Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Sakallı, alıntıyı bitirir bitirmez, analizin kadın yazarları hakkında, ‘satanist sapkınlar’, ‘din ve ahlak düşmanı kadın yazarlar', ‘kadın ve aile düşmanı kadınlar’, ‘süslü tetikçiler’ gibi sesler yükselmişti."
Saat 12.00’ı henüz geçmişti; diğer çalışanlarımız tek tek geliyorlardı mutfağa... Birkaç dakika sonra da bütün gündüzcüler yemekte buluşmuşlardı. Yemeklerini bitirmek üzere olanlar derin sohbetlere dalmışlardı. Ben de birazdan başlayacak olan hareketli saatlerden habersiz bir şekilde bu değerli iş arkadaşlarımla sohbete dalmıştım.
NATO’nun ölümü tartışılıyordu Avrupa’da; Avrupa Ordusunun kurulmasından bahseden herkesi de bir şekilde sistem dışına itiyordu ABD.
Sakallı, telefonunu açmış, Friedrich-Ebert-Stiftung'un Macar ofisinde çalışan, 2012'den bu yana vakfın Doğu-Orta Avrupa'daki toplumsal cinsiyet programından sorumlu elemanı Eszter Kováts ile Prag/FES araştırmacısı, Çek Çalışma ve Sosyal İlişkiler Bakanı dış danışmanı Katerina Smejkalova'nın ortak çalışması olan ‘Avrupa Birliği'nde Doğu-Batı Ayrışması (The EU’s east-west divide)’ başlıklı analizinden bahsetmişti:
‘Liberalizmin birer teknik elemanı olarak çalışan Macar ve Çek bu iki kadın uzman, "Batı’nın ekonomik sömürüsü ve ahlakî kibri Doğu-Orta Avrupa'da sağcı popülizmi körüklüyor" spotuyla Batı Avrupa'nın Doğu Avrupa'ya bakışını net bir şekilde fotoğraflamaya çalışırken çok çarpıcı sonuçlara ulaşıyorlar!’ demişti ve birkaç cümle okumuştu ilgili yazıdan:
”‘Avrupalı yanlıları’ ve ‘Euroscepticler’ arasındaki ikilik yanlıştır ve yanıltıcıdır. Aksine, fay hattı, maddî ve sembolik olarak geride bırakılmış müreffeh merkezler ve çevre bölgeler arasında, Euro bölgesinin kazananları ve kaybedenleri ile tek pazar arasında uzanmaktadır. Bu, tamamen ahlaki ve dolayısıyla kendi kendini yok eden bir yanıtla karşılanan milliyetçiliğe ve parçalanmaya yol açıyor: tutkulu konuşmalarla, AB'yi reddedilmesine rağmen kurtarılması gereken ahlakî ve değere dayalı bir proje olarak sunmak gibi işe yaramayan bir girişim var. Bu da ekonomik boyut ve iktidar bileşenlerinin bu değerleri ve ahlakî değerleri yansıtmadaki başarısızlığı ile körükleniyor. Bunun yakında bitmesi gerekiyor; Aksi takdirde AB dağılır. Öncelikle, bu eşitsizlikler hakkında konuşma cesaretine ihtiyacımız var. Milliyetçiliğe ve Eurosepticism'e karşı koyabilmek için, doğu ve batıdaki sosyal demokratlar, ahlaki olmak yerine, bu güç dinamiklerini yeniden devreye sokan bir dil bulmalıdır. O zaman somut, cesur siyasi çözümler bulmak için birlikte çalışabiliriz."
Sakallı, alıntıyı bitirir bitirmez, analizin kadın yazarları hakkında, ‘satanist sapkınlar’, ‘din ve ahlak düşmanı kadın yazarlar', ‘kadın ve aile düşmanı kadınlar’, ‘süslü tetikçiler’ gibi sesler yükselmişti mutfakta.
Sol duygu ve düşünce eksenli yaklaşımlarıyla kadın yazarlar, ahlakı ve değerleri savunan insanları sağcı popülizm taraftarları olarak etiketliyorlardı ve karşı çıktıkları şey, Avrupa Birliği'nin gelişmiş üyelerinin Sovyetler etkisinden çıkan yoksul Doğu Avrupa ülkelerine karşı kullandıkları ahlak ve değer propagandasının işe yaramaz oluşuydu; LGBT destekçisi ve aile düşmanı Avrupa Birliği değildi.
Sakallı onlara gülümsemiş ve ‘Haklısınız arkadaşlar!’ demişti.’ Avrupa Birliği, zaten kadın, aile, çocuk, din, ahlak düşmanı masonik, daha doğrusu satanist bir projedir, bu projede kadınların itirazlarını engellemek adına kadınlar kullanılsa da erkekler daha aktiftir. Kadınlar, her zamanki gibi sahnede dikkat çekici birer figür olmaktan öteye gidemezler; onları değil, onları da kukla olarak oynatan şeytanları görmemiz gerek! Gördüğünüz gibi onlara karşı çıkan her Avrupa ülkesine karşı acımasız bir baskı stratejisi uyguluyorlar. Polonya, Macaristan bu yüzden aşağılanıyor. Bizim için önemli olan şu sorunun cevabı: Avrupa Birliği üyeliğini stratejik hedef olarak belirleyen Türkiye bu satanist zorbalığa karşı ne yapacak?’
Sakallı’nın sorduğu sorunun cevabı çok önemliydi. Ona dikkatle bakmış ve ‘Sence Türkiye ne yapmalı?’ diye sormuştum.
O da sakin bir sesle cevap vermişti:
‘İlk adımda, cinsiyet düşmanlığını ve LGBT algısının yaygınlaşmasını resmî bir devlet politikası haline getiren İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmalı Türkiye. İkinci adımda, Avrupa Birliği ile müzakerelerin kasıtlı olarak durdurulmasını bahane ederek görüşmeleri süresiz askıya aldığını ilan etmeli. Zaten Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne bütüncül bakışı Balkan politikalarıyla değişmişti. İngiltere'nin kararlı bir şekilde Ekim 2019’da tamamlanacak olan Birlik'ten çıkış süreci (Brexit), ABD'nin askerî üslerini Almanya'dan Polonya'ya taşıma kararı, Rusya'nın Almanya ve Fransa ile geliştirdiği sıkı ilişkiler ve Çin'in Avrupa Birliği'ni oluşturan ülkelerle ayrı ayrı yaptığı anlaşmalar (16+1) dikkate alınırsa, Avrupa Birliği, Türkiye olarak bize üzerinde çokça çalışmamız gereken bir laboratuvar objesi olarak çok cazip fırsatlar sunmaktadır. Bu fırsatları kaçırmamamız gerekiyor. Diğer taraftan ABD, Almanya ve İngiltere ile birlikte Türkiye ve Rusya'ya karşı İntermarium projesini geliştirirken Türkiye'nin çok karmaşık ve çok kapsamlı stratejik analizler yapması ve kararlar alarak güçlü adımlar atması gerekmektedir. Bunun için Suriye sorunun bir an önce çözülmesi şarttır!’
‘Batı köklerinden sarsılıyor, Arkadaşlar!’ demişti en son mutfağa giren ve yemeğine henüz başlayan Kolağası. ‘Kapitalizm ve Sosyalizm, Liberalizm havuzunda eritiliyor. Yahudi aklı küresel değişimi öyle planlamış durumda!’
‘Nasıl yani?’ diye sormuştu bizim en detaycı mühendisimiz olan ‘Meraklı’; o kanıt görmeden hiçbir konuda kılını bile kıpırdatmazdı.
Kolağası da hemen telefonunu çıkarmış ve Mayıs 2015'e kadar yaklaşık yirmi yıl boyunca ‘Gölge CIA’ olarak anılan düşünce kuruluşu Stratfor'u kuran ve yöneten Yahudi asıllı George Friedman'ın yazdığı ‘Sosyalizm ve Kapitalizm (Socialism and Capitalism)’ başlıklı analizden bahsetmiş ve tıpkı Sakallı gibi kendinden emin bir şekilde yorumlarını sıralamıştı:
‘Bu analiz, Kapitalizm-Sosyalizm retoriği ile elde edilen entelektüel konforun sona erdiği yirmi birinci yüzyıl için 'gerekli' olan yeni ideolojileri, tanımlama güçleri olduğu düşünülerek, tanımlamak üzere kurgulanmıştır. Sosyalizm'i pohpohlayan, kapitalizmi çarpıtarak 'ideolojik' olmaktan uzaklaştıran ve "Demokratik sosyalizm, modern ekonomilerin kapsamı ve ölçeği nedeniyle demokratik olamaz" diyerek Demokratik sosyalizmi çatallaştıran Friedman eskiden ‘kapitalizm-sosyalizm’ karşıtlığına dair yaptıkları çarpıtmaların da bir itirafı olarak şöyle bir çözüm geliştirmektedir:
"Modern endüstriyel kapitalizm ile sosyal demokrasi arasındaki ayrım minimaldir. Bir devletin vatandaşlarından hiçbir şey beklemeyeceği açgözlülük ya da kapitalist fantezilerin kaldırılmasıyla ilgili sosyalist fantezileri bir kenara bırakmak, iki sistemin az ya da çok birleştirilmesidir. Kapitalistler ve sosyalistler özel yatırımı kabul ederler."
Aşçı Sultan bile yemek yaptığı tezgahın gerisinde durmuş ilgiyle Kolağası’nı dinliyordu. Kolağası en ince ayrıntısına kadar okuduğunu belli ederek analizi yorumlamıştı:
‘Her durumda 'özel yatırım'ı 'değerli ve önemli kılan ve bunu sosyalizme de monte eden Yahudi yazar, insanlık tarihini ve yaşananları çarpıtma ustalığı ile aslında aynı âmir mahfillerin emirlerini yerine getirmekte ve insan için ve iyi ve doğru olan sistemleri üretmek yerine dünyanın bütün zenginliklerini sömürenlerin yeni düzende de güçlerini sürdürmeleri için gereken her şeyi yapmaktadır. Bu analiz, ABD'de Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Parti arasındaki temel farklılıkları da minimalize edecek bir varsayımsal geleceği tarif etmektedir. Türkiye bu bağlamda terbiye edilmiş ve dinî değerler ile sağ vurgulara itilmiş solcu CHP-HDP ile sol değerlere zorlanmış Milliyetçi İyi Parti, muhafazakar Saadet Partisi gibi deneysel çalışmaların alanı olarak göz önündedir. Aynı sistematik metamorfoz Avrupa, Afrika, Asya ve Arap coğrafyasında da adım adım gerçekleştirilmektedir!’
Mutfak o ân bir üniversite amfisi gibi kokmuştu burnuma. Genç arkadaşlarımın ulaştığı bu farkındalık düzeyi, 15 Temmuz’da Kabasakal Mezarlığında yaşadığım o ânlardan sonra ruhuma sinen derin karamsarlığı yavaş yavaş gideriyor gibiydi.
Beni rahatlatan bu görüntü, şirketimizin temel stratejisinin alt politikalarından birinin gerçekleşmiş başarılarından birinin yansımasıydı.
Şirketteki iş yoğunluğu genellikle sabahları ve akşama doğru artıyordu, öğleden ikindiye doğru serin ve serbest zamanlı bir akış vardı. O akış süreçlerinde her mühendisimizin ilgi alanları çerçevesinde özellikle Batılı düşünce kuruluşlarına yönelik araştırmalar yapmasını istemiştim. Biz şirketlerin mutfağında çalışıyorduk, hem şirketimizin iş ilişkileri hem de ülkemizin çıkarları gereği, dünyayı yönetmek için her türlü entrikayı ‘strateji’ diye pazarlayanların mutfaklarında neler döndüğünü bilmemiz gerekiyordu.
‘Kapitalizmin de babası Yahudiler’dir, sosyalizmin de!’ demişti Meraklı. ‘Neo-liberalizm olarak pazarlanan liberalizm, onların değişen maskelerinin şimdiki hâli. İdeolojilerinin özünde var olan tek felsefe, kapsamlı ve tam zamanlı olarak bütün toplumlara dayatılarak indirgenmiş faşizmdir. Obama üzerinden siyahları dahil ettikleri gibi, ezip aşağıladıkları, soykırıma politikalarına maruz bıraktıkları Filistin’in destekçilerini de LGBT’yi de bu yeni işlem kümelerine dahil ederler. Neo-liberal-solcu HDP’ye olan ilgileri Kürtlere olan ilgilerinden kaynaklanmıyor, HDP üzerinden Kürtleri de bu kümeye dahil etme çabalarından kaynaklanıyor. Milli Selamet Partisi ve ardılı Refah Partisinden sonra kurulan Saadet Partisinin savrulduğu yerde de mesele aynı; dindar görünen hilkat garibelerini yanlarına çekiyorlar. Renkli devrimlerle hedeflerindeki ülkeleri kaosa sürükleyen Macar Yahudisi Soros, bu ideolojik örüntünün görünen yüzü sadece!’
Meraklı’yı dinlemiştik o ândan sonra...
‘Washington’un bütün politikaları üzerinde çok etkili olan düşünce kuruluşlarından The National İnterest'in Dışişleri Bakanlığı muhabiri Curt Mills'in ‘Yeniden Dirilen Gerçekçilik; Quincy Enstitüsü'nün Yükselişi’ başlıklı analizini okumuştum!’ demişti sakin sesiyle. ‘Bu analiz de ABD Başkanı Trump'ı yönlendirmek için kurulan yeni bir enstitüyü, 'Quincy Enstitüsü'nü konu edinmektedir!’
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
