6 Şubat 2018 Salı

SA5603/SD890: Belirsizliğe Kaybetmemek; Şeyler Arasındaki İlişki Kaç Zihinsel Katmandır?

 "Şeyler arasındaki ilişkilerin çözülmesi ya da bu ilişkilerin çözüldüğünün zannedilmesi kaskatı kesin gerçekliğin, bugüne kadar olduğu gibi, yine bilinebilir olduğu yanılgısına taşıyor insanı."


 

'Şey', madde, ruh, eşya, söz, olay, iş, durum, duygu veya kastedilen yönelinmiş olgu ya da düşünce yerine kullanılan bir sözcük. Aynı anda kapsamı, sınırları daraltılarak belirlenmiş her şeyi temsilen kullanılabileceği gibi, kimliği dolayısıyla kapsamı, sınırları yoğaltıldıkça belirsizliği de doğuran bir sözcük. 

Eğer, evrenin (kâinâtın) şeylerden oluştuğuna dair tezlere kuantum fiziğini dikkate alarak bakarsak, geçmişte atom olan şey, şimdi parçacıkları temsil edecek ve çıplak bir gerçekle karşılaşacağız; küçük şeylerin küçüklüğünün alt sınırına ulaşamayacağımız gibi büyük şeylerin üst sınırına da ulaşamayacağız, ancak mümkün olduğu kadar küçük şeylerin bileşikler oluşturarak daha büyük şeylere dönüştüğünü göreceğiz. Şeylerin küçükten büyüğe doğru form değişimleri ile elde edilen bileşikler farklılaştıkça da onlara verilmiş adları göreceğiz. 

Yani şeyler diğer şeylerle bileşik oluşturduklarında kapsamları ve sınırları belirginleşiyor ve böylece farklı anlamlara karşılık geliyorlar. O halde şeylerin diğer şeylerle ilişkisi biz 'şeyler bileşimi' olan insan için anlam taşıyor. Şeylerin maddî-somut-fiziksel nitelikleri ile değerlendikleri alanlar ile manevî-soyut-metafizik nitelikleri ile değerlendikleri alanlar da birbirinden bağımsız değil. 


Şeylerin somut-soyut ayrımına tabi tutulması anlam kaymalarında bir tür düşünebilme zemini bulmak için üretilmiştir diye düşünüyorum. İyi tanımlanmamış somut veya soyut şeylerin, dünya ve insan var oldukça insan tarafından daha iyi tanımlanabileceği zaman aralıkları da var olacağı için, şeyler bileşiği olan yeni formuyla şeylere verilen adlarla birlikte yapılan somut-soyut ayrımı da geçicidir, ayrım çizgisi de soyut aleyhine sürekli değişmektedir ve ölçülebilen niteliği ile şeyler hızla soyut alandan somut alana kaydırılmaktadır. 

Geçmişten bugüne soyut olarak tanımlanan birçok şeyin artık somut olarak tanımlanmaya başladığı fiziksel alanda üretilen kuantum teorilerinin gelecekte yine değişecek olan geçici olarak kanıtlanmış birer teoreme dönüşüyor olması şeylerin sağlam anlam zeminini yeniden kaydırıyor ve bu durum yine yeni bir tür belirsizlik oluşturuyor. Binlerce yıllık mazisi ile insan, fiziğin sınırlarını metafiziğe doğru genişletmenin ıstırabını, bulunduğu ve sağlam zannettiği anlam zeminini, bilimde ilerledikçe, zihinsel olarak geliştiğini düşündükçe belirsizliğe kaybederek çekiyor. Aklın oluşturduğu geçici güven alanlarının kaybı, bu alanlara sabitlenmiş her türlü düşünceyi zeminini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakıyor. 

Şeyler arasındaki ilişkilerin çözülmesi ya da bu ilişkilerin çözüldüğünün zannedilmesi kaskatı kesin gerçekliğin, bugüne kadar olduğu gibi, yine bilinebilir olduğu yanılgısına taşıyor insanı. Yanılgılarını sevmekle mutlu olabilen insanın sonraya dair korkuları da bildiği şeylerin gerçekte kesin bilgi denemeyecek şeyler olmasından ürüyor. Bilmek gibi büyük bir iddia böylece kendi varlık değerini koruyamaz hâle geliyor. Bilenin gerçek karşısındaki tutumu korkuyla giydirilmiş olduğu içindir ki bilmeyenin bu korkudan bağımsız yaşayabilmesi mümkün olabiliyor. 

