7 Şubat 2026 Cumartesi

SA11846/SD3726: Sıkıntı (Roman); 14. Bölüm-Su 3

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "İnsanlara benzemiş ve renklerini değiştirmişti doğa. Her mevsimin kendisine has renkleri vardı oysa."


Otuz altı yıllık dengeli akışı bozulmuştu düşüncelerimin. Uçağın o derin uğultusu gecenin karanlığını yarıp geçerken uzaklardan göz kırpan yıldızlara dalıp gitmiştim. Düşünüyordum.

Hiçbirimizin kişisel hayatı asla kişisel değildi; bu, sürekli birilerinin girip çıktığı, bambaşka hayatların başka hayatlara bir şeyler katarak ya da onlardan bir şeyler eksilterek ilerlediği, her birinin kendi paylarına düşeni alarak ölene kadar yaşadığı tek kişilik bir yolculuktu. 

Ne var ki herkes çok yaklaşmıştı birbirine, daralmış şehirlerde neredeyse birbirimize sürtünerek yaşıyorduk; kişilerin daha sık ve daha çabuk benzeştiği toplumlar da kişiler kadar daralmıştı. Mesafeler azaldıkça insan kalitesi düşüyordu ve toplumlar binlerce yıllık hafızaların dokuduğu karakterlerini kaybediyorlardı.

Babamın dediği gibi, belki biraz suya benziyordu insanlar, belki de hayat su gibiydi biraz; fazlası da eksiği de sıkıntı doğuruyordu insanlar için. Ama şimdi susuzdu insanlar, susuzdu hayat. Göğün yağmura, kara, doluya hasret koynunda bir kuraklık hissi saklıydı. Duygularımız, düşüncelerimizin kaskatı kesilmiş kaslarında dilediğince gezinme özgürlüklerini kaybetmişlerdi. Birbirimize iyi geleceğimiz dakikalarda iyilik çekip gidiyordu uzak kışlara doğru.

Haklıydı Babam; iklimler değişmişti, susuzduk, kupkuru topraklara döndürülmüş ruhumuzla. Allah, merhametini kaybeden insanlığı susuzlukla cezalandırıyordu. Öyle ki soğuğunu hissedeceğimiz dorukların karı bile uzaktı.

Biliyorduk hepimiz, birlikte biliyorduk Allah’ın rahmeti yağmurda, karda; bazen doluda, bazen sulu sepkende. Yine biliyorduk, bunlar yağmasa, bizi üşütmese, baharda ve yazda kurumuş dudaklarımızı ıslatmamız zorlaşacaktı. Yerin biriktirdiklerine, kendine sakladıklarına mahkûm olacaktık.

Yazdan çalınıp getirilmiş gibiydi kış gündüzleri; gündüzdeki kışa güvenemiyorduk bu yüzden. Gitsin istiyorduk; geleceğimize kasteden güneş gündüzleri. Gitsin, yazdan çalınmış gündüz ve o gri bulutlarla kaplı gök geri gelsin. Üşüyelim sorun değil, üşüyüp birbirimize sarılalım; soğuğa, yağmura, kara güvenmeye devam edelim. Hatta doluya, sulu sepkene. Alışkın olduğumuz buydu çünkü.

İnsanlara benzemiş ve renklerini değiştirmişti doğa. Her mevsimin kendisine has renkleri vardı oysa.

Kışın renkleri soğuktu, ama o renklere güvenirdi insan, çünkü kışa aittiler; bir yeşil, bir mor, bir kırmızı gördüğümüzde ise hemen şüphelenirdik, bilirdik, yolunu şaşırmış bir şeyler vardır ortalıkta. Yapraklı ağaçların sırtındaki sert, kalın yeşillik üşümüştür, ona da alışkınızdır; ama yapraksız, üşümüş bir dalda göreceğimiz bir yeşil yaprak bizi korkuturdu. Ama oysa dallar, ağacın kökleri hep size tanıdık gelir, yapraktan korksak da ağaca güvenirdik. 

Toprağı yalayıp geçen yağmurlarımız ve dağları beyaza boyayan karlarımız azsa endişelenirdik. Bilirdik, bahar yeşil kucağında uzun süre tutamayacaktı umutlarımızı…  ne yaparsak yapalım o kışa artık güvenemezdik.

İlkbahara geçerdik… İlkbaharın bizi korkutacak tarafı yoktu; bazı ağaçlar geç, bazıları erken yeşertiyorlardı yapraklarını; bazıları tomurcuk veriyordu, bazılarının da ermemiş halinden tat alıyorduk. Sonbahar gibi sarı değildi her şey, ama korkumuzu değil umutlarımızı canlandırıyordu bahar… 

Su yoksa dereciklerimizde, ırmaklarımızda, endişelerimiz ayaklanıyordu hemen. Kuşların korka korka uçtuğunu görüyorduk; yaza uzatacak bir avuç suyumuz olmayacaktı.

Yaz daha başkaydı, yapraksız ağaçların kuruduğunu hemen gösteriyordu bize…  renklerinden ayırıyorduk ağaçları, yapraklarından, meyvelerinden. 

Bizi korkutan, kuruyan, yapraksız ağaçlar değildi, bilirdik onları odun yapacaklardır, bizi korkutan yemyeşil yapraklarının arasında saklanmış zehirli meyveleri olan bitkilerdi. Uzak dururduk onlardan çare olarak; bir bilene sorsaydık, korku sorunumuz çözülürdü belki. Ama su, gecikmiş baharların gecikmiş serinliğini bize taşımıyorsa işte o zaman endişelenirdik. Çünkü o su, yağmamış kış yağmuru ya da karıdır. Kupkuru yaz, bizim ona güvensiz davranmamıza alışkındır belki, fakat bu kez ondan çok acılar çekerek ayrılabiliriz.

Sonbahara ulaştığımızda her şey yerini sarı ayrılıklara alıştırmıştır. İçimizde umut vardır; yağacak sağanak yağmurların, fasıl fasıl göklerimizi süsleyecek karın geleceğine, gözlerimizin kıyısından kışa bakarız, eğer kupkuru göklerimizde kuşlar uçmuyorsa. 

Endişeleniriz yine…

Mevsimlerin hepsinde kendimizi rahat hissedeceğimiz şeyler vardır ya da korktuğumuz şeyler. Ama bizi her zaman yokluğuyla endişelendiren sudur. Çünkü su güvendir; mevsimlere göre doğaya yüklediğimiz her şeyi diri tutan odur. Bize hayat verendir. Su Allah’ın bizim için gökten indirdiği ve her şeyi ondan yarattığıdır.

‘İnsana benzer tabiat; birlikte yaşayan insanlara!’ demişti Babam. ‘İnsanların her birine bakmanız mümkün değil, hem bakmanız da gerekmez, bakmadan görebildiklerinizle söyleyebilirsiniz. İnsanın kaygılandırmayan hangi sıfatı tabiata benzer? Yokluğunda kaygılanacağınız  hangi şeydir? Para, güç, güzellik; hangisi? İnsan için su kadar değerli olan tek şey güvendir. Sizi korkutan insanda bulabileceğiniz bir şeydir de güven, korkmadığınız bir insanda bulduğunuz tek şey olduğu gibi. Korkuyla güven bir arada olabilir, ancak kaygıyla güvenin bir arada olması mümkün değildir.’

Güven, su gibi, hayatın ve yaratılmış her şeyin merkezindeki temel duyguydu.

Uyarmıştı çocuklarını her zaman:

‘Ömrünüzü bir insana yüklediğiniz güvenle heder etmiş olmak endişelendirir sizi. Aldatılmış olmak, en zor anda yalnız bırakılmak, hayatı yaşanılmaz kılan şeylerdir. Yine de yaşar insan, her susuz yazdan sonra umutla dolanmış bir sonbaharı bekler gibi, insan umutlarına sarılır, güven duyacak insanlar arar!’ demişti dalgın dalgın. ‘Hangi insana bakarsanız bakın, tabiatta aradığınız gibi, her mevsimin ruhunda gezinen suya odaklandığınız gibi, insanın sinirlerine, sözlerine, bakışlarına sinmiş olan güveni ararsınız. Bazı insanlar kış gibidir, soğuktur renkleri, bazıları da yaz gibi sıcak ve kuru. Çok azı baharlar gibidir insanların. Renkleri güven verse de bilirsiniz bu güven geçicidir, bahar her an yaza ya da kışa dönebilir!’

Herkesin duymasını istediğim altından daha değerli, acı dolu tecrübelerden süzülmüş nasihatlerdi bunlar:

‘Ömrün ilkbaharlarındaki arayış, ömrün sonbaharlarındaki ölüm kadar belirsizdir, kaygı vericidir. Gençlerin ve orta yaşlıların geçiş dönemlerinde yaşadıkları gelgitlerin de asıl sebebi kaygıdır. Bir baş arayışındaki genç insanla orta yaşlı insan aynı derecede güven huzursuzlarıdırlar. Gençler öğrenilmiş güvensizliklerle, orta yaşlılar yaşanmış güvensizliklerle doldurmuşlardır hayatlarını. Güven duyacakları bir baş aramaları bundandır. Öğrendiğini sınayacaktır ilkler, sınadıklarından daha başka seçenekler arayacaklardır sonrakiler!’

Sonra su gibi birbirlerine muhtaç olarak yaratılmış insanların başlarına gelenleri anlatmıştı Babam:

‘Günümüz, aldatılmış milyarlarca insanla dolu. Güvenleri ustalıkla satın alınmış, pazarlarda satılmış insanlar geziniyorlar ruhlarının kuytu köşelerinde!’ demiş ve sormuştu:

‘Kabahat onlarda mı?’

Cevabı yine kendisi vermişti biz sessizce onu dinlerken:

‘Öğrenilmiş olanlarla yaşanmış olanların günahı aynı değildir muhakkak, ama her öğrenilen yaşanmakla tehdit eder insanı. Herkes öğrendiğinden sorumlu olmayabilir, ama herkes yaşadığından sorumludur. Güven duyduğu insanlar tarafından aldatılmış olması, aldatan kadar aldananın da suçu değil midir? Kışa, yaza, baharlara bakıp su aradığımızda neler istiyorsak, insanlara bakıp güven aradığımızda da onları istemeliyiz; yaşamamız için güven şarttır, insanlara hem güven vermeliyiz hem de onlara güven duymalıyız. Allah, insanı hiç kimseye muhtaç olmayacağı bir vicdan ve akılla donatmıştır ve ona muhtaç olduğu bilgiyi, ölçüp biçmeyi, akletmeyi öğreten bir Kur’an vermiştir!’ 


<<Önceki                      Sonraki>>


[06.02.2026, 14/7 (1042))]


Seçkin Deniz, 07.02.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

Seçkin Deniz Twitter Akışı