4 Kasım 2013 Pazartesi

SA468/KY7-NY2: Çirkin Fotoğraf

“İşte; bu onların fotoğrafı idi.”


Eski günlerden, lakin insanlık seyrinde hiç eskimeyecek olan günlerden bir anım geldi aklıma ve o anın, günlüklerimin satır aralarında canlandırdığı bir sahne, bir fotoğraf.

Bugünlerden yarınlara ortak iyilikten beslenen umutların, doğruların ve insana dair tüm güzelliklerin herkesçe sahiplenebilmesi adına paylaşmak istedim ben de..

O gün hava bir  başka güzeldi… Sabahın selamını güne yaydığı saatlerden, çıkış saatimize kadar laboratuvarda deney yaptım gün boyu. Tüm derslerimiz laboratuvarda geçse ne güzel olurdu. Ezberlemem gereken bir yığın reaksiyon formülünü düşündükçe laboratuvar dersleri ayrı bir keyif veriyordu bana.

3 Kasım 2013 Pazar

SA467/YB15: Sınanmış Olmanın Onuru / Sınanmış Renkler 15

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

“Kötü ve çirkin, tüm mevsimlerde nasıl öyleyse, olduğu gibiyse, iyi ve güzel de tüm mevsimlerde, gecede ve gündüzde hep öyledir, olduğu gibidir.”

Gün göğün tepesinden son ışıklarını çekip aldıktan hemen sonra başlayan gece, sabahın ilk ışıklarına yol verene kadar yoruyor insanı. Uzun upuzun bir vakit kalıyor, düşüncelere. Hızla kısalan gündüzler, biraz daha yük hafifletmiş olarak yorgun zamanlardan kaçarcasına çabucak geceye devrediyorlar insanı. Her iyi ve güzel şey gibi, her kötü ve çirkin şey kendi vaktini aşmıyor; ama kendi vaktinin de kıymetini biliyor. Tıpkı gece gibi, tıpkı gündüz gibi…

Uzayan geceler, kısa yaz gecelerinden tahsil edecekleri şeyleri tahsil ediyorlar ve bizler sohbetlerimizi de en çok uzun kış gecelerinde yapıyoruz. Sonbaharın son ayında, biraz daha ağırlaşıyoruz, biraz daha olgunlaşıyoruz. Zaman geçtikçe kendi hazırlıklarını yapan gelecek zaman, acımızı da sevincimizi de taksim taksim içimize işliyor, yine aynı şekilde içimizden çıkarıyor.

SA466/SD74: "boşluk sızlanmaları" /04.06.2007/ 594. patika


...hayat yokuşunu tırmanıp, kendi özgül tepelerine ne zaman vardıklarını fark edemeyenlerin -birden bire girdikleri iniş yolunda- dillerinden fırlayan, ilk anda herkesin hemfikir olup 'kafa sallayacağı 'eylemsizlik ön koşulu olabilecek birçok cümle vardır...
...meselâ, "hayat boş, ne yapsan nâfile!" girizgâhlı cümleleri sarf edenler, bunu duyan yeni yetmelerin ilerideki hayatlarına dair eylemlerin tümünün dibine kibrit suyu döküyorlar...
...onların kulaklarına binen bu mânâsız yük, sıkıştıkları ve ümitlerini yitirdikleri vakitlerde, dillerinden fırlayıp diğer yeni yetmelerin kulaklarına biniyor...
...beceriksizliklerin, yokuş aşağı inenlerin dillerinde sızlanmaya dönüştüğü bu durumda gözlenen düpedüz zavallılıktır...

2 Kasım 2013 Cumartesi

SA465/AS43: Kavramlardaki Şirk/ Örtük Tanrılık İddiası; Yaratmak

Yaratılmış ölümlü, sen yaratamazsın! Kendini Allah'a ortak koşamazsın!


