9 Eylül 2014 Salı

SA880/SD172: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 33 (05-10 Ocak 2012)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”


 (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

06-10 Ocak 2012 (310 Tweet)

10 Ocak 2012
12363. @_aysunn_ zihnimiz hızla tozlanır; profesyoneller buna manipülasyon derler, en büyük manipülatör de iblistir:)

10 Ocak 2012
12362. @saadetoruc paris genellikle libido varlıklarını derinleştirir:)

10 Ocak 2012
12361. @_aysunn_ dünyalılar vurgusu biraz toz almayı da sağlıyor aslında...:)

10 Ocak 2012
12360. @_aysunn_ size dünyalılar demem, dünyalı olmadığım anlamına gelmiyor tabi..:)

SA879/KY9-NK28: Her Şey Tozpembe Değil!

“Yola devam etmek mi? Kiminle? Nasıl? Nereye? Hangi yola?”


Bundan sonra yazacağım daha çok şey var; el-ayak ağrıları, başka bir ameliyat, tekrar korku ve panik vs. Artık kronolojik bir sıra takip edemeyeceğimi hissediyorum. Mesela şimdi aklıma çevremden koptuğum zaman neler hissettiğime dair başka şeyler geldi. Evet, arkadaşlarımın internetten uzak dur demesine rağmen kanser hastalarının yazdıkları çeşitli form siteleri ve facebook sayfalarını gözden geçiriyordum. Bu çabam biraz da öznel tecrübelerini paylaşabilen insanların yaşadıklarından yola çıkarak kendi durumumu gözden geçirmek ve belki iyileşme yolunda bir ipucu yakalamaktı.

Okuduğum bir yazı, eşi pilot olan bir hanım tarafından kısaca kaleme alınmıştı. Göğüs kanseri olduktan sonra bankadaki birikimlerini harcamayı düşündüklerini, ancak buna fırsat kalmadan arkadaşlarının ona ve eşine bir uçak bileti alarak Londra'ya gönderdiklerini okumuştum.

SA878/ KY6-SK25: IŞİD'e Karşı Birleşme Hikâyesi...

“Her zamanki gibi mezhepsel farklılıklar ile bölünen müslümanlar bazılarının işine gelince birleştiriliyor...”


Dünyayı yönetenlerin gündemi ISIS...  Yani IŞİD... ABD Başkanı Obama NATO müttefiklerinin IŞİD'e karşı koymaya hazır olduğunu ve IŞİD'e karşı Peşmerge’nin ve Irak Ordusu’nun güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Kuzey Irak'ta özellikle Şii Türkmenlere kan kusturan IŞİD, Amerli bölgesinde İran kuvvetleri ve çeşitli askeri birliklerce geri püskürtüldü. Geçtiğimiz hafta başı BM yardımları açlıkla mücadele eden halka ulaştı.

Bu askeri birliklere Amerikan hava kuvvetleri de destek vermişti. Bölgede Amerikan işgalinden rahatsızlık duyanlardan oluşan birlik Obama'nın işgali bitireceği açıklamasına kadar istikrar için müzakere süreci yürütmüştü. Küçük bazı şii gruplar ise işgale karşı bir mücadele sürdürmeye çalışmıştı. Zaten savaş yorgunu Irak'ta IŞİD'e karşı yürütülen son harekette bu grubun etkin olduğu biliniyor. 

8 Eylül 2014 Pazartesi

SA877/SD171: "kalıcıların gücü" /09.09.2006/ 545. patika

...gözlerinize görünen her şey hislerinize dokunmaz...
...görüp geçtiğiniz hâlde farkında dahi olmadıklarınız vardır...
...farkında olduklarınızın çoğunu göremeseniz bile, size değen, dokunan ve etkileyen her şeyi görürsünüz...
...insan, konu insan ve sosyal çevre iken, uzun süreli gözlemler ve analizler yapar...
...başlangıçta bazı kanaatler var olsa da, kesin kanaatler çok daha sonra ortaya çıkacaktır...
...ilk intibâdaki projektör özelliği, dikkat ve ilginin zamana yayılmasıyla ortadan kalkar ve insan kanaatlerini belirginleştirir...
...bu belirginleştirme, insanın derinliklerine dokunabilen insanların, insandaki kalıcılığını da belirleyecektir...
...iyi veya kötü ayrımından uzak bir kalıcılıktır bu...

7 Eylül 2014 Pazar

SA876/KY1-CÇ73: Firak

“Sebepsiz durup dururken, belki uyurken.. fırlarsın.. yüreğin öyle tatlı çarpmaktadır ki Leyla’dan olduğunu anlarsın..”

 
Damdan düşer gibi sormuştu:

“Sen hiç âşık oldun mu?”

Doğrusu şaşırdım bile diyemem. Biraz edepsizce bir tavır gibi gelmişti. Daha belki yarım saati bile doldurmamıştı tanışıklığımız; bu ne cüretti? Kalkıp gitme cesaretini bulamadım kendimde. Böyle patavatsız insanlar çokça mıdır? Hep de bana denk gelir. Piyangodan çıkar gibi. Elbet büyük ikramiye değil. Amorti. İnsanın canını yakan yani.

 Kurduğunuz hayaller çocukların kumdan kaleleri kadar bile dayanıklı çıkmamıştır. Sinirlenirsiniz, belli etmezsiniz. Arsız bir umut usulca ilişir yakanıza. Baka kalırsınız.. gözleriniz biletçi arar. Değiştirseniz mi, paranızı mı alsanız?

SA875/ÇY5-DÇ5: Yağmurun Bana Yazdıkları…

“Kuşlar uçuştu içimde, rüzgâr savurdu yelini, bulutlar bile dans etti günlerce.”


Hava çok sıkıntılı, yağmak istiyor, yağamıyor.

Ağlamak isteyen ancak ağlayamayan çocuk gibi…

Bir başlasa gerisi gelecek. Ama izin çıkmıyor bir türlü gök kubbeden.

Çok bunalmış. Bu nedenle canını sıkanların da ruhunu daraltmak istiyor bir an evvel.

Anlıyoruz ki, annesinin ağlamasına müsaade etmediği küçük çocuk sıkıntısı taşıyor kocaman yüreğinde. Çektiği acıları herkes çok iyi anlasın ister gibide, uzun sürsün istiyor belli ki.

6 Eylül 2014 Cumartesi

SA874/ KY6-SK24: Kronik Yenilgi ve Kılıçdaroğlu

"Kılıçdaroğlu, CHP'nin kronik yenilgisinin nedenini anlamış görünüyor."


İktidar yürüyüşü uzun bir yolculuk...

Çarşamba günü TRT'nin hazırlamış olduğu 'Büyük Yürüyüş' belgeselinin ilk bölümünü izledim. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir zaferi ile başlayan dönemden, 2002 seçimlerine kadar yaşadıklarını aktaran ilk bölüm bunu bir kez daha hatırlatıyor ...

Gelelim CHP'nin yürüyüşüne... CHP, Laiklik ilkesi noktasında tabanının tek adres gördüğü bir parti. Sosyal demokrasi konusunda ise bu tabanı ne kadar ikna ettiği bilinmiyor. Uzun yılların ardından şu veya bu sebeple genel başkan değişikliği yaşandı. Değişim, iktidar için atılım yapılamadığı gözlemi ve bu konuda ümitsizliğin artması ile mümkün oldu. Araçları onaylamasak da durum buydu...

SA873/TG50: İsrail’de İç Politik Karmaşa: “Bibi'nin Bir Sonraki Savaşı”

 “Hamas’ı unutun. İsrail Başbakanı şimdi kendi hükümeti içinde bir savaşla karşı karşıya.”

Savaşla ve dinlenmeden geçen bir yazdan sonra Pazartesi günü İsrail'deki çocuklar yeniden okula başladı ve Başbakan Binyamin Netanyahu zorunlu olarak fotoğraf çektirmek amacıyla birkaç okula uğradı.

Netanyahu, Mabu'in şehrinin güneyindeki bir okulda öğrencilerden birine en sevdiği hayvanı sordu. Öğrenci bunun üzerine “Yılanlar” cevabını verdi. Netanyahu bu cevap üzerine sırıtkan bir şekilde: ”Yılanlar mı? Gel ben sana birkaç tane vereyim”(*) diyerek şaka yaptı.

Netanyahu'nun bu ifadesi azılı kabine üyeleri tarafından Hamas veya harici düşmanlara karşı söylenmiş bir sözden ziyade bir kinaye olarak değerlendirildi. 26 Ağustos tarihinde Netanyahu ve Hamas tarafından yapılan ateşkes anlaşmasıyla görünüşe göre savaş sona erdi ve başbakan şimdi uzun bir politik savaşın içine girmek üzere.

5 Eylül 2014 Cuma

SA872/TG49: Breaking the Silence - Sessizliği Kırmak: İsrailli Askerlerin İtirafları/ El-Halil 2001-2004/2. Bölüm

“Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 
Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Öldürme, Yaralama, Sûikastler, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

“Bu, ayrıca var olan gerçekliği bildiği halde inkar eden inatçı çoğunluğa karşı da bir dik duruş. Bu, İsrail toplumuna ve liderlerine, çalışmalarımızın sonuçlarını değerlendirmek için acil bir çağrı.”

 Askerler görev başında başlarından geçenleri anlatıyor:

Eğer ben insanların bir yere gitmelerine engel olan, aşikâr bir şekilde gitmeleri gereken bir yere, örneğin manavdan dönüşte evlerine gitmelerine engel olan bir kontrol noktasında duruyorsam gerçekten ne kadar kibar bir kişi olduğumun önemi yoktur.

Bu durumda haksız olmam için kaba davranmam gerekmiyor. Dünyanın en kibar insanı iken haksız olabilirim. Çünkü onların bakış açısıyla benim nazik bir insan olmam bir fark oluşturmaz. Hala onların evlerine gitmelerine engel olan bir insanımdır çünkü.

SA871/ÇY4-DB13: Breaking the Silence - Sessizliği Kırmak: İsrailli Kadın Askerlerin İtirafları - İtiraf 9-13

“Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 
Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

“Bu, ayrıca var olan gerçekliği bildiği halde inkar eden inatçı çoğunluğa karşı da bir dik duruş. Bu, İsrail toplumuna ve liderlerine, çalışmalarımızın sonuçlarını değerlendirmek için acil bir çağrı.”

Kadın Askerlerin İtirafları- Women Soldiers’ Testimonies

İtiraf 9


İsim: *** | Rütbe: Teğmen |Birim : Hebron Bölge Tugayı/Sıhhiye Birliği | Bölge: Hebron

Onlar (Filistinli tutuklular) tutuklanmadan önce tıbbi muayene için götürülüyorlardı. Karmei Tzur yakınındaki  bir olayı hatırlıyorum. Orada bir  karargahımız vardı,Tugay komutanı ve tüm subaylar. Bu tutuklama operasyonları sonrası tutukluların getirildiği kamyonlar, Safariler, her türlü araç mevcuttu. O gece tutuklu çoktu. Dakika başı, bir tutuklu gelirdi ve doktor tarafından muayene edilirdi. Bütün gece oradaydım, sigara ve kahve içiyor, sıradan kontroller ve değerlendirmelerle uğraşıyordum.  

Neye benzediğini görmek için ben de gittim. Bazı tutuklular gözleri bağlı ve kelepçeli bir Safari’de oturuyordu, bu şekilde göz altında tutuluyorlardı, ve bazı sağlık görevlileri de oradaydı. Çok net bir şekilde hatırlamıyorum , yani ayrıntılı anlatamam ama içlerinden biri gerçekten çok kötü bir şekilde dövülmüştü ve doktor dedi ki: “ Bu ne şimdi?” Askerlere kızmış gibi görünüyordu, onlar da : “ Eh, işte bu işler böyle.” Veya “Tutuklarken oldu” gibi şeyler söylediler. Bunun tutuklarken mi, sonrasında mı olduğu belli değildi. Sonra doktor muayeneyi doğruladı ve “Tamam, onu götürebilirsiniz.” dedi.

