9 Eylül 2013 Pazartesi

SA402/AS37: Acûzeye Dönüşmüş Sır

"Omuzla, hakka ve adalete hizmet niye zordur?"


Çocukken oynardık, bir test yapardık meselâ; iki arkadaşımızı yan yana ayakta durdurur, omuzlarının arasını açar, o araya yerleşir ve her iki elimizi onların omuzlarına koyar ve yükselirdik. Hangi arkadaşımızın omzu eğilmezse, ona “Senin baban zengin!” derdik. Ne hikmetse, hep omzu eğilenin babası zengin çıkardı. 
***
Anlamazdık tabi. Çocuk kafası işte; ”İyi besleniyor, o zaman güçlü olmalı”, diye düşünürdük. Bu test biz çocuklara iyi ders olmuştu o vakitlerde; Baba’nın zenginliği ile omzun güçlülüğü arasında tam olarak ters bir orantı vardı. Zengin çocukları bu yüzden kolay dayak yerlerdi. Zaaflarını bilirdik; güçlü değillerdi.

SA401/SD60: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 11 (06-10 Temmuz 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 

(Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

06-10 Temmuz 2011 (443 Tweet)

10 Temmuz 2011
1794.@nazende_ yaptığım analitik bir çözümleme...gerisi sizin iradi tutumlarınıza bağlı...ve beni ilgilendiren bir şey değil bu.

10 Temmuz 2011
1793. @KenanCamurcu anlamadığım şu..Şeriati'yi hiç bilmesek ne olur? Sahihi, gayri sahihi sıkıntı olmaz böylece..

8 Eylül 2013 Pazar

SA400/AŞ13: Olimpiyat Şizofrenisi ve Çatıdaki İslâm

"Türkiye’nin yaşadığı şizofreniden uzak kalma hakkımı koruyacağım."

"Eğlenin, keyfini çıkarın. Böyle günleri bir daha ne zaman yaşayacağız!"
2004 Olimpiyat Stadyumu Anonsu,Yunanistan

Evin dışında sağa sola volta atarak yürüyen ve üst üste sigara içip ağzının tadını bozan, kendisini erkek çocuğa hazırlamış, ona göre kıyafetler almış ve köy meydanında büyük bir kutlama programı hazırlamış olarak ebeden gelecek haberi bekleyen anadolu köylüsü baba gibiydi insanlar. Buenos Aires’teki Olimpiyat2020 oy/karar salonundan gelecek habere göre tırnaklarını kemiren insanları görünce, kusuruma bakmazsanız aklıma gelen bu oldu.

İstanbul, Madrid ve Tokyo, 2020 Olimpiyat/Yaz Oyunlarını almak üzere yarışıyorlardı ve kulislerde inanılması güç lobi faaliyetleri vardı. Dünya’nın kurtuluşu için NATO’nun karar günü ya da BMGK’da alınan Suriye’deki ve Mısır’daki vahşete dur diyen kararın kabul günü gibiydi.

SA399/MEY24: TEOG-Sondan Önceki Sürüm ve Yeni Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği

Nokta atışlarla, blok perspektiflerle uygulamadaki birçok sorun ortadan kaldırılmış.”

Biz, birlikte iş yapmaya alışkın bir toplumuz  ve dünyayı, çağdaş uygulamaları inceleyerek en iyisini arayan yeni devletin bize yaklaşması hoşumuza gidiyor.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın, müsteşar Yusuf Tekin’in ve diğer bürokratların olguları ve olayları algılama ve yorumlama biçimi ve hızı alışılmadık derecede sonuç almaya yönelik. Ankara’daki soğuk bakanlık binasına yıllardır girip-çıkan ve sürekli sorun üreten kadronun değişmesi, hantal işleyişin sona erdiğini de gösteriyor.

Yeni yönetimin sevimli özellikleri fazla. Müsteşar, sosyal medya ile iletişim kurmayı, etkileşimlerle karar vermeyi tercih eden aktif bir karakter. Bakan ve müsteşar tartışmayı seviyorlar; itirazları duymak ve haklı itirazlara mantıklı tepkiler vermek, yeni yönetişim stratejisinin gereği. Bakanlık, yüzlerce yıllık tekleyen sistemler üretmekten vazgeçmiş; teklemeyen, kurumsallaşan  geliştirilmeye müsait android sistemler üretmeye kararlı. Asıl sevindirici olan bu. Önceki analizimi okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

7 Eylül 2013 Cumartesi

SA398/KY1-CÇ50: ODTÜ'de Arkaik Nâra; Söyletmen, Vurun!

Yeniçerilik bütün varlığı ve algılarıyla ODTÜ’de dirilmiştir.



Böyle bağırırmış kazan kaldıran yeniçeri. “Söyletmen vurun!” ki hakikat ortaya çıkmasın. Kazan kaldırışının bir egoistlik eseri olduğu bilinmesin. Yaptığı haksızlığın ipliği pazara çıkmasın. Vicdanlar kanayıp zulme kaldırdıkları ellerini tutmasın.

Zâlim iştahlarını, vahşi heveslerini, canice zevklerini boğmaya kalkışmasın diye avazları çıktığı kadar bağırırlarmış, na hak yere kanını içmek istedikleri bir kişiyi alaşağı ettiklerinde. Hakikati pâymâl etmek istediklerinde vahşi bir yaratık gibi böyle ulurlarmış. Kimse hakikati bilmesin! Hakikat bilinirse yanında duracak çok insan olacaktır elbet; öyle ise: “Söyletmen Vurun!”

SA397/SD59: Küresel Panorama - 2008

Devler Panikte, Uluslararası Siyâset'in DNA'sı Sömürülenler Lehine Değişiyor


Dünya ekonomisinde yakın altmış yıllık, uzak iki yüz yıllık geçmişe uzanan haksız ve tek yönlü zenginlik akışı bir süredir değişiyor. Küreselleşmenin getirdiği fırsatlar, orta büyüklükteki ekonomilerin daha çabuk gelişmesinde ve dünyaya açılmasında çok etkili oldu (tam tersi öngörülmüştü). 

Küresel çapta iş gören büyük işletmelerin ihtiyaç duyduğu alt sanayi ve yine aynı şirketlerin ilgi duymadığı diğer sanayi dalları (elektronik, beyaz eşya, otomotiv, inşaat)ulaşım ve ticaret gibi temel ekonomi argümanlarını orta büyüklükteki ülkeler lehine değiştiriyor. Buna bağlı olarak da önceki ekonomik ilişkiler zinciri daha yatay bir yapıya bürünmüş durumda.(Eskiden zengin ülkeler üretiyor fakir ülkeler satın alıyordu, şimdi orta büyüklükteki ekonomiler üretiyor hem zengin hem de yoksul ülkeler satın alıyorlar). 

6 Eylül 2013 Cuma

SA396/Kâşif M.4: Keçinin Rengi

“Hem zorba hem de mağdur… kendisi olmasa kendisinden üreyenlerin olması imkansızlaşan...”


Kadın… zihninde hangi döngülerin birbirine uç verdiğini kimi zaman ya da çoğu zaman kendisinin de bilmediği bir fenomen… doğurganlığını hayatın merkezine konmuş bulan ve hormonlarının kuşkusuz egemenliğini hayatın her alanına yayan direnci ile baskın… ve yeryüzündeki bütün hassas varlıklardan daha kırılgan, daha zarif. Hem zorba hem de mağdur… kendisi olmasa kendisinden üreyenlerin olması imkansızlaşan…

SA395/ KY5-PT2: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 1/2 : Küheylan ve Hüsam

Kiziroğlu Mustafa Bey

-2-
Kiziroğlu gözlerini güçlükle açtı. Göz kapaklarının üstünde gülle vardı sanki. Kımıldadı. Sol omuzuna şiddetli bir ağrı saplandı. Kızgın bir demir bastırılmış gibi canı yandı. İnledi. Etrafına bakındı. Samanlık gibi bir yerdeydi.

Kalkmak istedi. Kalkamayacağını fark edince hareket etmeyi bıraktı. Bir çırpıda olan biteni hatırladı. Düğüne giderken çığlık geçidinde saldırıya uğramıştı. Allah’tan küheylan tehlikeyi sezip aniden durmuştu. Küheylanın sezgilerine güvendiği için atı ileri sürmeye zorlamamış, fakat hemen dönmesi gerekirken ne olup bittiğini araştırma gafletine düşmüştü.

5 Eylül 2013 Perşembe

SA394/AŞ12: Ölülerimizi Saymadan Önceki Son Çıkış

“Sonuç alacağımızdan emin olmadığımız bu savaş, bizi mahvedebilir.”

Çözüme doğru giderken insanın içi rahat olur ya; şimdi benim içim rahat değil. Sebebi ne acaba?  Rahatlığı bırakın, tedirginim ve sadece bir tek şey söylüyorum. Esed’e müdahale edecek olan plan çözüm getirmeyeceği için savaşı genişletecek. Başka türlü düşünen biri varsa gitsin kafasını taşlara çarpsın; ya yalancıdır ya da Türkiye düşmanıdır.

Savaşın genişlemesi ne demek? Savaşın genişlemesi Esed’in Türkiye’ye füze göndermesi demek. Evet; sadece bu  kadar. İsrail ve yahudi lobisi AIPAC ‘ın savaşı çok istediğine bakmayın. Onlar içinde olmadıkları her savaşı isterler. İsrail “Koalisyonda yokum, bırakın müslümanlar birbirlerini yesinler, siz tatile çıkın!” dediğine ve Esed’e fiili destek verdiğine göre Esed, İsrail’e neden füze atsın ki?

SA393/KY1-CÇ49: Sigaya Çekmek Çekilmeyeni

Nasıl da yaltaklanıyorsun sünepe bir köpek gibi. Dur! Daha fazla yaklaşma!”


“Nedendir bu sessizlik”? diye sorarım dilime. Bilgeliğinden kuşkusu mu var gönlümün? Ona sırt çevirecek kadar muhteşem bilgiler mi saklıdır dağarcığında. Derinliklerinde sakladığı erişilmez gizler midir? Hem nerden almıştır o ihtişamı?

Ey dilim kimedir bu caka satışın? Bu efelenişinin kaynağını da bilirim.. eğer dilersen düşüreyim pazar meydanlarına kentlerin. O iğrenç o sefih pazarlarına iki yüzlü kentlerin. Var mı cesaretin? Ah seni gidi iki yüzlü! Korkak seni! Madem miniciktir, bir serçenin yüreği kadar bile değildir yüreğin gönle bukağı vurmaya nasıl yeltenirsin?

SA392/AH14: Oblivion; Farkında Olmamak ya da Dianetics Arınma

“Anlıyorum ki; ABD batsa da Hollywood psişik mesajlardan vazgeçmeyecek gibi görünüyor.”


Minik bir kanyon gölü. Domates, biber ve diğer sebzelerin bulunduğu minik bahçeyle meşgul bir kadın ve kadının az ötesinde organik oyuncaklarıyla oynayan üç-dört yaşlarında bir kız çocuğu.


Görsel efektlerle zenginleştirilmiş fotoğraf yeniden yaşanabilir dünyada yaşıyor olmanın sıcak renklerini taşıyor. Subliminal acze gerek duymayan açık bir mesaj. Evlenmiş bir kadın ve erkeğin doğal ortamlarda çocuklarıyla kimseden zarar görmeden yaşayabilecekleri eski bir dünya özlemi.

4 Eylül 2013 Çarşamba

SA391/KY1-CÇ48: Sadakat; Dokuzuncu Olarak Çalınan Sözcüğüm

Sadakat, her bir şeyi kendisi olmaya bir çağrıdır.”


Sadakat, kişinin kendisinde kalmasıdır. Kişinin kendisinde olmasıdır. Kişinin kendisinin sahibi olmasıdır. Kiralık bir mülk olmamasıdır. Kiralık herhangi bir nesne olmadığını bilmesidir. Bir nesne olmadığını bilmesidir.

Sadık değilsen, sadakat uğramamış ise benliğine, yurt edinmemiş ise benliğini kiralık her hangi bir şeyden farksız değilsin demektir. Bir ot parçası kadar bir değerin yok demektir. Bir taş kadar bir değerin yok demektir.

3 Eylül 2013 Salı

SA390/MEY23: Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) Sistemi, Sorunlar ve Eleştiriler

“Okula bağlılık oranını arttıracak olan bu sistemin, öğretmen ve okul performansını ölçecek bir özelliği de var.”


Çok eskiden, hayatın daha zor olduğu dönemlerde anne-babalar çocuklarının okul süreçlerini pek takip etmezlerdi. Takip etmezlerdi, çünkü takip etmek gibi bir zorunlulukla kendilerini sorumlu tutmazlardı; onların derdi hayat süreciydi. Sorumluluk bilinci çocuğun kendi iradesine yüklenen bir yüktü.

Okuyacak olan çocuk, okurdu; bunu belli de ederdi. Anne-baba ‘Sırtımızdaki ceketi satıp okuturuz’ der, açık destek verirlerdi çocuklarına. Ya da sanayide çıraklık gibi bir hedef gösterirlerdi.

SA389/KY1-CÇ47: Yaşasaydı İçimizdeki Çocuk

İşlediğimiz cinayet yüzündendir, utanmazca bakabilişimiz aynalara…”


Söylüyorum size; katiliyiz her birimiz içimizdeki çocuğun. Bu yüzden duymuyoruz dağın taşın toprağın duyduğu çığlıkları. Bu yüzden görmüyoruz, dağın taşın toprağın duyduklarından ötürü kızardıklarını. Utançtan kıpkırmızı kesildiklerini görmüyoruz hiçbir şeyin. İnsan dışındaki varlıkların yaşadığı utanç erişmiyor hiç birimize. İnme inmiş gözlerimize. İnme indi gözlerimize.

Kulaklarımız yitirmiş duyma işlevini. Yitirdi duyma işlevini. Gönlümüz kararmış. Gönlümüz karardı. Gönüllerimizi karartan kan içimizdeki çocuğun kanıdır.

SA388/YB13: İstisnâsız Sesler / Sınanmış Renkler 13

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

“İnsan, hep dinginlik arar, derinleşmeleri, kabarmaları bundan başka bir gaye için değildir.”

Geceler uzuyor; yatsı namazlarını erkenden kılmaya başlayanların zamanı bu zaman. Bir de sabah namazını kaçırmamaya başlayanların. Denizler hâla sıcak, gezintilerimiz sonbaharın serinliğini alıp getiriyor balık sürülerinden; sonra rüzgarlara emanet ediyor bizleri. Dalgalarla yol alıyoruz, saldığımız yelkenlerimiz olmadan. Dingin bir zaman bu zaman.

Dalgaların insana, insan ruhuna benzeyen yanları var. Derinleşir veya yükselirler, bazen de pürüzsüz bir atlas gibi dingin ve kımıltısız görünürler. Salınımları hayat üretir. Kadın ve erkek de öyledir. Birbirlerine muhtaç olan iki yaratılmış nefs, dalgalar gibidirler. İnsanı dalgaya benzetirseniz, birbirini söndüren ya da dinginleştiren karşı dalgalar diyebilirsiniz kadınla erkeğe… Biri kabarmışsa, diğeri o kabarıklığı alacak, dinginleştirecek şekilde yaratılmıştır.

2 Eylül 2013 Pazartesi

SA387/AS36: Mesele Başörtüsü Değil

“Yumruklarımızla, öfkelerimizle, hakaretlerimizle değil; birlik olmamızla, simgelerimize ve ilkelerimize sahip çıkmamızla izin vermeyeceğiz.”

" At gözlüğüne benzer türban. İki kaş, iki göz, bir burun ve ağzı açık. Bir de eli. 

Artık ivedilikle anlamamız gereken bir gerçek var; mesele başörtüsü değil. Kafamıza vura vura söylüyorlar; anlamıyoruz. Onlar 'Simge' diyerek karşı çıktıklarını söylüyorlar, biz 'Simge değil, inanç gereği' diye açıklamalar yapıyoruz. Bu tiyatro sürüp gidiyor. Bu oyuna “Dur!” demeliyiz.

***
Başörtüsü bir simge dostlar, açıkça anlamaktan kaçınmamız bir işe yaramaz artık. Siz de kabullenin başörtüsü bir simge; bizim/sizin simgemiz, kadınımızın simgesi. Müslüman kadının Müslümanlığının simgesi. Başörtüsünü çıkarttırmak istemelerinin temelinde de bizi simgelerimizden vazgeçirebilme hedefi var. Simgelerimizden vazgeçtiğimiz de, ilkelerimizden de vazgeçebileceğimizi öğrendiler.

