Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Son Kitap Kur’an ve onun yeniden anlattığı, Allah’ın indinde tek din olan İslam, insan aklının etkisinden kurtulmuş muydu?"
İnsanın içindeki boşluğu doldurmak için kitap okumak zorunda olduğunu düşünmesi, trajik bir öğrenme biçiminin yansımasından başka bir şey değildi. Boşluk doldurmak için kitap okumak insana anlam kazandırmıyordu, insanı kendi saflığından uzaklaştırıyordu; bunu bilerek okuma çabasına girecekti insan ya da kitaplardan uzak duracaktı. Çünkü kitaplardan yayılıyordu Şeytan ve onun her insan için hazır tuttuğu kuşkuları.
‘Bekçi’nin uyarıları da bu çerçevede şekilleniyordu:
“Oysa Kur’an, tasavvufun aksine, tradisyonel bilginin içine yerleştirilmiş bulunan beşerî katmanları ayıklayan ve bilgiyi kirden arındıran bir yapıya sahiptir. René Guénon bu gerçeğin farkına vardığı için tasavvufun tradisyonel yapısının ürettiği gerginliklerle karşılaşmış olmakla, yeni bir çıkış kapısı aralamak zorunda kalmıştır. Fusion itirazı, tasavvufun da sonsuz dinginlik için yeterli olmadığının itirafıdır.
“Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” Kur’an/Âl-i İmrân/164
Bütün hakiki dinlerin aynı ilahî kaynaktan geldiğini söylerken haklı olan Guénon, dinlerde kuralları itibariyle değişkenlikler arz eden uyarlamalar olduğunu öne sürerken haklı değildir:
“İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.” Kur’an/Bakara/213
Gazali ve Guénon, benzer serüvenlerinde girdikleri dalgakıranda tıkanmışlar ve sonraki kapıları aramaktan vazgeçmemişlerdir. Tasavvuf, onları tradisyonel gerginliklerin kendisini tekrarlayan, kaynağı insan olan ezoterik, okültik yapısından uzaklaştırmamış bilakis tam içine sürüklemiştir. İkisi de benzerleri gibi sonsuz dinginlik arayışlarında Kur’an dışında hakikat kaynağı aradıkları için başarılı olamamışlardır.”
‘Ateş Yazarı’nın önermeleri geçmişte olanları sabitler nitelikteydi ve bu önermelerin her biri kanıtlanabilir özelliklere sahipti. Metin, aklın süzgeçlerini tarihten çekip günümüz insanına doğru uzattığında, önermelerin yerini durum tespitleri alıyordu:
“Yirmi birinci yüzyıl insanı, geçmişe göre artan bilinenlerle azalan bilinmezleri daha güçlü çıkarımlarla irdeleme fırsatına sahip olduğunun farkında; bilgiyi ve bilginin üreteçlerini çok daha sıkı denetliyor ve üretilen tradisyonel gerginlikleri önemsemeden arayışını sürdürüyor. Arayışının varlıksal özü, tradisyonel gerginliklere olan borcunu ödemiş görünüyor. Kur’an’ı okumak için kendisini hazırlıyor.
İnsan, sonsuz dinginlik arayışının Kur’an’daki hakikat ve hikmet bilgisine muhtaç olduğunu ve oradaki tek gerginliğin de sınanma gerginliği olduğunu öğrenmek üzere.”
‘Ateş Yazarı’ biraz sonra insan aklının yaşadığı çelişkileri sorguluyordu:
“İnsan aklının perdelediği teknik bir sorun binlerce yıldır insanlık tarihini olumsuz etkiliyor. Aklın öne çıkarıldığı tüm mantık kurgularında ve denetimlerinde akıl tek etkin güç değil; ancak aldanmış akıl öyle sanıyor. Aklın başlattığı etkileşim alanına akıl dışı faktörlerin müdahalesini fark etmeyen veya edemeyen insan aklı, ürettiği tüm önermeleri aklın ürünleri olarak tasnif ediyor, karmaşık, çelişkili sonuçlar karşısında haksız yere insan aklını da suçlayabiliyor.”
İnsan aklının yaşadığı travmalar benzersiz değildi ve Adem’den bu yana tekrarlanan şeyler değişmiyordu:
“İnsan aklı, nefsin ve iblisin kontrast değerleriyle oynadığı bir ekranda terkip ettiği sonuçlardan mutlu olmayınca yine kendisini suçlamaya meyilli; dolayısıyla akıl, akıl dışı organizasyonların etkisinde kalarak ürettiği tüm sistemlerin çıkmaza sürüklenmesini tarafsızca sorgulayamıyor.
Aklı ve insanı yaratan ve insana aklını kullanmasını, düşünmesini öneren, aklını kullananları doğru bilgiye ulaşmada öncü role sahip kişiler olarak tanıtan Allah, yine aklın perdelediği bu teknik sorun yüzünden reddedilebiliyor.”