Doğal olarak şeyler arasındaki ilişki dikkate alındığında, bilenle bilmeyen 'bir' olmuyor. Bilenin aslında bildiğini sandığı şeyden bilmeyen haberdâr bile değil iken, gerçek karşısında ikisi arasındaki fark sıfıra yakın oluyor; bununla birlikte bildiğini zanneden 'korkuyor'.

"Şeyler arasındaki ilişki kaç katmandır? Kaç bin yıl sonra çözebileceğiz? Ya da çözebilecek miyiz?" gibi soruları soran bir insanın korkmaması düşünülemez, bu soruları sorabiliyor olması onun bildiği şeyler karşısında güvensiz hissettiğini de kanıtlıyor. 

Şeyler arasındaki ilişkilere karşı tutumu anlam zeminini kaybetme, zannettiğini bilme, güvensiz hissetme ve korkma gibi sınırlarla çevrili karanlık bir kuyuya düştüğünü bilen insanın ihtiyaç duyduğu tek şey, bana göre inanmaktır, büyük küçük her şeyi yaratan ve bilen ve şeyler arasındaki ilişkilerin tümünü bilen Allah'a eksiksiz olarak inanmaktır. Başka türlü bu karanlık kuyudan kurtulabileceğini umması bile imkansızdır, tuhaftır ki insan ummadan da yaşayabilen bir varlık değildir. İşte insan geçmişi boyunca 'umabilmek' için zihinsel arayışlara girmiştir, oturduğu yerde kıpırdamadan düşünmüş ve aramıştır. 

Tabi her arayış, geçmişteki gömülere de uğraması ihtimalini doğurmuştur; insan sırf insan olduğu için, kendisinden önceki insan gibi şeyler arasındaki ilişkileri benzer şekilde düşündüğü için tekrarlanabilir yanılgılara rastlayarak yanılgıların öğrenilmiş olma günahını da yaşadığı güne taşımıştır. İnsan insanı bu şekilde, yanılgılarını da miras bırakarak yanıltmaktadır. Bu anlam zemininde de görülebilen şey, şeyler arasındaki ilişkilere dair bilinen şeylerin zannedilmiş şeyler olmaması gerektiğidir. Bu yüzden de Allah'ın şeyler arasındaki ilişkilere dair kesin, değişmemiş bildirilerinin var olması zorunludur. İnsanın belirsizlik karşısında umduğu dinginliğin başka türlü olması da mümkün değildir.

"Şeyler arasındaki ilişki kaç katmandır?" sorusu, şeylerin ve şeyler bileşiği olan şeylerin insan tarafından tasnif edildiği her alanda geçici olarak cevaplanması insana yaşadığı dünya hayatını tanımlama kolaylığı sağlar; bu tamamen ve sadece bu anlamı taşır, şeyler arasındaki ilişkilere dair gerçeğin tam olarak bilinememesi karşısında dünya hayatını tanımlama kolaylığı insan için en huzur verici çıkıştır. 

Ve tabi dünya hayatını tanımlamak, dünya hayatında hayatî derecede önemli şeylerin de tanımlanması gerektiği hissini doğurur, tanım yapana göre tanım değer ve anlam taşıyacağı için, tanım yapma gücüne sahip olmak öncelik değeri de taşır. Şeytan'ın, Allah'ın yaptığı tanımlara yönelik kasıtlı faaliyetleri, insana Allah tarafından öğretilmiş tanımların anlam zeminlerini kaydırmak maksadına matuftur. İnsanın zannettiği şeylere dair tanım yapma güdüsü de, şeytanın, kazandığı zaferi insana aitmiş gibi hissettirebilmesinden kaynaklanır. Bu böyle bir döngüdür ve şeylerin birbirleri ile ilişkisi bu döngünün savaş alanında anlam kazanır.

Allah'a inanan bir 'şeyler arasındaki ilişki meraklısı' için her şey şeffaftır, tanımlıdır; hangi şeylerin hangi şeylerle ne tür bir ilişki ile başka şeylere dönüştüğü ya da dönüşeceği kesin olarak belirlenmiştir. Şeylerin maddi formda birbirleri ile kurduğu ilişkilerin yapısına dair araştırmaların bu zihinsel aralıkta yapılması insanda korku uyandırmaz; insan bu aralıkta bildiği şeylerin sınırlarını doğru tanımlanmış diğer şeylerle aklını kullanarak belirler. 

