30 Ekim 2013 Çarşamba

SA460/ KY5-PT7: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 1/7: Dere Düzü

Kiziroğlu Mustafa Bey


 -7-
Subaşı yanına dört-beş atlı alıp Kizir’e doğru yola çıkmıştı. Bodur Hamza’yı karşılamak, böylece sabah bey sorduğunda hazırlıklı olmak istiyordu. Hem Bodur Hamza’ya da yaranmayı planlamıştı. “Köy dönüşü başı sıkışırsa yardımım dokunur”  diye kuruyordu. Eğer Bodur Hamza’yı bulamazsa çığlık geçidinin ilerisinde çaybaşında çadır kuran Şeref Bey’in işretine katılma niyetindeydi. Birkaç zamandır eşkıya yollarının üzerinden çekilmişti. Kiziroğlu olmayınca adamları da kaybolmuştu.

Demek bir ortadan kaldırsalar bu adamı her şey süt liman olacaktı. “Acaba öyle olur mu?” dedi yüksek sesle. Yanındaki atlılardan Çopur Veli merakla, “Nasıl mı olur Ağam?” diye sordu.. Subaşı güldü: “Kendi kendime konuşurum be Çopur..” sustu.

28 Ekim 2013 Pazartesi

SA459/SD73: "söz sanatı ya da benzeşen izler etkisi"/ 22.06.2007/ 595. patika

...sözcüklerin düşüncelerle girdiği ilişki türüne baktınız mı?...
...basit ve anlaşılabilir bir ilişki türüdür, bu...
...sözcükler, düşüncelerin taşıyıcısıdır...
...ve onların elçisi olmak, gibi özellikleri vardır..
...sözcükler, elçilik yaptıkları düşüncelerin kendilerinin sırtında somutlaştığını fark etmezler...
...ulaştıkları yerde hangi etkilerle, neleri etkilediklerini bilmezler...
...işte bu yüzden kimse sözcükleri suçlamaz; suçlananlar daima düşüncelerdir...
...düşüncelerin sözcüklere dönüşürken çıkardıkları gürültüye baktınız mı, peki?...
...eğer; dönüştürücü güç yetkinse, gürültü pek duyulmaz...
...üst üste birikmiş anlamları karıştırıp duran sözcükler, dolaşıp durmaz orta yerde...
...her bir sözcük, doygun ve kendisinden önce gelenle kendisinden sonra gelen arasında, büyük bir vakarla, seçkin bir makam işgal eder...

SA458/AŞ24: 2015-2025; Başbakan Ali Babacan

“Şimdiden geleceği tasarlamak gerek; zamana ve rüzgara bırakmanın anlamı yok, gereği de yok.”


Politik Agnostik dilbâzların köşe yazılarından yaydıkları kokuyu herkes alıyor mu, bilmiyorum; ama bu koku alıştığımız bir koku. Özal, Demirel örneklerinden hareketle Erdoğan köşke çıkınca partisi ile bağları kopar, Ak Parti dağılır, diyerek siyasete yön verenlerin beslendikleri hammadde, politik agnostik dilbâzların yaydığı bu koku. Ve bu koku gerçekten iğrenç bir koku; zira en çok Ak Parti siyasasını belirsizliklere sürüklüyor. Beliren ‘Bilinemezcilik’, kuşkucu hipnozlarla her türlü kreatif seçeneğin doğumunu sabote ediyor.

Politik Angostiklerin tuzağına düşmeye ve korkmaya gerek yok. Erdoğan ne bir Demirel’dir ne de Özal. Ak Parti de ne ANAP’tır ne de AP’den evrile devrile değişip gelen DYP’dir. Ak Parti, halkın istediği ve inşa ettiği bir partidir; Erdoğan da Ak Parti ile dünya lideri olan bir liderdir. Bu nedenle 2014’te köşke çıkmaya hazırlanan Erdoğan’ın Ak Parti’nin 2015’ten sonra hükümeti oluşturacak kadroyu rahatlıkla belirlemesi gerekiyor.

27 Ekim 2013 Pazar

SA457/KY7-NY1: İlk Yalnızlık

“Şimdi yalnızlığa dair her şeydi hissettiği.”


İstasyon kalabalıktı. Tren ağır ağır yaklaştı. Gıcırdayarak durdu. Herkes kapılara üşüştü. Görevliler düdük çalarak ve bağırarak uyarıyordu.

“Acele etmeyin. Herkes sıraya girsin!”

Genç kız vagondaki meşin kaplamalı koltukta bir müddet daha beklemeyi tercih etti.  Acelesi yoktu nasılsa.  Kapıdan çıkan son kişi olmanın zaman açısından da bir sakıncası olmadığına göre etrafı seyretmenin keyfinde düşünmeye başladı. Hayatında ilk defa büyük bir şehre geliyordu.

26 Ekim 2013 Cumartesi

SA456/SD72: Masonik Oyun Sürüyor -"Masonic Game in Progress"-

Türkiye, Londra ile Pekin’in tam ortasındadır.” 
Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan 
Ankara Lojistik Üssü ve Gümrük İdarî Birimleri Açılışı, 15.10.2010


Türkiye’nin Masonik Sorunları; Kürt Sorunu, Başörtüsü Sorunu, Füze Kalkanı, İsrail, ABD, AB, Rusya ve İran, Türkiye-Çin Stratejik İlişkileri, Gelişmiş Ülkelerde Dikey ve Yatay olarak Genişleyen Ekonomik, Sosyolojik ve Siyâsî Kriz, Avrupa’da Irkçılık


Türkiye, iç (Ekonomik, Sosyolojik, Politik) sorunlarını çözerken, dış sorunlarını da kendi oluşturduğu yeni bir düzlemde ve kendi çizdiği yeni bir çerçevede çözmeye doğru ilerliyor. Füze kalkanı da bu düzleme taşınacak, çerçeveyi Türkiye belirleyecek; yeni yol haritası bu. Bu Harita’nın yapay iç ve dış sorunlarla masadan kalkması Türkiye’nin büyük geleceğini tehlikeye atacaktır.

Analizi yaparken teşhisi doğru koymak gerekiyor; Türkiye’nin sorunlarının tamamı masonik projelerin birer sonucudurlar. 12 Eylül referandumu kronikleşen iç ve dış sorunların (değişen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve yeni anayasa çalışmaları) teşrih masasına yatırılmasının önündeki tüm engelleri ortadan kaldırdı; referandumun en önemli sonucu masonların devletin derinliklerinden temizlenebilmesinin yolunun açılabilmesidir. Bu tespitten sonra, sorunlar düzleminde dalgalı bir analiz yapmak ve bu analizin kıvrımlarında gezinmek gerekecektir.

25 Ekim 2013 Cuma

SA455/AS42: Baston Fikirler ya da Özgün Önermeler

"Sen ne vaat ediyorsun senden sonrakilere? Çöl adamından daha kalıcı olacak neyin var? Neyi tartışıyorsun? Kendi şiirlerini mi?"


Baston Fikirlerin Gölgesinde Balık Avlamak

Stephen W.Hawking’in 'Zamanın Kısa Tarihi’ni okuduğumda bundan yıllar evvel, 50 yıla yakın bir süredir kafası dışında hiçbir yeri çalışmayan bu adamın, herhangi bir dayanak fikri baston olarak kullanmadığına şahit olmuştum. Yani, bakın ben şu önermemi şuna, buna ve ona dayandırarak oluşturdum, demiyordu Hawking, hala demiyor. Onun, şunun, bunun fikirlerini gösteriyordu kitabında, ama destekleyici bir kalıpta almıyordu; onların temel eksikliklerini vurguluyor ve yeni bileşik önermeler üretiyordu. Oturduğu tekerlekli mekanik sandalyesinden uzayın derinliklerine dalıyor ve zamanın kısa tarihini kendi özgün önermeleriyle kafasına göre şekillendiriyordu. 

Hayatının 30 yılını hasrettiği 'Kara Delikler Teorisi' 2004 yılında parçacık fizikçi Preskill tarafından çürütülünce, yanıldığını itiraf etti. Kara delikler maddeleri yutmuyordu. Preskill’in dediği gibi kara deliklere giren madde doğru bir kuantum fiziği ile geri elde edilebilecekti. Nihayetinde oraya çıkan şu basit ve çarpıcı gerçeği belirtmek ne demek istediğimizi anlatmamıza yardımcı olacaktır. Hawking’in 30 yıllık teorisini çökerttiğinde Preskill üzülmüştü: “Pekiyi, bundan sonra sevgili dostumla neyi tartışacağız?”

SA454/AŞ23: Erdoğan Bir NATO Projesi mi?

“NATO yararı güçlü ve zengin bir Türkiye’yi mi direktive ediyor yoksa?”