‘Aklın aldanması’ sorununun kaynaklarına ulaşmak için yeniden tarihe dönüyordu ‘Bekçi’:
“Pozitivizm olarak on dokuzuncu yüzyılda kavramlaştırılan ve sistematize edilen, ancak binlerce yıl önceden –örneğin; Antik Hind, Antik Mısır, Antik Yunan, Antik Roma, Meşşaî Geleneği- biriktirilerek, mitolojik unsurlarla ve dinlerle çatışarak süzülüp gelen akıl indeksi, tamamen bu teknik sorunla mâlûl.
Allah’ın gönderdiği elçilerin, saf-bozunmamış insan aklını muhatap almaları, bu teknik sorunu gidermeye matuf ilâhi bir rahmeti resmettiği gibi, insan aklını yetersiz bırakan olağan dışı, olağan üstü ve sadece tanrısal özelliklere sahip mucizelerle de insan aklını perdelerle teknik bir yanılsamaya uğramış olmaktan uzaklaştırmayı hedefliyordu. Aklı, aklın mevcut verilerle yorumlayamayacağı olgular ve olaylarla karşılaştırmak kesin ve kuşkusuz bir ‘şok etkisi’ oluşturacak ve aklı yanılgılara sürükleyen nefsin ve iblisin fısıltıları, aklın etki alanından çekip gideceklerdi.”
Allah elçiler ve kitaplar gönderiyordu, insan aklını dengede tutmak ve saflığını korumasını sağlamak için:
“Allah’ın gönderdiği her metin, insan aklının, nefsinin ve iblisin etkileriyle bozunmaya uğrattığı ilk metinlerin doğrulanmış, yenilenmiş özelliklerini içeriyordu. Muhatap daima akıldı ve aklın muhatap olduğu mesaj bu yüzden başlangıçta olduğu gibiydi.”
İnsan aklının yaşadığı çılgın serüveni özetliyordu ‘Ateş Yazarı’:
"Araya giren akıl dışı etkenler, her ilahî müdahalede sistem dışına itilseler de, kıyamete dek nefsin ve iblisin var olacağı gerçeği, her ilahî mesajın aynı akıl dışı müdahaleye maruz kalacağını da gösteriyordu. İnsanlık tarihinin, insanlığın başlangıç değerlerine dönme isteğinin otonom yapısı bunu zorunlu kılıyordu. Doğal olarak akıl ve din, daha doğrusu akıl ve Allah, bizzat nefsin ve iblisin fısıltılarının güçlendiği dönemlerde, aklını kullandığını iddia edenlerce karşıtlıkla konumlandı.”
Son Kitap Kur’an ve onun yeniden anlattığı, Allah’ın indinde tek din olan İslam, insan aklının etkisinden kurtulmuş muydu?
“Allah’ın insanlar için mükemmel/ tamamlanmış eksiksiz bir sistem olarak yeniden gönderdiği ve çok kısa bir sürede çok büyük bir coğrafyaya yayılan akıl dini İslam, dokuz, on ve on birinci yüzyıllarda insan nefsinden ve iblisin fısıltılarından etkilenerek sarsılan aklın ilgi alanından çıkmaya başladı. On beş ve on altıncı yüzyıllara kadar süren bozunma döneminde, akıl dışı fantastik kurguların İslam kültürüne egemen olmasıyla birlikte, aklın ürettiği her türlü bilgiye karşıt olarak geleneksel (tradisyonel) gerginlikler üretildi.”
‘Bekçi’, aklı reddeden, Sufizm etkisindeki geleneksel din algısını yakalamıştı yakasından:
“İslam kültürüne ait akıl dışı kültlerin varlığı, Batıda somutlaşmaya başlayan insan aklının, Kilise ve Havra ile birlikte Câmi’yi de aklın taraftarlarının hedefine koydu. İnsan, aklı kullanmayı emreden tek Tanrı’yı, Allah’ı aklın karşısında konumlarken, Allah’ı temsil ettiğini iddia eden kardinallerin, rabbilerin ve şeyhlerin akıl tutulmalarını temel almış ve onların ürettiği sistemlerin insanlık için mutluluk getirmediğini, gelecekte de getirmeyeceğini düşünerek, haklı, ancak teknik bir hatadan başka bir şey olmayan yanlış bir adım atarak, Allah’ı zihinsel kurgularından uzaklaştırmayı tercih etmiştir.”
Aldatılmış insan aklı artık her türlü dine düşmandı:
“On dokuzuncu yüzyılda iki Fransız'ın, Claude Henri de Saint Simon’un ve Auguste Comte’un ‘Pozitivizm/ Olguculuk’ olarak kavramlaştırdığı, ‘ciddi bilimsel sorgunun, bir dış kaynaktan gelen nihai sebepleri aramayan ama direkt gözleme açık olan gerçekler arasındaki ilişkilerle sınırlı olmasını’ önceleyen görüşleri, teoloji ve metafizik içermeyen, sadece fiziksel veya maddi dünyanın gerçeklerine dayanan bilim anlayışını yüceltti; insanın mutluluğunu sağlayacak sistemlerin ancak insan aklının ürünü olabileceğini iddia eden, arkasında masonik/satanistik/siyonistik güç bulunan insanlar ve gruplar yaygınlaştı; sosyalizm ve Marxizm sektörel konumunu bu dönemde yetkinleştirdi.”
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