Yaratılmış ölümlü, yaratabilir misin? Buna gücün yeter mi? Ne kadar saygısızca bir iddia! Yaratmak ne, sen nesin? Anlatsana! Nasıl anlatacaksın yaratabileceğini? Yarattığını iddia ettiğin şeyleri mi örnekleyeceksin? “Yarattıklarım, yaratacaklarımın kanıtıdır” mı diyeceksin? Hadi bana bir masal daha anlat, ucu açık kibrinle süslediğin. Hadi gülümset beni, bir grip virüsüne yenilip yataklara düşen sen! Nâz yapmadan anlat, nasıl yaratacaksın?
***
Resimlerinden mi bahsedeceksin? Bahset hadi; bekliyorum. Resimlerindeki en küçük detayı, nasıl oluşturduğunu anlat. Evet, sen tuvaline resmetmeden önce o detay yoktu. Sen çizdin fırçanla; oldu. Yoktu daha önce. Sen tüm detaylarıyla resmini tamamladığında, resim önceden yokken sonradan var oldu. Şimdi sen onu yoktan var etmiş mi oldun? Sen onu yaratmış mı oldun?

1 Kasım 2013 Cuma

SA464/AŞ25: Orta Kast Kavgaları; CHP, Ak Parti, Zafer, Mağlubiyet, Falan…

“Yeni Türkiye, eski Türkiye’den çok fazla, taşınmayacak derecede fazla günah yüküyle yaşamak zorunda değil.”


İnsan kalitesinin ne dinden ne de baskın batı kültüründen beslendiği bir toplumda ne olabilir ki? Camilerden derme çatma edinilmiş dinî bilgi, yedeğine atalardan öğrenilmiş ritüelleri alarak ilerliyor, biraz ötede devrik bilgi katarına biraz örgün eğitim kalıntısı, biraz da özentiyle gelen entelektüel kitap, dergi, gazete, televizyon, internet artığı bilgi ekliyor ve böylece orta kast insan tipi çıkıyor ortaya. Türkiye’miz uzunca süredir böyle. Türkiye’mizin ürettiği kurumlar da elbette böyle olacak.

Partileri, siyasetçileri eleştiriyoruz ya; aslında çoğumuz bu orta kast insan tiplerinden oluşmuş yapıları eleştirdiğimizin farkında değiliz. Üst kastın bize benzer hiçbir şeyi yok; dinleri, dilleri, alışkanlıkları bambaşka. Biz ayranla meşgulken, onlar her türlü içkiye dair uzmanlık geliştiriyorlar. Nasıl aynı bakabiliriz ki? Alt kastı da pek umursayan yok. O halde orta kastın birbirine benzeyen karakterleri/tipleri arasındaki kavgaya da alışkın olmamız bundan.

31 Ekim 2013 Perşembe

SA463/KY6-SK3: Gezi, Şiddet ve Türban...

28 Şubat ve Psikolojik Şiddet

Star'da bir haber, ‘Paşaya Şiddet Sorusu’ başlığını taşıyor... ''28 Şubat'ta şiddet kullanılmadı'' diyen Genelkurmay harekat daire başkanı paşaya yönelik soruyu aktarıyor. 28 Şubat yargılamasına katılan Cumhuriyet savcısı Kemal Çetin, paşaya bu savunmasının üstüne ''gerekirse silah kullanırız'' manşetini sormuş. 

Bu açıklama direkt olarak şiddet kullanmak demek değil ... Şiddete başvurmadan, şiddeti metod olarak benimsememiş bir kesimin; hak ve özgürlük mücadelesinin, bu tehdit ile engellendiği bir gerçek. Bu psikolojik şiddet.

30 Ekim 2013 Çarşamba

SA462/MEY25: Okullar Paradoksal Sorunların Çözüm Yeri Değildir

“Bu bir terbiye ve ahlâk meselesi. En önemlisi aile terbiyesi meselesi.”


Bir soru sordum kendime… “Herkes işini yapıyor mu?” Sorumu cevapladım sonra. “Hayır, yapmıyor!” Yapmıyor, çünkü; mahkemeler adalet dağıtamıyor, hastaneler şifa veremiyor, emniyet, asker güvenlik sağlayamıyor, siyaset kurumları yönetemiyor, bürokrasi hâlen kağnı gibi, meclis halkı temsil edemiyor, ulaşım aksıyor, iletişim kontrol ediliyor… çok şey daha sayabilirim; bakkal, kasap, manav, pazarcı, esnaf, marketler, alışveriş merkezleri, petrol istasyonları işlerini yapmıyorlar. Bütün bunların yanında koskoca ülkede elbette okullar da işlerini yapmayacaklar, tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi insanlar tali yollarla işlerini görmeye çalışacaklar.

Bir iş ya yapılır ya da yapılmaz; bunun eksiği yoktur, fazlası yoktur. Bir okul soyuluyorsa, okulun beş tane kliması dışarıdan sökülürken, yaşlı bir kadın gece vakti görüp polisi arıyorsa, polis de ona 'hırsızların eşkallerini bildir!' diyerek görev yüklüyor ve gerekli olan işlemleri başlatmıyor ve zavallı okul, kameralarıyla beraber soyuluyorsa, kimse işini yapmıyor demektir.

SA461/ÂA24: Marmaray, Kurbağalar, Akrepler ve Tarih

“Kurbağalara, akreplere rağmen Türkiye tarihe attığı çelik kementlerle geleceğe gün sayıyor.”


Türkiye, kendisi dışındaki gelişmiş dünyanın yıkılışını muhteşem yükselişiyle örtüyor. Paranoyak bir dünyanın salt çöküşe ve çöküşün korkularına odaklanmış bir patoloji ile kaosa sürüklenmesini engelliyor ve insanlara ‘Evet, yapabiliriz!” umudu veriyor. 20.yüzyılın ikinci on yılında Osmanlı, Rus, Avusturya, Çin İmparatorlukları çökerken yükselişiyle dünyanın paniğe kapılmasını engelleyen Amerika Birleşik Devletleri gibi Türkiye.

Türkiye, II Mahmud’dan bu yana emperyalist devletler  ‘Ne derler?’ korkusuyla iş yapma devrinin bittiğini de ilan ediyor ve Hava Savunma Sistemi’ni yerli üretimle mümkün kılmak için üyesi olduğu askerî ittifakı, NATO’yu, açık bir ticarî ve millî çıkar refleksi ile umursamayabiliyor. Bu erginliğe ve yetkinliğe ulaşmış durumda.

SA460/ KY5-PT7: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 1/7: Dere Düzü

Kiziroğlu Mustafa Bey


 -7-
Subaşı yanına dört-beş atlı alıp Kizir’e doğru yola çıkmıştı. Bodur Hamza’yı karşılamak, böylece sabah bey sorduğunda hazırlıklı olmak istiyordu. Hem Bodur Hamza’ya da yaranmayı planlamıştı. “Köy dönüşü başı sıkışırsa yardımım dokunur”  diye kuruyordu. Eğer Bodur Hamza’yı bulamazsa çığlık geçidinin ilerisinde çaybaşında çadır kuran Şeref Bey’in işretine katılma niyetindeydi. Birkaç zamandır eşkıya yollarının üzerinden çekilmişti. Kiziroğlu olmayınca adamları da kaybolmuştu.

Demek bir ortadan kaldırsalar bu adamı her şey süt liman olacaktı. “Acaba öyle olur mu?” dedi yüksek sesle. Yanındaki atlılardan Çopur Veli merakla, “Nasıl mı olur Ağam?” diye sordu.. Subaşı güldü: “Kendi kendime konuşurum be Çopur..” sustu.

28 Ekim 2013 Pazartesi

SA459/SD73: "söz sanatı ya da benzeşen izler etkisi"/ 22.06.2007/ 595. patika

...sözcüklerin düşüncelerle girdiği ilişki türüne baktınız mı?...
...basit ve anlaşılabilir bir ilişki türüdür, bu...
...sözcükler, düşüncelerin taşıyıcısıdır...
...ve onların elçisi olmak, gibi özellikleri vardır..
...sözcükler, elçilik yaptıkları düşüncelerin kendilerinin sırtında somutlaştığını fark etmezler...
...ulaştıkları yerde hangi etkilerle, neleri etkilediklerini bilmezler...
...işte bu yüzden kimse sözcükleri suçlamaz; suçlananlar daima düşüncelerdir...
...düşüncelerin sözcüklere dönüşürken çıkardıkları gürültüye baktınız mı, peki?...
...eğer; dönüştürücü güç yetkinse, gürültü pek duyulmaz...
...üst üste birikmiş anlamları karıştırıp duran sözcükler, dolaşıp durmaz orta yerde...
...her bir sözcük, doygun ve kendisinden önce gelenle kendisinden sonra gelen arasında, büyük bir vakarla, seçkin bir makam işgal eder...

SA458/AŞ24: 2015-2025; Başbakan Ali Babacan

“Şimdiden geleceği tasarlamak gerek; zamana ve rüzgara bırakmanın anlamı yok, gereği de yok.”


Politik Agnostik dilbâzların köşe yazılarından yaydıkları kokuyu herkes alıyor mu, bilmiyorum; ama bu koku alıştığımız bir koku. Özal, Demirel örneklerinden hareketle Erdoğan köşke çıkınca partisi ile bağları kopar, Ak Parti dağılır, diyerek siyasete yön verenlerin beslendikleri hammadde, politik agnostik dilbâzların yaydığı bu koku. Ve bu koku gerçekten iğrenç bir koku; zira en çok Ak Parti siyasasını belirsizliklere sürüklüyor. Beliren ‘Bilinemezcilik’, kuşkucu hipnozlarla her türlü kreatif seçeneğin doğumunu sabote ediyor.

Politik Angostiklerin tuzağına düşmeye ve korkmaya gerek yok. Erdoğan ne bir Demirel’dir ne de Özal. Ak Parti de ne ANAP’tır ne de AP’den evrile devrile değişip gelen DYP’dir. Ak Parti, halkın istediği ve inşa ettiği bir partidir; Erdoğan da Ak Parti ile dünya lideri olan bir liderdir. Bu nedenle 2014’te köşke çıkmaya hazırlanan Erdoğan’ın Ak Parti’nin 2015’ten sonra hükümeti oluşturacak kadroyu rahatlıkla belirlemesi gerekiyor.

27 Ekim 2013 Pazar

SA457/KY7-NY1: İlk Yalnızlık

“Şimdi yalnızlığa dair her şeydi hissettiği.”


İstasyon kalabalıktı. Tren ağır ağır yaklaştı. Gıcırdayarak durdu. Herkes kapılara üşüştü. Görevliler düdük çalarak ve bağırarak uyarıyordu.

“Acele etmeyin. Herkes sıraya girsin!”

Genç kız vagondaki meşin kaplamalı koltukta bir müddet daha beklemeyi tercih etti.  Acelesi yoktu nasılsa.  Kapıdan çıkan son kişi olmanın zaman açısından da bir sakıncası olmadığına göre etrafı seyretmenin keyfinde düşünmeye başladı. Hayatında ilk defa büyük bir şehre geliyordu.

26 Ekim 2013 Cumartesi

SA456/SD72: Masonik Oyun Sürüyor -"Masonic Game in Progress"-

“Türkiye, Londra ile Pekin’in tam ortasındadır.” 
Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan 
Ankara Lojistik Üssü ve Gümrük İdarî Birimleri Açılışı, 15.10.2010


Türkiye’nin Masonik Sorunları; Kürt Sorunu, Başörtüsü Sorunu, Füze Kalkanı, İsrail, ABD, AB, Rusya ve İran, Türkiye-Çin Stratejik İlişkileri, Gelişmiş Ülkelerde Dikey ve Yatay olarak Genişleyen Ekonomik, Sosyolojik ve Siyâsî Kriz, Avrupa’da Irkçılık


Türkiye, iç (Ekonomik, Sosyolojik, Politik) sorunlarını çözerken, dış sorunlarını da kendi oluşturduğu yeni bir düzlemde ve kendi çizdiği yeni bir çerçevede çözmeye doğru ilerliyor. Füze kalkanı da bu düzleme taşınacak, çerçeveyi Türkiye belirleyecek; yeni yol haritası bu. Bu Harita’nın yapay iç ve dış sorunlarla masadan kalkması Türkiye’nin büyük geleceğini tehlikeye atacaktır.

Analizi yaparken teşhisi doğru koymak gerekiyor; Türkiye’nin sorunlarının tamamı masonik projelerin birer sonucudurlar. 12 Eylül referandumu kronikleşen iç ve dış sorunların (değişen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve yeni anayasa çalışmaları) teşrih masasına yatırılmasının önündeki tüm engelleri ortadan kaldırdı; referandumun en önemli sonucu masonların devletin derinliklerinden temizlenebilmesinin yolunun açılabilmesidir. Bu tespitten sonra, sorunlar düzleminde dalgalı bir analiz yapmak ve bu analizin kıvrımlarında gezinmek gerekecektir.

25 Ekim 2013 Cuma

SA455/AS42: Baston Fikirler ya da Özgün Önermeler

"Sen ne vaat ediyorsun senden sonrakilere? Çöl adamından daha kalıcı olacak neyin var? Neyi tartışıyorsun? Kendi şiirlerini mi?"


Baston Fikirlerin Gölgesinde Balık Avlamak

Stephen W.Hawking’in 'Zamanın Kısa Tarihi’ni okuduğumda bundan yıllar evvel, 50 yıla yakın bir süredir kafası dışında hiçbir yeri çalışmayan bu adamın, herhangi bir dayanak fikri baston olarak kullanmadığına şahit olmuştum. Yani, bakın ben şu önermemi şuna, buna ve ona dayandırarak oluşturdum, demiyordu Hawking, hala demiyor. Onun, şunun, bunun fikirlerini gösteriyordu kitabında, ama destekleyici bir kalıpta almıyordu; onların temel eksikliklerini vurguluyor ve yeni bileşik önermeler üretiyordu. Oturduğu tekerlekli mekanik sandalyesinden uzayın derinliklerine dalıyor ve zamanın kısa tarihini kendi özgün önermeleriyle kafasına göre şekillendiriyordu. 

Hayatının 30 yılını hasrettiği 'Kara Delikler Teorisi' 2004 yılında parçacık fizikçi Preskill tarafından çürütülünce, yanıldığını itiraf etti. Kara delikler maddeleri yutmuyordu. Preskill’in dediği gibi kara deliklere giren madde doğru bir kuantum fiziği ile geri elde edilebilecekti. Nihayetinde oraya çıkan şu basit ve çarpıcı gerçeği belirtmek ne demek istediğimizi anlatmamıza yardımcı olacaktır. Hawking’in 30 yıllık teorisini çökerttiğinde Preskill üzülmüştü: “Pekiyi, bundan sonra sevgili dostumla neyi tartışacağız?”

SA454/AŞ23: Erdoğan Bir NATO Projesi mi?

“NATO yararı güçlü ve zengin bir Türkiye’yi mi direktive ediyor yoksa?”


 "Çin, füze savunma sistemi konusunda şu anda en uygun teklife sahip ülke. Bu kararda NATO belirleyici değildir"

Çeşit çeşitler; öyle olmaları da normal. Ama bana hiç normal gelmeyen fikirleri var. Dillerinde kanıksanmış sloganlar, gözlerinde anlamsız öfkeler ve zihinlerinde altı boş kuşkular. Zararı yok; kuşku iyidir, aldanmayı engeller. Ama kuşkularını anlattıklarında ikna edici olamıyorlar; bilhassa sıkıştırdıkça bocalıyorlar.

Kimlerden mi bahsediyorum? Müslümanlardan, yani Müslüman olduklarını söyleyen insanlardan. Onların Müslümanlıkları elbette tartışacağım bir şey değil. Tartışacağım şey; Başbakan Erdoğan’a ve İktidar Partisi’ne yönelik eleştirilerindeki eleştiri dozunun zihinleri karıştırıcı özelliğine bakarsak, eleştiriden ziyade düşmanlıklarının içeriği. Mesela en hafif ifadeleri, ‘Erdoğan bir NATO projesi’.

23 Ekim 2013 Çarşamba

SA453/SD71: "didaktik kip" /29.06.2007/ 596. patika

...geldin bugüne...
...ve durdun...
...kendinde bir şeyler değiştirmek istiyorsun...
...nerden başlayacağını bilmediğin için her başladığın yer, yanlış yer olduğunu, seni yeni karmaşalara sürükleyerek kanıtlıyor...
...ve sıra sıra kısır çekişliliklerle dolanıp duruyorsun, kendi ekseninde...
...beğenmediklerin sırtının içinde ve üstündeyken, ne ileri gidebiliyorsun ne de geri...
...ileriye bakıyor ve görüyorsun kendince, kendi geleceğini; beğenmiyorsun...
...durup sendeki seni değiştirmek istiyorsun, tüm kusurlarından arındırarak...
...asılıyorsun, yıllardır her yerine yapışan beğenmediğin şeylere...
...ama kök saldıkları, sarıp sarmaladıkları yerleri tek tek koparamadığın için, sık sık başarısız oluyorsun...
...canın sıkkın yeterince...

22 Ekim 2013 Salı

‘Sizce, Sonsuz Ark Yararlı Bir Çizgide İlerliyor mu?’ Anket Analizi


Sonsuz Ark yayın hayatının ikinci yılına girerken ilk yılın değerlendirmesini ‘SonsuzArk 1. Yaşında; Yayınlar, İstatistikler, Siber İstila’ başlıklı analizle yapmıştık. Sonsuz Ark’ın amacına ulaşıp ulaşmadığını değerli okuyucularına sormak istedik, bir anket düzenledik ve sorduk:

“Sizce, Sonsuz Ark Yararlı Bir Çizgide İlerliyor mu?”

1 Temmuz 2013- 22 Ekim 2013 tarihleri arasında Oy kullanan 41 değerli konuğumuzun cevapları şöyleydi:

SA452/KY6-SK2: Rihanna ve Tesettür

“Örtülüyü incitmek neden her zaman daha kolay?”


Politik bir konu değil bu.

Tesettür ve kadın çekiciliği meselesi.

Tesettür uygulamaya çalışmasam belki daha kolay yazardım. Görüşlerimin kendimle iliştirilebileceği, şahsileşebileceği bir alan olması ayrı bir talihsizlik oluyor böyle durumlarda.

Yine de Amerikalı popstar Rihanna'nın Birleşik Arap Emirliklerinde camide çekilen pozları konusunda yazmaya karar verdim.

21 Ekim 2013 Pazartesi

SA451/ KY5-PT6: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 1/6: Bodur Hamza

Kiziroğlu Mustafa Bey


-6-
Bodur Hamza, Kizir köyünde eli kılıç tutan hiç kimsenin kalmadığını, köyde bıyığı terlemiş birkaç gençle yaşı altmışın üzerinde ihtiyarın olduğunu öğrenmiş, fırsat bu fırsat deyip yirmi kadar atlıyla köye doğru yola çıkmıştı. Muhakkak köyün eli kılıç tutan kişileri Kiziroğlu’nun yanına gitmişlerdi, bu da Kiziroğlu’nun ölmediğini belgeliyordu. Ölmediği ve yaralı olduğu kesindi, yoksa ne diye köyün insanları bir anda ortadan kaybolsunlar? Gidip geçmiş olsun dileklerini ileteceklerdi. Yaralı hem de ağır yaralı olmalıydı. Kıytırıktan bir durum olsa başka türlü olurdu. Şimdiye çoktan evini, çiftliğini basardı eşkıya.. ne Sancak Beyi’ne ne diğerlerine danışmadan köye gidip Kiziroğlu'nun yerini köydeki acuzelerden öğrenecek ve ani bir baskınla eşkıyayı ya esir alacak ya da öldürecekti. Bu pek kolay görünmüştü gözüne. Azarlanmaktan, alay edilmekten bıkmıştı. “Böyle yaşamaktansa ölmek yeğdir!” diye söylenip durmuştu bütün gece.

20 Ekim 2013 Pazar

SA450/AŞ22: Fethullah Gülen’in Ömrü; Cemaat Yeni Bir Sayfa Açmalı

“Aklımdaki teselli edici minik olasılık, gerçekten mümkün mü, görmek istiyorum.”


Ölüm bu, ne zaman geleceği belli olmaz. 20 Ekim akşamı, bir an bir cümle gördüm sosyal medyada; “Her fani ölümü tadacaktır. Fethullah Gülen de tatmıştır. Sevenlerinin başı sağolsun…” Cümle’nin sahibi ilkesel olarak Gülen’e muhalif olan ve konferanslar veren Müslüman bir isim, hâlen de siyasî faaliyetleri aktif olan bir siyaset emektârı. Elbette ciddiye aldım, hemen araştırmaya başladım.

Samanyoluhaber.com, Cihan.com.tr, Zaman.com.tr akşam saatlerinde “Fethullah Gülen Hocaefendi, ani tansiyon yüksekliğinin yol açtığı ritim bozukluğu sebebiyle 12 saat hastahanede müşahade altında kalmıştır. Halihazırda sağlığı normale dönmüş olan muhterem Hocamız evinde istirahat etmektedir. Dualarınız istirhamıyla arz ederiz.” İçerikli bir mesaj yayınlamışlar, başkaca güncellenmiş bir haber yok. Sosyal medya trolleri çalışmışlar ve asparagas ölüm haberini paylaşan isim de trollere kanmış ve araştırmadan paylaşmış.

Seçkin Deniz Twitter Akışı