SA386/KY1-CÇ46: Yazmak, Sorumlu Olmaktır

 Yazı, yazanı kıyamete kadar bağlar.”


Ekranda kâğıt bana ben kâğıda bakıyorum. Baktığım şey Word belgesi sizin anlayacağınız. Bu hep olur bana. Daktiloda yazarken de aynıydı. Büyük bir iştahla kâğıdı daktiloya yerleştirir, öylece kalırdım.

Boş kâğıt bana ben kâğıda bakardım. Sanki yazı orada fakat üstü örtülüydü. Şimdi de öyle. O örtüyü nasıl sıyırıp atacağımı bulmaya çalışır gibiyim. Yok; Michelangelo (Mikelanjo) vari bir duruş değil bu. Ya da ona özenerek yazmış değilim bu tümceleri.

SA385/AŞ11: Suriye'de ve Mısır'da Belirsizliği Askıya Almak

“Mecnun dans etmeyi bilseydi çöllerde heder olmazdı.”

Suriye’deki vahşetle, Mısır’daki vahşeti aynı anda algılamak ve aynı şekilde değerlendirmek niye bu kadar zor ki? Her iki vahşetin sorumluları da aynı ülkeler değil mi? Kafamızı yoran ve bizi çelişkide bırakan, vicdanımızı askıda tutan belirsizliği yakasından tutup askıya alalım ve düşünelim. Her iki vahşetin sona ermesi için ne yapabiliriz?

Hiçbir şey yapamayız, diye düşünüyoruz hepimiz. Bu kısmen doğru. Ama kısmen de yanlış. Kısmen doğru olan tarafı sıkıca eleyelim şimdi. Mısır’da darbe yapanlar ve darbeye destek verenleri sırayla sayalım. İsrail, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Arabistan, Ürdün, Kuveyt, BAE, Esed ve İran.

1 Eylül 2013 Pazar

SA384/SD58: Zihinsel İşletim Sisteminin Kavranmasına Dair İlk Sistem Simülasyonu

Düşüncelerin Dinamikleri ve Fikirlerin Değişkenleri


Düşüncelerin olgunlaşarak fikirlere dönüşmesi sürecinde, düşüncelerin canlılığını sağlayan ve onları kişilikli birer yapı olan fikirlere dönüştüren dinamiklerin ve değişkenlerin fikirler için taşıdığı anlam, madde'nin bilinen en küçük yapıtaşı olan kuarkların, leptonların, elektronların, protonların ve atomların madde için taşıdığı anlamla aynıdır ve bilgi bu anlam bütünlüğünü sağlayan temel araçtır. 

Düşüncelerin dinamiklerinin her biri kendi varlık bilgileriyle- genetik/yapısal bilgi- donanmıştır; bununla birlikte düşüncelerin dinamiklerinin birbiriyle ilişkilerinde gerekli olan bilgi, sadece varlıktan gelen bilgi değil, varlık bilgisiyle birlikte kişiye özel edinilmiş/öğrenilmiş olan bilgidir.

SA383/AS35: Gölgenin Kaybedeceği Şey Karanlıktır

“…yüksek yıldızların ışıltılı kılıçlarına esrik bir nefes üflüyor; ötüyor gölgenin karanlığı…”


Gölge, cismin ardında ışığın düşemediği yerdir. Işığın gücü artıkça gölgenin karanlığı azalır; ışık, düşemediği yerin karanlığını azaltır. Biz insanlar buna şeffaflık diyoruz. Şeffaflık artacaksa ışık güçlenmeli… güç dengelenmeli.
***
Her kararsızlık kendisini korumaya meyillidir ve kararsızlık da istikrar ile kendi kararlılığını oluşturur. Gölgenin karanlığı, derin kararsızlığıyla mücehhez kararlılığını korumaya direndikçe de ışıkla gölge büyük bir mücadele içine girer. Gölge kendi karanlığını korumayı kendi varlık sebebi sayar. Işık ise ulaşamadığı gölgenin karanlığını hissedilir olmaktan çıkarmaya azmeder. Şimdi çatışmadan tevellüt eden vakıa, kendi cereyan damarlarında mevcut… heyecanlar ise nefessiz.

Seçkin Deniz Twitter Akışı