Maalesef dünya hayatı tanım yapma gücünü elde etmek için çabalayan insanlar tarafından kaosa sürüklenmiştir. Bu insanları kışkırtan elbette şeytandır ve insandan cinden devşirilmiş şeytanlardır. Bu şeytanların şeyler arasındaki ilişkilere dair bilinebilir olanları bilinemez hâle getirme çabası içine girmeleri ve bilinenleri kendilerine hasredip diğerlerinden, ötekilerden saklaması, sonrasında da kendilerine ayrıcalık tanıyarak ötekileri bilinemezlik yanılgısı içerisinde karanlık kuyulara itmesi yaşadığımız kaosun nasıl bir belirsizlik ve korku iklimi inşâ ettiğini net bir şekilde göstermektedir.

Biz, şeytanlar tarafından dışlanmış ve kaosa itilmiş ötekiler olarak, belirsizlik ve korku iklimine karşı direniş bilinci oluşturur ve geliştiririz. Direniş bilincinin var olması ve gelişebilmesi için de 'şeyler arasındaki ilişkileri' kendimize özgü bir zihinsel aralıkta yeniden, kirlerinden arındırarak oluştururuz, edindiğimiz tutum bu anlam zemininde karşı tutumdur ve kaynağını, gerekçesini kesin olan ilâhî bilgiye dayandırır. Sürekliliğini de kaosla doldurulan dünya hayatını anlayarak, anlam kaymalarını belirginleştirip göstererek ve şeytanlar tarafından tanımlanmış ve işaret edilerek gösterilmiş olanlardan başka farklı çıkışların olduğunu göstererek sağlayabiliriz.

O halde şeyler arasındaki ilişkiye dair sorularımızın gerçek bir zemini vardır, dünya hayatını kesin olan bilgiye dayanarak yaşanabilir bir çerçeveye, kapsama ve sınırlara ulaştırmak istiyoruz. Yaşadığımız mekandan yola çıkarak, ev-sokak- mahalle-köy-kent-ülke-kıta ve dünya zemininde, insanların birbirleri ile ilişkilerinde şeylerin gücünü ve şeyler arasındaki ilişkilerin ürettiği her şeyi sorgulayabiliriz. Güvenilir olanla olmayanı ayırt edebilir, doğru tutumu berrak bir şekilde tanımlayabiliriz. 

Şeylerin diğer şeylerle ilişkisi tamamen zihinsel çabalarımızla bir anlam taşıdığı için insanların zihinlerinde gezinen şeylere dair yeni tanımlar yapabilir, şeylerin diğer şeylerle ilişkisini insan için her an her gün yaşanan şeylerle ilişkilendirerek algılanabilir düzeye indirebiliriz. 

Kaostan çıkışın yolunu, huzur bulma iklimini inşâ etmenin başka bir yolu olmadığını düşünüyorum. Kaçarak, saklanarak, itilmiş bir halde karanlık kuyularda bekleyerek varacağımız hiçbir şey, yer, umut yoktur.

Şeyler arasındaki ilişkilerin kaç zihinsel katmanda incelenmesi gerektiğini belirlemek itildiğimiz karanlık kuyulardan çıkışın ilk ışıklarını yakabilir. Bana göre, şeyler arasındaki ilişkileri beş zihinsel katmanda irdeleyebiliriz.

Yaşadığımız zaman zarfında üç boyutlu bir 'şey' olarak üç boyut içindeki şeylerin birbirleri ile ilişkilerinde gördüğüm beş zihinsel katmanı şöyle sıralayabilirim.

Birinci zihinsel katmanda şeyler arasındaki, uzmanlık dışı ilişkileri hemen herkes biliyor, ihtiyaçlar hiyerarşisinin olağan akışının yaşandığı katman birinci zihinsel katmandır; yemek-içmekle, sevmekle, öfkelenmekle, çalışmakla, sağlık ve ibadetle ilişkili zihinsel devinimleri içerir..

İkinci zihinsel  katmandaki ilişkileri karmaşık istihbarî ağı inşâ edenler ve ona vakıf olanlar biliyor; düşünce kuruluşları çalışanları, derin bürokrasî, devlet aklı bu katmanda çalışır.

