19 Ağustos 2012 Pazar

SA39/DT3: Uysal Boz Eşeğin Nallarından Ansiklopedi'ye Uzanan Yol



Bir eşekle 1963 basımı Türk ve İslam Tarihi Ansiklopedisi seti arasında bir milyon bağ kurabilir misiniz? Kuramazsınız, en fazla iki-üç olasılık vardır; ya eşek ansiklopediyi kemirmiş ve yemiştir ya ayaklarıyla ezmiştir ya da sırtında taşımıştır. Size eşekle ansiklopedi arasındaki dördüncü bağın hikayesini anlatacağım.

Tercüman Gazetesi'nin 1963 yılında verdiği gazete kağıdına basılı Türk ve İslam Tarihi Ansiklopedisi 5 ciltten oluşuyor. Bendeki set hâlen bir kısmı fareler tarafından yenmiş diğer kısımları sağlam duran 50 yıllık eksik bir set; hangi cildinin eksik olduğunu da hatırlamıyorum. Şu an nerede tam emin değilim, ama rahmetlik babamlarda olduğunu sanıyorum.

18 Ağustos 2012 Cumartesi

SA38/MA3: Matematiksel Terimler ve Kırmızı Tavşan/ YazıDers 3



Merhaba,

Matematiğin dili, kendine hâs bir dildir, biliyorsunuz. Bu dil, karşılaşıldığında, diğer diller gibi bilmeyeni aşırı zihinsel hareketliliğe sürükler, sıkar, rahatsız eder; bilinçaltına kıymık uzatır. Eğitimle ilgili görsel materyallerde kullanılan simgeleri gördüğünüzde de bilişsel düzenekleriniz üzerinde belirgin bir tedirginlik oluştuğunu hatırlayacaksınız.

Anlattıklarımı okurken aynı tedirginliğin sizi tekrar rahatsız ediyor olabileceğini düşünüyorum, umarım öyle değildir. Bu tedirginliğiniz simgelerden değil, simgelerle anlatılanları anlamama kaygısından kaynaklanmaktadır. Simgelerin temsil ettikleri anlamlarla ilgili deneyimleriniz yeterli olsaydı, böyle bir sıkıntınız olmayacaktı.

SA37/PZ3: Sene 44; Zulmün Dini, Yetim'in Sahibi Yok


Bir millet azmasa Allah ona belâ vermez. Seferberlikten evvel Osmanlı'nın topraklarının hepsinde bir azgınlık vardı. Devlet hükmedemiyordu. Her memlekette eşkiyâlar zaptetmişti köyleri, nahiyeleri, kazaları. Bu eşkiyâlar devletin katında Mültezim nâmı ile bahsediliyorlardı., ihale ile aldıkları öşürleri (vergileri) fukâradan zorla topluyorlardı. Hem de artık artık yazıyorlardı vergi defterlerine.

Bu mültezimler kendileri de toplamıyorlardı bu öşürleri. Kaza mültezimleri her köyde ikinci bir mültezim tayin ediyorlardı; öşür devlete varana kadar kuş oluyordu. Önce onda bir'e, sonra da elindekinin yarısına daha sonra da elinde ne var ne yoksa hepsine el koyuyordu mültezimler. Defterlerine ne kadar yazmışlarsa hâne başına, gelirine bakmadan, o kadar alıyorlardı. Milletin elinde öküz kalmamıştı, tarla sürecek nefer de yoktu.. Mültezimler her köyden ayrılırken peşlerinde öküz, inek, eşek sürüleri olurdu...Milleti çıplak bırakır giderlerdi.

17 Ağustos 2012 Cuma

SA36/KhB 3: Suriyeli Ölü Çocuk/ Ô Kı Merde Qeçô Sûriyâyıc



   (Göğe Bak Çocuk, Türkü Söyle!/ Bêwnı Hêwrâ Qaçek, Deyrı Wâcı!)                 
(Ölü Dudakların Rengarenk, Bak! Bêwnı, Rengûrengê Lewêtoyê Merdey!)                                                                           (Sesi Dökülüyor İnsanlığın.../ Rışyênô Wêngê İnsâney...)
(...)

Bir çocuk/ Jêw qaçek
             başı geride/ qôteyciyâ pêydı
                           gözleri kapalı/ çımêcı âkêrde niyê

göbeği görünüyor/ pîzeycıyô âysenô
                                         sıyrılmış giysisinden.../ zerâyô çınâdecırâ...

SA35/SD9: Gri İstanbul Gölgeleri / Medeniyet Çıkmazı Câri İstanbul 7



Bir Haftalık (6-12 Temmuz 2012) Gezi Notları 7

G- Salı - Beşinci Gün:

GA - Üsküdar, Araba, Boğaziçi, Bakırköy Adliyesi, Adaleti Basık Atmosfer/ Kelepçeler:

Galata gezisi bedenimi de zihnimi de yormuştu. Batakhanelerin insan ruhunda bıraktığı kesif kekremsiliği hissetmemle birlikte, zihnimin, küf ve irin kokan tarihin içinde ilerlemesi beni rahatsız etmişti... İç içe, daracık sokaklar, üst üste binmiş çirkin binalar ve sadece elektrikle, bir kaç teknolojik aygıtla bugüne aitmiş gibiliğe özenen o eski İstanbul batakhanesi, yani Galata ve oralarda yüzlerce yıl yaşananlar, ihanetler, ahlaksızlıklar, katliamlar ve kökü doğuda ya da batıda olsun en çok insan haysiyeti ve hayatı için yapılan pazarlıklar... sapasağlam duruyorlar ve İstanbul'dan dünyaya sunulacak yeni bir medeniyetin parametrelerine zehirli  öz akıtmaya devam ediyorlar.

16 Ağustos 2012 Perşembe

SA34/AS4: Söz Özüne Döner


"Biz sözün yumrulaştığı yerde sözü fark edenleriz"


Söz gittiği yere kadar bir sürü iz bırakır peşinde. Bu izlerle söz’ün ne tıynette olduğunu anlarız. Söz’ün anlattığı her ne varsa, o kendi izlerinin bıraktığı küçük anlam kovuklarında tek tek saklıdır. Biz insanlar ardından gittiğimiz sözün, bıraktığı izleri izleriz. O küçük anlam kovuklarında gizli-açık bırakılmış ne kadar iz varsa, gücümüz nispetince onları alır inceler, sever ya da onlardan nefret ederiz; başka seçenek yoktur. Çünkü; o izler bizi sözün gittiği yere götürür.
***
Hiçbir söz kendi izlerinin gittiği yerden başka bir yere gidemez. İzlerini sevdiğimiz sözün gittiği yeri de severiz; izlerinden nefret ettiğimiz sözün gittiği yerden de nefret ederiz. Biz insanız, söze itibar eder; sözü yereriz. Bu sebeplerle söz gittiği yere gitmeden önce çıktığı yer’i târif eder. Bizler de sözü her iki yönde tâkibeder, sözü duyduğumuz anda, tam orada, orta yerde durur; kendini târif ettiği şekilde onu tartar, onun izlerinden hareketle iz yolunda hem ileriye hem geriye bakarız. Sonra hiçbir ayrım gözetmeden sözün gittiği yere dair duygularımızı sözün çıktığı yere de sarf ederiz.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

SA33/ME3: Siz Kadınlar/ Biz Erkekler

"Haysiyet yarışı bu işte. Kavgalarımızı kısırlaştırırsak, çoğalmazlar. Hepimiz haysiyetli olsaydık ta baştan, bu kadar huzursuz olmazdık." 


Haysiyet yarışı yapmalıyız. Biz erkekler mi daha haysiyetliyiz, siz kadınlar mı? Yok, ayrım yok. Ben ayrım yapmıyorum. Ayrımı siz yapıyorsunuz. Ben ayırdıklarınızın tam ortasından sesleniyorum size ve bize. Öteden beri aramızda bir kavga var. Kavgamız ayrılıklarımızdan nasipleniyor. Ayrım yapmıyorum, ayrı olan bizlerin kavgalarını kısırlaştırmak niyetindeyim. Kısırlaştırmak. Haysiyet yarışında kavgalarımızı kısırlaştırabileceksek, kısırlaşmış kavgalarımızdan yeni çocuklar peydahlayabileceğimizi de biliriz. Elleri, ayakları düzgün, iri gözlü saf çocuklar.

Sizin uzatmaktan hoşlandığınız, aynalara kızıp kısacık kestirdiğiniz saçlarınıza karşılık bizim sürekli kısaltılan, uzama özgürlükleri olmayan saçlarımız var.Siz kısaya, biz uzuna tamah ederiz ara ara. Haysiyet yarışında saçın yükünü azaltalım, ilk evvelde kısırlık teyakkuzunda kalalım. Sonraki evvelde saçla gelen kavgaların vicdanına muska yaptıralım. Siz saçlarınızı örtün, biz saçlarımızla kavga etmeyelim. Siz kelleşmediğiniz için bizden daha haysiyetli olmayacaksınız. Kıldan kerameti muskaya emanet edip, saçlarınızın güzelliğine odaklanalım. İtiraf ediyorum, saçlarınız güzel. Kırçıl, katır kuyruğu gibi mat çeşitleri var saçlarınızın, ama bu sizin istediğiniz bir şey değil. Bizim kelliğimiz gibi. Saçlarımızın beyazlama hızı eşit değil. Ak saçlı nine sayısı, ak saçlı dede sayısından az. Haysiyete bu da kâr etmez. Saçlarınız sizi güzelleştiriyor, saçlarımız bizi de yakışıklı yapıyor.

14 Ağustos 2012 Salı

SA32/MB2: İnsanın Kırım Tarihi ve Çözümleyici Eşsiz/Tek Teklif


İnsan türünü, 'Önyargılı Türcülük' periferisinde dolaşan ve bu periferiden ayrılamayan hümanistik yargıların ve kriterlerin sunduğu kurtuluş reçetelerine muhtaç kılan itici etkilerin yetersizliğinden bahsedebilmek için, insan türünün özgeçmişine dair çoğunlukçu ya da çoğulcu bir perspektif oluşturmak gerekmiyor; insan, kendisine ait hayat alanında, diğer türlerle de ilişkisini belirleyen her türlü dönüşüm paradigmalarını oluşturan tek dünyalı varlık olarak, iradesini etkileyen bütün olumlu/olumsuz iç ve dış etkenleri nesnel olarak incelemek zorundadır. Bunun için baş kaldırması gereken ilk ve tek şey Tanrısal bir güç değil, içinde biriktirilen çoğunlukçu ya da çoğulcu önyargılardır.

İnsanın öldürme duygusu, öğrenilmiş duygular grubundandır ve bu duygu geleneksel çoğunlukçu ya da çoğulcu önyargıların kurduğu sistematik baskı ile oluşur. Öldürme eylemini mümkün kılan da bu baskıya karşı duramayan insan iradesinin diyalektik çıkarımlar sonucu verdiği kararlardır. Öldürme duygusu ve sonrasında oluşan eylem, iradenin yenilgisini tarif eder ve gerçek yerine oturtur. Bu klasörde öldürme duygusunu terkip eden karşı durulmaz güç Tanrısal Güç değildir; aksine Tanrısal Güce sahip olduğunu düşünen ve bu gücü gerçekleşebilir olgularda birer olaya dönüştüren insan hırsıdır.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

SA31/MEY3: Çocukların İstismarı ve Faşizm'in Dar Kapısı


"Çocuklarımıza beynimizin tamamını kullanmadığımızı öğretiyoruz, ama beynimizin tamamını kullanamayan bizler, çocuklarımıza beyinlerinin tamamını kullandırtmamaya çalıştığımızı söylemiyoruz."
 

“İnsan, beyninin tamamını kullanmıyormuş, baba!”, demişti bizim evin tomurcuklarından biri. “O zaman kullanılmayan kısımları çıkaralım, oğlum!”, diyerek gülümsemiştim. “O zaman yaşayamayız ki, baba!” diye şaşkınlıkla yüzüme bakmıştı. “Demek ki, hepsini kullanıyormuşuz. Sadece hangi kısmın ne için kullanıldığını henüz bilmiyoruz, babacığım!”, dediğimde de rahatlamıştı. Ön yargıların başkahramanı biz büyükleriz, en çok öğretmenlerimiz. Bazen öyle büyük lokmalar yutuyoruz ve çocuklarımıza yutturuyoruz ki; büyük lokmaların çocuğun boğazında kaldığını yıllar sonra fark ediyoruz. Ama iş işten geçmiş oluyor.


Çocuklarımız beyinlerinin bilmem kaçta kaçını kullanan dâhileri öğreniyorlar. Ardından bir dâhi olamayacaklarını düşünüp, ilk ve en kolay yola sapıyorlar; boğazlarında kalan en büyük lokma ile kaçıyorlar. Böylelikle o muhteşem eleştirel bakışlarını hayatın karmaşık olmayan ayrıntılarına yöneltmeye alışamıyorlar. İsyancı karaktere sahip olanlar, dâhilerin kendileri gibi çocukken dâhi olacaklarını bilmediklerini düşünüyorlar arada bir. Bu buluşları da onları kışkırtıyor.

12 Ağustos 2012 Pazar

SA30/SD8: Gri İstanbul Gölgeleri / Medeniyet Çıkmazı Câri İstanbul 6



Bir Haftalık (6-12 Temmuz 2012) Gezi Notları 6

F- Pazartesi -  Dördüncü Gün:

FA - Altunizâde-Metrobüs, Çağlayan Adliyesi-Abide-i Hürriyet, Okumadığım Fatiha/ Türkiye'nin Zaferi:

Remzi'nin evi ve işyeri arasındaki ulaşım çok kolay... Üsküdar-Kabataş vapur hattı, zorunlu olmadıkça arabayı devreden çıkarıyor. Remzi'nin dostlarını telefonla arayabileceği geniş bir zamanı oluyor bu arada... Bütün elit(!) beyaz olmayan İstanbullular, hayatlarını trafiğe göre düzenlemiş durumdalar zaten.

Sabah erkenden kalktık, Remzi'nin Çağlayan Adliyesi'nde davası vardı; o ekmek almaya giderken ben de çay demledim... Üniversite günlerim gelmişti aklıma... Bence hayatı tek başına yaşamayı öğrenmesi için bile olsa her insan üniversite hayatı yaşamalı... öyle yurtlarda falan da değil, bizzat evlerde... yapmasa aç kalacağı yemeği, yıkamasa kirli giyeceği gömleği, temizlemese kokacağı lavabosu olmalı insanın...

10 Ağustos 2012 Cuma

SA29/ÂA3: Simurg'un Dördüncü Şahitliği

"İran, Irak, Suriye, Katar, Bahreyn, Arabistan, Ürdün ve Mısır gibi Arap ülkeleriyle çatışık bir poligon üzerinde satranç oynarken masaya ısrarla Türkiye'yi çekmek istiyor ve kendi alevlerinin çevresine yayılmasını istiyordu. Bu büyük bir yıkımı da getirebilecek bir oyundu."


İran, ulusal kuşu Simurg gibi ateş olup kendisini yakacak ve kendi küllerinden yeniden mi doğacak?

Bilmiyoruz; sadece İran'ın yanmak için büyük çaba sarf ettiğini görebiliyoruz. Simurg'un,1700 yıl ateş olup yanmak için beklemiş olması, İran'ın 33 yıldır biriktirdiği negatif enerjinin doğurduğu hegemonik ihtirasların alevinde çevresine kıvılcımlar saçmasına antik bir değer katıyor, onu tipik Armageddon kontrastına yaklaştırıyor...

Mahmud Ahmedinejad'ın İstanbul'da sünnî imamın arkasında kıldığı cuma namazından sonra, 'Kum Etkisi' cumhurbaşkanlığı sarayında fırtınaya dönüştü ve Ahmedinejad, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la kader birliği etmesinin bedelini tecrit edilerek ödedi; Türk asıllı olmakla suçlandı ve İran'ın çıkarlarını koruyamayacağı savıyla, ıskartaya çıkarıldı. Simurg'un ruhu, Velayet'in efendilerinin gölgesinde dinlenen devrim muhafızlarında bedenlendi/Simurg dirildi.

9 Ağustos 2012 Perşembe

SA28/MA2: Giriş ve Aşkın Sayılar/ YazıDers 2



Merhaba,

İzniniz olursa, geçmiş önyargılarınızı ve korkularınızı tetikleyebilecek olan bir konuyla giriş yapmak istiyorum. Müsterih olunuz, girişin getirdiği muhtemel psikolojik sorunlar az sonra kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Çünkü; siz de biz Zarîralılar gibi, neden-sonuç ilişkisi izah edilince her olguyu ve sistemi anlayabileceğinizi çok önceden öğrenmiş bulunuyorsunuz.

Zaman bir sayı doğrusudur ve her bir noktasına bir reel sayı karşılık gelir, dediğimizde temel matematiksel önermelerden birini zamanla ilişkilendirerek evrensel bir ölçüm değerine ulaşmış olacağız. Bu önerme, ben değiştirmeden önceki hâliyle tam olarak şöyledir: “Sayı doğrusunda her noktaya bir reel sayı karşılık gelir.” Reel sayıların sayı doğrusu ile ilişkisine çok sonra değineceğimiz için, giriş yaptığımız yerde basit bir eşleşme yaparak sayıların ürettiği zihinsel bulamaçların evrenle ilişkilerini gözlemeyebilmek adına, zaman ve sayı doğrusunu birbiriyle ilişkilendiren yeni bir bileşik önerme ürettik.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

SA27/SD7: Gri İstanbul Gölgeleri / Medeniyet Çıkmazı Câri İstanbul 5



Bir Haftalık (6-12 Temmuz 2012) Gezi Notları 5

E - Pazar - Üçüncü Gün:

EA - Kahvaltı, Rüştü, Marmara Forum/ Yaya Geçidi:

2. Remzi, İbrahim ve  Tuncay... üç kardeşle sabah namazına dek - az kestirdik tabi- sohbet etmiştik. İnce ruhlu üç kardeşin İstanbul hikayeleri, bir bütün 1453 başlangıçlı İstanbul'a göç hikayelerine benzerdi aslında... Fedâkarlık, ülkenin geleceğine dair canlı düşünceleri ve doğrudan hayatın her açısından bakıp görmeye çalışan bakışlar ve İstanbul'da en eksik olan şeyden, samimiyetten bolca serilmiş bir hayat...

Anadolu, her seferinde İstanbul'a samimiyet sübvansiyonu yapmıştı yüzlerce yıl...İstanbul da, gelenin elinden istemeyerek de olsa tutmuş ve hayatla bağlarını güçlendirmişti... Evet eritmişti Anadolu'yu aşufte bağrında, ama karnını da doyurmuş, Türkçesi'ni güzelleştirmişti... İstanbul'dan dönen adamların inceleşen 'k'ları, yuvarlanan ve yutulan 'r'leri özenti kalıbına eleştiri diye dökülmüşse de gerçek buydu... Tenleri beyazlaşan esmer adamların dilleri de beyazlaşıyordu, ruhlarındaki kirlenmeye inat.

7 Ağustos 2012 Salı

SA26/FT2: İmplant Endikasyonları: Sinema'da Şiddet ve Cinsellik/ Büyülü Fener - Lanterne Magique- Sönerken

'Şiddet', 'Cinsellik' ve ikisinin birlikte bulunduğu 'Cinsellikte Şiddet', çağımızın en temel sorunları olarak insanlığın algılarında büyük yer kaplıyor. Her üç temel sorunun organik sorumluları ise 'Sinema-Televizyon Endüstrisi' ve bu endüstrinin tasarımcıları.

Şiddetin, 20. yüzyılın sonuna doğru hayatın olağan çerçevelerinden biri  hâline gelirken, yol arkadaşlığını ya da daha örtüsüz bir tonla, taşıyıcı dizgesini sinemaya borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Bu, uzun, geniş ve derinlikli deney-gözlem- analiz sonucunda  elde edilmiş rasyonel bir sonuçtur.

Özgün/doğal implantlarımızla baktığımızda/algıladığımızda şiddetin, konforme edilmiş bütün ayrıntıları ile vahşi bir yüzyılı, başından sonuna dek, özellikle sonuna doğru daha da yüksek bir gerilime taşıdığını fark eder ve ayrıklaştırılmış iki insan tipinden doğrudan mağdur olanını ansızın apaçık bir paranormal zihin yapısı ile inşa edilmiş olarak karşımızda buluruz... Bu ürün, tasarlanan bir üründür ve ayrıklaşmanın gerçekleşmesi için mümkün kılınandır.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

SA25/SD6: Gri İstanbul Gölgeleri / Medeniyet Çıkmazı Câri İstanbul 4



Bir Haftalık (6-12 Temmuz 2012) Gezi Notları 4

D - Cumartesi - İkinci Gün:

DA - Fatih Cami, Davut Yıldızı/ 2.Remzi ve İbrahim:

Sabah kahvaltısının akabinde Remzi'nin gezi planı ve arabasıyla, Üsküdar'dan çıktık. Karacaahmet Mezarlığını da gördüm bu arada... Türkiye'de herkesin bildiği iki mezarlık vardı zaten. Haberlerin dağılım merkezi İstanbuldu; habercilerin cenaze'den verdikleri haberin sonunda cami ve mezarlık adları sıralanırdı. Biri Karacaahmet, diğeri Zincirlikuyu.. Bir de meraklıların bildiği beyazların medfun bulunduğu Bülbülderesi...

Boğaziçi Köprüsü sakindi. Köprüden her geçişimde aklıma iki şey geliyordu. Birincisi, köprünün yapılış dönemindeki ciddî zihinsel erozyonla malul tartışma; ikincisi, 1989'da ilk kez geldiğimde köprüyü geçerken yaşadığım şaşkınlık... "O kadar abarttıkları İstanbul bu muydu?"

4 Ağustos 2012 Cumartesi

SA24/SD5: İslamcılık: Kara Büyü

"İslamcılık anaforu, Müslüman zihinlerden sürekli yeni kurbanlar devşirmektedir. Geleneksel diye, dışlanan ve aşağılanan bozunmaya uğramış 17,18,19 ve 20. yüzyıl İslam algısına alternatif olarak ortaya konan ve  terakkîyi hedefler görünen İslamcılık kara büyüsü, daha fazla tahrif ve tahribe aracılık etmeden Müslümanların  düşüncelerinden uzaklaştırılmak zorundadır." 


Müslümanlar İçin Üretilen Sosyopsişik Kaos Ya da Antimorfolojik Yafta

Kulağın seslerle girdiği anlık ilişkilerin tümünde kavramların önceki zamanlarda hafızada edindikleri yerin/şeklin/içeriğin çok büyük önemi vardır. Bu ilişkinin anlamlı  dolgulara dönüşebilecek sonuçlar üretmesi, sorgulanmış kavramlarla yeterlilik ayıraçlarını sağlamlaştırmış, yolları işlek bir hafızaya, bizzat diri kalmış bir iradeye ve zekaya bağlıdır. Ölü örgülerden oluşmuş yolları tıkalı bir hafıza, diri bir iradeye hizmet edemeyeceği gibi, herhangi yüksek katsayılı bir zeka da bu pasif organizasyonda proaktif bir görev üstlenemez. Ki; İslamcılık etiketini oluşturup, kullanıma sunanların da amaçladığı yegâne kurgu bu portrenin varlaştırıp yaygınlaşmasını sağlamaktan başka bir şey de içermez.

SA23/AS3: Meal/Tercüme Probleminin Çözümü ve Anlamda İndüktif Regülasyon

Bu hususta söz söylemek ne kadar zor… Oysa tam aksine, bu hususta söz söylemek kolay olmalıydı. Kolay olmalıydı, çünkü; anlamaktı bütün mesele. Anlamak, Allah’ın biz insanlar için gönderdiği son mesajı anlamak; anlayabilmek üzere kafa yormak.
***
Anlamayı zorlaştırmak kime ne yarar sağlar ki? Anlamak ve anlatmak üzere söz söylemek niye zorlaştırılsın, niye bu minvalde ter döken adama kem gözle bakılsın ki? Anlamaksa bütün mesele, anlamak üzere niyetin hâlis olması yetmez mi? Niyeti hâlis olanla olmayanı ayırt etmek çok mu zor?
***

SA22/SD4: Gri İstanbul Gölgeleri / Medeniyet Çıkmazı Câri İstanbul 3




Bir Haftalık (6-12 Temmuz 2012) Gezi Notları 3

C- Cuma - İlk Gün:

CA- Yörük Çadırı/ Kent-Medeniyet Çıkrığı:

Aksaray'da verdiğimiz ilk moladan sonra, Düzce'de sabah, serin  dağ havasında, her zamanki gibi, her otobüs yolculuğumda  yaptığım gibi çorba ve sonrasında çayla  kahvaltı yaptım. Yola revan olduğunda otobüs, Odyssesia'ya devam ettim.

İstanbul, Dünya'nın gelmiş geçmiş bütün medeniyetlerine dair iyi-kötü, güzel-çirkin bütün izleri taşıyordu. Çapulcu zihniyet, tarihsel bir kimliğe sahipti ve İstanbul bundan muaf değildi. İstanbul'da hâlen insanlar çıkarları için birbirlerini öldürüyorlar ve uzak ülkelerden aş ve geçim derdi için gelen güzel kadınları birbirlerine hediye ediyorlardı. Homeros, Odysseia'da aslında bugünü de anlattığını bilemeyecekti hiç. 

3 Ağustos 2012 Cuma

SA21/SD3: Gri İstanbul Gölgeleri / Medeniyet Çıkmazı Câri İstanbul 2



Bir Haftalık (6-12 Temmuz 2012) Gezi Notları 2

B- Gezi'nin Başlangıcı ve Yolculuk:


BA- Başlangıç/ Delirmiş Hakikat:


İstanbul'un fethine/işgaline/talanına/ele geçirilişine dair  tarihi vesikalar ve  bu vesikalardan öğrendiğimiz tarihten adamların kendilerine ait nedenleri vardı. Konstantinopol olmadan önce de insanlar o güzel coğrafyada yaşıyorlardı; turşusu bozulmayan bir coğrafyayı kim sevmez ve bu coğrafyaya dair hedefler üretmezdi ki? Hele İznik Konsülü'nün toplanmasını emreden ve sonraki yüzyılları sonsuza dek etkileyen bir imparatorun saltanat merkezi ise bu şehir... bu şehirden üreyen her türlü iyilik ve kötülük ilk adresini hiçbir zaman saklayamamışsa mesela, kim bu şehrin her türlü kuşatma için kazılmış dehlizlerini merak etmezdi ki? Ve kim bu dehlizlerde ömür tüketen bizansın renk bezirganlarını didik didik irdelemek istemezdi?

2 Ağustos 2012 Perşembe

SA20/SD2: Gri İstanbul Gölgeleri / Medeniyet Çıkmazı Câri İstanbul 1



Bir Haftalık (6-12 Temmuz 2012) Gezi Notları 1

A- Yüksek Sesli Bir Dokunuş

AA- Başlıkla İlişik Düşünceler:

Bir haftalık İstanbul gezimin zihnimin özel bir odasında biriktirdiğim notlarını yazmaya başlarken başlığın içerikle bir bütün oluşturması, içeriğe dair kesin, net bir intibâ vermesi gerektiğini düşünüyordum. Ki; netice itibarı ile notlarımı okuyarak zaman kaybedeceklerini düşünenler ilk anda ayrışsın - zaten onların canlarını sıkacak bir içerikle karşılaşacaklardı-  ve notlarımı merak edenler de ne okuyacaklarına dair bir fikre sahip olsunlar istiyordum. Terkib ettiğim dual başlık, yazının sarmal içeriğini bir bakıma olduğu gibi özetleyen iki ayrı önermeden oluşuyor.

Seçkin Deniz Twitter Akışı