“Senin
hayatında aynı bu arabayla yaptığın yolculukta olduğu gibi, bir sürü hata var, yanında
akıl, vicdan, mantık gibi bir kaç arkadaşın olduğu halde onları dinlemiyorsun, dinlemeni
tavsiye ederim.”
Yoğun ve
yorucu bir gündü; bedenen değil, ruhen yorgun hissediyordum kendimi. Yürümek iyi
gelebilirdi. Yaşam tarzını beğenmediğim, bir türlü sevemediğim, sırf bu sebeple
istemsiz kırmaktan çekindiğim mesai arkadaşımın, “Hadi gel hem biraz laflar hem
bir şeyler içeriz!” teklifini geri çeviremedim. Arabasına doğru yürüdük, acımamış
paraya, son model lüks bir araba almış, biner binmez, ben “Hayırlı olsun!”
diyemeden, müziği açtı birbirimizi duyamayacağımız kadar yüksek sesle.
Mesai ortamı
dışında ne konuşabilirdik ki zaten iyi de oldu. Şehir içi trafiğinde, makasa
girmeler, ani şerit değiştirmelerle nihayet elit bir cafeye geldik. O
(telaffuzunda zorlanarak) alkollü içeceğini istedi, ben kahvemi istedim.














.jpg)




