrar tekrar yukarıya doğru belli bir mesafeyi kat etmem gerekti.

Gözlem, analiz ve yansıtmayı öğrenmem gerekiyordu. Bu kimi zaman etrafıma daha dikkatli bir gözle bakmamı sağladı, kimi zaman da kendi yaşadıklarıma, başka insanlara yaşattıklarıma değişik bir bakış açıyla bakmamı. Biraz geçmişime dalıp, unuttuklarımı, üzerinde yeterince düşünmediklerimi, ihmal ettiklerimi kurcalamamı gerektirdi. 

Yazı terapisi, psikolojik tedavide bilinen bir yöntem. Genellikle tavsiye edilen, edebi bir kaygı gözetmeden her şeyi olduğu gibi anlatmak. Bu yönteme göre içimizden geçenleri, sıkıntılarımızı, hayallerimizi yazıya döktüğümüz zaman içimizdeki yükü hafifletiriz, sonunda kendimizi daha iyi, daha mutlu hissederiz. Sürecin benim için bir de böyle faydası oldu. 

İçimizdeki sıkıntıların sağlığımıza etkisi küçümsenemez, ruhsal olarak kendimizi daha iyi hissettiğimizde fiziksel olarak da daha zinde hissederiz, ki bu açıdan da çıraklık sürecini bir antrenmana benzetmenin yanlış olmayacağını düşünüyorum. Ayrıca duyguları daha iyi tanıyabilmek ve en önemlisi onları yazıyla ifade edebilmek, en azından ifade etmeyi denemek benim için son derece büyük bir kazanç niteliği taşıyor.

İki temel duyguyu işledik, üzüntü ve sevinci. Dünyada üzüntünün çok, sevincin ise az olduğunu tekrar gözlemleme fırsatı buldum. Bu beni 'insanların hayatlarında hüznü azaltmanın, sevinci arttırmanın bir yolu olup olmadığı' gibi bir soru sormaya ve bu sorunun cevabı hakkında düşüncelere sevk etti. 

Üzüntü ve sevinç insanlığın var olduğu andan beri var. Üstelik her ikisi de insanların birbirlerine karşı davranışlarının sonucudur. Üzen de insan, sevindiren de, üzülen de, sevinen de… Belki çoğu zaman üzülmek ve sevinmek elimizde olmayabilir, fakat başkalarını üzmemek ve sevindirmek pekâlâ hepimizin yapabileceği bir şeydir. 

İnsanlar Allah’ın koyduğu yasaların dışına çıkmadıkları sürece diğer insanlara zararlarının dokunması zorlaşır. Görünürde çok basit bir uygulama, nefsin işin içine girmesiyle yeryüzünde zulmün yaygınlaşması, hakların sorumsuzca çiğnenmesi gibi işin içinden çıkılamaz bir hale geliyor. Ama nihayetinde ahiret var, hesap var, herkes kendi yolunu özgürce seçmekte mükelleftir. İnsanın söylediği sözden hesaba tutulacağı o günü asla göz ardı etmeden yazmak gerekiyor. 

Niyetim, dilimin bana verdiği imkân dâhilinde elimden geldiğince bir şeyler anlatabilmek. Başkalarına seslenirken, aynı zamanda başkalarının sesine kulak verebilmek. Biliyorum ki her işin makbulü, az da olsa devamlı olandır. Dualarım da bu yönde. 

Seçkin Deniz Hocam'a yazı yazmaya teşvik ettiği ve cesaretlendirdiği, her zaman desteklediği, değerli vaktini ve bilgilerini benimle paylaştığı için çok teşekkür ediyorum. 


Melek Öz, 29.10.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Çırak Yazar, Yazma Sanatı
Melek Öz Yazıları


 




Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı