5 Temmuz 2026 Pazar

SA12056/SD3835: Sıkıntı (Roman); 15. Bölüm-Hava 16

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Odada çıt çıkmıyordu. Üç genç arkadaşım ellerindeki analize odaklanmışlardı hemen. Kendi ilk yargılarını oluşturmalarını bekleyecektim ve tek tek dinleyecektim onları: Sonra nasıl çalışacağımıza karar verecektik."


Sisteme karşı sistem kurmak gerekiyordu, bunu tek başıma yapamazdım. Yazmaya ara verdim, odamdan çıkarak mutfağa geçtim ve bir bardak çay aldım Aşçı Sultan’dan; sonra tek tek odalarına uğrayarak Sakallı’ya, Meraklı’ya ve Kolağası’na müsait oldukları en kısa süre içerisinde kendileriyle odamda toplantı yapmayı düşündüğümü söyledim.

Üçü de yüzümdeki ifadeyi ve elimdeki çay bardağını görünce hiçbir şey sormadan ‘bir çay alımı kadar zaman’ istediler; ben odama dönerken onlar da çay ocağına doğru yola çıkmışlardı. Fırtına’yı bekleyemeyecektim. Banach’ın metnini birlikte değerlendirecektik; kuracağımız karşı sistemin bir ân önce çalışmaya başlaması gerekiyordu.

Biz devlet ya da binlerce yıllık karanlık ve gizli bir örgüt değildik, kendi yağımızda kavrulan, herhangi bir özel ya da resmî kurum veya kuruluştan finansman desteği almayan sıradan bir şirkettik, yapacaklarımız sınırlı bir etkiye sahip olacaktı belki,ama bizim işlem alanımız toplumları etkileyen meraklı ve samimi insanların ve her dinden-ırktan yeni nesillerin çarpıtılmamış ve gerçekle bağı kopartılmamış bilgiye ihtiyaç duyan zihni olacaktı,

Muhtemelen Bekçiler de böyle bir sistem kuracağımı tahmin ediyorlardı, onlarla istişare etmem de gerekebilirdi bu durumu; sistemi besleyen olmazsa sistem işlemezdi çünkü. Ancak onlarla iletişim kurmamın hiçbir yolu yoktu, mecburen onların temas kurmalarını bekleyecektim.

Odama birlikte girdiler, gençler; çay bardakları ellerindeydi.

‘Mayıs çayı çok güzelmiş, Patron!’ dedi Sakallı. ‘Eve de bundan alacağım!’

‘Karadeniz’den ilk hasat!’ dedim gülümseyerek. ‘Gerçek çay bu. Bozmasalar, iyi!’

Meraklı hiçbir şeyden memnun olmamayı ilke edinmiş gibiydi:

‘Seylan çayının yerini hiçbir şey tutmaz, Abi!’ dedi bizim ‘kaçak çay’ dediğimiz aslında yasal olarak ithal edilen çaydan bahsederken. ‘Türkiye’de üretilen çaylar hep dökme çay, en pahalısı bile dem vermiyor istediğim gibi!’

‘Merdiven altı paketleme yapanların siyaha boyadıkları talaşı kaçak çayla harman yaptıkları günleri unutmadık, Meraklı!’ dedi Kolağası. ‘Çocukken duyardık, şehir efsanesi de değildi. Şimdi umarım öyle değildir!’

Koltuklara dağılmıştı herkes, ben ayaktaydım:

‘Gördüğünüz gibi, çay ve çaya dair sorunlar bile nasıl çözümsüz hâle getirilmiş, Arkadaşlar!’ dedim. ‘Çay nasıl ekilir, nasıl yetiştirilir, nasıl hasat edilir, nasıl paketlenir ve nasıl tüketime sunulur belli, ama biz gerçek bir çay içebilmek için ne kadar çok çaba sarf ediyoruz, görüyor musunuz?’

‘Evet, haklısın, Abi!’ dedi Kolağası. ‘Yüzünüzden şirketle ilgili bir husus olmadığını düşündük hepimiz, niçin buradayız?’

Güldüm:

‘Yemekte hepiniz uluslararası ilişkilerden, küresel gelişmelerden dolayı ahkâm keserken başınıza gelecekleri bilmiyordunuz tabi!’ dedim ufka doğru yükselen neşeli bir sesle. ‘Şimdi şirketimiz bünyesinde kâr amacı gütmeyen bir düşünce kuruluşu kuracağız, düzenli olarak analizler yapacağız ve bu analizleri insanlık yararına internet sitemize bağlı olarak yayınlayacağız. İnsanlığın gerçekle bağı kopmak üzere. Biz Kur’an’ı esas alarak dünyaya bakacağız ve olan biteni anlatacağız!’

‘Kovulmuyoruz yani!’ dedi gülerek Kolağası; sabah olanları unutmamıştı.

‘Bence kovulmaktan daha ağır bir iş bu, Kolağası!’ dedim. ‘Analizlerinmz yayınlanınca bize ve dolayısıyla şirkete bakışlar değişecek; belki bazı işlerimizi kaybedeceğiz. Gerçeği yalanlarla yer değiştirmek isteyenlerin kollarının nereye kadar uzandığını bilmiyoruz. Kuracağımız düşünce kuruluşu, gerçeğin, yani değişmez olan Kur’an’daki hakikatin safında yer aldığımızı beyan ettiğimiz anlamına gelecek!’

Sakallı neşelenmişti:

‘Adı da ‘Mayıs Çayı’ olsun Patron!’ demişti gülerek. ‘Daha doğrusu ‘İlk Hasat’ da diyebiliriz, gerçeğin saflığına gönderme yaparak!’