Üçüncü zihinsel katmandaki ilişkileri birinci ve ikinci zihinsel katmandaki ilişkilerle iç içe olanlar, yani ancak uzmanları biliyor; şeytanların tanım yaptıkları ya da yapılmış tanımların çözülebildiği zihinsel katman burasıdır, ikinci zihinsel katmandaki her şeyi tasarlayan ve birinci zihinsel katmana sürükleyenlerin ya da buna karşı çıkanların bulunduğu katmandır.

Dördüncü zihinsel  katmanda ilk üç katmandaki ilişkileri, içeriği bilmeseler de, sonuçların somut varlığından yola çıkarak aklın işaret ettiği verilerle simülasyonlar oluşturarak şeyler arasındaki ilişkileri görebilenler var, dördüncü katman aktif güç sahibi olmayan şeyler olarak bizlerin sadece ve ancak görebildikleri, yorumlayabildikleri fakat doğrudan etkileyemedikleri şeyleri içeriyor; şeyler arasındaki ilişki dördüncü zihinsel katmanda buğulu bir hale geliyor, birinci zihinsel katmanda gerçekleşen şeyler arasındaki ilişkileri sorgulayan düşünürleri bu katmanda sayabiliriz.

Beşinci zihinsel katman ilk dört katmanda görülebilen şeyler arasındaki ilişkilerde zaman faktörünü devre dışı bırakan şeylerle dolu; dördüncü katmandaki buğu zihni beşinci zihinsel katmanda zamansızlıkta devinime sürüklüyor. Sanırım beşinci katmandan sonrasında şeylerin birbiri ile ilişkilerini izlemekten kopuyoruz biz birer üç boyutlu şey olarak; düşündüklerimizle gerçek arasındaki ilişkinin takibini kaybediyoruz (Beşinci zihinsel katmanda zamansızlık sizi birinci zihinsel katmandan koparır, düşünemez ve yazamaz hale gelirsiniz). Beşinci zihinsel katman Allah'a içtenlikle dua ettiğimiz veya "Allah belanızı versin" dediğimiz yerdir.

Ve daha ileride üç boyuttan daha büyük boyutlar var ve bu boyutların her birinde şeylerin birbirleri ile ilişkisi devam ediyor; gelecekteki insanları bekliyor.

Şeyler arasındaki ilişkilerin fizik-metafizik ayrımından bağımsız olduğu gerçeği, bize, şimdilik metafizik sayılan ruh ve fizik sayılan bedenin oluşturduğu 'insan'da açık bir şekilde birleşik durduğunu göstermektedir. Akıl, fizik alanına dair felsefî tartışmaların, bu tartışmalara bağlı olarak geliştirilen bilimsel, dinî, edebî-sanatsal fikirlerin oluşturduğu zeminin, metafizik alana dair yine fizik alanından taşınan şeylerle kurulmuş ilişkiler sınıfından olarak psikolojinin, sosyolojinin, siyasetin, ekonominin, tarihin ve yine dinin insanların tümünü birleştiren herkesin olduğu birinci katmanda bir 'savaş' inşâ etmekte olduğunu, bu savaştan beslenen güçlerin birinci katmanı her şeyin başladığı ve bittiği yer olarak kabul ettiğini görmemiz için işaret etmektedir.. 

O halde, kendi değerlerimiz ve ilâhi olan doğruyla ilişkimizi gerçekleştirmiş bir bilinçle, sayılan uzmanlık alanlarında 'karşı taraf'ın hangi şeyleri hangi şeylerle ilişkilendirdiğini, tanımladığını ve ötekilere, bizlere dayattığını çok iyi bilmekle de mükellefiz. Aksi halde bize 'iyi, doğru ve güzel' olarak tanıtılan şeylerin, iyi, doğru ve güzel olup olmadığını sorgulamamız mümkün olmaz. Birinci katmandaki hepimiz zihinlerimizin sağlıklı işleyip işlememesinden sorumluyuz, madem birinci katman hem başlangıç noktası hem de varılacak olan nokta (biz inananlar için ahiret bilinci başka), aynı zamanda 'savaş'ın başladığı ve bittiği alan, o halde birinci zihinsel katmanda algılayabildiğimiz şeylerin diğer şeylerle ilişkisini doğru bir şekilde irdelemeliyiz. 


Birinci zihinsel katman herkesin hangi zihinsel katmanda düşünürse düşünsün asla kopamayacağı, yediği, içtiği, konuştuğu, duygulandığı, sıradan ihtiyaçları için düşündüğü bir zihinsel katmandır. Doğal olarak diğer katmanlardaki değişim ve hareketlilik birinci zihinsel katmanı etkilemediği sürece bir anlam taşımaz, diğer katmanlardaki değişimlerin ürettiği kararlar birinci zihinsel katmana müdahaleyi gerektirir, müdahale de savaş demektir.


Yaşadığımız dijital çağda (ya da bilgi çağında)
'şeyler arasındaki ilişkilerde zihinsel katmanlar'a dair somut olarak milyonlarca örnek verebiliriz. 

Ancak en etkili örneklerden biri şu olabilir.

Amerikalı William Lederer ve Eugene Burdick'in birlikte yazdığı 1958 tarihli Çirkin Amerikalı adlı roman, birinci ve ikinci dünya savaşının acılarını dindirmekle meşgul birinci zihinsel katmanda yaşayan Amerikalıları hedeflemiş ve onları Amerika'nın yurt dışından gelebilecek tehditlerle karşı karşıya olduğuna ikna etmek için büyük korkular üretmişti. Yazarları bu kitapla Amerikalıları ve çevirilerle bütün Amerikan peyki ülkelerde yaşayan insanları risklerin yüksek olduğuna inandırdılar. Amerikalılar  komünizmin bir tehdit olduğuna inandıkları ve sadece yurt dışındaki insanların kalplerini ve zihinlerini kazanmak için değil, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri'nin dünya çapındaki hedeflerine ulaşamazlarsa büyük savaşın ülkelerine taşınacağına da inandılar. (1)

ABD ve SSCB arasındaki Soğuk Savaş 1989 yılına kadar sürerken, ABD Kamboçya-Vientam, Afganistan gibi ülkelere karşı savaşta milyonlarca insanı öldürdü, Türkiye dahil, İran, Yunanistan, İspanya, Güney Amerika ülkelerinin tümü ABD tarafından iç savaşlar ve askerî darbelerle sürekli çatışma alanı olarak tutuldu. 1990'lı yıllarda Sırplar Amerikan desteğiyle Müslüman Boşnaklara soykırım uyguladılar,  yine ABD, 2001 sonrası Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Yemen, Mısır, Libya, Cezayir, Tunus, Ukrayna'da iç savaş, askeri darbeler, ayaklanmalarla milyonlarca insanı öldürdü, sakat bıraktı. ABD'nin ürettiği El Kaide, DAEŞ-IŞİD, Boko Haram, Şebab, PKK-YPG gibi terör örgütleri İslam Dini'ne ve müslümanlara karşı katliamlar gerçekleştirdiler.


Bütün bunlara karşılık ABD Savunma Bakanlığı Pentagon Şubat 2018'de, yine kendisinin başlattığı iç savaş sürerken, "Büyük devletler arasında uzun süredir küresel çapta savaşlar yaşanmaması ABD'nin marifeti. Bu sayede can kayıpları ciddi ve kalıcı şekilde azaldı" (2) diyecekti.


Şeyler arasındaki ilişkilerin tüm zihinsel katmanlarda nasıl anlam kazandığı, nasıl tanımlandığı ABD örneğinde net bir şekilde görülebiliyordu. Şeyler arasındaki ilişkileri kesin olarak bilen Allah, bu anlam kaymasını yüzlerce yıl önce bildirmişti:


"Bunlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde, "Biz ancak ıslah edicileriz!" derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. Onlara, "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın" denildiğinde ise, "Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?" derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler." (3)


Hepimiz birinci zihinsel katmandan şu kesin gerçeği görebilir ve şeyler arasındaki iyi, doğru ve güzel olanı seçebilir, itildiğimiz karanlık kuyudan çıkabiliriz:

"İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyene ve kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir." (4)

Onlar ve biz birinci zihinsel katmana mahkûmuz, bizim en büyük avantajımız onlara karşı bilinçli olabilmemizdir; belirsizliğe kaybetmemek için de inanmak zorundayız.

"Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik." (5)

وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يدًا عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟


Seçkin Deniz, 06.02.2018, Sonsuz Ark, Şeyler ve İnsanlar, Sohbetler




3- Bakara Suresi 11-13.ayetler
4- Bakara Suresi 177. ayet
5- Nahl Suresi 89. ayet

Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.





Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı