6 Ocak 2013 Pazar

SA146/AyS3: Sosyolojik Siyatik ve Barış

"Bırak barışı anlatmayı; defol git! Barış sen gittiğinde gelecektir!"


Barış, erdem, iyilik utanmazların ağzında çirkin durur. Onların gözleri fırıldaktır; dudakları oynak. Ruhları satılmış ve kişilikleri her türlü çirkin sıfatla tutsak. Konuşmalı insan. Gözlerinden alevler fışkıran insanlar gibi. Alevi, çirkinliği yakacak kadar gür olmalı. Bildiği ve söylediği berrak!
./.
Yürümek, ilerlemek ve gelişmekse, yürüyen toplum ilerler ve gelişir. Siyatikli toplumun gelişmesi ise mümkün değildir. Türkiye, siyatikli bir topluma sahip; yürüyemiyor. Düşüncelerine sirayet eden her türlü tümör gözlerine kadar tüm vücuduna yayılmış. Siyatiğin tüm sebeplerini hem ruhunda hem bedeninde taşıyor. Sebeplerin tümü bir tek sebepten üremiş; doğumundan gelen bazı sakatlıklar var çünkü.
../..
Doğumunda faşizm var ve ruhunda paranın, şehvetin ve kibrin kirli konaklarında şiir bestelemiş, ya kavurmuş riyâkârların el izi var. Aşağılık kompleksiyle erimiş eziklerin, çizip biriktirdiği çerçeveler, kurduğu ideolojik kamplar leş kokuyor. Milliyetçisinden, cemaatçisine ve solcusuna kadar her bir süt emziği kirli dudaklardan emilmiş siyatik zehriyle yoğrulu. 
.../…
Büyük adamlar diyerek süsleyip parlattıkları adamların diplerine düşmüş şehvetli dakikalarına, esrara, şaraba, kadına ve her para verenin omuzlarına çizilmiş yaldızlı kanatlar için harcanmış saatlerine baktığınızda göreceğiniz her bir ideoloji çirkindir. İhanet kokulu saray dolaplarında geviş getiren kaypak türlerin ürettiği şiirlerin, biyografilerin, romanların ve gazetelerdeki yazıların her biri toplumun ruhuna hastalık üflemiş. Toplum hasta; yürüyemiyor.
…./….
Gazetelerin parlattığı uydurduğu çerçevelerle düşünen ve aşağılanan ve terör üreten ve şehvet bileyen ve yoksul düşüren ve öldüren ve aptallaştıran ve fakirleştiren ve ırkçılığa sürükleyen ve cemaatlere ayıran ve Allah’ı alçakça şehvetlerine aracı kılan ve dinden nefret ettiren ve kadını aşağılayan ve kadını satan ve bu utanmazlıkla terör çözen bir zihniyetle çakışık bu toplum derdinin farkında olsa da yürüyemez.
…../…..
Birini ezip diğerini yücelttiğinde, yücelttiğini ötekini ezmek için beslediğinde ve ona ve hep kendilerine hizmet için herkesi köle ettiğinde utanmayan adamlar, nasıl iyilik düşünebilir ki? Nasıl barış isteyebilir? Barış için yürüyebilen bir toplum gerek, yürüdüğünde ağrıları depreşmeyen bir toplum gerek. Tümörleri bağırmayan, iltihaplarından arınmış bir toplum gerek.
……/……
Barış için tüm iyilikleri sevmeden, nasıl barıştan bahsedebilirsin? Barış için tüm tetiklerini düşürmeyen sen, hangi iyilik için koştun ki bugüne kadar? Bu ülke senin eserin değil mi? Kendi eserinden, kendi kötülüğünden ne eksilttin ki?

Barış iyilik değil midir, hey utanmaz?!! Çekil git, başımızdan! Çekil git gazete köşelerinden, kitaplardan, televizyonlardan, felsefe odalarından. Git bir köşede gider şehvetini. Geve geve konuşurken sakladığın çirkinliğini de, senden gelecek olan iyi düşünceyi de istemiyor bu toplum.

Bırak barışı anlatmayı; defol git! Barış sen gittiğinde gelecektir!




Aykut Seçkiner, Sonsuz Ark, 05.01.2013, Kırk İki Ara Noktalı Yazılar 3




Bloknot ilk:

Siyatik ağrıları çeken bir toplum sağlıklı yürüyemez. Muhtemelen, siyatikli toplumun kıkırdak diskleri oynamıştır; omurgaları kireçlenmiştir, omurga tümörleri yayılmıştır, omurga enfeksiyonları, iltihaplar oluşmuştur, omurgada çıkıklar veya kırıklar, doğumdan gelen bazı rahatsızlıklar vardır; leğen kemiklerinde ve yakın organlarda hasarlar acı vermektedir; gut, şeker hastalığı ve daha başka sebepler yürümeyi zorlaştırmaktadır.

Bloknot son:

Kuşkusuz tıp, kronik ağrılar sınıfına dâhil ettiği siyatik ağrılarını geçici olarak sona erdirecek araçlara sahiptir; ancak sonsuza dek bunu başaramayacaktır. Hatta bazen hasta bu ağrılardan kurtulmak için ölmelidir. O halde toplum hastaysa bazen toplum da ölmeli midir? Yürüyemeyen her hasta biyolojik olarak iflas edene dek yaşar elbette; ama ölmemesinden bahsedilemez.











Seçkin Deniz Twitter Akışı