Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"‘Bekçi’nin, neredeyse kusursuz bir akıl yürütmeyle ortaya koyduğu dehşet verici fotoğraf çok netti; ne yazık ki akıllı insanlar bu fotoğrafı görmezden gelmeye devam ediyorlardı."
Aptal akıl, kaçmayı çok severdi; tıkandığı zaman saf akla hakaret etmek onun için vazgeçilmez bir kaçış rampasıydı. Allah, Bakara Suresinin 13. ayetinde aptal aklın sahiplerini kendi tanımları üzerinden yargılıyordu:
“Onlara, ‘İnsanların inandıkları gibi siz de inanın’ denildiğinde, ‘Biz sefihlerin (akılsızlar, ahmaklar) inandığı gibi inanır mıyız?’ derler. İyi bilin ki, şüphesiz asıl sefihler (akılsızlar, ahmaklar) kendileridir, fakat bilmezler.”
Kolağası ile sohbetimizde keşfettiğimiz ‘aptal akıl’, aptal aklın egemenliği altında inşa ettikleri sanrılarla, kendilerini ve insanları aldatanların ‘seküler akıl’ dedikleri akıldı; bu akıl tarih boyunca var olmuştu ve günümüzde de olduğu gibi sık sık insan aklının üzerinde egemenlik kurmuştu.
‘Ateş Yazarı’nın insan aklına egemen olan seküler aklın travmalarına yönelik notları, o sefihlerin belirsizliklerden nasıl beslendiklerini de ortaya koyuyordu; her zamanki gibi kendilerini bariz bir şekilde tanımlamaktan kaçınıyorlardı, din karşıtlığı üzerinden tanımlamaya çalıştıkları seküler aklın ne olduğunu ‘bilimsel olarak’ bilen pek yoktu.
“Öncelikle ‘seküler akıl’ nedir, ne değildir üzerinde durmak gerekiyor. Seküler akıl, seküler yaklaşımların kavramsal dizini içerisinde bağımsız olarak hiç irdelenmemiştir, buna dair bazı akademik çalışmalar olsa da somut bir literatür bulunmamaktadır.” diyordu ‘Ateş Yazarı’. “Columbia Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nün Bahar seminerlerinden birinde düzenlenen ‘Seküler Akıl Fikrini Keşfetmek’ başlıklı bir etkinlik bu gerçeği açık bir şekilde itiraf etmektedir:
"Hoşgörüsüzlüğe karşı siyasi bir çözüm ve eşitlik ve demokrasiyi teşvik etmek için gerekli bir koşul olarak sekülerlik üzerine çok şey yazıldı. Akademisyenler, ayrıca dikkatimizi, edebiyatta ve dinler tarihinde tanımlandığı üzere, çağımıza yayılmış bir duyarlılık ve akıl yürütme tarzı olarak sekülerliğe yöneltmişlerdir. Antropologlar, tarihçiler ve din öğrencileri farklı “dinî” deneyimler, kurumlar ve kozmolojiler hakkındaki anlayışımızı arttırmışlardır. Ve modern bilimin gelişimine dair mükemmel çalışmalar artık mevcuttur. Ancak 'seküler akıl' konusunda, özellikle de 'din' olarak adlandırılan genel bir fenomenin hem karşıtı hem de modalitesi olarak kristalleştiği için, daha fazla şey yapılması gerekiyor. Bu seminerde 'seküler aklın' çeşitli anlamlarını araştırmak istiyoruz. Rakiplerin, vatandaşların ve müşterilerin davranışlarını tanımlamak, sınıflandırmak ve tahmin etmenin yanı sıra evrenin kendisi de dahil olmak üzere 'doğal sistemlerin' nasıl çalıştığını açıklamak için olasılık teorilerinin ortaya çıkışını ve sayısal tekniklerin kullanımını okuyacak ve tartışacağız. Ayrıca, hesaplamalı muhakemenin kullanımını ve bunun yürütülebilme hızını daha makul ve (kelimenin tam anlamıyla) daha ödüllendirici hale getiren 'dinî' kategorilerden 'seküler' kategorilere (ya da genellikle 'öznel' kategorilerden 'nesnel' kategorilere) ilişkin bazı dönüşümleri de özellikle okuyacağız. Son olarak, dinî düşünceye keskin bir karşıtlık içinde sunulan bilimsel paradigmalarla ilgili son çalışmaları da okuyacak ve tartışacağız."
‘Bekçi’nin notlarını, Bakara Suresinin 13. ayeti, karanlıkları aydınlatıcı bir ışık kaynağı gibi zihnimde parlarken okuyordum:
“Metnin ‘akıl yürütme tarzı olarak sekülerlik’ şeklindeki betimlemesi ile ‘seküler akıl konusunda, özellikle de ‘din’ olarak adlandırılan genel bir fenomenin hem karşıtı hem de modalitesi olarak kristalleştiği için, daha fazla şey yapılması gerekiyor’ şeklindeki ihtiyaç beyan eden cümlesi açık bir şekilde travmatik bir akıl yürütme ile karşı karşıya olduğumuzu kanıtlıyor.” diyordu ‘Ateş Yazarı’; onları saklandıkları delikte yakalamıştı:
“Din’in karşısına konan ‘seküler akıl’ kristalleştiği, yani katılaştığı, donduğu için, bugüne kadar seküler yaklaşımlarla yapılan akıl yürütmelerin doğal olmadığını, aklın çalışma biçimi dışında çalışmaya zorlandığını gösteriyor. Bu basit analojide gördüğümüz şey, ‘seküler akıl’ olarak tanımlanmaya çalışılan travmanın insan aklını kısırlaştırdığı, sınırlandırdığı ve bilimsel akıl yürütmeler dahil psikolojik, sosyolojik ve politik bütün akıl yürütmeleri sakatladığı gerçeğidir; aklın katılaşması, donması sadece ve yalnızca Yahudi ve Hristiyan din adamları ile düşünürlerinin ürettiği ve desteklediği skolastik bir kültürel alışkanlığın ya da dayatmanın sonucu olabilirdi, seküler akıl için de öyle olmuştur.”
15 Temmuz gecesi sabaha karşı ilk kez gördüğümde de büyük bir keyifle okumuştum bu notları; aptal aklı yine kaçarken ensesinden yakalamıştı 'Bekçi':
“Akıl yürütme ile ilgili bu travmatik sonuç, bir bilimsel hata ile karşı karşıya olduğumuzu da kanıtlıyor. Yapılan hata kasıtlıdır ve bu, insanlık adına, insanlığa karşı işlenmiş suçlar klasörüne dahil edilebilecek büyük bir suçtur. Çünkü aklı seküler veya dindar diye ayırmak mümkün değildir ve bu tür ayrımlara bağlı olarak aklın kendi yolunu seçmesini engellemek, insan aklının kısırlaştırılması ve kırıma uğratılması girişimidir; bu da herhangi bir insan ırkının soyunu kurutmakla eş anlamlıdır.”
Aptal aklın soykırımcı olduğunu söylüyordu ‘Ateş Yazarı’, bütün soykırımları gerçekleştirenler de seküler akıl sahipleri değil miydi zaten?
“Akıl için bilginin kaynağının önemi yoktur, akıl, zekânın direktifleriyle kaynağı ne olursa olsun bilgiyi işler, sonuçlar elde eder ve elde ettiği sonuçlarla yeni çıkarımlar yapar, kanıtlayamadığı teorileri tarafsız bir şekilde sonsuz teoriler çöplüğüne atar, bu anlamda insan aklı nesnel çalışan bir makineden farksızdır. Bugün bütün dünyayı saran satanist kurgulu seküler aklın karşılaştığı donma, katılaşma ve çözümsüzlük insan aklının nesnelliğini stratejik olarak bozma girişimlerinin ulaştığı -binlerce yıllık insanlık tarihinde de görüldüğü gibi- ve ulaşacağı yeri net bir şekilde görmemizi sağlamaktadır.”
FETÖ’nün dinin içine gizlenen seküler aklı da katılaşmış ve tıkanmıştı; kendileri dışındaki herkese 'ahmak' diyen FETÖ lideri ve üyeleri de sadece bundan dolayı yenilmişti. Bekçilerin sürekli olarak ‘akla vurgu yapan’ notları, günümüzden tarih öncesine kadar uzanan bir zeminde ve bağlamda somut bir şekilde anlam kazanıyordu:
“Şimdi bazı tanımlama çabalarına yeniden bakalım!" diyordu ‘Ateş Yazarı’. “TDK, Fransızca asıllı ‘seküler’ sözcüğünü ‘dünyacı’ veya ‘yüzyılda bir olan, yüzyıllık’ olarak tanımlıyor. Sekülerizm (sekülarizm) de bu anlamda ‘dünyacılık’ ya da ‘yüzyılcılık’ olarak ortaya çıkıyor. Wikipedia, ‘Sekülerizm; akıl ve mantığı esas alan örgütlü bir toplum yaratmayı amaçlayan düşünce akımı’ diyor. Brittanica da şöyle tanımlamaya çalışıyor: ‘Sekülerizm, dini insan varlığının diğer alanlarından ayıran, genellikle insan yaşamının din dışı yönlerine daha fazla vurgu yapan veya daha spesifik olarak dini siyasi alandan ayıran bir dünya görüşü veya siyasi ilke. Sekülerizmin kesin bir tanımını yapmak akademisyenler için bile zordur. Örneğin Kanadalı filozof Charles Taylor, ‘sekülerizm ile neyin kastedildiğinin tam olarak açık olmadığını’ gözlemlemiştir. ‘Gerçekten de bu isim altında toplanan oldukça farklı formüller vardır’ Sekülerizmin tanımı, farklı bağlamlarda bazen örtüşen iki anlamı ve ilgili seküler ve sekülerleşme terimleri nedeniyle karmaşıktır.”
Kilise ve Havra dışı yaklaşımlara ‘seküler-laik’ formu giydirerek yaptıkları işle, Kilisenin ve Havranın akıl dışı inanç ve yaptırım sistemine akılla karşılık verdikleri ve insan-toplum lehine, Kilise-Havra aleyhine göreli sonuçlar ürettiği için çok taraftar buldukları kesindi. İslam dahil bütün dinleri aynı akıl dışılıklarla suçlarken saf aklın gücünü ve ürettiği göreli insan-toplum yararını kullanmışlardı. Sufizm’in akıl dışılıkları dolayısıyla da İslam’ı bu aklın cenderesine alarak ilerlemişlerdi. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde işlettikleri sistem de aynıydı.
“Kendisini bile tanımlayamayan ya da tanımlamaktan kaçınan bir aklın ‘seküler akıl’ olarak yüzlerce yıldır dünyayı her türlü zorbalıkla yönetiyor olduğunu bildiğinizde seküler aklın travmalarının da her alanda insanlığı içinde yaşadığımız -Gazze’deki gibi soykırımlarla dolu- dünyevî cehenneme sürüklediğini fark etmekte zorlanmazsınız.
Seküler aklın travmaları, insan bedenini ve ruhunu paramparça edecek ardıl ve bileşik travma kasırgaları ve çok boyutlu örselenmeler oluşturmuştur; özellikle doğada, insanlarda, toplumlarda ve bitki-hayvan her canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve etkili hasarlar bırakan, stres üreten, bir doku ya da organın (erkeklerin ve kadınların cinselliğine yönelik cerrahi müdahaleler gibi) yapısını ya da biçimini bozan ve dıştan mekanik bir etki sonucu oluşan sonsuz yaralarla dolu bir dünyevî yaşam oraya çıkmıştır.”
‘Bekçi’nin, neredeyse kusursuz bir akıl yürütmeyle ortaya koyduğu dehşet verici fotoğraf çok netti; ne yazık ki akıllı insanlar bu fotoğrafı görmezden gelmeye devam ediyorlardı.
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
