24 Ocak 2022 Pazartesi

SA9532/SD2306: Sıkıntı (Roman); 3. Bölüm-Cennet 11

  Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Allah cennet için cehennem yaratmamıştı; ama insan bir kısım insan için inşâ edeceği cenneti diğerleri için cehennem inşâ ederek elde ediyordu. Çünkü olmayan bir şeyi yaratmak gibi bir yeteneğe sahip değildi, bir yaratıcı değildi."



Uçağın göğü yararken çıkardığı uğultu, yalıtıma rağmen derinden gelmeye devam ediyordu. Bir başka atmosferdeydim. Cennet, cehennem, dünyadaki cennet, dünyadaki cehennem, ödül ve ceza. Her şey berraklaştığı gibi birdenbire yaşadığım dünyaya bağlanıyor ve tekrar buğulanıyordu. İnsanın adını veya tadını bilmediği şeyler değildi cennetlerde vaat edilenler, para ve güç bütün bunların hepsinin dünyada iken elde edilmesine yetiyordu. Dünyada insanların insanlara çektirdiği azabın bin bir türlüsü vardı; cehennemdeki ateş ve kaynar su çok hafif kalıyordu.

Zihnimi sadeleştirmeliydim. Buğulanmaya neden olan zıt akışı durdurmalıydım. Bakara Suresi 25. ayet içimdeki sükûneti sağlayacak tek nimetti: ‘İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.’

Gözlerimi açtım ve onun duyacağı kadar alçak bir sesle sordum: "İnsanlar cennette uçacaklar mı Cevval?"

Cevval, önce sessizce bana baktı. Dalga geçip geçmediğimi anlamaya çalışıyordu. Sonra, "Yine neler karıştırıyor aklın?" dedi tedirgin bir sesle.

Hafifçe sola dönerek yüzüne baktım. Bilgisayarındaki çalışmalarını kaydetti ve merakla ne diyeceğimi beklemeye başladı. Tane tane konuştum:

‘‘'Selam’ ve ‘mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerinde; etraflarında içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştıran ebediyen genç kalan uşaklar, onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler’ veya ‘dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerinde; hep bir yaşta yepyeni bir yaratılışla yaratılan, eşlerini çok seven gösterişli bakireler’ ya da ‘ateş’, ‘kaynar sudan bir ziyafet’", dedim.

"Ne diyorsun sen?" dedi Cevval. "İnsanların cennette uçup uçmayacaklarını bilmiyorum, ama şimdi, dünyada uçuyoruz, saydığın diğer şeyler için söyleyebileceğim tek şey var, seninle yarışamam. Ateş, kaynar sudan ziyafeti anlamadım, ama saydığın diğer her şey dünyanın bütün ülkelerinde zenginlerin kolaylıkla ulaşabildiği şeyler; koltuklar, nehirler, tekneler, yiyecekler, içecekler, uşaklar, çok pahalı ikramlar ve ikram gereçleri, gözleri, saçları ve tenleri renk renk, hatta istediğin kiloda, boyda ve yaşta paranla elde edebileceğin gösterişli bakireler ve daha birçok zevk çeşidi ile karşılaşabilirsin. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan insanların, yoksul olan üçte biri dışında kalanı bunları zaten her gün tadıyor."

"İşte şimdi, oldu!" dedim Cevval’e. "İnsana Allah’ın vaat ettiği cenneti dünyada tattırmayı başaranların amacı ne? Mesela o gösterişli bakireler için de yaşadıkları şey bir ‘zevk’ mi yoksa kölelik mi?"

"Ne fark eder?’ dedi Cevval. ‘Yoksul olan diğerleri gibi, yoksul olmayan diğerlerine kölelik ediyorlar, onların yaptığı kölelikten de yoksul olmayanların cenneti inşâ ediliyor. Bir cehennemde yaşamış olmaları zenginlerin cenneti için bir anlam taşımıyor!"

"Sen zengin misin, Cevval?" diye sordum soğuk bir sesle.

"Değilim,’" dedi Cevval ciddiyetsiz bir ses tonuyla. "Ama yoksul da değilim ve bana vaat edilen Amerikan cennetinin bütün nimetlerinden yararlanıyorum. Richmond’daki iş bittikten sonra da yararlanmaya gideceğim, her zaman yaptığım gibi."

Gülümsedim ve, "Az önce anlattıklarım Kur’an’da Allah’ın insanlara ödül olarak vaat ettiği cennetteki nimetlerden bir kısmı, diğerleri de cehennemdeki cezalardan. Gördüğüm kadarı ile dünyada cennet vaat edenler, Allah’ın cennette vaat ettiklerinin benzerlerini vaat ediyorlar ve karşılığında koşulsuz itaat yani kölelik istiyorlar. Bu tanrısal bir beklenti değil mi, sence de?" diye sordum.

"Ne yani", dedi Cevval. "Onlar bize tanrılık mı taslıyorlar?"

"Başka ne olabilir?" diye sordum. "Sana sundukları gösterişli dilberler, sınırsız içki ve eğlence başka ne için olabilir? İtaat ediyorsun ve ödül olarak aldığın şeyler Allah’ın cennette sana vereceğini vaat ettiği şeyler ve Allah sadece kendisine itaat istiyor senden. Fark nerede?"

"Sana seninle yarışamayacağımı söyledim", dedi Cevval gülerek. "Cennetimi bozamayacaksın, şimdi çalışmam gerekiyor, senin tabi stratejin hazır, felsefe yapıyorsun keyfince. Bu ânı unutma, dünyanın cennetlerinden kaçmak biraz zordur."

Zihnine ektiğim rahatsız edici tohumların gün geçtikçe filizleneceğinden emindim. Cevval, riyakâr biri değildi, ama sık sorgulanmaktan hoşlanmazdı. Ben de ona, kısa, ucu açık sorular sormayı seviyordum. İstiyordum ki, birçok şeyin farkında olan Cevval de samimiyetinin karşılığını dünyadaki cenneti sorgulayarak alsın, bu cennet için tasarlanan cehenneme odun taşımasın.

Allah cennet için cehennem yaratmamıştı; ama insan bir kısım insan için inşâ edeceği cenneti diğerleri için cehennem inşâ ederek elde ediyordu. Çünkü olmayan bir şeyi yaratmak gibi bir yeteneğe sahip değildi, bir yaratıcı değildi.

Erkeklere vaat edilen huriler, gösterişli bakireler vardı da kadınlara yok muydu genç ve gösterişli bakir erkekler? Çünkü Avrupa ve Amerika erkek-kadın ayrımı yapmadan herkese istediği cinsiyette ödüller vaat ediyor ve veriyordu. Bu sorular çok sorulmuştu ve nihayetinde herkes istediği cevabı üretmiş ve zevki, dünyadaki cennetin temel varoluşunun mayası yapmıştı. Ama dünyadaki hiçbir ‘cins’ten ödül yeni bir yaratılmışlıkla yaratılmamıştı cennetteki gibi. Erkeğe kadın, kadına erkek, yani insana insan ödül olarak verilse de dünyada, cennet öyle değildi.

Yeniden Kur’an’a döndüm. Tevbe Suresi 71-73. ayetler samimi soruların cevaplarını hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde veriyordu: 

‘Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır. Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!’ 



<< Önceki                      Sonraki>>


[(23.01.2022, (3/21 (245))]


Seçkin Deniz, 24.01.2022, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

   

Seçkin Deniz Twitter Akışı