31 Ocak 2013 Perşembe

SA167/ME15: Düşüncelerin Resimleri

"Düşüncelerin bütün resimleri, özenle çizilmiş çerçevelerin içindeydi ve hepsi tasarlanmıştı."


Başı biraz öne eğikti. Tepedeki tasarruflu lambanın ışığı ensesinde parlıyordu. Yazıyordu, adam. Parmakları bilgisayarının klavyesinde gezinip duruyordu. Bazen hızlı bazen yavaş, düşüncelerini derliyor, toparlıyor ve ansızın harflere yükleyerek ekranda somutlaştırıyordu. Sonra yine duraklıyor, ekranda yazılanları okuyor, sözcüklerin kayan anlamlarına yüklediği estetik kıvılcımları keyifle senkronize ediyor ve yüzüne sinmiş ciddiyeti değiştirmeksizin parmaklarını harflerin üzerinde gezdirmeye devam ediyordu.

Düşüncelerinde yükselen belağat, söylemek istediği sözün perçemlerini kuvvetle tutuyor ve işlediği konunun iskeletine ruh üflüyordu. Harflerle bir resim yapıyordu adam. Okunduğunda zihinlerin içinde beliren bir resim. Düşüncelerin resmi. Geçici olarak harflere yüklenmiş bir tılsım gibi,  başka gözlerden başka zihinlere girdiğinde cesamet bulan ve yazarın parmaklarıyla dokunduğu harflerden zihinlere akan, orada duvarlara yerleşen bir resim.

Bir yazarın çerçevesini de özenle çizdiği, boyadığı resmin tüm ayrıntıları için, düşüncesinin somutlaşması için yapılabilecek en iyi şeyi yapıyordu adam, harflerle oynuyordu. Ressamın birbirinden farklı işlevler gören fırçalarından ve boyalarından daha zengin, daha karmaşık, daha estetik ve kişiye özel resimler çiziyordu.

Yazıyı okuyan her ferdin okuduğunu anlama becerisine sorumluluk yükleyen bir ustalıkla, düşüncelerinin resmini çizen bir adam gibi özgüvenle sırtını sandalyesine dayadığında gözlerini kıstı adam. Işığı olmayan bir resmin anlattığı düşüncenin anlaşılamayacağını düşündü.

Yazısındaki ışığın ne olabileceğini sorguladı. Işık, düşüncenin resminde nasıl anlatılabilirdi ki? Birdenbire parmakları klavyenin birbirine komşu tuşlarında yeniden gezinmeye başladı. Düşüncenin resminde ışık, düşüncenin doğruluğundaki güçten beslenebilirdi. Düşünce, cesamet bulacağı zihinde doygun, net ve güvenilir olmak için doğru olmalıydı. Düşüncenin resminde ışık sadece doğruluktu.

Sakin ve elverişli düşünce akışında, adam, kafasının içinde yürüyen bütün merdivenleri durdurdu. Durdurduğu anda da her bir yürüyen merdivenin basamaklarında kalakalmış resimleri gördü. İnsanlığın bütün mazisinde çizilmiş resimlerden kalan kırıntılar olsa da, bütün çerçevelerin altın yaldızlı parlaklığı dudaklarına sinen bir tebessümle aydınlandı. Doğruydu; ışık yoksa düşüncenin resmi çizilemezdi.

Merdivenleri tekrar yürüttüğünde  zihnindeki resimlerin doğruluk ışığını aldığı kaynağı hatırladı. Altın yaldızla süslenmiş çerçeveleri aydınlatan bir tek ışık vardı. Düşüncelerinin resmini çizmeye çalışan yazarları düşündü.

Karmaşık, karanlık çerçevelerin yüzeylerinde parlayıp sönen, birbirinden farklı dalga boylarıyla çakan şimşeklerden yayılan ışıkların çokluğunu fark etti. Bir tek kaynaktan yayılmıyordu ışıklar. Bazıları diğer çerçevelerden yayılan, koyu kırmızı bir şehvet dalgasıyla parlıyor, bazıları da bir lav gölüyle birlikte yürüyen karanlığın sırtındaki parlaklıktan besleniyordu. Beyaz ya da sarı ışık yoktu.

Adam, karanlık, karmaşık resimleri harflerine yükleyen adamların neden merak edildiğini anladı. Harflerine yüklenmiş bütün resimleri zihninde canlandıran okur, yazarın gizemli, belirsiz, sürükleyici alev kırmızısı ya da lav karası düşüncelerin şehvetle yürüyen çekiciliğine kapılmaktan hoşlanıyordu.

Beyaz ya da sarı bir tek kaynaktan yayılan ışığın her şeyi olduğu gibi görünür tutması okura câzip gelmiyordu. Resim gerçeği olduğu gibi gösteriyordu ve gerçek heyecan verici değildi. Şehvetin akışkanlığına yapışan hiç kimse, gerçeğin resmini görmek istemiyordu düşüncelerinde. Ne kadar akıldışı olduğu önemli değildi, ne kadar karmaşık ve haz dolu olduğu önemliydi düşüncelerin.

Parmakları yavaşladı. Durgunlaştı ve düşünmek için durdu. İnsanın tarih boyunca sürekli anlatmak istediği şeylerin hepsinde bir hastalık olduğunu anlamıştı. Düşüncelerin bütün resimleri, özenle çizilmiş çerçevelerin içindeydi ve hepsi tasarlanmıştı.

Tasarlananın dışındaki düşüncelerini görmek, yazarların sahte maskelerle örtülmüş yüzlerini görmek demekti ve nedense yazar, düşüncelerinin resmini çizerken yaşadığı özgürlüğü, çizmekten kaçındığı kendi gerçeğini anlatmaktan korkarak katlediyordu. 
Hastalık buydu.

Bir tek kaynaktan yayılan ışık, hiçbir maskeyi önemsemiyor ve ardındaki şey her ne ise çırılçıplak gösteriyordu. Harflere yüklensin ya da yüklenmesin, düşüncelerinin resmini büyük bir içtenlikle çizen adamların beslendiği ışığın bir tek kaynaktan geldiğini bildiklerini düşündü adam. Okurun, insana dokunan,  resmini gördüğünde sevdiği düşünceleri düşüncelerinde daha kalıcı tuttuğunu ve bu resimlerin içinde iyilik taşıdığını anladığını fark etti.

İnsan, hastalıklı olsa da, insana dokunduğu için karmaşık karanlık düşüncelerin resimlerine bakmak isteyebilirdi. Baktığı her bir resme kendi ışığını tutabilir, iyiliği kötülükten ayırabilirdi.

Yine duraladı parmakları adamın. Düşündü, parmaklarını yan yana tuttu. Parmakları dokunduğu harflerde hiçbir iz bırakmıyorlardı. Harfleri yazan parmaklardı, parmakların bastığı harfleri seçme özgürlüğü yoktu. Yazarın düşüncelerindeki her şey derin bir ustalıkla harflerdeki resimlere dönüşünce, düşüncelerdeki bütün sıkıntılar olduğu gibi taşınmış olacaktı. Okur, taşınan her şeyi aldığına, taşınan her şey iyi olmadığına göre, okurun zihninde somutlaşan iyi olmayan şeylerin ruhu nereye gidecekti?

İyi olmayan şeylerin ruhu, bir süre sonra okurun ruhunu ele geçirecek ve okur şehvetli dakikaların tadına alışacaktı. Kendi ışığını gölgelerden uzakta tutacak ve sonra yavaş yavaş kendi ışığından uzaklaşacak yazarın düşüncelerindeki resmin çerçevesinin içine sıkışacaktı.

Adam, yazarın sınanışını düşündü. Harflerle çizilen düşüncelerin resminin, çıplak bir kadının resminden çok daha fazla şehvet ürettiğini anlamıştı. Karmaşık, karanlık bütün resimlerin, harflere yüklenmiş düşüncelerin resimleri kadar güçlü olmadığı açıktı.

Parmakları durmak için hazırdı artık. Son cümlesinin son harfini yazdıktan sonra, nokta tuşuna basarak düşüncesinin resmini bitirecekti.




 Mustafa Ege - Cm, 30/01/2013 - 20:23/ İz Etki Ekinoksları 15

Seçkin Deniz Twitter Akışı