‘Bak bu çok güzel bir isim!’ dedi Meraklı yerinden fırlayarak. ‘Ruhumda o kadar çok kanatlar açtı ki ardışık yansımalarla her olgu ya da olay için kullanılabilir çok iç açıcı bir kavram bu: ‘İlk Hasat’ First Harvest! Gerçekten çok heyecanlandım Sakallı!’

‘Fırtına gelince temel detayları konuşuruz, ancak şimdi felsefî altyapı adına üzerinde çalıştığım bir metinden bahsedeceğim size!’ dedim ve beyin fırtınası yapacağımız için beş çıktısını aldığım Albay’ın analizini birer birer ellerine tutuşturdum. ‘Aldatma Sanatı’nın son teorisyenlerinden Amerikalı Albay Stefan J. Banach'a ait ‘Virtual War and Weapons of Mass’, yani Sanal Savaş ve Kitle Aldatma Silahları’ adlı analizi bu. Fırtına gelince o da inceleyecek!’

Odada çıt çıkmıyordu. Üç genç arkadaşım ellerindeki analize odaklanmışlardı hemen. Kendi ilk yargılarını oluşturmalarını bekleyecektim ve tek tek dinleyecektim onları: Sonra nasıl çalışacağımıza karar verecektik.

Çalışma masama döndüm ve penceremden göle bakarak çayımı yudumlamaya devam ettim.

Kolağası arada bir ayağa kalkıyor, odada kısa birkaç tur atıyor ve sonra tekrar oturuyordu koltuğuna. Sakallı kızıla çalan kısa sakallarını sıvazlıyordu dalgın dalgın. Meraklı ise neredeyse hiç kıpırdamadan okuyordu Amerikalı şeytanın fısıltılarını.

‘Çaylarınızı unutmayın’ diyordum arada sırada. Kafalarını sallayıp okumalarına devam ediyorlardı. Ayşe Sultan’a ‘Bize sık sık çay yetiştir, Ayşe Sultan’ diye mesaj atmıştım. O da çaylarımızı tazelemişti hemen.

Hiçbir zaman ofladığını, üşendiğini görmediğim bu değerli kadının şirkete kattığı hava çok değerliydi. Herkese öz çocuğu gibi davranıyor, kolluyor, kuşatıyor ve bir yuvaya dönüştürüyordu iş yerimizi.

Yarım saate yakın bir süre geçmişti ki Sakallı

‘“Giderek karmaşıklaşan küresel çevre hakkında ne kadar iyi öğreniyoruz? Gelecekteki refahı sağlamak için ne tür büyük dersler öğrenilir ve ilan edilir?” diye soruyor bir de şeytanın çocuğu!’ dedi sinirli bir sesle. ‘Küresel çevreyi karmaşıklaştırarak mahveden sizsiniz, dünyayı sömürerek geçmişteki, şu ândaki refahı çalıyorsunuz ve gelecekteki refaha da göz dikiyorsunuz!’

Üçünün de hemen hemen aynı sayfalarda olduğunu verdikleri tepkilerden anlıyordum:

‘Şurası inanılmaz!’ dedi Meraklı heyecanlı sesiyle. ‘Sonsuz savaşları başlattıkları temel kavşaklara tutunmaları gerektiğini söylüyor, “9/11 sonrası savaşın görünürde bir sonu olmadığı bir gerçektir. Küresel terör örgütleri ve terörist saldırıların sayısı artıyor. Çevrim içi güvenliğimiz her gün risk altında ve şu anda, bağlantısız bir Küresel Sanal Savaş ile mücadele ediyoruz. Asya, Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avrupa ve Avustralya'da terörizm üzerinde fiziki küresel bir savaş var. Başka bir deyişle, gezegendeki yedi kıtanın altısında teröre karşı fiziki küresel bir savaşla mücadele ediyoruz.” diyor sonsuz bir karanlıktan seslenir gibi. Çevrim içi iletişim onların tekellerinde, çevrim içi güvenliği tehdit edenler de kendileri; Küresel Sanal Savaş’ın kurucuları da onlar, aynı zamanda bütün terör örgütlerini kuranlar, yönetenler ve ürettikleri bu terörle fiziksel savaş yaptıklarını söyleyenler de onlar!’ Gerçekten inanılmaz bir sıyrılma biçimi!’

Kolağası onun kaldığı yerden sürükledi metni:

‘Bence burası daha çarpıcı bir ikiyüzlülük içeriyor. Gerçekleri yalanlarla değiştirdikleri ve Amerikan halkını da aldattıklarını dünyada yaşayan herkes bildiği halde, eleştirileri kontrol altına almak ve etkisizleştirmek için saldırıyor, “Gerçekleri Amerikan halkına anlatmak kesinlikle ülkemizdeki endüstriyel güçleri hem sanal hem de fiziksel alanda küresel savaşlar kazanmak için harekete geçirmek için ne yapılması gerektiğini tartışmak gerekmektedir. Bunu yapmamak sansüre denk geliyor. İki dünya savaşıyla mücadele ettiğimiz ifşa eylemi de yanlış bir anlatının parçası ve kitle aldatmacasına katkıda bulunuyor. Bir devlet tehditlere karşı doğru bir konumda değilse, yönettiği insanlar güvenilir olmayan bir güvenlik pozisyonuna yerleştirilmiş olurlar. Küresel bir Sanal Savaşın ve fiziksel savaşın tanınması, politik yetkililere harekete geçme sorumluluğu yükler. Ana akım medyanın ve sosyal medyanın toksik kitle aldatma mekanizması, önderlik eden kurucuların gerçekliğini anlatarak seçkin bir siyasi yetkilinin vazgeçilmez olmasını sağlıyor.” diyor!’ 


<<Önceki                      Sonraki>>


[04.07.2026, 15/33 (1129))]


Seçkin Deniz, 05.07.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

  

Seçkin Deniz Twitter Akışı