8 Eylül 2013 Pazar

SA400/AŞ13: Olimpiyat Şizofrenisi ve Çatıdaki İslâm

"Türkiye’nin yaşadığı şizofreniden uzak kalma hakkımı koruyacağım."

"Eğlenin, keyfini çıkarın. Böyle günleri bir daha ne zaman yaşayacağız!"
2004 Olimpiyat Stadyumu Anonsu,Yunanistan

Evin dışında sağa sola volta atarak yürüyen ve üst üste sigara içip ağzının tadını bozan, kendisini erkek çocuğa hazırlamış, ona göre kıyafetler almış ve köy meydanında büyük bir kutlama programı hazırlamış olarak ebeden gelecek haberi bekleyen anadolu köylüsü baba gibiydi insanlar. Buenos Aires’teki Olimpiyat2020 oy/karar salonundan gelecek habere göre tırnaklarını kemiren insanları görünce, kusuruma bakmazsanız aklıma gelen bu oldu.

İstanbul, Madrid ve Tokyo, 2020 Olimpiyat/Yaz Oyunlarını almak üzere yarışıyorlardı ve kulislerde inanılması güç lobi faaliyetleri vardı. Dünya’nın kurtuluşu için NATO’nun karar günü ya da BMGK’da alınan Suriye’deki ve Mısır’daki vahşete dur diyen kararın kabul günü gibiydi.

Hümanizma kategorisinden piyasaya sürülen süslü püslü sözlükleri ve bu sözlüklerin bütün sözcüklerini çöpe attığım zamandan beri böylesine yadırgamamıştım insanları. Japonlar aldılar 2020’yi. Mısır’a ve Suriye’ye yönelik hiçbir tepkileri olmayan bu zavallı insanların evrenin sonundaki mutluluk denizi ile karşılaşmış gibi sevinmeleri, aklıma sıklıkla intihar veya istifa eden Japon Başbakanlarını getirdi.

''Yarını keşfet'' sloganıyla yola çıkan Tokyo, sürekli gelişen dünyada küresel keşfi ve durmak bilmeyen yenilenmeyi bir araya getirmeyi taahhüt ediyormuş

Başbakan Abe seçildiğinde bile bu kadar sevinmediğini söylemiş. Sen çocuk sayısına baksana Abe, soyunuz tükeniyor; insanlarınızın yüzüne baksana, hepsi mutsuz. Olimpiyatlarda yarışacak sporcular olacak sadece ve sen milyarlarca dolar para harcayacaksın batmış ekonominle. Büyük ihtimalle de 2020 seni iyice dibe batıracak. Reklama ihtiyacın yok, sporda da yüksek bir kategoride değilsin.  Bu kadar sevinmen senin de köylü genlerinin gelişmiş olduğunu gösteriyor. Akıllı olsaydın, çekilirdin bu yarıştan.

Dünyada  hergün yüzlerce insan öldürülüyor ve bunların büyük çoğunluğu müslüman. Olimpiyatlar, güya ülkeler arasında sporla bir bağ kurmak ve barışa hizmet etmek için düzenleniyor. 1896’da antik çağdan çağrılarak güncellenen ve her dört yılda düzenlenen bu olimpiyatların ne işe yaradığını ben hep sorguladım. 127 yılda olimpiyatlar savaşa engel olacak hiçbir barışa yol vermemişler. Sadece savaş olduğu zaman ertelenmişler; savaş arası barış gibi bir şeyler yaşanmış. Olimpiyatların getirdiği barış, savaşları hiç erteletmemiş, aksine kendisi ertelenmiş.

Bu kadar çok yalancının dünyayı yönettiği bir devir oldu mu, bilmiyorum.  Ama bu gün istisnasız hepsi yalancı. Olimpiyat Oyunları da gelişmemiş bizim gibi ülkeler için ideolojik hedeften ziyade kendini kanıtlama yarışında bir araç. Kime karşı kanıtlayacaksın kendini? Bütünüyle katiller tarafından yönetilen devletlere karşı. Sen ha bire aday olup duruyorsun ve onlar da ha bire senle, umutlarınla dalga geçip seni eliyorlar.

Keşke ideolojik olsaydı bu yarışta amaç. Bir sürü mitolojik kuruntu var.  Bazılarına göre Olimpiyat oyunları, Olimpiya kralı ve Peloponnisos'a adını veren kahraman olan Pelops'a kurbanların sunulduğu süre boyunca doğmuştur. Hrıstiyan Yunan düşünürü Titus Flavius Clemens'e göre ise bu oyunlar Pelops'un ruhuna sunulan armağanlardan başka bir şey değildir.

Beğenene göre mitolojik kahraman Herakles'in Olimpiya'da bu tip bir oyuna katılarak kazanmasının sonucunda bu oyunların her dört yılda bir geleneksel olarak yinelenmesi istediği hikayesini anlatabiliriz.. Olmazsa 'oyunların Zeus tarafından Titan Kronos'a karşı aldığı yenilgi sonrasında konulduğunu’ söyleyenlerden bahsederiz.

Başka bir dil ‘Elis Kralı İfitos'un İ.Ö. 9. yüzyılda halkını büyük bir savaşın içine düşmekten kurtarması için Pythia'ya giderek ona danıştığını, kâhinin ise ona tanrılar onuruna oyunlar düzenleyerek tanrıların memnuniyetini kazanmasını önerdiğini, bunun sonucunda İfitos’un bu oyunları düzenlemeye başladığını ve Spartalı düşmalarının bu oyunlar süresince onlara saldırmayı durdurduğunu’ anlatır.

Ne olursa olsun oyunlar tanrıların yaşıyor olduğuna inanılan Olimpos Dağı'nda düzenlenir ve adını da bu dağda düzenlenmesinden ötürü alır.  Sonuçta olimpiyat oyunlarının Antik Yunanistan'da Eleusis Gizemleri'nin yanında düzenlenen en büyük iki dinsel törenden biri olduğu kesin; bunda hiçbir kuşku yok.

İdeolojik baksaydık bu paganist ayinin yakınından uzağından geçmememiz gerekirdi. Biz müslümandık ve hiçbir eylemimiz Olimpos Dağı’nın tanrılarına ibadet olarak ortaya çıkamazdı. Hani IOC üyelerinin korktuğu gibi ‘İslamî dinselliği artan bir yönetime sahip değilizin en büyük ispatı da  İstanbul2020 olarak aday olmamızdır’ desek bilimsel bir çıkarım yapmış oluruz. Aday olmuşuz putperest bir ayini memleketimizde kutlamaya, bizden daha ne bekliyorsunuz?

Dünyanın bütün ezilmişlerinin hakkını korumak üzere sesimizin gür çıktığı bu dönemde, gidip putperest ayinlere aday oluyoruz ve bunun için bütün enerjimizi, heyecanlarımızı, paramızı  harcamaktan çekinmiyor ve inançlarımızı çatı aralığındaki eski sandığa gömüyoruz. Kapıldığımız biz de yapabiliriz kompleksini artık bir kenara koymamız gerekmiyor mu?

17 milyar dolar; olimpiyatlar için yapılacak olan en az yatırım miktarı. Görkemli 2004 Olimpiyat Oyunlarının  ev sahibi Yunanistan'ın krize sürüklenmesinde nasıl etkili olduğuna bakan oldu mu? Olimpiyatlar dünyayı bir araya getirirken, 16 milyar dolar harcayan Yunanistan ekonomisi dağıldı. İstanbul’un 2020 Olimpiyat oyunlarına aday olmasıyla ilgili çekinceleri olanlar da vardı.  Roma, İstanbul, Doha, Bakü, Madrid ve Tokyo şehirleri 2020 Yaz Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapmak üzere aday olmuşlardı.

İtalya Olimpiyat Komitesince istenen bütçeyi fazla bulan İtalya Başbakanı Mario Monti, ülkenin içinde bulunduğu borç krizini göz önünde bulundurarak, bu şartlar altında Olimpiyatlara ev sahipliği yapmanın “sorumsuzluk” olacağını ifade etmiş ve Roma’nın 2020 Yaz Olimpiyat Oyunları adaylığından çekildiğini açıklamıştı.

1993’ten itibaren 5 kez aday olan İstanbul hep kaybetti. Kaybetmesinin tek nedeni yok; yüzlerce neden sayabiliriz, ama en büyük neden kendisini ve inançlarını inkâr ederek olimpiyat oyunlarına aday olan bir müslüman şehir olmasıdır İstanbul’a kaybettiren. 

Oyunlar süresince seks rezaletlerinden, alkolizm felaketlerine kadar her türlü ahlaksızlığa sırf reklam ve para kazancı için katlanmak bir müslüman ülkeye asla yakışmaz. Bunu dillendirecek olanların sayısını baskılar azaltabilir, ama yok edemez. Hakikat budur çünkü.

Somali’yi birkaç yüz milyon dolarla hayata döndüren Türkiye’den, diğer aç ve yoksul Afrika ülkeleri, “Somali’ye ne yaptıysanız aynısını bize de yapın!” diyerek yardım isterlerken, en az 17 milyar doları, ekonomik karşılığının ne olacağı bilinmeyen bir maceraya harcamak bize yakışmazdı. Bence Allah buna izin vermedi. Henüz yoksullarına, asgari ücretlilere, düşük emekli maaşlılarına yaşayabilirlik strandardı kadar gelir sağlayamayan bir ülke, her an çökecekmiş gibi duran ekonomisi ile belirsizliğe gömülmekten kurtuldu. Kaç kişi ‘Elhamdülillah’ dedi sonuca bilen var mı?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, oylama için yola çıkarken herkesten dua istedi. Putperest bir ayin için Allah’tan dua istemek, nasıl bir sorgulamayı gerektirirse, ben de öyle sorguluyorum.

Gezi Parkı zihniyeti de İstanbul’un olimpiyat oyunlarını almasını istemiyormuş. Beni ilgilendirmiyor; Erdoğan ve Ak Parti düşmanlığı onları nefes almaya bile karşı olmaya götürebilir. Ama hiçbir yaratık, benim Olimpiyat oyunlarındaki ideolojik ve dinî aşağılanmaya karşı duruşuma söz söyleyemez.

Gezi Parkı terörüne holding olarak destek verenlerin Buenos Aires’e giderek ilk tur heyecanını yaşamaları ve anlatmaları bu sapmayı netleştirebilir; bana “Geziciler olimpiyat oyunlarını istemiyor!” derken, “Hangi geziciler?” soruma da cevap vermeniz gerekir. Gezicilerin kültürüne adaysınız siz, sizi reddetmeleri onların çelişkisi…

Türkiye’nin güneyinde yaşayan insanlar, Suriye’deki vahşeti ve büyüyerek gelen savaş dehşetini yaşarken, olimpiyat oyunları gibi absürd, insanlık dışı bir seronomiyi düzenleme hakkını kazanmış olmayı kutlamaya hazırlanmak bana iğrenç bir şey gibi gelmeye devam ediyor.

Türkiye’nin yaşadığı şizofreniden uzak kalma hakkımı koruyacağım.

Siz ne yaparsanız yapın, ama benim gibi düşünen insanlar için sakın, “Allah ıslah etsin!” gibi saçma, şizofrenik bir tepki vermeyin. Allah sizi ıslah etsin; saçma sapan putperest ayinleri yapabilmek için Allah’a dua etmekten de utanmayı aklınızdan geçirin. Pişman olun ve tevbe edin. Çocuk kız doğdu diye de Allah'a isyan etmeyin.



Arif Şahin, 08.09.2013, Sonsuz Ark, Şaşkınların Tarihi 13





Okumaktan hoşlananlar için Pekin2008'den Notlar: 

Amerikan Bayan Milli Futbol Takımı'nın  altın madalyalı kalecisi Hope Solo, ESPN'e verdiği röportajda olimpiyatlar sırasında aslında neler yaşandığını 'tüm çıplaklığıyla' anlattı. Hope, canlı yayında "Çok fazla seks yapılıyor" itirafında bulundu. "Hayatta bir defa yaşayabileceğiniz bir deneyimdi. İnsanların açık alanda seks yaptıklarını gördüm. Çimlerin üzerinde, binaların arasında"

Yüzücü Ryan Lochte: "Hey, bazen ne yapmanız gerekiyorsa onu yaparsınız" dedi. Solo'ya göre olimpiyatlarda insanlarla tanışmak çok kolay. Amerikalı futbolcu da olimpiyatlarda yaşadıklarını anlattı: "Barda biriyle iletişim kurmanız zor bir şey değil. Çünkü ortak noktalarınız var. Muhabbet 'Hangi sporu yapıyorsun' sorusuyla başlıyor ve aniden yatakta bitiyor." 


Seçkin Deniz Twitter Akışı