 "Çin, füze savunma sistemi konusunda şu anda en uygun teklife sahip ülke. Bu kararda NATO belirleyici değildir"

Çeşit çeşitler; öyle olmaları da normal. Ama bana hiç normal gelmeyen fikirleri var. Dillerinde kanıksanmış sloganlar, gözlerinde anlamsız öfkeler ve zihinlerinde altı boş kuşkular. Zararı yok; kuşku iyidir, aldanmayı engeller. Ama kuşkularını anlattıklarında ikna edici olamıyorlar; bilhassa sıkıştırdıkça bocalıyorlar.

Kimlerden mi bahsediyorum? Müslümanlardan, yani Müslüman olduklarını söyleyen insanlardan. Onların Müslümanlıkları elbette tartışacağım bir şey değil. Tartışacağım şey; Başbakan Erdoğan’a ve İktidar Partisi’ne yönelik eleştirilerindeki eleştiri dozunun zihinleri karıştırıcı özelliğine bakarsak, eleştiriden ziyade düşmanlıklarının içeriği. Mesela en hafif ifadeleri, ‘Erdoğan bir NATO projesi’.

23 Ekim 2013 Çarşamba

SA453/SD71: "didaktik kip" /29.06.2007/ 596. patika

...geldin bugüne...
...ve durdun...
...kendinde bir şeyler değiştirmek istiyorsun...
...nerden başlayacağını bilmediğin için her başladığın yer, yanlış yer olduğunu, seni yeni karmaşalara sürükleyerek kanıtlıyor...
...ve sıra sıra kısır çekişliliklerle dolanıp duruyorsun, kendi ekseninde...
...beğenmediklerin sırtının içinde ve üstündeyken, ne ileri gidebiliyorsun ne de geri...
...ileriye bakıyor ve görüyorsun kendince, kendi geleceğini; beğenmiyorsun...
...durup sendeki seni değiştirmek istiyorsun, tüm kusurlarından arındırarak...
...asılıyorsun, yıllardır her yerine yapışan beğenmediğin şeylere...
...ama kök saldıkları, sarıp sarmaladıkları yerleri tek tek koparamadığın için, sık sık başarısız oluyorsun...
...canın sıkkın yeterince...

22 Ekim 2013 Salı

‘Sizce, Sonsuz Ark Yararlı Bir Çizgide İlerliyor mu?’ Anket Analizi


Sonsuz Ark yayın hayatının ikinci yılına girerken ilk yılın değerlendirmesini ‘SonsuzArk 1. Yaşında; Yayınlar, İstatistikler, Siber İstila’ başlıklı analizle yapmıştık. Sonsuz Ark’ın amacına ulaşıp ulaşmadığını değerli okuyucularına sormak istedik, bir anket düzenledik ve sorduk:

“Sizce, Sonsuz Ark Yararlı Bir Çizgide İlerliyor mu?”

1 Temmuz 2013- 22 Ekim 2013 tarihleri arasında Oy kullanan 41 değerli konuğumuzun cevapları şöyleydi:

SA452/KY6-SK2: Rihanna ve Tesettür

“Örtülüyü incitmek neden her zaman daha kolay?”


Politik bir konu değil bu.

Tesettür ve kadın çekiciliği meselesi.

Tesettür uygulamaya çalışmasam belki daha kolay yazardım. Görüşlerimin kendimle iliştirilebileceği, şahsileşebileceği bir alan olması ayrı bir talihsizlik oluyor böyle durumlarda.

Yine de Amerikalı popstar Rihanna'nın Birleşik Arap Emirliklerinde camide çekilen pozları konusunda yazmaya karar verdim.

21 Ekim 2013 Pazartesi

SA451/ KY5-PT6: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 1/6: Bodur Hamza

Kiziroğlu Mustafa Bey


-6-
Bodur Hamza, Kizir köyünde eli kılıç tutan hiç kimsenin kalmadığını, köyde bıyığı terlemiş birkaç gençle yaşı altmışın üzerinde ihtiyarın olduğunu öğrenmiş, fırsat bu fırsat deyip yirmi kadar atlıyla köye doğru yola çıkmıştı. Muhakkak köyün eli kılıç tutan kişileri Kiziroğlu’nun yanına gitmişlerdi, bu da Kiziroğlu’nun ölmediğini belgeliyordu. Ölmediği ve yaralı olduğu kesindi, yoksa ne diye köyün insanları bir anda ortadan kaybolsunlar? Gidip geçmiş olsun dileklerini ileteceklerdi. Yaralı hem de ağır yaralı olmalıydı. Kıytırıktan bir durum olsa başka türlü olurdu. Şimdiye çoktan evini, çiftliğini basardı eşkıya.. ne Sancak Beyi’ne ne diğerlerine danışmadan köye gidip Kiziroğlu'nun yerini köydeki acuzelerden öğrenecek ve ani bir baskınla eşkıyayı ya esir alacak ya da öldürecekti. Bu pek kolay görünmüştü gözüne. Azarlanmaktan, alay edilmekten bıkmıştı. “Böyle yaşamaktansa ölmek yeğdir!” diye söylenip durmuştu bütün gece.

20 Ekim 2013 Pazar

SA450/AŞ22: Fethullah Gülen’in Ömrü; Cemaat Yeni Bir Sayfa Açmalı

“Aklımdaki teselli edici minik olasılık, gerçekten mümkün mü, görmek istiyorum.”


Ölüm bu, ne zaman geleceği belli olmaz. 20 Ekim akşamı, bir an bir cümle gördüm sosyal medyada; “Her fani ölümü tadacaktır. Fethullah Gülen de tatmıştır. Sevenlerinin başı sağolsun…” Cümle’nin sahibi ilkesel olarak Gülen’e muhalif olan ve konferanslar veren Müslüman bir isim, hâlen de siyasî faaliyetleri aktif olan bir siyaset emektârı. Elbette ciddiye aldım, hemen araştırmaya başladım.

Samanyoluhaber.com, Cihan.com.tr, Zaman.com.tr akşam saatlerinde “Fethullah Gülen Hocaefendi, ani tansiyon yüksekliğinin yol açtığı ritim bozukluğu sebebiyle 12 saat hastahanede müşahade altında kalmıştır. Halihazırda sağlığı normale dönmüş olan muhterem Hocamız evinde istirahat etmektedir. Dualarınız istirhamıyla arz ederiz.” İçerikli bir mesaj yayınlamışlar, başkaca güncellenmiş bir haber yok. Sosyal medya trolleri çalışmışlar ve asparagas ölüm haberini paylaşan isim de trollere kanmış ve araştırmadan paylaşmış.

19 Ekim 2013 Cumartesi

SA449/KY6-SK1: 'Fidan’a Suikast' ve Suriye Meselesi

“Gezi olaylarını saymazsak,  Fidan üzerinden yürütülen, kalem ve medya operasyonlarına nasıl yaklaşılabilir?”


Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) başındaki isim Hakan Fidan’a olası bir suikastı gündeme getiren makale, ince ayar mı, mesaj mı, basit bir öngörü mü? Yoksa bazı çevreler adına yazanın dileği mi?

Amerika’da haftalık olarak yayınlanan Jewish Press’de bir makalede gündeme getirilmiş olan bu ‘olasılık’, ‘hak ediş' ifadesi ile dillendirildi.

Serra Karaçam Konuk Yazılarıyla Sonsuz Ark'ta


Sonsuz Ark, özgün bakış açılarıyla Serra Karaçam'ın blog yazılarını sizlerle paylaşarak zenginleşiyor. Statik ve basmakalıp metal ruhlu formatlardan uzak, esnek; ancak analitik karakteri ile sağlıklı bir soluk olarak Serra Karaçam aramızda.

Kendisine 'hoş geldin', diyoruz.

Hayırlı olsun.

Sonsuz Ark, 19.10.2013

18 Ekim 2013 Cuma

SA448/SD70: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 12 (11-15 Temmuz 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 

(Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

11-15 Temmuz 2011 (685 Tweet)

elif yilmaz @_ElifYilmaz_
2479. 15 Temmuz 2011
Bu ülkenin ciddi ciddi 'Beyaz Türk' sorunu var!

15 Temmuz 2011
2478. @markaresayan @serrakaracam onların nasıl siyasetçi oldukları belli değil mi? En meşhurları 50 bin dönümlük araziye sahip ağa...

SA447/AS41: İçimizdeki Çocuk Ölüm'e ve Diriliş'e Nasıl Bakar?

"Bedeni toprak olan insan, bedeninde kalmadığı gibi çekip göklere giden ruhunda da değildir."


Geldik, gideceğiz; alternatif yok. Onların gittiği yere. Onlar, bizden daha önce ölümle karşılaşıp bileşenlerine ayrışan insanlar; annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz, nenelerimiz, yakın uzak milyarlarca insan. Niçin yaratıldık, niçin ölüyoruz?

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk 2)

”De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Cum’a 8)

16 Ekim 2013 Çarşamba

SA446/SD69: Birkaç Cümlede Şehirler ve İnsanlar/ Mekânların Ruhu

"Gece... şehirlerine baksana biraz... uykuya dalanlara... acıyor musun hiç?... dinlendirdiklerin ertesi gün, tekrar, yorgun argın sana gelecekler."  
Seçkin Deniz


Şehirler ve Sosyo-Psikolojik İmajlardan Parçalar:


İstanbul... her yaştan insanın daima yaşlı ve yaslı bulunduğu bir yerdir; düğününde bile ağlayanların kentidir İstanbul... İstanbulluların en beğendiğim hâli, atlattıkları badirelerden elde ettikleri deneyimlerin yüzlerine yansıdığı hâldir; pek şaşırmıyorlar  ve bir de anlattığını hemen anlıyorlar... da neden matematikten bu kadar çok başarısızlar anlamak zor...


Yine İstanbullular için iyi bir kaç şey daha söylemem gerek... kötüyü gözlerinden tanıyorlar... iyi kişiyi tavsiye ediyorlar...


Ankaralılar için de sözlerim var... makine suratlılar... Kıdem, Ankaralıların can damarıdır ve herkes bir üst basamaktakini kesinlikle kıskanır... Ankara bencillik oranının zirve yaptığı kenttir...

14 Ekim 2013 Pazartesi

SA445/DT21: Yoksul’u Kemikle mi Sevindireceksiniz?

“Ve ben gençliğin sona erdiği bugünlerde bile kurban bayramının ilk günü pişirilmiş o eti özlerim. Annem öldüğünden beri o lezzette yemedim eti.”

Bir fotoğraf var albümümüzde. Rahmetlik babam, ayağında şalvarı, başında elde örülmüş başlığı (takke, o başlık derdi) elinde kurbanı kesecek bıçak, bizim evin büyük şehzâdesine kızıyor; öylece çekmişim. Şehzâde daha o zaman 5-6 yaşlarında. Babam, yaklaş diyor kurbana, o geri çekiliyor çatılmış kaşlarıyla. Bir yandan da gözleri kurbanda. Bizim birader de şehzâdenin yanında.

Ki; birader çocukken kurban kesimi esnasında ortadan kaybolurdu, ben babama yardım ederken. Kurban’ın bacakları tutulacak derisi yüzülürken, su lazım olacak el yıkamak için, sini, tepsi gelecek velhasıl bir getir-götür işi yapacak eleman şart, ama birader ortada yok. Kurbanın derisini babamla beraber yüzerdik; babam deri yüzme işi bitince, kurbanı hep beraber çengele asmamız için yardım ister, sonra bizi uzaklaştırırdı çevresinden.

SA444/AŞ21: Şeytan Azapta Gerek!

“Ne yapsak? Osmanlı gibi davul zurnayla mı kessek kurbanı?”


Bir bayram havası saralım harflere. Şöyle düşman çatlatırcasına. Üstelik Kurban Bayramı havası sinsin yazının ruhuna. Yarın, Allah izin verirse kurbanlarımızı keseceğiz ve bayram yapacağız. Şu mağara kafalıların 'Kurban' kesmemizi vahşi bir gelenek olarak lanse etmesi ile de alay etmemiz lazım.

Ne güzel milletin cebinde kurban alacak parası var, uzun yıllar boyunca hem hayvancılığı bitirdiler, hem de milleti meteliksiz bırakarak kurban alamaz hâle getirdiler; yetmedi Kurban Bayramı’nı Et Bayramı olarak pazarlamaya kalktılar. Yahudilerin Hamursuz Bayramı’na, Hristiyanların hindi katliamı yaptıkları Noellere laf edemeyen tek hücrelilerin, kendilerini dutla beslenen yaratıklar sanarak Kurban Bayramı'nda hayvan kesimini vahşet olarak nitelemeleri çok paranormal bir aktivite olarak kalsın notlarımızın arasında. Çok da ciddiye almaya gerek yok. Kurban derilerimize de kuzgun gibi saldıramayacaklar nasılsa. Topunu aldık, zihnimizin çöp sepetine attık.

13 Ekim 2013 Pazar

SA443/SD68: "insanı okuma sanatı" /02.07.2007/ 597. patika


...bir insan düşünün; hayatı boyunca edindikleriyle karşınızda...
...hangi derelerden derledikleri, hangi dağlardan aşırdıkları, hangi süzgeçlerden geçirdikleri ve hangi damarlardan beslendikleri, sizce meçhul...
...herhangi bir mekânda ve zamanda, tam karşınızda duruyor...
...onu hakkınız değilse bile, sessizce sorgulayın...
...onun size açılan penceresi, sözleri ve gözlerindedir...
...kanaatleri ve o 'hâl'deki mevcudiyetiyle...
...sorgularınızın sizden kaynaklanan derinliklerine takılmadan, sırf onun size verdikleriyle ilerleyin...

Seçkin Deniz Twitter Akışı