4 Eylül 2014 Perşembe

SA870/ÇY4-DB12: Yaşlanmak Görünmez Olmak Değil

“Oysa dizlerimiz sıyrılsa koşardık kucaklarına. En güvenli yer orasıydı çünkü. Şimdi o güveni ve ilgiyi onlardan esirgemek ne kadar da normal geliyor hepimize.”

Onlardan artık görünmez olmalarını istiyoruz. Oysa bunu istemenin, ölmelerini istemekten pek de bir farkı yok.

Koştuğu maratonda insanın en korunmasız kaldığı etaptır yaşlılık. Çocuklar da savunmasızdır; doğru, ama yaşlılar tamamen acımasız bir ortamda bulurlar kendilerini. Her şey hızla değişmekte, yenilenmekte oysa; onlar yavaşlamaktadırlar günden güne. Bu her insan için aynı olan, adil bir süreçtir. Hiç kimse bundan kurtulamaz. Bunu hepimiz, biliriz ama beynimizin bir kıyısında bildiğimizi uyuturuz.

Böyle yaptığımız için de, bazılarımız zamanı geldiğinde anne veya babamızı bu süreçte yalnız bırakırız. Aslında yaşlılara hürmet, içinde yaşadığımız toplumun en değerli özelliklerinden biriydi. Benim de çok sevdiğim bir ahlaki anlayış.

SA869/FT27: Köklere Tutunmak; Benim Adım Gültepe

“Bugün Prime Time’da televizyon ekranlarında başlayan bir dizi, muhafazakar medyanın, sinema, tiyatro, televizyon, edebiyat gibi alanlardaki seçeneksizliğini, yetersizliğini, acizliğini daha net bir şekilde görmemizi sağladı.”


Sanat’ın incelik ve derinlik yüklü ruhunun, büyük bir sabır ve emek gerektirdiğini yeniden hatırlamak zorundayız. Zihinlerimize çakılan batı kökenli görsel ve işitsel implantlardan kurtulabilmemiz için, günlük, gündelik hazırkonuşluluğun yakıp kavurduğu hayatımızı daha anlamlı kılacak akışlar edinebilmemiz için, ülkemizin ve dünyamızın hızlıca çalkalandığı ve çatıştırıldığı bugünlerde sektörel kaygılardan kurtulup düşünmek zorundayız.

Bunu bu toprakların iki yüzyıllık zavallılığına başkaldırdığı bugün yapmak zorundayız; bizden daha fazlasını yapmamızı bekleyen masumlar adına, alın teri ile günü akşama döndüren işçiler, pazarcılar, esnaflar, memurlar, hatta sanayiciler, akademisyenler, siyasetçiler ve devlet adamları adına yapmak zorundayız.

3 Eylül 2014 Çarşamba

SA868/KY15-BT2: "Sultansın Sen!"

Küçüklüğümden beri ben senin prensesindim di mi baba?
Size…

İki hafta oldu babamı yoğun bakımdan çıkaralı…

Eve geldiği günden itibaren aldığı ilaçlardan dolayı ya da artık tamamen hafızasını yitirdiğinden; bilemiyorum, sürekli sayıklıyor, rüyalar görüyor, isimlerimizi karıştırıyor…

Son bir kaç gündür bana, "Senin evin yok mu? Niye buradasın? diyip duruyordu;  anlatınca da “Hee biliyorum, bunamadım!” deyip fırçayı basıyor...

SA867/KY9-NK27: Bugün 28 Şubat

“Bugünkü rüzgar tersine döndüğünde başörtülülerden yüz çevirecek olan alçaklara da şimdiden hakkımı helal etmiyorum!”
***


Bugün 28 Şubat ve benim içimden hiçbir şey yazmak gelmiyor.  Yalnızca Twitter'da yazdıklarımı buraya aynen alıyor ve kaçıyorum.

28 Şubatta başörtülü kızlara "fahişe" diyen sonra da başörtülü yazarlara yamanan, yaltaklanan adama hakkımı helal etmiyorum!

Üzerimizde ince ayar çalışan Batı Çalışma gurubunun elamanlarına hakkımı helal etmiyorum!

2 Eylül 2014 Salı

SA866/ KY4-FM19: Top Secret

“Bize de birtakım gizli şeyler örtülerinden soyundurulup olduğu gibi gösterilmektedir. Artık gözümüzde bir perde kalmamıştır. Artık bize pinhan olan kalmamıştır.”


Ey pâk vatanın temiz evlatları; ne mutlu size, ne mutlu bize! Zira birkaç zamandır zâtımıza birtakım esrarlı haller olmaktadır. Bu halleri taaccüple seyreder olduk. Öyle makamlarda gezdirilmekte, öyle makamlara götürülmekteyiz ki, görseniz ya da hissetseniz küçük dilinizle birlikte büyük dilinizi de yutarsınız.

Bu sözlerde en ufacık bir nefsanîlik, en ufacık bir enâniyyet varsa eğer iki gözüm önüme düşsün. Dilim nara batırılmış tığlarla dağlansın. “Söyle!” dendi o yüzden söylemekteyiz. Yoksa siz de bilirsiniz ki şahsımızı kıtmirden de aşağı bilmekteyiz. Varsın birileri bu kıtmir sözünde tersinden bir enâniyyet, kibir görsün. Varsın bunun küfür olduğunu söylesin. İnsan eşrefi mahlukat imiş de o yüzden nasıl bir köpekten aşağı olurmuş?

1 Eylül 2014 Pazartesi

SA865/KY1-CÇ72: ‘Beyaz Geceler’den Bir Gündü

“Paltosunun cebinden “Beyaz Geceler”i çıkardı.. ikinci katın balkonuna fırlattı.. sırtında bir ağrı duydu.. soluğunu kesen..”


Soğuk ve ürkütücü zamanlardı. Gece dolaşmaları ancak “mecburiyet”in gereğiydi. “Hadi şöyle bir turlayalım!” ifadesi tedavülden kalkmıştı. Daha eylül ayı gelmemişti.. Ne saat ne de takvim on ikiye varmamıştı. Seksenden beş yıl önceydi. kimimiz vatanı kurtarıyor, kimimiz halkı kimimiz de din-i mübin için arşınlıyorduk sokakları ..

Hem vatan kurtaranlar hem halkları kurtaranlar hem de din-i mübin için kıyama kalkanlar aynı beldede de olsa nokta kurtarmalıklar vücuda getirirdi.. öyle olması gerekirdi.. bu arada çokça kendini kurtaranlar vardı ki; onları beş ya da altı-yedi yıl sonra öğrenecek veya görecektik..

31 Ağustos 2014 Pazar

SA864/SD170: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 32 (01-05 Ocak 2012)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”
  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

01-05 Ocak 2012 (549  Tweet)

Meryem Gayberi @meryemgayberi
5 Ocak 2012
12053. "Utanıyorum bu karardan" diyenler utanmanın ne olduğunu nerden bilebilirler ki? Vakti zamanında hiçbirşeyden utanmadılar çünkü

kalemşah @kalemsah
5 Ocak 2012
12052. Seçkin Deniz'den.. "Aydın Bunalımı;Kast Göçerliği ya da Yapısal Bozukluk" fb.me/1CVhuc41X

erolgoka @erolgoka
5 Ocak 2012
12051. Başbuğ tutuklanırsa ve onu her gördükleri yerde alkışlayanlardan ses seda çıkmazsa, eski vesayet sisteminin kesinlikle çöktüğüne hükmedilir!

SA863/SD169: "özel bir iz bırakmak" /09.09.2006/ 546. patika

...bir şey istediğiniz gibi olmazsa, hayat silsileniz çizdiğiniz patikadan gitmezse, ne yaparsınız?...
...siz, hiç düşünmediğiniz ve henüz keşfedilmemiş olan yollarda ilerlemeye mahkûmsanız, nasıl tepki verirsiniz?...
...yetişkinlikten önce, seçimlerinizi öğrenmek isteyenler olmaz pek...
...size saydırılan gerekliliklere uyarak yaşamaktan, fazla şikayetçi de olmazsınız...
...zira; sizden daha iyi bilenlerin yürüttüğü bir aracın yaptığı kazalar, çarpacağı bariyerler, sizden önce, sizden sorumlu olanlardan sorulacaktır...
...sizden daha iyi bilirler onlar; siz onlardan daha iyi biliyor olsanız bile...
...zira siz, henüz hâmsınız...
...ne kadar kaliteli olsa da düşünceleriniz, ne kadar da çok bilseniz, geleceğinizi tayin etmekte alacağınız kararların, sizden sorumlu olanlar için fazlaca ehemmiyeti yoktur...

30 Ağustos 2014 Cumartesi

SA862/AS61: Kurtlar Vadisi Günü ve Saati/ Kurtlar Vadisi Toplumu

"İvedik toplumunu analiz eden populistler, neden Kurtlar Vadisi toplumunu merak edip sosyopsikolojik araştırmalara konu etmiyorlardı?"


Turizm mücevherâtçısında çalışan kırklı yaşların grileştirdiği saçlarıyla ‘olgun bir adam’, Perşembe akşamı, Show TV ekranında ‘Kurtlar Vadisi’ dizisinin yeni bölümünden önce yayınlanan bir önceki bölümün özetini göz ucuyla izlerken, Lise 1‘deki oğlunun ‘sınıfta kalma’ ihtimâline dair olabilecekleri tartışıyordu.

***

O gün, 11 Haziran 2009 perşembe akşamı idi ve daha önceki tüm perşembe akşamlarında yaşandığı gibi bakkal, lokantacı, pazarcı, kasap, inşaat işçisi, çiftçi, öğretmen, avukat, pilot, polis, asker, gazeteci, yazar, siyasetçi, vali, profesör, hatta doktor ve eşlerinden, kardeşlerinden, çocuklarından, anne-babalarından müteşekkil milyonlarca izleyici günlerdir bekledikleri yeni bölümü izlemek üzere tüm planlarını yapmışlar, acil işlerin çıkmaması için dua ederek ve uzun süren reklamlara kızarak, küfrederek oturup bekledikleri diziyi izlemekteydiler. Akşam namazını reklam arasına denk getirip kılanlar da, içkilerini ellerine alıp koltuklarına kurulanlar da aynı ekrana bakıp aynı şeyleri izlemek ve aynı şeyleri düşünmekte ‘birlikte’ idiler.

SA861/ÇY5-DÇ4: Havva mı, Lucy mi?

“Filmlerle beynimize çakılan algıların ne kadarını kontrol edebiliyoruz?”


Bugün zaman ayırıp da gidemediğim bir filme gittim. “Lucy’nin Beyni ”ne.

Sanatı her yönüyle takip edip algılamayı, analiz etmeyi hep sevdim. Hollywood filmlerinin bizleri sardığı ilk yıllarda gerek TV’lerde gerek sinemalarda koştura koştura izlediğimiz macera ve bilim kurgu filmleri gelir aklıma, her perdeye ilk bakışımda.

Onlardan nasıl etkilendiğimiz, neleri kafamıza yerleştirdiğimiz, neleri örnek aldığımız.

Arnold ya da Sylvester filminden çıkan ergen çocuklar, liseli delikanlılar gelir gözümün önüne, komik görünürlerdi. Sanki bütün filmde kendileri oynamışlar. Kendileri kötü adamları silahlarıyla taramışlar, taklalar atmışlar, çatılardan uçmuşlar gibi çıkarlardı sinemadan.

Seçkin Deniz Twitter Akışı