7 Kasım 2026 Cumartesi

SA12221/SD3926: Sıkıntı (Roman); 16. Bölüm-Ateş 21

   Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "İnsanların yasalarla koyduğu kuralları ihlal ettiğinde suç işlediği için cezalandırılmaktan kaçamayan insan, Tanrı’nın koyduğu kuralları yok sayarak işlediği suçların cezasız kalacağını nasıl düşünebiliyordu?"


Yahudilerin, Hristiyanların, Şiilerin ve Sufizm’in yalanlarını imanın şartlarına dahil eden Sünni Müslümanların beklediği gibi bir kurtarıcı, bir ‘mesih’ ya da ‘mehdi’ gelmeyecekti insanlık için. Kur’an, kıyamete kadar insanın kurtuluşu için gerekli olan her şeyi eksiksiz olarak içeriyor olsa da Müslümanlar dahil, insanların neredeyse tamamı gerçeğin farkında değildi.

“Bugün ve şimdi seküler aklın ürettiği travmalarla yüzleşmek ve nesnel olduğunu iddia ettiği halde şeytanî bir öznelliği herkese dayatan bu ahlaksızlığa müdahale etmek zorundayız. Eğer bunu yapmazsak ve eğer bunu insan aklına saygı duyarak yapmazsak seküler akıl olarak pazarlanan şeytanî aklın ulaşacağı gücü ve sınırları hayal bile edemeyeceğiz.” diyordu ‘Ateş Yazarı’; ancak asla umutsuz değildi:

“Bu gerçek, kendisini gittikçe azalan sayıdaki insana fark ettirmeye devam etmektedir; aklın insana ihtiyacı vardır, ancak en fazla ihtiyaç duyduğu şey katışıksız ve saf aklın yaratıcısı olan Allah’ın yardımıdır. Biz bu yardımı hak edecek değerde olmak için çabalamalıyız.”

Saf akıl, ne kadar çok bilinmezle doldurulmuştu oysa; üniversiteler toplumların en aydın insanlarının yetiştirildiği yerlerdi, ancak üniversite mezunlarının bile saf akıldan haberi yoktu. İnsanlığın iyiliğin kök değeri olarak saf akla olan ihtiyacını fark etmesinin ne kadar güç olduğunu görmemek mümkün değildi.

Aklını kullanarak yeteneklerini geliştiren Kolağası’nın yaşadığı akılla ilgili sarsıntı, saf akıl üzerindeki bu belirsizlikten kaynaklanıyordu; ben ise, sorgulamalarında mevcut standartları aşan ve ‘çılgın’ ya da ‘deli’ olarak tanıtılan düşünürlerin ve bilim adamlarının yaşadıkları travmanın da saf akla ulaşamamaktan kaynaklandığını düşünüyordum.

İnsanlar hiç ölmeyecekmiş gibi düşünüyor ve davranıyorlardı; Adem ve karısı yasak ağaçtan yedikleri meyvenin onlara ölümsüzlük kazandıracağına inanmışlardı, ancak yanıldıklarını Allah tarafından cennetten kovulunca anladılar, ne yazık ki onların çocukları da ölümlü olduklarını düşünmeden davranıyorlar; maalesef yanıldıklarını görmek için ölümden sonrasını bekleyeceklerdi, ilk ataları kadar şanslı değillerdi. 

Ölümü unutmak; bundan daha büyük stratejik bir hata olamazdı; geri dönüşü olmayan ölüm asla unutulamazdı.

Mülk Suresinin 2. ayetinde, “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” diyerek hayatın ve varoluşun tek anlamını anlatan Allah, Mü’minûn Suresinin 99 ve 100. ayetlerinde de ölümü hatırlatıyordu:

“Nihayet onlardan birine ölüm gelince, ‘Rabbim! Beni dünyaya geri gönder, terk ettiğim dünyada salih bir amel (yararlı bir iş) yapayım’ der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar bir perde (berzah) vardır.”

Ölümden asla geri dönemezdik hiçbirimiz; bu dehşet verici bir uyarı olmalıydı hepimiz için.

İnsan, ölümü unuttuğunda yapacağı kötülüklerin önünde hiçbir engel kalmıyordu; o yüzden geri dönüşü olmayan ölüm, insanın seçimlerini doğru yapması gerektiğini hatırlatan çok sert bir uyarandı. 

Ölümü unuttuğumuzda merhametimiz de hızla eksiliyordu; kötülük böyle bir özgürlük alanında büyüyor ve yayılıyordu.

‘Merhamet, bazen maraz doğursa da zaaf değildir, bıraktığı iz her şeyi etkiler!’ demiştim Kolağası’na; yaşadığı sarsıntıyı kontrol altına alması için. ‘Kendine merhamet et, aklına merhamet et!’

Bir insan ölmüştü ve diğer insanlar onun taziyesine gelmişlerdi; gözlerinde ve dillerinde hatıralar vardı sadece... kendi ölümleri akıllarına gelmiyordu nedense... hatırladıkları kısa ânlar dışında inandıkları Allah’ı da unutmuşlardı.

Saf aklın idrak edebileceği bir yaratandı Allah... insan, saf aklı yitirdiği için yaşadığı travmaları atlatamıyordu işte.

Ve bu travmalar geometrik olarak hem insanın içine hem de dışına doğru yayılıyorlardı. Çaresizliği zorladığının farkında olamıyordu insan; tek çaresinin Allah olduğunu anlamak istemiyordu. 

Oysa her insan, kendisinin bir tek ve benzersiz olduğunu kesinlikle biliyordu; ama aynı insan bir tek ve benzersiz bir ‘Tanrı’ olduğunu bildiği halde, Tanrı’ya inanmamayı ya da birden fazla Tanrı’ya inanmayı veya yaratılan her varlığın Tanrı’nın bir parçası olduğuna ve Tanrı’dan başka hiçbir varlık bulunmadığına inanmayı tercih edebiliyordu.

İnsanın bu akıl dışı tutumunun bence hiçbir açıklaması yoktu; varlığına inandığı herhangi bir Tanrı’nın kendisine koyduğu ya da koyacağı sınırları reddetmesi, gerçeğin varlığını ve akışını hiçbir şekilde etkileyemeyeceği için bu akıl dışı tutumun hiçbir açıklaması olamazdı zaten.

Ya da aynı insanın ortaya koyduğu açık bir çelişkiden bahsedebilirdik. O, bir Tanrı’nın kendisine koyduğu sınırları Tanrı’yı reddederek ortadan kaldıracağını düşündüğünde, onun herhangi bir beşerî otoritenin, yani devletin, yargının, patronun, etkileşim içerisinde olduğu erkek veya kadın başka bir insanın kendisine koyduğu sınırları reddetmemesi ya da reddedememesi nasıl değerlendirilebilirdi ki?

İki yüzlülükten ve yalancılıktan da bahsedebilirdik bu noktada. Tanrı’yı reddederek Tanrı’nın kendisini cezalandırma olasılığından kaçabileceğini düşünen bir insan, nasıl akılcı bir tutum takındığını iddia edebilirdi?

Bir ve benzersiz olan her insan, uyması gereken kuralların olduğunu da biliyordu. Bu kurallar, insanın varlığını reddettiğini iddia ettiği Tanrı’nın yarattığı doğanın kurallarıydı kimi zaman, kimi zaman da diğer insanların koyduğu ve ‘yasa’  olarak tanımladığı ve dayattığı beşerî kurallar.

İnsanların yasalarla koyduğu kuralları ihlal ettiğinde suç işlediği için cezalandırılmaktan kaçamayan insan, Tanrı’nın koyduğu kuralları yok sayarak işlediği suçların cezasız kalacağını nasıl düşünebiliyordu? 

Bu sorunun cevabı çok açıktı; düşünemezdi. Bir ve benzersiz olduğunu bilen bir insanın, diğer insanları işledikleri suçlar ya da yaptıkları hatalar yüzünden çeşitli şekillerde cezalandırdığı halde, kendisinin de cezalandırılacağını bilmemesi imkânsızdı. Onun imkânsızı zorlaması ya da imkânsızı reddetmesi hiçbir gerçeği değiştirmiyordu; o, kendisini kandıramayacağı gibi başka insanları da kandıramazdı. 

Elbette, onun akıl dışı tutumlarının akıl dışı açıklamaları ve bu açıklamaları akıllıca bulan yoldaşları olacaktı, ancak bu durum da gerçeğin varlığını ve akışını değiştiremezdi. Akıl dışı tutumların hiçbiri insana akıl dışında bir hayat sunamazdı çünkü; akıl dışında bir hayat olamazdı, ahiret olamazdı.

Aklı yaratan, her şeyi yaratan tek Tanrı olan Allah’tı ve her şey akılla var olmuştu, insanın akıl dışı tutumları onun aklın egemen olduğu evrenin dışına çıkmasını sağlayamazdı. Akıl dışı bir evren yoktu, akıl dışı hiçbir düşünce ve davranış ya da eylem de yoktu.

Şeytan’ın aklı kötüye kullanarak insanı aldatması da akıl dışı bir evrenin olamayacağının kanıtıydı. İnsanın akıl dışı tutumları da, aynı şekilde, onun iki yüzlülüğünün ve yalancılığının kanıtları oluyorlardı.

O halde sorunu netleştirmeliydik. İnsan, bir tek ve benzersiz bir ‘Tanrı’ olduğunu bildiği halde, onun Tanrı’ya inanmamayı ya da birden fazla Tanrı’ya inanmayı veya yaratılan her varlığın Tanrı’nın bir parçası olduğuna ve Tanrı’dan başka hiçbir varlık bulunmadığına inanmayı tercih ettiğini söylemesi, onu basit bir yalancı ve ikiyüzlü yapmaktan başka bir işe yaramıyordu.

Kaçınılmaz olandan kaçabileceğine inanan bir insan, nasıl akıllı bir tutum sergilemiş olabilirdi ki? 

Onun akıl dışı tutumuna bakarak 'o insan ikiyüzlü ve yalancıdır', diyebilirdik, öfkelenebilirdik bu ikiyüzlülüğe ve yalancılığa; ‘akılsızlar için yaşasın cehennem’ de diyebilirdik, ancak yine de aklın insana doğru tutumları buldurma olasılığını göz ardı etmemek gerekiyordu.

‘Ateş Yazarı’ umudunu kaybetmiyordu; Umut da Allah'ın varlığının kanıtlarından biriydi çünkü.  


<<Önceki                      Sonraki>>


[01.11.2026, 16/43 (1200)]


Seçkin Deniz, 07.11.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

  

Seçkin Deniz Twitter Akışı