3 Ağustos 2012 Cuma

SA21/SD3: Gri İstanbul Gölgeleri / Medeniyet Çıkmazı Câri İstanbul 2



Bir Haftalık (6-12 Temmuz 2012) Gezi Notları 2

B- Gezi'nin Başlangıcı ve Yolculuk:


BA- Başlangıç/ Delirmiş Hakikat:


İstanbul'un fethine/işgaline/talanına/ele geçirilişine dair  tarihi vesikalar ve  bu vesikalardan öğrendiğimiz tarihten adamların kendilerine ait nedenleri vardı. Konstantinopol olmadan önce de insanlar o güzel coğrafyada yaşıyorlardı; turşusu bozulmayan bir coğrafyayı kim sevmez ve bu coğrafyaya dair hedefler üretmezdi ki? Hele İznik Konsülü'nün toplanmasını emreden ve sonraki yüzyılları sonsuza dek etkileyen bir imparatorun saltanat merkezi ise bu şehir... bu şehirden üreyen her türlü iyilik ve kötülük ilk adresini hiçbir zaman saklayamamışsa mesela, kim bu şehrin her türlü kuşatma için kazılmış dehlizlerini merak etmezdi ki? Ve kim bu dehlizlerde ömür tüketen bizansın renk bezirganlarını didik didik irdelemek istemezdi?

Dört veya beş adamın  bir araya gelerek tarihe yön verdikleri başka bir şehir yoktu bu kadar güçlü... Ne Luxor ne Atina ne Roma ne Bağdat ne Londra ne Paris ne de Washington İstanbul'la boy ölçüşecek güçte değillerdi. Mustafa Reşit'ten başlayarak Namık Kemal'e, Mithatlara ve sonra her on yılda bir üç-beş kişiyle dil tutan, yer döşeyen ve kumpas kurgulayan; kumarhanelerde, meyhanelerde, localarda, dergahlarda, cemiyetlerde hem birbirinden haberli hem de birbirinden uzak dostluklar, düşmanlıklar üreten ve akım akım yürüyen adamların koskoca imparatorluğu yıkabileceği başka bir şehir yoktu.

Batı'nın kızgın kozalaklı çam kokularından, kulakları sağırlaştıran çan sesine ve  pergelli-gönyeli suikast şebekelerinden, Sultan'a hâl fetvası yazan tıknaz kafalı adamlara kadar her bir bir avuç adam güruhu, mukaddes her şeyi keyiflerine, hiddetlerine  ve bencilce ihtiraslarına kurban ederek milyonlarca masum insanın kanına girdiklerinde ortada bıraktıkları  tek delil kan değildi elbette; kağıtlara yazılmış  roman, hikaye, fıkra, kanun  ve din kılığında yüzlerce hastalıklı düşünce idi...

İstanbul uzun bir köksüzlüğü, İslam gibi uzun bir kökle dönüştürmüş olsa da, köksüzlük köksüzlük olarak kalacaktı. İstanbul'un adamları, İstanbul fethedildikten hemen sonra İstanbul'un dehlizlerine girdiler ve hakikate karşı saklandılar; hakikatin kollarını kırarak ona deli gömleği giydirdiler ve delirmiş(!) hakikati yanlarında gezdirerek insanları 'hakikat budur!' diyerek aldattılar.

Her bir neşriyat merkezi, kurucularının emellerine hizmet ettiler. Hâriçten hiç kimse bu  merkezlerin dehlizlerine giremedi.. . Hakikat'in sırtından deli gömleğini çıkaracak,  kırık kollarını Kur'an'la tedavi edecek Anadolu'nun istanbullulaşmamış has adamları, hem İstanbul'da hem de Anadolu'da yalnızlaştırıldılar... Gri İstanbul Gögeleri'nde hakikat düşmanlarıyla uzlaşanlar sivrildiler ve İstanbul Medeniyet üreten gücünü yitirdi.

Bugün 21.yüzyılın ikinci on yılında vahşi Batı'nın kan gölüne çevirdiği Dünya'ya yeni bir medeniyet armağan edecek bir güçte değil İstanbul.. Dehlizlerde kirli uzlaşmalarla Hakikat'e giydirilmiş deli gömleğini süsleyip püsleyerek yazanların ve anlatanların zihinsel döngülerinde saygı yok, tanrısal dokunulmazlıklarda parlatılmış, öne sürülmüş yeteneksiz, bilgisiz, sağır ve kör yüzlerce adam, bir avuç adam kadar kendilerine has bir öze sahip değiller...

Fondotenle İslamlaştırılmış kapitalist bankacılara danışmanlık yapanlarla, sistemlerle uzlaşmada ara eleman olanlarla ve daima ama daima kendi ihtirasları ile bar bar bağıran, papağan gibi yüzlerce yıllık kirli bilgiyle güç vehmeden adamlarla üretilecek bir medeniyet olamazdı.

Bir tek adamla ne olabilirdi ki? Belki de hiçbir şey; ama dehlizlerde uzlaşmamış ötekilerin her biri bir tek adam değil miydi? Bugün burada eğer kolları kırık hakikatten bir nebze haberli olanlar varsa, geçmişteki yalnızların kısık seslerinden kendilerine ulaşanları  evrene dair taptaze bilgilerle dönüştüren kısık sesli adamlar da var olacaktır, seslerini geleceğe, geleceğin medeniyetine ulaştırmak için. İddia bunun için...

Çocukluk arkadaşım Remzi'nin daveti ile Sonsuz Ark'ın başladığı dönem birbirine denk geldiğinde kafamda işte böyle bir İstanbul vardı. Faruk Tamer'in ve Alper Selçuk'un sert tasvirlerle ölçüp önüme koyduğu, kendimde biriktirdiğim İstanbul.

1989 Kasım'ında tanıştığım gökleri gri, denizi gri ve şehri kirli İstanbul aradan geçen 23 yılda beni sık sık ağırlamıştı... Her seferinde birazını gezdiğim ve her seferinde daha derinden hüzünlendiğim bu şehrin kanatları da kırıktı. Bu kez başka türlü gezecektim İstanbul'u... Dehlizlerinde artakalan bir nebze iyilik varsa eğer onu görmek için, yoksa da ne kadar battığını anlamak ya da değişiyorsa nasıl değiştiğini görmek  ve anlatmak için.

BB- Yolculuk:

5 Temmuz 2012 Perşembe gecesi saat 23:00'da otobüse bindiğimde, şoföre Cuma Namazı'na yetişip yetişemeyeceğimi sormuştum. Zor demişti.  Hüzünlenmiştim.

Yanıma  üç kitap almıştım; Kur'an, Odysseia ve Amerikan Tarihi... Odyssesia'yı yolculuğa çıkmadan bir kaç gün önce okumaya başlamıştım. İlyada da bir kaç ay önce bitmişti... Otobüs yola çıktığında Odysseia'da kaldığım yerden okumaya başladım... Dünya'yı kan gölüne çeviren Batı Medeniyeti'nin ana kaynaklarından ikincisi idi Odysseia...

Sürekli şarap içenlerin ve savaşıp insan katledenlerin, birbirlerine öküz, silah, at, mücevher, elbise ve kadın hediye eden putperestlerin...  bir kişi için 12 masum genci kurban edenlerin, sebepsiz yere şehir basanların, hırsızlık yapanların, altın ve mücevher  için insan kaçırıp satanların, sarhoşların tarihiydi, Batı Medeniyeti'nin kökü...

2500 yılda değişen hiçbir şey olmamıştı  ve buna ek olarak Atina'da 2012 yılında kurulan  mahkemede yeniden yargılanan Sokrates'e, eşit çıkan oylarla yine masumiyeti iade edilememişti.. Sokrates, 2500 yıldır tanrılarını reddediyordu ve bu yüzden zehirlenerek idam edilmişti.

İnsanların Allah'tan başka tanrılarını reddedenler hep bu sona mahkum olmuşlardı; dehlizlerde öğütülmüş Hakikat ve ancak putlar için uzlaşabilmişlerdi insanlar...

Gece ilerlerken  uykum ağırlaştırdı gözlerimi...  Kitabı önümdeki koltuğun arka filesine koydum ve uyudum. Mola verilene kadar derinceydi uykum...

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı