Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"İnsan, geçmişi ve şimdiyi düşündüğü gibi sonsuz geleceği de düşünmek zorundaydı; ancak aklı her şeyi anlayabilir, her problemi çözebilir miydi?"
İnsan, ânlarının sürekli dalgalandığı bir hayatla donatılarak yaratılmıştı. Bir ân, uzun uzak tepelerin uzağında duruyordu; bir ân, o uzun uzak yüksek tepelerin zirvesinde durulanıyordu; bir ân, sessizliğin denge gözeten avuçlarında bir şeylere tutunuyordu; gözeten, kollayan, affeden Allah'ın her an ulaşılabilir varlığının farkına varıyordu.
Nerede, nasıl, hangi zamanda ve ne durumda olursa olsun, insan daima yetersizdi; uyanıklığın uykuya, diriliğin ölülüğe, hareketin durağanlığa duyduğu ihtiyaç gibi, her basamakta diğeri özleniyordu bu uzun ömür tırmanışında...
Ve bir gün zirve görünüyordu her 'ân' için... ve her 'ân' kendi yetersizliklerine âşinâ oluyordu insan; tutunduğu ve tutunacağı şeyler birer birer kaybolup gidiyordu sonsuzluğun içinde... bir tek o kalıyordu, bütün yetersizliklerden müstesna; bir tek Allah... bir sessiz ses kadar yakın olan Allah... aynı demde sonsuz kadar uzak olan Allah...
Oysa sonlu önceden sonsuz sonraya uzanan verilmiş sözlerin gereği olarak insanın yapacakları belliydi; insana verilenlerin karşılığında istenen sadece Allah'a kulluk etmekti. Verilecek tek karşılık buydu; bu karşılık Allah'ı sessiz bir ses kadar insana yakın kılıyordu.
Sözlerin yerine konan ihanete biçilen değer de belliydi; sonsuza dek Allah'tan sonsuz uzaklıkta olmak... Allah'ı görmemek, duymamak, anlamamak; bundan daha büyük bir ceza olamazdı.
İnsan, geçmişi ve şimdiyi düşündüğü gibi sonsuz geleceği de düşünmek zorundaydı; ancak aklı her şeyi anlayabilir, her problemi çözebilir miydi?
Kolağası bir gün kapıyı bile çalmadan hızla odama girmişti; kafası karışmış bir haldeydi. ‘Abi!’ diyordu yüzüme bakarak. ‘Abi, insan aklı her şeyi idrak edemez, her sorunu çözemez, artık buna karar verdim; hatta bunu ispatladım!’
Ben de onun heyecanına karşılık vererek çalışma koltuğumdan kalkmış ve ona doğru yürümüştüm:
‘Evet, Kolağası!’ demiştim. ‘Çözemez; tıpkı şu anda yaşadığın problemi benim aklımın çözememesi gibi!’
Benim alışılmadık bu tepkim onu durdurmuş ve kendine getirmişti:
‘Özür dilerim, Abi!’ demişti utanarak. ‘Kendimi kaybetmişim; bir şey keşfettiğimi düşündüm ve hemen seninle paylaşmak için koşturdum, rahatsız ettim sanırım!’
‘Otur, Kolağası!’ demiştim, onu üçlü koltuğa doğru yönlendirerek. ‘’Rahatsız olmadım, ama aklını kaybetme riskini göze alamazdım!’
Otururken gülmüştü:
‘Evet, Abi!’ demişti. ‘Haklısın aklımı kaybetmek üzereydim sanırım.’
Ben de karşısındaki tekli koltuklardan birine oturmuş ve Aşçı Sultan’a iki kahve yapmasını söylemiştim telefonla. Kolağası sakinleşmişti; kendi hâline gülüyordu.
Kahvelerimiz gelene kadar normalleşmesini sağlamak için farklı konulardan bahsetmiştim, sonra da hayatın bütünüyle akıldan ibaret olduğunu düşündüğümü, Allah’ın da sürekli akla hitap ettiğini, aklı olmayanın sağlıklı duygularının ve düşüncelerinin olmadığını, sürekli gelişen insan aklının da karşılaştığı problemleri çözmek için bilgiye ihtiyacı olduğunu vurgulamıştım.
Bilgi, bir tek insanın aklı ile eş zamanlı olarak ilerlemiyordu. İnsanın başkalarının bildiğine duyduğu ihtiyacın, aklının gelişmesinin ilk şartı olduğuna işaret ederek, aklın aldığı bilgiyi karşılaştığı yeni problemlerin çözümünde kullanmasının zorunlu oluşunu da gelişmeyi sürdürebilmenin temel şartı olarak hatırlatmıştım. Bilgi yoksa insan bütünü idrâk edemezdi, karşılaşılan o bilgi ile ilgili problemin çözümünü de bulamazdı.
Kahvelerimiz gelmişti, onun, ‘Evet, Abi, İşte bu!’ dediği ânda.
‘Seni dinliyorum, Kolağası!’ demiştim kahvemden ilk yudumu alırken...
‘Tümevarım yöntemiyle ispatlayalım, Abi!’ demişti heyecanla. ‘Hipotezimizi en sona bırakalım, ispattan sonra hükmümüz hipotezimizle beraber çıkagelsin!’
‘Tamam!’ demiştim soğukkanlılıkla. ‘Ama ispatın aklımı ikna edemezse, hipotezini reddederim!’
Başını sallamıştı kendinden emin bir şekilde ve devam etmişti sözlerine:
‘İlk adımda, lokal ve mikro bir olayda akıl yürütmenin, yani mantıksal çıkarımlar yapmanın) problemlerin çözümünde yeterli olduğunu görelim. Her hangi bir olayı seçebiliriz ve ilgili sorunları mantıksal zincir ile çözebiliriz. Olayı, olaylara dönüştürüp orta düzey bir 'olaylar karmaşığı'nın ya da herhangi orta düzey problemin mantıksal yöntemlerle çözülebildiğini de ikinci adımda kabul edelim... Biz, son adımımızda seçtiğimiz 'bir orta düzey olaylar karmaşığı'nın bir üst kademesindeki bir olaydaki problemlerin mantıksal çıkarımlarla çözülebileceğini ispatlayabilirsek, insan aklının veya mantığının makrokozmoz dahil evrendeki her problem için çözümler bulabileceğini ispatlamış oluruz.’
Gayet iyi ilerliyordu yaptığı akıl yürütme.
‘İşte, Abi!’ demişti heyecanla. ‘Tümevarım yöntemine göre, önermemiz ve sonuç önermemiz yani hüküm cümlemiz ortaya çıkmış durumda: ‘İnsan mantığı, evrendeki her problem için çözüm veya çözümler bulur’. Önermemiz buydu. Bilimsel yöntemlerin en dobra özelliği 'doğruluğunu ispatlayamadığınız önermeniz yanlıştır', demesidir. Biz, söz ettiğimiz önermeyi, sence son adımda ispatlayabilir miyiz?’
‘İspatçı sensin, Kolağası!’ demiştim. ‘İyi gidiyorsun, devam et ve önermeni ispatla!’
Nefesini kontrol etmişti biraz sessiz kalarak. Sonra ‘Özellikle son adımımızda karşılaştığımız şey neydi?’ diye sormuştu. ‘Ardışık olarak gelişmiş tüm yoğun ve karmaşık problemler için çözüm veya çözümler bulabilmesi gerekiyordu aklın, sence bu mümkün müdür?’
‘Zamanı bu ispatta işlem dışı tutuyorsan başka, tutmuyorsan başka bir sonuç çıkar, Kolağası!’ demiştim dikkatini çekerek.’ Varsayılan zaman, bilginin gelişimini ve sonraki problemlerin çözümünde kullanılmasını sağlayabilir, eğer zamansız bir çözümden bahsedeceksen, hangi bilginin hangi problemin çözümü için gerekli olduğunu da söylemek zorundasın!’
‘Zamanı düşünmedim, Abi!’ demişti sesindeki öz güveni koruyarak. ‘Sadece bir tek insan aklına odaklandım, o aklın sınırları da ömrün sınırlarıyla belirlenmiş durumda. Biliyorsun, insan aklının geçmiş zamandan daha çok şimdiki zamandan gelecek zamana yönelen bir mekaniği var; ben ona odaklandım. Gelecekte bilinebilecek olan bir bilgiyle çözülebilecek bir problemi şimdiki zamanda düşünebiliyor!’
‘Evet!’ demiştim, onun mantıklı bir şekilde daraltılmış alanda yaptığı yorumu dinledikten sonra. ‘Sınırlı zaman kullanıyorsun, sınırlı ömür dolayısıyla... Devam et!’
‘Evet, Abi!’ demişti. ‘Sınırlı zamanda ilk iki adımdaki işlemler kolaylıkla kanıtlanabilir. Bilinen bilgi ve sezgiler dışında herhangi bir ham maddesi olmayan akıl, sence evrendeki her türlü problemi çözebilecek niteliklere ve niceliklere sahip midir?’
‘Yani, bir tek insan aklının sınırlı zamanının ötesindeki zamandaki problemler için mi soruyorsun bu soruyu, Kolağası?’ diye sormuştum ben de ona.
‘Evet!’ demiş ve kesintisiz bir şekilde yaptığı akıl yürütmeye odaklanmıştı. ‘Eğer genellikle geçerli olan bir hükme ulaşmak zorundaysa bilim, doğruluğu sınanabilir olan bu önermemizin -doğruluğunu ispatlayamadığımız için- yanlış olduğunu kabul edecektir. Ve biz de fazla detaylandırmadan hüküm önermemizi açıklayabiliriz; ‘İnsan mantığı, evrendeki her problem için çözüm veya çözümler bulamaz!’ Artık önermemizin yanlışlandığı bir hüküm önermemiz var. Sence, bilimsel bir yöntemle elde ettiğimiz bu hüküm önermesi objektif bir şekilde algılanacak ve kabul edilecek mi, yoksa kuşku ve istihza ile mi karşılanacak?’
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
