11 Ağustos 2014 Pazartesi

SA830/ KY4-FM18: Hayâlî Tapeler; Bir Seçimin Ardından

"Aşağıdaki parça, Cumhurbaşkanlığı seçim sonrası bir zatın gözde adamlarına yaptığı çok gizli görüşmenin tapelerinden elde edilmiştir. Olay tamamen kurgusaldır. Ülkemizdeki kişi ya da olaylarla benzerliği tamamen tesadüftür."


“Buraya geldiğim vakit benim âciz bir sesim var idi. Bugün yine o âciz sese mâlikim. Bütün âlemin, hususiyle erbab-ı sesin hâmî-i mukaddesi olan güneydeki sevgili devletimizin saye-i lutf-ı şâmilinde ahrârâne sözler söyleyecek fırsatlar bulabiliyorum. Ve fakat görüyorum ki sözlerim size tesir etmiyor. İhtiyarladım mı nedir, tez dolmuşa biner oldum.

Bakın diyorum ki, “Erken iftar ettik! Vakt-i muayyeni göz ardı ettik. Yılmayın!” ama görüyorum ki sizlerde bir bıkkınlık var. Bir yeis var her birinizin gönlünde. Fehmedemediğim bir teveyyül-i ekmel içindesiniz. Müfn-i ekmel olan sizler böyle çabucak tereddiler mi yaşayacaktınız? Sizin bu haliniz inanın şakirdan-ı velhan-ı ekmel üzerinde tahmin edemeyeceğiniz kadar disruptived etki bırakacak, sevdiğimiz güneydeki devlet nezdinde haysiyetimiz payimal olacaktır. İki paralık olacak onurumuz. Ne hakkınız var merum-i ekmel dünyamızın şerefiyle oynamaya?

10 Ağustos 2014 Pazar

SA829/FT24: İnsanları Tanrılar Karmaşasıyla Tanrı’ya Karşı Kışkırtan Film: Titanların/Tanrıların Savaşı -Clash of the Titans-

“Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka tanrılar edindiler.” 
Kur’an/Meryem/81
“Ve insanların ibadetleri sayesinde, tanrılar onlara hükmedebilirler.” 
Louis Leterrier, Yönetmen
“Heyecanlı türde bir patlamış mısır serüveni.” 
Sam Worthington, Perseus, Filmin Başrol Oyuncusu

Sam Worthington’un bahsettiği gibi film gerçekten patlamış mısır serüveni mi? O kadar basit mi? Yoksa Filmin yönetmeni Louis Leterrier’in gizlemeden, saklamadan ifade ettiği gibi, insanları Tanrıların/Tanrı’nın hükümdarlığından kurtarmanın tek yolu, onları Tanrılara ya da Tanrı’ya ibadet etmekten vazgeçirmek mi?

Matrix’i izledik; yapımcıları ve yönetmeni Siyon’u kurtuluş merkezi, Mesih’i de, kendisini keşfederek içindeki tanrıyı açığa çıkarıp Tanrısallığa yükselen Neo kılığında kurtarıcı olarak anlattılar. Siyonizm’i, kendi kalabalık kuru gürültüsü içine hapsolan cılız eleştirilere rağmen, sinemanın gücünü kullanarak insanlara anlattılar. Matrix, Siyonistlerin oluşturduğu bir klostrofobik alandı; çözümü de kendilerine göre Neo ile buldurdular.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

SA828/TG40: Suriye’deki Savaş Suçlarının Belgelenmesi; Syria Tracker

“Savaşta öldürülen çocukların en az 700 tanesi işkence edilerek infaz edilmiştir. Verilere göre 13 yaşın altında bulunan 200 erkek çocuğu ise keskin nişancı ateşi ile öldürülmüştür.”


Üç yıldan daha uzun bir süredir kanlı bir iç savaşın içinde bulunan Suriye’de şehirler harabeye dönmüş ve oldukça ağır sivil kayıplar vermiş bulunuyor. Fakat Suriye’den haber yapmak oldukça tehlikeli olduğu için gerçekleştirilen katliamlar medyada yeteri kadar yer almıyor. Buna rağmen bir grup araştırmacı her bir ölüm vakasını belgeleme kararı aldılar.

Özenli bir şekilde verileri toplayan ve bu verileri sürekli doğrulatan Syrian Tracker grubu savaş boyunca gerçekleşen ölümlerin 111,915’ini belgeledi.

Syria Tracker bilgi kaynağı şahitler ve sahada bulunan gönüllülerden oluşuyor. Araştırmacılar aynı zamanda haber raporlarından da veri sağlıyorlar.

SA827/KY17-KÇ2: Kuruluş- Şeyh Edebâlî - I. Bölüm

Kemalettin Çalık'ın romanı ‘Kuruluş- Şeyh Edebâlî’den I. bölüm

Osman Bey- Şeyh Edebâlî

(Devlet yıkıp devlet kuracaklardı)
I
“Baskın,”
1270 yılları, Çavdarlı Yakınları

Atlar rüzgâr olup obaya aktıklarında, toynak sesleri kılıçların şakırtısına karışıyordu. Elleri böğründe duran gölgeler korku dolu bakışlarla ufuğa bakarken, bir dost eli arıyorlardı. Tozu dumana katarak gelenler Çavdarlı kasabasında taş üstünde taş bırakmayacaklar gibiydi.

Kılıçlar çekildi, yaylar gerildi, insanlar çoluk çocuk demeden öldürüldü, baş üstünde baş bırakılmadı. Saltuk nereye sığınacağını bilemiyordu, babası onu çadırın içine çektiğinde, kat kat hasırların altına sürükledi ve oradan dışarı çıkmamasını öğütledi.

8 Ağustos 2014 Cuma

SA826/ Sonsuz Ark-YD6: Şecaiyye Katliamı /Gazze-Temmuz 2014- Al Jazeera Belgeseli



SA825/TG39: Breaking the Silence - Sessizliği Kırmak: İsrailli Askerlerin İtirafları/ Bölgelerin İşgali-1

“Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 
Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Öldürme, Yaralama, Sûikastler, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

“Bu, ayrıca var olan gerçekliği bildiği halde inkar eden inatçı çoğunluğa karşı da bir dik duruş. Bu, İsrail toplumuna ve liderlerine, çalışmalarımızın sonuçlarını değerlendirmek için acil bir çağrı.”

Askerlerin İtirafları

İtiraf 1

 “Varlığını gösterme” eyleminin gerçekte ne anlama geldiğini bilmiyordum.

Birim: Paraşütçü Birliği
Görev Yeri: Güney El-Halil Tepeleri
Yıl: 2001

Filistin içlerinde devriye görevine yönelik talimatlar veriyorlardı. Sanırım görev yerimiz Yatta idi.

Bu, “varlığını gösterme” olarak isimlendirilen görev miydi?

SA824/KY1-CÇ70: Gönül Metamorfozları

"Kays ve Ben ölüm masalları yontarız bir bir düşlerimizden
Lili’nin ayak izlerinde gezinirken gözlerimiz"

 -1-
biz devrimlerin yakamadığı çocuklarız
sen kaç devrim yaşadın Lili
kaç su yıkandın her yüz dönüşte
-2-
-göç-

siz kazanla su alıp
kalburla su satarsınız
biz develerin yakasından tuttuk
bir kaktüsün yakasından tuttuk
biz kenti terk edip çölü yurt tuttuk Kays’la
avcıya ağladık ağladık avladıklarına
biz Lili’ye yas tuttuk

SA823/SD160: "sarı ayrılık şarkıları bestelendiğinde" /21.09.2006/ 550. patika


...ölüm gelmeden, sarı ayrılık rüzgarlarını salar, ilkin...
...vedâ vakitlerinin yaklaştığını apaçık görürler yaşlılar...
...yaşı geçkin olanların, düşleriyle düş dışında gördükleri arasında fark kalmaz...
...çocukların akıllarına ve düşlerine sonsuz kadar uzak olan ölüm, yaşlıların her an dibinde ve içindedir...
...ancak ne fayda; gençlikten gelen alışkanlıklar, ölümün sarı ayrılık şarkılarına kulak tıkayan yaşlıları, iblis'in çarkından uzakta tutamıyorlar...
...kırılganlık ölçüleri asâbiyetle desteklenip incelirken, onları, o yaşı geçkin yakınları ve uzakları sabırla karşılamanız gerek; onların demlerine ulaşma ihtimâlinizi gözardı edemeyeceğinizi düşünerek...

SA822/ KY4-FM17: Ey Irkçı; Tasalanma!

“Kendisi, diğerini zulümden saymadığı için zulüm sayanlara diş biliyor. Uluyor, kendi deyimiyle.”

İki adam bir lokantadan içeri girer. Yemek ısmarlarlar. Yemek gelir. Yemeye başlar her ikisi. Biri diğerine “Köfteleri ikişer ikişer yeme!” der. Karşısındaki şaşırır: “Hani sen kördün. Benim nasıl yediğimi nerden biliyorsun?” diye karşılık verir. Öteki, “Çünkü ben ikişer ikişer yiyorum!” der.

Bu adamlardan yalnız biri kördür. Diğerini de kör sanır. Çünkü birlikte uzun bir yol yürümüşlerdir. Gören, yürümekte zorlanan adamın yürümesini kolaylaştırmak için yolunu bile değiştirmiş, selametle varacağı yere varması için yoldaş olmuştur.

Gören, kör olmadığını koluna girdiği köre rencide olmasın diye söylememiştir. Körün elinde baston vardır. Tık, tık dokunarak önündeki engelleri aşmaya çalışmıştır. Kulakları keskindir. Sesleri fark eder. Koluna giren adamın da elinde baston vardır. Dolayısıyla o da yolda yürürken körün bastonunun çıkardığı sese bastonunun sesini yoldaş kılmıştır. Ve bu yüzden kör koluna girenin de kör olduğunu sanmıştır.

7 Ağustos 2014 Perşembe

SA821/ÇY5-DÇ1: Yelkenler Fora

“Bu bir gemiye binmek gibiydi. Kendinizi yazı ile ifade etmek.”


İnsanlar hayatlarında pek çok dönemler yaşar. Yaşadıkları evreler, inişli-çıkışlı, bazen zor bazen yorucu bazen de kolay olur. Kişisel gelişim kitaplarını nerdeyse hiç okumadım. İnsanın kendini tanıması ve Yaradan tarafından kendine verilen özellikleri, dünya hayatında onun için doğru kullanması gerektiğine inandım. Böylece sevdiği işleri yaparak kendi ruhunu ve olgunluğunu tatmin edeceğine inandım. Huzurla yastığa başını koyacağına ve ertesi gün mutlu uyanacağına inanarak yaşadım.  Böyle olduğu konusunda da düşüncem aynen devam etmekte…

İnsanları kategorize etmekten hoşlanmadım, ancak her ortamda başkalarının başkalarını kategorize ederek ve tanımlayarak yaşantılarını devam ettirdiğini gördüm. Kendi hayatımda buna asla müsaade etmedim. İnsanları gözlemledim. Gönlü iyilikten ve masumiyetten yana olan çalışmayı seven kendini hayata adamış insanları yanıma aldım. Onlara, yeri geldiğinde, kendimin de rehberlik yaptığına inanıyordum. Fakat hayat ne şekilde devam ederse etsin, etrafınızda ülkenizde ve dünyada yaşadığınız olaylar sizleri mutlaka açmazlara sürüklediği, tıkadığı zamanlar oluyordu.

SA820/SD159: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 29 (01-10 Aralık 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

01-10 Aralık 2011 ( 283 Tweet)

10 Aralık 2011
10667. "içerideki başka ben" hakikatin tam olarak perdelenmesidir...

10 Aralık 2011
10666. "hakikati perdeleme iblisin işi değil mi?.... tasavvuf da batın diyerek perdeliyor..."

10 Aralık 2011
10665. ...yazılarım öğreti ile aklı örtüştürür ve yanlışı yıkma peşindedir; sertlik dozu buna göre ayarlanmıştır..

10 Aralık 2011
10664. ...erkek, dolar... dolar... dolar... bir şey dokunmuştur içine... o zaman tutamaz kendini... inanın; bu gözyaşları sahte değildir

SA819/ KY4-FM16: İrrasyonelim; Çünkü…

“İşte biz bu yüzden sizin gibi rasyonel davranmaktan, düşünmekten kaçındık, kaçınıyoruz, kaçınacağız (!) Ve irrasyonel olacağız (!)”


Kömür dediniz, makarna dediniz, elektrik kesintisi dediniz; olmadı. Aşağılamalara devam ediyorsunuz. Edin! Sizin hor görünüzü kaale alıp, komplekslerinizin cenderesine düşecek kadar kişiliksiz olmadık. Olmayacağız. Siz komplekslerinizin cenderesinde gerilirken, bunalırken, boğulurken, siz kıskançlığın içinde debelenirken, ağız dolusu küfürler savurmaktan öte bir şey bilmeyenlerle aynı safta çıldırmanın hazzını yaşarken, biz özgürlüklerin, kişinin kendisi olmanın ortamını hazırlamak için adımlar atanlarla yola devam edeceğiz.

O kadar az düşünüyor, o kadar aptalca çıkarsama yapıyorsunuz ki, farkında bile değilsiniz. Ahmaklığınızın somut göstergesi kendi kliğinizde olmayanları düşünceden yoksun sayarken, kliğinizin bir avuç faşizan, baskıcı, tep tipçi olduğunu göremiyorsunuz.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

SA818/ KY6-SK22: New York'ta Polis Şiddeti Tartışmaları

“Polisin suç önlemedeki başarısı için, vatandaşlar videoya alamayacaksa bile başka türlü bir oto denetim sistemi olması şart.”


Amerika Birleşik Devletleri, New York eyalet polisinin 17 Temmuz'da Eric Garner'i göz altına alırken kullandığı yöntemin ölüme sebep olması tartışma yarattı.

Altı çocuk babası Afrikan-Amerikan Garner'ı uyuşturucu sattığı gerekçesi ile gözaltına almak isteyen polis, şahsı yere yatırdı ve ellerini başının arkasına almasını söyledi.

Bu sırada Garner boynundan yere doğru bastırılıyordu. Nefes alamadığını defalarca tekrar etti... Hayatını kaybetti ve yapılan muayenede öldürüldüğü teşhis edildi... Ailesi ve destekçileri memurlara soruşturma açılmasını istedi...

SA817/ KY4-FM15: Leş Fetvâsı’na Dair Bir Sergüzeşt

“Küstah.. bir dinlemesini öğren! Hem meselenin vuzûha kavuşması için gereken girizgâh yapılmalıdır.”


Alt Metin, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasına dair Osmanlıca bir mülahazâdır ve günümüz diliyle pek bir farklılık arzetmemekle birlikte çok kolay anlaşılmaktadır. Kaplan içerik enstrümanı olarak kullanılmıştır.
Sonsuz Ark

Tâlib-i Sâni: “Gerçi cesetleri fenâ bulur. Fakat ervâhları bâki kalan hayvanât mabeyninde dahi, onlara münasip bir tarzda, dâr-ı bekâda mücazat ve mükâfatları vardır. Ona binâen canavarlara sağ hayvanların etleri haramdır denilebilir.” (Said Nursi, Lem’alar, Yeni Asya Neşr., 2005, s. 610.)  "Kaplan gibi hayvanların helâl rızıkları, ölü hayvanlardır. Sağ hayvanları öldürüp rızık yapmak, şeriât-ı fıtriyye'ce haramdır." (Said Nursi, Mesnevî-i Nuriye, s. 64.) bu görüş hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum..

Tâlib-i Evvel:  İnekler, koyunlar diri ve canlı otu koparırlarsa ne olur Ağa? Mesela, keçi ağacın diri yaprağını koparıp yerse haram mı yer? Bunun sülalesi acaba kuru yaprak ticareti mi yapıyormuş kışın?

Tâlib-i Sâni:  Belki onlar Şeriât-ı Fıtrîyye’de canlı sayılmıyorlardır..

5 Ağustos 2014 Salı

SA816/TG38: Breaking the Silence - Sessizliği Kırmak: İsrailli Askerlerin İtirafları/ 2000-2010-Giriş

“Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 
Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Öldürme, Yaralama, Sûikastler, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

“Bu, ayrıca var olan gerçekliği bildiği halde inkar eden inatçı çoğunluğa karşı da bir dik duruş. Bu, İsrail toplumuna ve liderlerine, çalışmalarımızın sonuçlarını değerlendirmek için acil bir çağrı.”

Filistin Toplumunun Sindirilmesi-“Engelleme”

Eylül 2000 tarihinde İkinci İntifada’nın başlamasından itibaren 1000’den fazla İsrailli ve 6000’den fazla Filistinli ölmüştür. Filistinliler ve İsrailliler arasında hem İşgal Bölgelerinde hem de İsrail içerisinde gerçekleşen şiddette önemli bir artış olmasına bağlı olarak, Filistin direnişini bastırmak ve Yeşil Hattın her iki tarafında İsrailli sivil ve askerlere yönelik gerçekleştirilen binlerce saldırı teşebbüsünü önlemek amacıyla İsrail güvenlik sistemi yeni ve daha saldırgan metotlarla harekete geçirilmiştir. 

Bu bölümde İsrail’in İşgal Bölgelerindeki son on yılda gerçekleştirdiği saldırgan ve engelleyici askeri hareketler ele alınmaktadır. Her ne kadar İsrail güvenlik güçleri “terörü engellediğini” iddia etse de askerlerin derlenen itirafları, gerçekte güvenlik güçlerinin “engelleme” terimini ne kadar geniş bir ölçekte yorumladığını ortaya koymaktadır: Terim, İşgal Bölgelerinde gerçekleşen her türlü saldırgan eylemi belirten bir şifre haline gelmiştir.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

SA815/KY17-KÇ1: Kuruluş-Şeyh Edebâlî

Konuk Yazarımız Kemalettin Çalık, romanı ‘Kuruluş- Şeyh Edebâlî’den bir bölüm ile aramızda...
Osman Bey- Şeyh Edebâlî

(Devlet yıkıp devlet kuracaklardı)
IX.
“Derban...”

Meydanlık yerde herkes yerini aldı, Saltuk yol erenlerinin ayağına girecekti, insaf eşiğinde dururdu, aralarına katılacak, kervana girecekti. Erkan görecekti, yol tutacaktı. Ahi babaya boynu bağlı kul olacaktı. Uğraş erlerinin bölüğünde beli kılıçlı yoldaşlığa hak kazanacaktı.

“Yola girmek dileğin kabul olacaktır, önce sınavı geçeceksin.”

“Ahilik ince olduğu kadar çetin bir yoladur, sarplıdır da.”

SA814/ Sonsuz Ark-YD5: Sonsuz Ark, Gazeteci Katili İsrail’e Yaptırım Uygulamayan Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ)’nu Kınar

Sonsuz Ark, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ)’nu Kınar  

Gazze/ Filistin, Temmuz 2014, İsrail Soykırımı sürerken öldürülen bir medya çalışanı

İsrail'in 7 Temmuz- 4 Ağustos 2014 tarihleri arasında Gazze’de hedef gözetmeksizin düzenlediği uyguladığı soykırım merkezli saldırılarda, 401'i çocuk ve 238'i kadın bin 800'den fazla kişi hayatını kaybederken 9 bin 500 civarında Filistinli yaralandı. Sivillerin sığındığı Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşuna (UNRWA) ait okullar ile hastane, ambulans ve camilerin vurulduğu saldırılarda, soykırımı belgeleyen ve dünyaya duyuran basın mensupları da hedef alındı. Filistin Radyo ve Televizyon Birliği'nin verilerine göre, bugüne kadar 10 basın mensubu öldürüldü, aralarında Gazze'deki olaylarla ilgili Ramallah'taki olaylarda  etkilenenlerin de olduğu 38 basın mensubu yaralandı.

SA813/KY4-FM14: Aldatılmamış Saf’a Davet-Saf Berraklığı

Dedi- Yazık.. çok fena aldatılmışsın!
Dedim- Why?
Dedi- I don’t know.


Dedi- Uzun zamandır bu fırsatı kolluyor, bekliyordum. Kısmet bugüne imiş. Bize, safımıza katılır mısın?

Dedim- Siz kimsiniz?

Dedi- Lütfen dostum. Kim olduğumu bilmiyor musun? Bu ülkede yaşamıyor musun? İkiye bölünmüş durumda ülke. Bu bölünmüşlükte yanımızda dursan? Nedenli kalabalık bir safımız olduğunu cümle alem biliyor. Ancak sayısal bir kalabalık değil bu. Dünya görüşü, bakış açısı birbirinden farklı bir düzine.

Dedim- Kim olduğunu biliyorum. Bu ülkede yaşıyorum. Fakat safınızı anlayamıyorum. Safınızı bir yere koyamıyorum. Öylesine zıtsınız ki..  temelden öylesine farklısınız ki.

SA812/SD158: "serseri ruhlar" /22.09.2006/ 551. patika


...serseri ruhların cezbedici yönleri çok...
...ama gelin, bir de onlara sorun...
..."cezb nedir?", diye...
...onlar muğlak cezbi, içlerinde taşıdıkları her şeyde bulurlar; lâkin sizler gibi, sıradan/âdi cezbe merak salmazlar...
...bir bakıma, sizin onlarda bulduğunuz her cezb sebebi, onlar için herhangi bir değere sâhip değildir...
...umumun sırlarını aşıp geçmiş, kendi sırlarında kaybolmuş olan o serseri ruhlar, sonsuz önceden sonsuz sonraya mevcut olan içiçe halkalarda her daim dolanır, dururlar...
...diledikleri vakit, halkalardan en dar mevziide olanı (bazende nefs dairesini) seçerler; orada demlenirler bir vakit...
...bazen de, kimsenin akıl edemediği halkalarda tefekkür ederler...

3 Ağustos 2014 Pazar

SA811/SD157: Devlet'in Tahakküm Alışkanlığı Sürmeli midir?

"Halka, kendisi için iyi olan sorulmadığı sürece, devlet ve halk ilişkileri asla hayal edilen boyutta olamayacaktır."


Devletin neden var olduğunu ve neden var olmaya devam etmesi gerektiğini incelemeden, devletin Dünya'da ve Türkiye'de neden aynı şekilde algılandığını görmek mümkün değildir. Evet; Devlet, Dünya'da ve Türkiye'de aynı şekilde algılanmaktadır. Yani bize özgü bir devlet anlayışımız yoktur. Bütün devletler gibi tarihteki tüm Türkiye Devletleri de tahakkümcüdür, dayatmacıdır. 

Bu gerçeği, ortak insanlık tarihinde mevcut olan sebeplere dayandırabiliriz, ancak özenle görülmesi gereken husus şudur; bilgiye ulaşma ve özgürlüklerin kullanımındaki hareket alanları Dünya'nın farklı kıtalarında farklı olarak gelişmiştir. Ülkelerin kuruluşlarındaki sebeplerin de çok etkili olduğu bu dönüşüm ve gelişim aşamaları, kıtalardan ülkelere doğru hızlı ya da yavaş süreçler yaşamışlardır ve yaşamaya da devam edeceklerdir.

Seçkin Deniz Twitter Akışı