27 Ekim 2013 Pazar

SA457/KY7-NY1: İlk Yalnızlık

“Şimdi yalnızlığa dair her şeydi hissettiği.”


İstasyon kalabalıktı. Tren ağır ağır yaklaştı. Gıcırdayarak durdu. Herkes kapılara üşüştü. Görevliler düdük çalarak ve bağırarak uyarıyordu.

“Acele etmeyin. Herkes sıraya girsin!”

Genç kız vagondaki meşin kaplamalı koltukta bir müddet daha beklemeyi tercih etti.  Acelesi yoktu nasılsa.  Kapıdan çıkan son kişi olmanın zaman açısından da bir sakıncası olmadığına göre etrafı seyretmenin keyfinde düşünmeye başladı. Hayatında ilk defa büyük bir şehre geliyordu.

Ardahan'ın küçük bir ilçesinden çıkmıştı yola. Sıkı bağlarla örülü kozasından çıkıp hiç bilmediği bu diyarda hayatının tümünü etkileyecek ve yön verecek olan bu şehre gelmesinin nedenlerini düşündü sonra. Çocukluğundan beri büyüyünce yapmak istediği öğretmenlik mesleğinin eğitimini almak için tercih etmişti İstanbul'u. 

Hayatında ilk defa ailesinden bu kadar uzağa gitmenin, bu denli uzun süreliğine ayrılmasının tedirginliği kapladı ruhunu. Heyecanlıydı, ama bu hisle beraber garip bir duygu da sarmıştı benliğini.  Şimdi yalnızlığa dair her şeydi hissettiği. 

Böylesine derin düşüncelere dalmışken kendisine yardım etmesi için dualar döküldü dilinden. Trende kalan son kişi olduğunu fark edince ayağa kalktı. Kompartmanın dolabından valizini alıp çıkış kapısına doğru ilerledi. Çantasından, kazandığı üniversiteye ait olan kız öğrenci yurdunun adresini çıkardı.

Dışarıda mahşeri bir kalabalık vardı. Bir yandan İstanbul'u terk etmeye hazırlanan yeni sefer tarifeli  trene yetişmeye çalışan yolcular  ve onları  geçirmeye  gelen  yakınları, diğer  yandan  kendisi gibi  uzaklardan  bu  şehre  gelmiş insanlardan oluşan kalabalık, hiç de alışık olmadığı görüntülere şahit  kılıyordu onu.

Telaş ve koşturmaca halindeki insan kalabalığından bir an önce sıyrılmak için garın yolcu bekleme salonuna doğru attı adımlarını. Kısa bir dinlenme ve çay molasından sonra kafedeki görevliye gideceği adresi gösterip taksi durağının yerini öğrendi.

Gar çıkışındaki taksi durağına doğru valizi ile beraber yürümeye başladı. Bir el işareti ile yanına gelen taksinin bagajına valizini koyduktan sonra arka koltuğa oturdu. Cebinden çıkardığı kalacağı üniversite yurduna ait adresi şoföre uzatıp geriye yaslandı…

Taksinin küçük camından dışarıdaki kalabalığa dikkat kesilmişti. Hayretler içindeydi… Caddeler, deyim yerindeyse sanki ana-baba günü idi… Bindiği taksi yollardaki  trafik yoğunluğuna rağmen yarım saat içinde  varmıştı kampüs yurduna… Yurttaki görevliye daha önce başvuru yaptığı için kendisi için ayrılan odasına çıktı…

Odada dört kız öğrenci kalacaklardı… Kendisi gibi yeni gelen diğer kızlarla tanıştıktan sonra kıyafetlerini kendisine ait olan dolaba yerleştirdi.  Bu yabancı şehrin ağırlığı bedeninin yorgunluğu ile birleşince yatağına uzandı… derin bir uykuya daldı.

Geldiği kasabanın dağlarını, uçsuz bucaksız semada belirgin bulutların kımıl kımıl birbirlerine dokunuşlarını ve bahçelerinde koşturduğu çocukluk anılarından, bilinçaltına yerleşmiş güzel anılardan kalanların izini görmüştü düşünde. Arkadaşının yemek vakti uyarısı ile uyandıktan sonra elini yüzünü yıkadı; hep beraber aşağıya indiler.




Neşe Yıldız, 27.10.2013, Konuk Yazarlar, Sonsuz Ark

Neşe Yıldız Yazıları

Seçkin Deniz Twitter Akışı