21 Temmuz 2019 Pazar

SA7848/TG263: ABD Dış Politikasında Dönüm Noktası mı?

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız analiz, Türkiye ve Erdoğan düşmanı, 15 temmuz Darbesi'nin planlamacılarından, CIA eski ortadoğu şefi Graham E. Fuller'in  'ABD Dış Politikasında Dönüm Noktası mı?'  başlıklı sunumuyla, Brown Üniversitesi Watson Uluslararası ve Halkla İlişkiler Enstitüsü'nde kıdemli bir araştırmacısı olan Stephen Kinzer'e aittir ve başlığı analizin içeriğini olduğu gibi özetlemektedir: '(Solcu) Soros ve (Sağcı) Koch Şaşırtıcı Bir Girişimle ABD'nin 'Sonsuz Savaş' Politikasını Sona Erdirmek Üzere Bir Araya Geldi' Bu iki kan dökücü ismin finanse ettiği diğer tüm düşünce kuruluşlarına zıt bir felsefe ile  'Quincy Enstitüsü' adında yeni bir enstitü kurarak, şu ana dek özetle bu iki finansörün de desteğiyle çalışmalarını sürdüren ve dünyayı renkli devrimler ve ayaklanmalar ve terör dahil kana boğan diğer enstitülere karşılık 'yaşa ve yaşat' prensibine dayanan bir dış siyaset anlayışını savunmayı planlamaktadır.  Stephen Kinzer'e göre "'Quincy Enstitüsü'nün 2019’un sonuna kadar dört adet rapor yayınlanması hedefleniyor: Bunlardan ikisi Ortadoğu ve Doğu Asya’ya yönelik alternatif yaklaşımlar sunarken, bir tanesi  “sonsuz savaş konseptinin sonlandırılması” ve diğeri de “dış politikanın demokratikleştirilmesi” üzerine olacak." Açık Toplum ve demokrasi söylemi ve parası ile bütün dünyada terörün yayılmasına, normalleşmesine ve devlet otoritesinin çökmesine neden olan Solcu Soros ile hemen bütün dünyada  parası ile sağcı ideolojileri, ırkçılığı besleyen ve nefretin yayılmasına ve normalleşmesine neden olan Sağcı Koch'un böyle ortak bir hedefe odaklanması normal değildir; kendi ürettikleri savaşa ve kaosa karşı mücadele etmeleri anlaşılır ve inanılır değildir. Önceki politikalarının da bir tür itirafı olan yeni yaklaşımın sahnedeki şovu kremalı, soslu kek gibi iştah çekici görünse de kanla beslenen bu yaratıkların 'iyi' bir şeylere odaklanmasını beklemek saflık ve ahmaklık olarak değerlendirilebilir. Siyonist yahudi bu dörtlünün, Fuller-Soros-Koch üçlüsünün ve bu üçlüye ek olarak yorumcu Stephen Kinzer'in siyonist ve şeytanî olmayan herhangi bir yaklaşım içinde olabilmeleri imkansızdır. Dünyanın kurulan yeni tuzaklara karşı temkinli olması gerektiğini düşünüyoruz. 2010'da Türkiye ve İran'ı öne çıkardıklarını iddia etmelerinden sonra Türkiye ve İran kan gölüne döndü ve iki ülke 9 yıldır savaşlarla, kaoslarla, terör, darbe, ekonomik kriz ve kuşatmalarla mücadele ediyor. Kinzer'in 13 Haziran 2010 tarihli 'Bir Sonraki Güç Üçgeni'  başlıklı yazısının giriş cümlesi şöyleydi: "Amerika'nın Orta Doğu'daki gelecekteki ortakları neden Türkiye ve İran olmalı? Evet, İran"  Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ı görevden alan  ve Ruhani'yi göreve getiren İran ABD ile ortak çalıştı, Suriye ve Irak'ta milyonlarca müslümanı katletti ve şimdi Amerikan ambargolarıyla boğuşuyor. Erdoğan liderliğindeki Türkiye, İran'ın aksine 'Stratejik ortağı' ABD'nin talimatlarına uymadığı için 2010'dan bu yana artan terör, darbe, savaş tehditleriyle meşgul. Hatta Pentagon, 50 yıllık gizli projesi FETÖ'yü da Türkiye'yi yönetmeye devam edebilmek için önce masaya, sonra  15 Temmuz'da sahaya sürmek zorunda kalmıştı. Analizin 'büyüleyici' aldatmacalarına kapılmadan okumanızı tavsiye ediyoruz.
Seçkin Deniz, 21.07.2019


Turning Point in US Foreign Policy?

Uzun süreden beri çöküşe doğru sürüklenen ve pasifize olan Amerikan dış politikası kökten bir değişim mi geçirmek üzeredir?

Bugün usta gazeteci Stephen Kinzer tarafından Boston Globe’da yazılan bir makalede, ABD dış politikası, Amerika’nın dünyadaki yeri ve sınırsız savaştan yerli ulus inşasına kadar önceliklerde büyük bir değişime yönelik devrimci etkileri olacak heyecan verici haberler yer alıyor. Bu makale, sahip olduğu büyük önem nedeniyle, aşağıda tam metin olarak alıntılanmıştır.

Yıllar boyunca ABD dış politikasına yönelik keskin eleştiriler içeren yazılar yazdım. Bazı temel meseleler üzerinde yoğunlaşan bu eleştiriler, Washington sahnesinde küçük ve kuşatılmış bir sesi temsil eden belirli sayıda ilerici yorumcu tarafından da paylaşıldı. Bu eleştirilerin ana hatlarını aşağıdaki maddeler oluşturuyordu:

1) Dünyanın dört bir yanındaki ABD kuvvetlerinin savaş mücadelesini veya askeri eylemlerini içeren ABD dış politikalarının esasen neo-emperyal niteliği; Bu askeri kampanyalar tahmin edilebileceği gibi “demokrasiyi savunmak”, “insan hakları”, ve “Amerikan güvenirliğinin korunması” gibi çeşitli yanıltıcı kavramlar çerçevesinde pazarlanmaktadır. Asıl hedef, daha açık bir şekilde Pentagon tarafından şu şekilde özetlenir: “ABD’nin tüm sahalarda askeri hâkimiyeti”.

2) Bu imparatorluk ve savaş makinesinin tesis edilmesi için gerekli olan devasa maliyet, ABD bütçesinin büyük bir kısmını tüketmektedir.

3) Bu büyük fırsat maliyeti; Çin, Rusya, İngiltere, Hindistan ve İsrail de dâhil olmak üzere, dünyanın sonraki yedi ülkesinden daha büyük bir askeri bütçe sağlayabileceğini düşünen, ancak herkese sağlık hizmeti veya ücretsiz üniversite eğitimi sunmayı (Avrupa'da olduğu gibi), çöken ulusal altyapının ve dünyanın birçok ülkesinde “büyük millet” olmayı tanımlamaya yardımcı olan diğer sosyal programların iyileştirilmesini düşünmeyi ise abartılı bir şekilde pahalı bulan bir ülke olan ABD’nin, kendi vatandaşlarının hayat kalitesine mal olmaktadır.

4) ABD dış politikasının, ABD diplomatik birimlerinin ve dış politikanın en önemli parçası olan diplomasinin zarar görmesi pahasına militarizasyonu.

5) Dünya çapında yürüttüğü savaşları kaybederken hayati “mevcudiyet” (Çev: Stratejik coğrafi bölgelerde varlığını gösterme) ve küresel polislik rolünü üslenmeye devam etmek. Bazı askeri gözlemciler kaybedilen savaşların, öngörülebilir şekilde altyapıya yönelik zorunlu askeri harcamayı gerektiren küresel tehdit algısının sürdürülmesi kadar önem arz etmediğini vurgulamaktadır.

Şimdi, bu yıkıcı sendromun bir dönüm noktasına yaklaşmakta olduğunu umabilir miyiz?

