11 Temmuz 2026 Cumartesi

SA12066/SD3840: Sıkıntı (Roman); 15. Bölüm-Hava 17

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Ortam gerilmişti; herkesin o gerilimi derinden hissetmesini istiyordum. Sivri taşlarla döşeli, sarp kayalıklarla ve uçurumlarla kesilen bir yola çıkacaktık; eğer kötülüğün ürettiği gerilimi derinden hissetmezsek gelecekteki iyilik için savaşacak bir sistem kuramayacaktık."


Okumaya ara vermelerini istedim, ayağa kalktım ve üçünün yüzünü aynı anda görebileceğim bir noktada durdum. Sessizce bana bakıyorlardı, ancak gözlerinde genç heyecanlar ve durdurulamaz gibi görünen bir kararlılık vardı.

‘Şeytan’ı gördünüz mü?’ diye sordum. ‘Evet; verdiğiniz tepkilerde o lanetli adını cümlelerinizde kullandığınıza bakılırsa gördünüz!’

Şaşkın şaşkın bakıyorlardı. Gülümsedim:

“Sen, ‘şeytanın çocuğu’ dedin Sakallı, sen ‘şeytanın soytarısı’ dedin Meraklı; sen de ‘şeytanî kibir’ dedin Kolağası!’ dedim karşılarına çektiğim tekli koltuğa otururken.

‘Patron, heyecan verici bir roman kahramanı gibisin!’ dedi Sakallı, neşeli bir şekilde. ‘Ne zaman ne yapacağın belli olmuyor, ama haklısın!’

Meraklı, gözlerini bana dikmişti ve söylediklerimi dikkatle dinliyordu; Kolağası ise anlamlı bir şekilde başını sallıyordu.

‘İnsana nasıl meydan okumuştu, İblis?’ dedim ve Araf Suresi’nin 16 ve 17.ayetlerini okudum Arapça. ‘Allah’ın dosdoğru yoluna oturacak ve insanları saptıracaktı. Şimdi siz Albay’dan yansıyan sapkınlığı anladığınızda Şeytan’ı somut bir şekilde görmüş oldunuz ve onu sorumlu suçlu ilan ettiniz gayr-i ihtiyarî. Oysa o metni yazan varlık bizim türümüzden, yani bir insan, ancak Kur’an’ın tanımıyla insanlardan bir şeytan!’

‘O kadar çok ki onlardan!’ dedi Sakallı. ‘Normal insan nedir, belirsiz; artık anlam sınırlarının nerede başladığını nerede bittiğini bile bilmiyor kültür taşıyıcıları!’

‘Biz muaf mıyız?’ diye sordum Sakallı’ya. ‘Onlar dediğin kimler?’

‘Değiliz!’ dedi açık yüreklilikle. ‘Lakin biraz farkında olduğumuzu düşünerek bütünüyle onlardan olmadığımızı da kabul etmemiz gerek, Patron! Yoksa nefsimizi aşağılamış oluruz; onun da bir haysiyeti var. Onların günün her saatinde iç içe yaşamayı seçtiği birçok aşırılığa biz yaklaşmıyoruz; onlar da Allah’ın çizdiği sınırlar içerisinde kalan her türlü sözümüzden ve fiilimizden uzaklar!’

‘Bu ayrım önemli elbette!’ dedim dalgın bir sesle. ‘Ama her ân onlardan biri hâline gelebiliriz, çünkü onlar artık her yerde herkes gibi konuşuyor ve davranıyorlar; eskiden bir toplulukta tanınacak ve parmakla gösterilecek kadar azlardı, şimdi ise bizler tanınacak ve parmakla gösterilecek kadar azaldık. Çocuklarımız için geçmiştekilerden çok daha beter bir atmosfer oluşturuldu, gerçeği ve yalanı birbirlerinin yerine ikame ediyorlar, Allah’ın yarattığı her şeyi zıddıyla değiştiriyorlar; iyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı, helalle haramı, erkekle kadını, nikahla zinayı yer değiştirerek yeniden tanımlıyorlar!’

Meraklı kendini tutamamıştı:

‘Ne yapmamız gerekiyor, Abi?’ dedi gergin bir sesle. ‘Okuyalım, araştıralım, yazalım ve yayınlayalım, tamam, ama elimizden başka ne gelebilir, bu devasa kötülük karşısında? Söylediklerin doğru, biz de kendimize ve ailemize sahip çıkmaya çalışıyoruz, başka ne yapabiliriz?’

‘Hava zehirlenmişse o havayı solumaktan kaçarak kendimizi ve ailemizi koruyabilir miyiz, Meraklı?’ diye sordum çok sakin bir sesle. ‘Babalarımızdan çok farklıyız, çocuklarımız da bizden çok farklı olacaklar, sonraki nesillerde de çarpan etkisiyle farklar daha da büyüyecek ve artık bizlerden eser kalmayacak!’

‘Bizler çok mu iyiyiz, Abi?’ diyerek itiraz etti Kolağası. ‘Yeni bir tufan olmadan hiçbir şey değişmez! Sonraki nesillerin bu kadar kötü olabileceğini düşünmüyorum!’

‘Nuh Tufanı, Nuh gibi bir elçi gönderildiği için gerçekleşebildi, yeni bir elçi gönderecek mi Allah, Kolağası?’ dedim kemikleri belirgin bir sesle. ’Olsa olsa artık kıyamet kopabilir, onun da ne zaman kopacağını Allah’tan başka kimse bilemez! Sen hangi gerekçelerle sonraki nesillerin bu kadar kötü olmayacağını düşünüyorsun? Kötülüğün genişleyen sınırları bitti mi sanıyorsun, yoksa? Her insan kendisinden öncekilerin eseridir; çocuk iyiliği ve kötülüğü büyüklerinden öğrenir, iyiliği korumamız gerekiyor, onu sonraki nesillere öğretebilmemiz için, öyle değil mi? Bu birkaç kişiyle de olacak bir iş değil, çocuklar bizim anlayamayacağımız kadar fazla etkileşirler başka çocuklarla. Eğer herkes kendi ailesini esas alarak geriye çekilirse, okyanusta her gün toprak kaybeden bir ada gibi yok olur gider bütün aileler!’

‘Suçlu kim, Abi?’ dedi Kolağası. ‘Ben değilim, bundan eminim, neden başkalarının suçlarının bedelini ben ödemek zorunda kalıyorum?’

‘Ödemeye de devam edeceksin, çünkü kötülüğü bütün olarak karşılayacak bir farkındalıktan ve direnişten yoksunuz hepimiz!’ dedim yorgun bir sesle. ‘Birlikte düşünmüyor ve davranmıyoruz, kişisel nedenlerimizle öfkeleniyor, birbirimizi yargılıyor ve dışlıyoruz. Oysa insana açıkça meydan okuyan Şeytan öyle düşünmüyor ve vazgeçmiyor; ne kadar çok insanı aldatırsa o kadar çok sevinecek çünkü. Allah’a ‘işte senin bana üstün kıldığın insan işte bu kadar aşağılık’ diyebilmek için çabalıyor!’

‘Şeytan’la mücadele etmemiz gerektiğini söylüyorsun, Abi!’ dedi Meraklı, heyecanlı bir çıkışla. ‘Karşımızda somut bir şekilde var olsa beni kimse tutamaz; asıl suçlu o, ama onu göremiyoruz, sadece onun etkilerini hissediyoruz. Tamam din, ahlâk, evet ama bunlar da herkese aynı şekilde öğretilmiyor, belirsizlikle mücadele etmek kolay iş değil!’

‘İmkânsız da değil!’ dedi Sakallı ayağa kalkarak. ‘Ortada sonuçlar varsa o sonuçların nedenlerini ve faillerini de görmemiz ve göstermemiz gerekiyor. Patron yine haklı; hiçbirimiz bu anlamda sistematik bir tepki oluşturmak için çaba sarf etmiyoruz. Bence Şeytan değil, Şeytan’ı yok sayarak onun kışkırtılarına karşı kalkanlarını etkisiz hâle getiren ve suçu işleyen fail olarak insan suçlu!’

Ortam gerilmişti; herkesin o gerilimi derinden hissetmesini istiyordum. Sivri taşlarla döşeli, sarp kayalıklarla ve uçurumlarla kesilen bir yola çıkacaktık; eğer kötülüğün ürettiği gerilimi derinden hissetmezsek gelecekteki iyilik için savaşacak bir sistem kuramayacaktık.

Bir bardak su aldım ve küçük yudumlarla içtikten sonra İbrahim Suresinin 22. ayetinden Şeytan’ın kendisini aklama çabasını aktardım:

‘Kesinlikle suçlu olan insandır!’ dedim Sakallı’yı destekleyerek. ‘Allah’a karşı işlediği suçtan dolayı lanetlenen Şeytan’ın insana fısıldamaktan, insanı kışkırtmaktan başka bir gücü yok; ama insan onun fısıltılarını kendi nefsinin sesi olarak algılıyor ve onun çağırdığı, ancak Allah’ın yasakladığı her şeyi yapıyor. Biz bunu engelleyemeyiz, ancak kötülüğün kaynağına ve karakterine dair bilişsel bir farkındalık oluşturabilirsek, insanı suçlu yapan süreçleri insanlara anlatabilirsek, insanların Şeytan’dan etkilenme aralıklarını daraltmalarına yardımcı olabiliriz!’

‘Tasarladığın bir şey var sanırım, Patron!’ dedi Sakallı, çayından keyifli bir yudum alırken. ’Bir sistem tasarlıyorsun sanırım; sadece bizim okumalarımızla, analizlerimizle yetinmeyecek olan yepyeni bir sitem!’

‘Evet; sistemin de adını sen koydun zaten: İlk Hasat!’ dedim ona, gülümseyerek. ‘Ama şimdi  Amerikalı Albay’ın yazdıklarına biraz daha bakacağız ve sonra hep birlikte sistemin temel çerçevesini belirleyeceğiz! Ürünlerimizin tamamı ‘ilk hasat’ olacağı için de benzersiz bir yapı tasarlamak zorundayız!’

Meraklı daha dikkatle bakmaya başlamıştı bana; Kolağası’nın gözlerindeki öfke yumuşamaya yüz tutmuştu. İlk aşamanın tamamlandığını düşünüyordum. Hiçbir savaş adanmış bir ordu olmadan kazanılamazdı. 


<<Önceki                      Sonraki>>


[09.07.2026, 15/35 (1131))]


Seçkin Deniz, 11.07.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

  

Seçkin Deniz Twitter Akışı