2 Eylül 2013 Pazartesi

SA386/KY1-CÇ46: Yazmak, Sorumlu Olmaktır

 “Yazı, yazanı kıyamete kadar bağlar.”


Ekranda kâğıt bana ben kâğıda bakıyorum. Baktığım şey Word belgesi sizin anlayacağınız. Bu hep olur bana. Daktiloda yazarken de aynıydı. Büyük bir iştahla kâğıdı daktiloya yerleştirir, öylece kalırdım.

Boş kâğıt bana ben kâğıda bakardım. Sanki yazı orada fakat üstü örtülüydü. Şimdi de öyle. O örtüyü nasıl sıyırıp atacağımı bulmaya çalışır gibiyim. Yok; Michelangelo (Mikelanjo) vari bir duruş değil bu. Ya da ona özenerek yazmış değilim bu tümceleri.

SA385/AŞ11: Suriye'de ve Mısır'da Belirsizliği Askıya Almak

“Mecnun dans etmeyi bilseydi çöllerde heder olmazdı.”

Suriye’deki vahşetle, Mısır’daki vahşeti aynı anda algılamak ve aynı şekilde değerlendirmek niye bu kadar zor ki? Her iki vahşetin sorumluları da aynı ülkeler değil mi? Kafamızı yoran ve bizi çelişkide bırakan, vicdanımızı askıda tutan belirsizliği yakasından tutup askıya alalım ve düşünelim. Her iki vahşetin sona ermesi için ne yapabiliriz?

Hiçbir şey yapamayız, diye düşünüyoruz hepimiz. Bu kısmen doğru. Ama kısmen de yanlış. Kısmen doğru olan tarafı sıkıca eleyelim şimdi. Mısır’da darbe yapanlar ve darbeye destek verenleri sırayla sayalım. İsrail, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Arabistan, Ürdün, Kuveyt, BAE, Esed ve İran.

1 Eylül 2013 Pazar

SA384/SD58: Zihinsel İşletim Sisteminin Kavranmasına Dair İlk Sistem Simülasyonu

Düşüncelerin Dinamikleri ve Fikirlerin Değişkenleri


Düşüncelerin olgunlaşarak fikirlere dönüşmesi sürecinde, düşüncelerin canlılığını sağlayan ve onları kişilikli birer yapı olan fikirlere dönüştüren dinamiklerin ve değişkenlerin fikirler için taşıdığı anlam, madde'nin bilinen en küçük yapıtaşı olan kuarkların, leptonların, elektronların, protonların ve atomların madde için taşıdığı anlamla aynıdır ve bilgi bu anlam bütünlüğünü sağlayan temel araçtır. 

Düşüncelerin dinamiklerinin her biri kendi varlık bilgileriyle- genetik/yapısal bilgi- donanmıştır; bununla birlikte düşüncelerin dinamiklerinin birbiriyle ilişkilerinde gerekli olan bilgi, sadece varlıktan gelen bilgi değil, varlık bilgisiyle birlikte kişiye özel edinilmiş/öğrenilmiş olan bilgidir.

SA383/AS35: Gölgenin Kaybedeceği Şey Karanlıktır

“…yüksek yıldızların ışıltılı kılıçlarına esrik bir nefes üflüyor; ötüyor gölgenin karanlığı…”


Gölge, cismin ardında ışığın düşemediği yerdir. Işığın gücü artıkça gölgenin karanlığı azalır; ışık, düşemediği yerin karanlığını azaltır. Biz insanlar buna şeffaflık diyoruz. Şeffaflık artacaksa ışık güçlenmeli… güç dengelenmeli.
***
Her kararsızlık kendisini korumaya meyillidir ve kararsızlık da istikrar ile kendi kararlılığını oluşturur. Gölgenin karanlığı, derin kararsızlığıyla mücehhez kararlılığını korumaya direndikçe de ışıkla gölge büyük bir mücadele içine girer. Gölge kendi karanlığını korumayı kendi varlık sebebi sayar. Işık ise ulaşamadığı gölgenin karanlığını hissedilir olmaktan çıkarmaya azmeder. Şimdi çatışmadan tevellüt eden vakıa, kendi cereyan damarlarında mevcut… heyecanlar ise nefessiz.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

SA382/ KY5-PT1: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman-1. Bölüm: Saççakta Peri Var

Kiziroğlu Mustafa Bey

1. Bölüm
-1-
“Belki de ölmüştür! Sol omuzuna saplanan oku gözlerimle gördüm!” sözleriyle sessizliği bozmuştu Bodur Hamza. Öylesine dökülmemişti bu tümce ağzından. Tepkileri görmek istediği her halinden belli oluyordu loş karanlığa güvenerek söylemiş olsa da. Hem tepkileri görmek hem de umudunu ete-kemiğe bürümek istemişti adeta. Kendisini suçladıklarını seziyordu. Haksız da değillerdi.

SA381/KY1-CÇ45: Okumak, Karşı Olmaktır

“Karşı olmak için, kişi hem kendini hem kendi olmayanı bilmek zorundadır.”


Yazmanın ne olduğu, niye yazıldığı, hemen her yazar tarafından açıklanmaya çalışılmıştır. Niye yazdığını açıklamayan yok gibidir. Çağının tanığı olmaktan tutun da “şey”lere ayna olmaya varıncaya kadar dillendirilmiştir yazıların niçin yazıldığı, yazarları tarafından.


Sanki bu açıklanmış olmazsa bir şeyler eksik gibi algılanmıştır. Sanki her bir yazar “Niçin yazıyorsun?” sorusuna muhatap olmuş gibidir. Belki dışından böylesi bir soruyla muhatap olmamıştır, ama içinden her yazana bu soru yöneltilmiş olmalı. Ki; niye yazıldığını açıklama gereksinimi duymuştur her bir yazar.

30 Ağustos 2013 Cuma

SA380/AyS13: Royal Baby; It’s a Boy… And He Lives!

“Kraliyet Bebeği; O bir erkek… Ve O Yaşıyor!”


Tellal bağırıyor:

“Bugün 22 temmuz 2013 geleceğin kralını karşılıyoruz. Yüce Cambridge Dükü ve Düşesi’nin ilk çocukları doğdu. Uzun ömürlü, mutlu ve görkemli yaşasın ve bir gün bize hükmetsin!”

Kaç yüzyıllık bir gelenek bu? Üzerinde güneş doğmayan imparatorluk olmadan, Victoria döneminden çok önceden beri gelen bir gelenek. Bir insan çocuğu doğduğunda, diğer insan çocuklarının, bir gün o çocuğun kendilerine hükmetmesini peşinen kabullenen zavallılığı bu.

SA379/KY4-FM2: Üzüm Yemek

“İstenen, kamplaşma!”


Aklımda kaldığı kadarıyla mesnevide bir öykü vardı. Bir Fars, bir Arap, bir Türk; üçünün de canı üzüm çekmiş birbirlerinden üzüm istemişler, bağıra çağıra. Arap “aynab” diye bağırıyormuş, Farisi “engur” diyormuş, Türk ise “üzüm” diye tutturmuş. Farklı dillerdir, farklı seslerle dillendirmelerinde bir tuhaflık yoktur üzümü. Üzümün kendisini gördüklerinde tartışma bitecek afiyetle üzümü yiyeceklerdir.


Ama aynı dili konuşup aynı sesle seslendirilen şeyler ters yüz edilirse ne olur? Anlaşmak mümkün müdür? Anlaşabilmenin bir yolu var mıdır? Belki de yeryüzünde en büyük kötülük budur. Düşünün bir; aynı dili konuştuğunuz, nesneler için aynı sesler çıkardığınız biri susuzluktan ölmek üzere olsa, sizden su istese, siz de bir koşu, bir avuç tuz alıp gelseniz ne olur?

29 Ağustos 2013 Perşembe

SA378/KY1-CÇ44: Fıtrat; Sekizinci Olarak Çalınan Sözcüğüm

“Fıtrattan sapma kuşku ile başlamıştır insanda…”


Var edenin var ettiklerindeki imzasıdır fıtrat. Mutlak hakikatin göstergesidir. Mutlak hakikate işarettir fıtrat. Evrende başıbozukluğa bir yol olmadığının belgisidir fıtrat. Kendiliğinden bir oluşun muhal olduğuna kanıttır fıtrat. Kanıt ötesi bir kanıttır.

Fıtrat tanımlanası olmayandır. Tanımlanmaya muhtaç olmayandır. Tanıma ihtiyaç duymayandır. Apaçıktır fıtrat. İnsan gözünün değdiği her var edilmişte hemen belli eder kendini. Arının bal yapımındaki mahareti fıtratının gereğidir. Örümceğin ördüğü ağdaki sağlamlık fıtratının gereğidir.

SA377/ÂA21: Konsorsiyum Büyük Balığın Peşinde

“Türkiye, bütün dostlarını yanında, bütün düşmanlarını karşısında birleştirme gücünü yeniden kazanmış olmanın tadını çıkarmalı.”


Spresifik bir çıkarsama yapalım; ister ‘İslam Coğrafyası’, isterlerse ‘Müslüman Coğrafya’ desinler; İslam ve müslüman düşmanı BMGK+İsrail+İran+Ürdün+Arabistan+Körfez konsorsiyumu için hiçbir tür kavramlaştırma dökülecek kanın miktarını ve din hanesini değiştirmez.


Konsorsiyuma dahil olan ülkeler İslâm’ın kaidelerine karşı çıkıyorlar ve dolayısıyla müslüman olamazlar; dökecekleri kan da sadece müslüman kanı olabilir. Türkiye yılmadan bu konsorsiyuma karşı politikalar geliştiriyor; coğrafyanın hain ve kaypak ruhuna kişilik kazandırmanın peşinde, ancak işi çok zor. Belki de imkansız.

SA376/AŞ10: Müslüman Ölülerin Kartviziti Yok

“Katiller ölmez, size göre.”


Söylenecek bir şey yok. Patlama gününü belirtemiyorum, dün mü, bugün mü diye, ama haber bugüne ait. Irak’ta 10 ayrı yerde patlayan bombalarla 70 civarında kişi ölmüş yine. Bağdat’ta Şii bölgesindeymiş. Bir başka gün de Sünni bölgesinde patlamıştı; yarın kaç bomba, nerede patlayacak belli değil.


Cami, çarşı, cenaze, taziye, düğün fark etmiyor, hayat sürüyor; bombalar patlıyor, insanlar ölüyor. Başbakanı, Cumhurbaşkanı, hükümeti, askeri, polisi olan, ama kendisi ortada olmayan bir devlet var Irak’ta. Belki de var bu devlet denen şey; bombaları tedhiş amacıyla patlatan da o devlet. Öyle değilse  hergün onlarca patlama nasıl mümkün olabilir?

28 Ağustos 2013 Çarşamba

SA375/KY4-FM1: Nomokrasi / Bir Yönetim Biçimi Tanımlamasına Giriş

“Hiçbir özgürlükçü yönetim biçiminin hedefi belli ilkelere inanmış toplum oluşturmak olmamalıdır.”


Hali hazırda günümüz toplumlarının çoğunluğunda câri olan yönetim biçimi demokrasidir. Demokrasinin temelinde seçim olmakla beraber, demokrasi salt seçimle oluşturulan bir yönetim biçimi değildir; aynı zamanda bir yaşam biçimini dayatan yönetim biçimidir. Seçimin olmazsa olmazı olduğu demokrasi, herhangi bir yaşam biçimini dayattığı için de edilgen yönetim biçimi olmaktan öteye gidemez.

Edilgen yönetim biçimi ister istemez özgürlüklerin önünde engeldir. Edilgen yönetim biçimlerinin hiç biri insanların toplumların özgürlüğüne yol vermez. Edilgen bir yönetim biçimi olan demokraside dile getirilen özgürlük de nispi bir özgürlüktür. Çünkü temele aldığı yaşam biçimini toplumu oluşturan tüm bireylerde, gruplarda görmek ister. Yönetim olarak bunun gerçekleştirmesi için uğraş verir.

27 Ağustos 2013 Salı

SA374/BD2: Çağrı/ Roman 2

...umut yola çıkmıştı...


Silüet,  kararlı salınımlarla ışıklı okyanus şelalesinin tırnaklı kayalarına tutunarak aşağıya doğru inmeye başladı. Ay, şelalenin düştüğü yerde çatlayan kayalarda ışıldıyordu. Tatulaların kokusu burnundan ruhuna doğru akıyor, gerisingeri çağırıyorlardı silüeti.  Fakat o geri dönmedi; bir daha çıkmamak üzere, sarp kayaların kaygan yüzeylerine tutunarak indi. 

SA373/KY1-CÇ43: İhlas; Yedinci Olarak Çalınan Sözcüğüm

“Gelin, ihlasın üzerindeki kirleri temizleyelim!”



İhlas, öldürmekten beter edilen sözcüğüm. İhlas,  keşke “kanı içilseydi” dediğim sözcüğüm. İhlas, keşke “Âdeme hiç öğretilmemiş olsaydı” dediğim sözcüğüm. İhlas, “keşke hiç dillendirilmeseydi” dediğim sözcüğüm. İhlas, keşke “hiç bilinmemiş olsaydı” dediğim sözcüğüm.

İhlas, her ne zaman duysam boğazımda düğümlenen sözcüğüm. Boğazımı düğümleyen sözcüğüm. İhlas sözcüğünü duyduğum an, kolumun kanadımın kırıldığı an olmuştur hep. Gönlüm daralır olmuştur ihlas sözcüğüm anıldığı zaman.

SA372/KhB23: Lodoslar Islık Çaldığında

 (Meşakkat yüklü lodoslar sardığında gökyüzünü)
(Yalnız ve kavruk insanlar dağılır yeryüzüne)
(…)
Dokunsan ağlayacak, çekip gidiverecek gözyaşlarına
Mendilsiz ıslak gözleri homurdanacak
Başbaşa acısıyla susacak insan, susturulacak hayatta…
(…)
Neler üşüşüyorsa kafasına lodoslar ıslık çaldığında
Neler döndürüyorsa evrenini
Sıkışacak insan dudaklarının arasına
Çekinecek dudaklarından
Salıverecek kendini
Üşüyecek…

26 Ağustos 2013 Pazartesi

SA371/SD57: Harflerin Öyküsü / Yazma Sanatı

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

“Gerçek, algılandığı kadar paylaşılmayı da zorunlu kılar.”

'Gerekçe'/ 1

Neden harflerin öyküsü?

Yazmayı seven herkesin anlatım öyküleri vardır, benim birçok öyküm var. Bu öyküleri  sizinle paylaşmayı düşünüyorum...

Nasıl yazdığımı bilmenizi istedim; siz de yazmak istersiniz diye umuyorum, umursamamanız da mümkün. Kendini beğenmiş olmakla da suçlayabilirsiniz beni, ama düşünmenizi isterim ki, bunu sanırım yalnızca ben yapıyorum... ve burası da bir okul olmalı... yazı okulu...

SA370/KY1-CÇ42: Maslahat

“Söz vermiştin. Sözünden dönmemelisin. Maslahat putuna secde etmemelisin.”


Maslahat, her devrin putu olmuştur. Her devrin putudur maslahat. Her devir yeniden yontulan bir puttur maslahat. Her devir yeniden parlatılan bir puttur maslahat. Put kıranlara inat her dem yaşamın içine sokulan bir puttur maslahat. Yaşamı, ilkeleri, insanı kirleten bir puttur maslahat.

Maslahat bütün putları kendinde mezcetmiştir. Bütün putların temsilcisidir maslahat. Bütün putların koruyup gözetenidir maslahat. Her put yerle bir edilse de, her birini yeniden ayağa kaldıran put olmuştur maslahat. Ayağa kaldıracak olan puttur maslahat.

SA369/AŞ9: Dipten Genişleyen Yalnızlık

“Ne oldu, kim yanıldı? Kim yalnızdı?”

"Dünya 5'ten Büyüktür!" Vicdan Arayan Başbakan Erdoğan

‘Sektörel Yanılsamalar’ desem anlaşılmayacağım, ama ‘Tam Bağımsız Türkiye’ diyerek  pür hiddet emperyalizme direnme numaraları yapanların, bugün ‘Tam Bağımsız Davranan Türkiye’ gerçeği ile yüzyüze kalınca, Türkiye’nin yalnızlaştığına  dair destan destan yaygara yapmalarından bahsetsem konu netleşecek.

Konu biraz Allah’a inanmakla ilgili değil, Allah’a tam inanmakla ilgili. Hangi sektörde hangi kavramlarla kimleri aldattıklarını hepimiz biliyoruz; haktan yana görünüp yerel ve küresel mafya ile  dipkundakçılık yapanların sözlerine bu yüzden itibar etmiyoruz ve itibar etmeye etmeye yalnızlaşıyoruz. Ne büyük bir şeref bu bizim için, bir bilseler…

24 Ağustos 2013 Cumartesi

SA368/KY1-CÇ41: Merhamet

“Merhameti çarmıha geriyorlar hep birlikte.”


Merhameti unuttuk. Unutturuldu merhamet. Ya da görünmez bir ağaç kurdu sinsice kemirip bitirdi merhameti;  o insanlığın övünç abidesi merhamet, sinsi bir ağaç kurdu tarafından yerle bir mi edildi? Merhamet, ki;  en övündüğü barınağıydı, sığınağıydı insanlığın?

Artık bir sığınağı, barınağı yok mu insanlığın?  Yok değilse niçin esâmesi bile okunmuyor yeryüzünde merhametin? Niçin dinmiyor gözyaşları? Niçin daha gözü açılmamış bebeler kundaklarında boğuluyor? Niçin yangın yeridir yeryüzü? Niçin gözyaşı karşısında duyarsızdır insanlar? Niçin gözyaşından utanır oldu insanlar? Niçin çığlıkları duyulmaz olmuş bütün varlıkların?

22 Ağustos 2013 Perşembe

SA367/AS34: Mide Bulantısında 13 Kritik/Anti Anakronik Ara

"Bu yazı hüznün en derin karanlıklarından Suriye'deki kimyasal silah ve vahşet kurbanı masum çocukların, Mısır'daki çocuk şehitlerin katillerine gönderilen bir bedduanın ruhunu taşımaktadır."
Alper Selçuk, 21.08.2013, Suriye'deki Kimyasal Vahşetin Tarihi


Sokakta hamburger yiyorlar, liseli iki zirzop gibi... Hiç bir şey olmamışçasına rahatlar. Rus olanı kola içiyor. Amerikalı soğuk çay. Kırgızistan’da binlerce kişiyi birlikte öldürdükleri halde. Etlerini Hamburger’in arasına sıkıştırdıkları binlerce Özbek ve Kırgız’ın kanları sıcak sıcak duman tüterken. Nasıl, ha nasıl? Hangi mideyle?

(1. Kritik/Anti Anakronik Ara)

İçim, bir yıl dolmadan yedi kez kol kola gelen bu iki adamın midesine tükürmek istiyor. Nasıl? Nasıl konuşabiliyorlar, insanların, hele o minicik çocukların ölümlerini. Nasıl? Her seferinde nükleer başlık mı konuşuyorlar? Filistinli çocuklar, Afganlı kadınlar, Pakistanlı yaşlılar, ah! Midem bulanıyor…

Seçkin Deniz Twitter Akışı