Büyük bir şahsi servete sahip olan “sol görüşlü” Soros ile sağcı Charles Koch’un, Quincy Enstitüsü adını taşıyan Washington merkezli yeni bir dışişleri enstitüsü kurmak için bir araya geleceklerine yönelik önemli haber, çok da abartılı olmasa da potansiyel bir etki oluşturdu.

Enstitü, Amerikalıların hayatı üzerinde zararlı bir etki oluştururken tüm dünyayı ve geleneksel Amerikan güvenlik yapısının görünüşünü etkileyen Amerikan dışişlerinin kontürlerine dramatik bir şekilde dokunabilir. 

Bu enstitü tüm bu sahalarda heyecan verici bir kökten değişim gerçekleştirebilir. Bu değişim, Sovyetlerin yıkılışından beri Washington’da küresel ilişkilere yönelik tamamen yeni bir vizyon için ilk işareti oluştururken gözlerimizin önünde eski (Amerikan) vizyonunun çökmekte olduğu bir zamanda gerçekleşmektedir.

Ve bu söz konusu enstitü, uzun süreden beri Washington’u domine etmekte olan, para babası müdahaleci “think-tank”lar ile baş edebilecek gerekli mali desteği elde edebilecek gibi görünmektedir.

Bu ümit verici gelişmeyi hoş bir şekilde karşılayarak desteklemeliyiz. Sizi makale ile baş başa bırakıyorum.

Graham E. Fuller / 1 Temmuz 2019 

***


Soros ve Koch Şaşırtıcı Bir Girişimle ABD'nin 'Sonsuz Savaş' Politikasını Sona Erdirmek Üzere Bir Araya Geldi

Solcu George Soros ve sağ kanattan Koch kardeşlerin, milyarder olmalarının yanı sıra varlıklarının çoğunu gayeleri uğruna harcamaları dışında pek ortak bir yönleri bulunmuyor. Zıt kutuplar olarak da görülebilirler. Soros eski kafalı bir New Deal [Çev: Franktin Delano Roosevelt'in iktisadi depresyonu yenmek amacıyla izlediği politika] liberalidir. Koch kardeşler ise vergileri keserek hükümeti ortadan kaldırmayı hayal eden ateş soluyan sağcılardır. Şimdi üzerinde anlaştıkları bir düşünce buldular: ABD, sonsuz savaş konseptini sona erdirmeli ve tamamen yeni bir dış politika oluşturmalıdır.

Modern Amerikan siyasi tarihinde en göze çarpan ortaklıklardan birinde, Soros ve iki kardeş içinde daha aktif olan Charles Koch, Washington merkezli yeni bir dışişleri think-tank’ını finanse etmek üzere bir araya geliyor. Düşünce kuruluşu tehdit, yaptırım ve bombalamalara odaklanmak yerine dünyaya diplomasi temelli bir yaklaşım sunacak.

Washington’daki her bir düşünce kuruluşunun neocon militarizmin veya liberal müdahaleciliğin bir tür varyantını savunduğu bir ortamda bu oldukça radikal bir görüş. Soros ve Koch kardeşler, zayıflamakta olan barışçıl ABD vizyonunu yeniden canlandırmak için bir araya geliyor.

Bu yeni düşünce kuruluşu için sağlamış oldukları finansmanın yanı sıra, Soros ve Koch’un siyasi yelpazenin iki ucundan getirmiş oldukları destek, Washington’da durumu kurtarmaya alışmış olan koronun içinde bu yeni oluşumun siyasi anlamda göze batmasına sebep olacaktır.

Ulusal İran Amerikan Konseyi eski başkanı ve Quincy Enstitüsü kurucularından Trita Parsi şöyle diyor: “Bu büyük bir olay. Farklılıkların bir kenara koyularak böyle bir olay için bir araya gelinmesi sonsuz savaş (konseptinin) sona ermesinin ne kadar önemli bir olay olduğunu gösteriyor. En azıdan çeyrek asırdır gerçekleşmeyen bir şekilde Amerikan dışişleri politikasının temellerine karşı mücadele edeceğiz.”

Barışçıl bir dışişleri anlayışı, ABD’nin kuruluş prensibi olduğu için bu düşünce kuruluşunun adının geçmişi hatırlatması yerindedir. Kuruluşun adı John Quincy Adams’ın anısına ‘Quincy Sorumlu Siyaset Enstitüsü’ olacak. Quincy Adams, 1821 tarihindeki bağımsızlık Gününde yapmış olduğu ufuk açıcı konuşmada şöyle diyordu: “ABD, yok edecek canavar arayışı için yurtdışına çıkmayacaktır. ABD, herkesin özgürlük ve bağımsızlığı için iyi niyetlere sahiptir.” 

Quincy Enstitüsü yaşa ve yaşat prensibine dayanan bir dış siyaset anlayışını savunmaktadır.

Eylül ayında kapılarını açacak olan enstitü, sonbaharın sonuna doğru ise resmî bir açılış gerçekleştirecek. Kuruluş destekçileri olan Soros’un Açık Toplum Vakfı ve Charles Koch Vakfı’nın her biri bunun için yarım milyon dolarlık fon ayırmış. Az miktardaki şahsi bağışla bu miktara 800.000 $ daha eklenecek.

Enstitü, gelecek seneden itibaren 3.5 milyon dolarlık bir bütçeye ve Kongre ve kamusal alandaki tartışmalarda kullanılmak üzere bol miktarda malzeme üretecek bir siyasi uzman kadrosuna ulaşmayı ümit ediyor. Enstitüye işe alımlar devam ederken, Parsi’nin kurucu arkadaşları içinde, Çin, İran ve Kuzey Kore ile çatışmalı konulara alternatif üreten müzakereler için senelerini harcamış Suzanne DiMaggio; tarihçi ve deneme yazarı Stephen Wertheim; anti militarist yazar ve emekli Albay Andrew Bacevich’in de yer aldığı Amerikan dış politikasına yönelik eleştirileri ile tanınan uzmanlar bulunuyor. 

Kuruluşa katılma sebebi sorulduğunda Bacevich şöyle diyor: “Enstitü, yeni ve daha az militer bir siyasi yaklaşımı dikkate alan hem ilerlemeci hem de müdahale karşıtı muhafazakârları davet edecek. Sonsuz ve zarar verici bir savaşa karşıyız. Ulusun dış politika ajandasına barışı önceleyen anlayışın yeniden hâkim olmasını istiyoruz.”

Somut olarak bu durum, Amerikan birliklerinin Afganistan ve Suriye’den çekilmesinin; İran ile nükleer anlaşmaya geri dönülmesinin; Rusya ve Çin ile daha az çatışmalı bir yaklaşım içine girilmesinin; Venezuela ve Küba’ya yönelik rejim değişikliği kampanyalarına bir son verilmesinin ve savunma bütçesinde keskin bir azaltmaya gidilmesinin enstitü tarafından savunulacağı anlamına geliyor.

2019’un sonuna kadar dört adet rapor yayınlanması hedefleniyor: Bunlardan ikisi Ortadoğu ve Doğu Asya’ya yönelik alternatif yaklaşımlar sunarken, bir tanesi  “sonsuz savaş konseptinin sonlandırılması” ve diğeri de “dış politikanın demokratikleştirilmesi” üzerine olacak. Enstitünün ilkeler beyanına göre: 

“ABD’nin dünyayla yakın ilişki kurması gerekmektedir ve bu ilişkinin özünü halklar arasında barışçıl bir işbirliği oluşturacaktır. Bu nedenle, ABD barışı korumak ve güçlü diplomasi pratiği ile onu sürdürmek zorundadır… Silahlı kuvvet kullanımı, Amerika’nın dünyaya katılımını temsil etmemektedir. Güç, insan yaşamını sona erdirerek, katılımı telafi edilemez şekilde yok etmektedir. Güce herhangi bir şekilde başvurmak en son çare olarak düşünülmeli ve bu sıklıkla tekrarlanmamalıdır. Ordu, küresel bir polis gücü işlevi görmek için değil Amerikan halkını ve topraklarını korumak için vardır.” 

Bu aykırı görüşün derinliği ancak, Washington’un think-tank ekosistemini besleyen cafcaflı gücün anlaşılmasıyla kavranabilir. Bu “konuşma dükkânları” [Çev: Yazar Talk-Show kelimesine atfen, Think-Tank’lar için Talk-Shop tabirini kullanıyor] politikacılara, gazetecilere, Kongre üyelerine
Ve halka tavsiyede bulunmak için her delikten çıkan uzmanları çalıştırır. Köşe yazıları kaleme alan bu uzmanlar, haber kanallarına da çıkarak boş boş konuşurlar. Dış politikaya yönelik Washington’daki bütün büyük düşünce kuruluşları şu müdahaleci dogmayı savunur: 

ABD her taraftan tehditlerle karşı karşıyadır, bu nedenle her yerde var olmalıdır ve bu “varoluş” dışarıda bulunan 800 adet askeri üssün devamını ve yabancı ülkelerle sonsuz çatışmalar için harcanan trilyonlarca doları da içine almaktadır. Bu durum, American Enterprise Institute (Amerikan Girişimcilik Enstitüsü) ve Heritage Foundation (Kültürel Miras Vakfı) gibi konservatif think-tank’ların yanı sıra Center for American Progress (Amerikan İlerleme Merkezi) ve Brookings Institution (Brookings Enstitüsü) gibi liberal düşünce kuruluşlarını motive eden kültürel altyapı ile benzerdir.  

Bu düşünce kuruluşlarının küresel hegemonya projesine vermiş oldukları sınırsız destek kadar zararlı olan bir başka şey, yozlaşmış olmalarıdır. Washington merkezli birçok think-tank, Amerikan yargı, siyaset ve kamuoyunu şekillendirmek amacıyla ABD’ye yönelik tehditleri şişirmeye hevesli endüstriyel kuruluşlar ve dış güçler tarafından desteklenmektedir. Bu kuruluşlarda yer alan “uzmanlar” genellikle, içlerinde bulundukları kurumun saygınlığını kullanarak gizlenen ve böylece bağımsız araştırmacı rolü yapma olanağı bulan maaşlı elemanlardır. 

Yemen'deki savaş gibi dış krizler patladığında, ABD politika eleştirmenleri ortaya çıkar ve görüşlerini yayma olanağı bulur. Ancak bu itirazlar fasılalıdır. Bir öfke patlamasının diğeri ile arasında süreklilik çok azdır. Quincy Enstitüsü, Washington'da siyasi ustalık ve işbirliği temelli birleşik bir dış politika paradigmasını teşvik edecek bir uzmanlar topluluğu sunmayı amaçlamaktadır. Enstitünün kurucuları, özellikle azınlık topluluklarını hedef alan halk kampanyalarına katılmayı planlıyor. Müdahale yanlısı düşünce kuruluşlarından çıkan kişilerin senelerdir yaptığı gibi, (Quincy Enstitüsü de) uzmanlarının nihayetinde Kongre ve yürütme kolunda yerlerini alacaklarını umuyor. 

Parsi şöyle diyor: “Amerikan politikasında bazı ilginç akımlar ortaya çıkıyor ve bu anı yakalamak istiyoruz, ancak bu uzun vadeli bir iş. 10 yıl içinde hala eleştiri pozisyonundaysak başarısız olmuşuz demektir. Bu 10 yıl içinde otobüsün şoför koltuğunda olmak istiyoruz.”

Stephen Kinzer, 30 Haziran 2019, Boston Globe,

(Stephen Kinzer, Brown Üniversitesi Watson Uluslararası ve Halkla İlişkiler Enstitüsü'nde kıdemli bir araştırmacıdır.)



Tamer Güner, 21.07.2019, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı