16 Ocak 2018 Salı

SA5490/SD873: Nasıl Düşünmek Gerek?

"Bana sorarsanız, her insan düşünür, düşündüğünü de hem sözlerine hem de hayatına yansıtır; bunun başka türlü olması imkansızdır."


İnsanı yaratılan diğer şeylerden farklı kılan özelliği düşünmekse eğer, her insanı diğer insandan ayıran şey de 'nasıl düşündüğü'dür. Nasıl düşünür insanlar, nasıl farklılaşırlar? Kim bu soruya cevap verebilmiştir ki? Bilginin, akıl yürütmenin, hüküm vermenin, verilen hükmü denetlemenin temel çerçevesini hangi etken belirliyor? Daha da ötesinde sorulması gereken soru şu olmalıdır; düşünen insan, düşündüğü her şeyi, içeriği, yöntemi ve sonucu değerlendirildiğinde, nasıl emin olabiliyor ve  düşünme faaliyeti sonrasında ürettiği ölçütü hayatına nasıl yansıtıyor?

Bana sorarsanız, her insan düşünür, düşündüğünü de hem sözlerine hem de hayatına yansıtır; bunun başka türlü olması imkansızdır. Elbette düşünülen şeylerin tamamı sözlere ve hayata yansımaz, ancak ana gövde hiç kuşkusuz insanın hayatına olduğu gibi taşar ve o insanı diğer insanlardan farklı bir yere taşır... Aksi halde insanın yaşaması imkansızlaşır. Düşünce kişiye özeldir, kişinin hayatını idame ettirmesinin ana şartıdır; insan bunu yapamıyorsa, yapamaz hâle gelmişse zaten mükellef olma, iradî faaliyette bulunma özelliğini de kaybetmiş demektir; bitkisel hayattadır ya da artık bakıma muhtaçtır.

Konumuz bakıma muhtaç olan insan değil elbette... Aramızda dolaşan, bazen biz olan, bazen öteki olan iradesi normal bir şekilde işleyen, yapıp-etme becerisi yok olmamış insanı gözlem altına almış olmalıyız. Duyduklarını düşünmeyen insan da yoktur, araştırıp bulduklarını düşünmeyen insan da. Yaygın kanaate göre 'düşüncesiz' olarak nitelendirilen insan kısmı da, düşüncesizlikten kastedilen şey 'bencillik ve aculluk' olsa da, bu kapsamda düşünen insandır. Bencillik ve aculluk hiç düşünmeden mümkün olur muydu? Olmazdı; olamazdı, çünkü onun oraya varmış olması, odaklandığı kendisi ya da başka şey olsa da, yoğun bir şekilde o 'düşünmüştü'.

Varmak istediğim yer, insanı diğerlerinden farklılaştıran, ancak aynı oranda doğru düşünme biçimine yükselmiş olanlar arasındaki farkın azaldığı, insan tabiatının aşamadığı gerçeklik olgusuna karşı çaresizlik hissettiği ve teslim olduğu yerdir; orada düşünce aklın yürüdüğü yolda başka yere ulaşamaz hâle gelmiştir ve nihayetinde insan karşı çıkamayacağı gerçeğe teslim olmuştur. Sıradan insanların asla varmak istedikleri yer orası değildir, orada kaçış olmadığı için, başını çevirip gitmek imkansızdır, orada varılan kesin, keskin gerçeğe karşı başka türlü söylemek ve davranmak insanın kendisini inkâr etmesi demektir.

Ve elbette oraya varmadan ya da varacaklarını hissettikleri anda yarı yoldan geri dönüp sıradan insanların arasına kaçmayı seçenler de vardır, bundan sonraki zamanlarda bunlar var olacaktır da. İşte bizim canımızı sıkan türler bu türler... çünkü oraya varmasalar da orada hangi kesin gerçekle karşılaşacaklarını bilirler, ancak bilmeleri onları tedirgin etmiştir, gittikten sonra geri dönüş yoktur, geri dönüşte de sıradan insanları 'gerçeği anlatma' konusunda aldatma imkanları yoktur... Evet onlar insanları aldatmak için oraya varmadan geri dönerler ve bundan menfaat elde etmeyi umarlar. İşte bunlar insanlığın asıl düşmanları, İblis'in asıl ortaklarıdır, haindirler; düşünce haini deriz onlara...

Düşünce hainlerinin arttığı dönemlerde önderlerini yitiren insanlık güveni yitirmiştir; önemi, önceliği, değeri tarumar etmiştir ve başıboş bir şekilde hayvanlaşmış ya da hayvandan daha aşağıya inmiştir... Bunu başka türlü izah etmek de imkansızdır; eğer izah etmek mümkün olsaydı nasıl izah edilecekti gerçeğin perdelenmesi? İhaneti itiraf etmeden nasıl izah edecekti insanlar?

Çözüm nedir o halde, nasıl düşünmek gerek? Bence bu da çok basit bir cevabı olan bir soru; doğranmamış, ifsad edilmemiş çocuk aklı nasıl düşünürse öyle düşünmek gerek. Çocuk aklı nasıl düşünür; evet işte bütün mesele burada düğümleniyor, çocuk aklının nasıl düşündüğünü herkes biliyor çünkü; herkes çocuk olmuştur ve yine herkes çocuk gibi saf ve çelişkisiz düşünmeye cesaret edemeyeceğini de farkında olarak biliyordur.

'Çocuk nasıl düşünür'ü hatırlatmak isterim yine de. Belki hatırlamak iyi gelebilir hâlâ içinde bir nebze iyilik taşıyanlara.

Çocuk ilk önce merak eder, ya peşinden gider merakının; dener, denediğinin tecrübesini edinir ve bir sonuca ulaşarak karar verir - ki yetişkin olan bizler buna tümevarım yöntemi diyoruz- ya da kafasındaki şeye odaklanarak onun doğru olduğunu düşünür ve düşündüğü şeyi doğrulayan kanıtlar arar, bulursa doğru hüküm verdiğini anlar, bulamazsa da yanlış hüküm verdiğini kabul ederek ilk hükmünden vazgeçer- buna da tümdengelim diyoruz-, hadi biraz daha açalım bunu... klasik el yakma olayını örnekleyelim... hani tembihlerin işe yaramadığı en ilk durumlardan biri... çocuk ateşi merak eder, gider dokunur ve eli yanar; "ateşe elinle dokunduğunda elin yanar der" kendine...hükmünü araştırarak kurmuştur... hatırlamazsınız bu zamanları elbette, ama şu örneği hepiniz hatırlarsınız muhtemelen; oynarken acıkır çocuk, annem yemek yapmıştır der ve annesinin yanına gider, yemek vardır veya yoktur; yemek varsa hükmünün doğru olduğunu görür, yemek yoksa da hükmünün yanlış olduğunu...

"Baban kim?" diye sorulduğunda babasını gösterir çocuk, -bu da başka bir düşünme biçimidir- "Babam budur" hükmünün örnek göstererek ispatını yapmaktadır.

Nasıl düşünmek gerek? Fıtrat dediğimiz şeyi fıtrata uygun olarak geliştirir ve doğru-güvenilir bilgiyle akıl yürütürsek, genel ve evrensel değerler olarak tanımlanmış 'şeyler'e karşı tutumlarımız seçeneksiz bir şekilde benzeşir ve çatışmalarımız azalır; birbirimize tahammülümüz artar, zıp zıp zıplayan nefsimizi kontrol etme gücümüz gelişir, başkasına 'insan' olarak bakma imkanımız geniş bir alanda hayat bulur. Yaratılmış olan her varlığa karşı o varlığı yaratan Allah'ın koyduğu sınırlara göre davranırız. İblis işsiz kalır.

Çok zor, değil mi dosdoğru düşünmek? Çıkarlarımız gerçeğe ulaşmamızı engelliyor. Nasıl düşüneceğimizi çok iyi bildiğimiz halde, gerçeğin bizi kıskıvrak yakalamasına tahammül edemeyeceğimizi de çok iyi biliyoruz ve birbirimizi bilerek aldatıyoruz. Sonra da mutsuz olup, mutsuzluğumuzu giderecek şeylerle vakit öldürüyoruz, fırsattan istifade ile de birbirimizi öldürmekten çekinmiyoruz.

Söylemiştim... Bana sorarsanız, her insan düşünür, düşündüğünü de hem sözlerine hem de hayatına yansıtır; bunun başka türlü olması imkansızdır.

Düşünmek cesaret ister, gördüğünüz gibi... çocuk cesareti hem de...




Seçkin Deniz, 16.01.2018, Sonsuz Ark, Şeyler ve İnsanlar, Sohbetler





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı