12 Ekim 2013 Cumartesi

SA442/AH15: Tanrılar Meclisi’nden Obama’ya Uzanan Tehditkâr El; Beyaz Saray Düştü -White House Down-

Neoconları Kristalize Eden Bir Hollywood Klasiği


Filmin sonunda kalan tortuları tahlil ederken yorulduğumu söyleyemem, ancak tahlillerimi belgelerken filme gereğinden fazla zaman ayırdığımı düşündüğüm de oldu.  Hollywood’un hiçbir sanat aktivasyonu nedensiz değil. Sandığımızın aksine küçük ayrıntılardan bütüne her şey bir amaca matuf. Bir Hollywood filmini tahlil etmek, sadece sinema bilgisi ile mümkün olan bir şey değil.

Çok kapsamlı ve ulta organize bir sanat faaliyeti olarak sinema, ekonomik, siyasî, sosyolojik, psikolojik unsurlar dahil edilerek hazırlanan dinî ve ideolojik bir konsept; bu sebeple bir Hollywood ürününü tahlil edecek olan bir eleştirmenin bütün bu alanlarda asgarî bir anlam pozisyonu almış olması gerekir. Bu da yetmez; eleştirmenin bu anlam pozisyonları arasındaki ilişkiyi de görebilmesi şarttır.

SA441/ KY5-PT5: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 1/5: Kadı

Kiziroğlu Mustafa Bey


-5-
Kadı Cemalettin huzurdan çıkmış bir iki esnafa uğramıştı. Azledilen Kadı Sadreddin Efendinin nasıl biri olduğunu soruşturmuştu. Sadreddin bir iftiraya mı kurban gitmişti? Medrese arkadaşıydı Sadreddin. Nice zaman bir dilim kuru ekmeği paylaşmışlardı medresedeki küf kokan odalarında. Kimseden hakları olmayan bir şeyi almayı zul addetmişlerdi; hediye alan elin gün gelip emir almaya başlayacağını bilirlerdi. Hediye almayı kabul eden bir kadı gün gelir kararını da hediyelere göre verir olurdu. Öğrencilik zamanında bir tek falsosunu görmemişti. İçinin ısındığı nadir insanlardan biriydi Sadreddin. Pek dürüst biriydi. Sağlam bir kişiliği olduğuna inanırdı. Sonraları değişmiş olabilir miydi?

Pek aklı yatmasa da nice şahit olduğu olaylar böylesi bir değişimin mümkün olduğu hükmüne vardırıyordu vardırmasına ama içi bir türlü kabule yanaşmıyordu. İftiraya uğrayan nice arkadaşları da olmamış değildi. Kadılık zor işti. Kılı kırk yarmak bile yeterli olmazdı zaman zaman. Kimi zaman gözle görülenin bile öyle olmadığı zamanlar olurdu. Bunu fark edecek ferasete sahipti Sadreddin. Fakat dinledikleri.. hele kahvecinin söyledikleri..

10 Ekim 2013 Perşembe

SA440/AS40: Sofistik ve Sufistik Sanrılara Müdahale: Tanrı ‘Ne’ midir ‘Kim’ midir?

"Senin rabbin, senden başka kullarına da inanırsa o zaman ne olacak? Senin rabbin münkir ya da müşrik mi olacak?”


Sofistik ve sufistik karmaşa ile kendilerini dengelerin uzağında dinlenmeye bırakan şahısların, niyetlerinin dinlenmeye kalmak olmadığını, aksine insanlar tarafından izlenen, ilgiyle merak edilen ve kendilerinden daima ‘ilginç şeyler’ beklenen birileri olarak algılanmak olduğunu düşünmek daha sofistike ve sufistike geliyor bana. Ki; elbette insanın aranan biri olmayı istemesi doğaldır, bunda garipsenecek bir şey yok. Asıl garipsenecek olan şey bu değilse işte tam olarak şudur; aldatmak. Hem insandan uzak durmayı murad edip bu uzaklığı pazarla hem de insanlardan uzak kalmak için hiçbir şey yapma; aksine insanlar senin hakkında ne demiş, senin hangi dediklerini senin anlattığın ya da anlatmadığın şekilde anlayıp anlamadıklarını takip et, sonra otur-kalk seni anlamadıklarının cehaletlerini basit veya mürekkep cehaleti diye ikiye ayır.

9 Ekim 2013 Çarşamba

SA439/AŞ20: Balyoz Cuntacıların Tepesine İndi

Bugün, 9 Ekim Demokrasi ve İnsan Hakları Bayramı; kutlu olsun!


Çok direndiler; ama işe yaramadı. Ak Parti’nin tek başına iktidar çıkacağını bildiklerinden 2002’deki seçimlerden sonra darbe planlarını uygulamaya soktular. 2003’ün tamamı sessiz darbe planlarının ilk aşamasını uygulamakla geçti. İrtica yaygaraları işbirlikçi medyada dönüp duruyordu, orglar rahatsızdı.

Hükümet dâhil herkes ne yaptıklarını biliyordu; biz sıradan insanlar da biliyorduk. Ocak 2004’te tüm orglar başbakanı icraatları yüzünden sorguladılar. Darbe için son bir uyarıydı bu. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ü darbeye zorladılar ve tehdit ettiler. Kararlıydılar, ancak darbe son aşamaya, uygulama aşamasına geçmeden önce bir hata yaptılar; 2004 yerel seçim sonuçlarını beklediler. Ak Parti 2004 yerel seçimlerinde aldığı oy oranı ile hesaplarını altüst etti.

8 Ekim 2013 Salı

SA438/SD67: Aydın Doğan ve Medya Baronları Meselesi

“Erdoğan’ın yerinde olsam derim ki: Benim ülkemde sivil toplum örgütleri hürdür, istediğini söylerler, basın hürdür, istediğini yazar. Ben İran, Irak, Pakistan’ın başbakanı değilim. Ben batı Avrupa ülkeleri gibi bir ülkenin Başbakanı’yım. Türkiye ile övünürüm. Basın özgürlüğü de son derece fazladır.”
Aydın Doğan, 05.03.2009, Amberin Zaman Röportajı, Taraf Gazetesi

Standart İnsan Zekâsına Hakaret Edenler ya da Medya Baronları'nın Milletle Savaşı

Eylül 1996’da Başbakan Erbakan ve Yardımcısı Tansu Çiller Medya’nın devlete olan borçlarının ertelenmeyeceğini deklare etmişlerdi. Bu bir savaş ilanıydı. Bizler, bu ülkenin en karışık dönemlerinin yeni yetişkinleri endişelenmiştik. Güç bela kurulan Refah-Yol Hükümeti 1991’den beri süren siyasi istikrarsızlığı sona erdirmişti. 

Görülen oydu ki; Hükümet Medya’nın yıllardır süren soygun düzenine artık dur diyecek, sürekli ertelenen kredi borçlarını bir kez daha erteletmeyecekti. Faiz yüksekti, basın ödenmeyen kredilerle tatlı para kazanıyordu. Ve Refah-Yol hükümeti denk bütçe gibi yüksek bir hedef koymayı planlıyordu. Bu alışılagelmiş ekonomik sefahâtın sonu anlamına da gelmekteydi. 1994’de büyük bir devalüasyon yapan dönemin başbakanı Çiller ekonominin nasıl ve kimler tarafından kilitlendiğini de fark etmişti ve Erbakan’la birlikte büyük bir savaşa hazırlanmıştı.

7 Ekim 2013 Pazartesi

SA437/ME24: “Metinlerini Çat da Gel!”

“Siz günahkâr metin yazarları, siz şairler, siz sözün düzenbaz ustaları, hadi çatın metinlerinizi, hadi gösterin metinlerinizdeki hakikatten izleri?”


İnsan aklı, diğer insanların aklını görüp duruyorsa, anlayıp süzüyorsa, kendi aklına kondurulmuş hakikat tutkusuna ihanet edip etmeyeceğine karar vereceği bir zaman er veya geç ona denk gelir. Ya ihanet edecektir ya da etmeyecektir. O, öyle bir yerde değildi, öyle bir karar vermek zorunda olmak devrini çoktan geçmişti. Almış başını gidiyordu; başındaki binlerce vızıltıya aldırmadan.

Bir akşamdan sonra, bir gün, gündüz ceketini alıp giderken günden, bir yerde sıkı sıkı tutup engellediği seslerini serbest bıraktı. Gözleri serin bakıyordu, ama zihninde kasırgalar vardı. Konuşuyordu:

6 Ekim 2013 Pazar

SA436/SD66: Travmatik Yeni Nesil, Cehâlet, Güven Bunalımı ve Sorumlu Suçlular

"Yeni nesil, farklı hastalıklarla birlikte büyüyor. Ebeveynler çocuklarının cehaletle mücehhez bir şekilde yetiştirildiğinden habersizler."


Hangi olay, hangi sonuçlara sebepler üretir, bilebilir misiniz? Bildiğinizi düşünsek bile, bildikleriniz elinizdeki verilerin sınırlı olması dolayısıyla, sınırlı olacaktır. Başörtüsü meselesinin televizyon ekranlarında üniversite öğrencilerince tartışılması, üniversite öğrencilerinin genel durumu hakkında insanlara bir fikir verdi. Bu fikir maalesef iç açıcı değil, iç karartıcıydı. Dar alanlı/sınırlı sohbetlerde sık sık tartışılan bir gerçek, tüm kanıtlarıyla birlikte ekranda duruyordu. 

Üniversiteli öğrencilerin cehâlet düzeyinin açık bir şekilde (okumuş/okumamış insanlarca) fark edilmesi, durumdan bihâber olan herkesin şoka girmesine neden oldu. Özellikle bir vakitler üniversitede öğrencilik yapanlar, cehâlet düzeyindeki artışın hızına çok şaşırdılar. Başörtü, ilgisiz gibi görünen bir yerden Türkiye'deki üniversiteli öğrencilerin ebeveynlerden saklanan kalitesini açığa çıkarmıştı. Sosyal ve bireysel gelişim süreçleri arasındaki ayrıştırılamaz ilişkiyi görebilenler büyük bir kaygıyla sarsıldılar. "İrtica" diye diye ürettikleri sahte kaygılarla pişkin pişkin koltuklarında oturanlar bile gelecekleri adına kuşkuya düştüler.

5 Ekim 2013 Cumartesi

SA435/YB14: İçinizdeki Mevsimler / Sınanmış Renkler 14

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

“Kederler olmasaydı, sevinçleri tanımlayabilir miydiniz?”

Dağlardan kopup gelen karların soğuk nefeslerinin toprağı ve suyu ürperttiği bu bahar sabahında, insanlar ve hayvanlar da üşüyorlar. Üşümek, farkına varmaktır değil mi dostlar? Terlemek de öyle. Bugün sizi dinginliğini bir süreliğine terk edecek olan doğada gezintiye çıkarmak istiyorum.

Kıyılardaki yıpranmış kayalardan, fırtınalardan, kasırgalardan dallarını, gövdelerini koruyamayan ağaçlardan bahsetmek için açılalım biraz soğuyan denizlere doğru. Hiç deniz ya da okyanus ya da ırmak kenarlarındaki kayalara baktınız mı? Yıpranmış oldukları gelir mi aklınıza?

SA434/AŞ19: Pipi Derisi Sorunsalı ve Katolik Ruhlu Avrupa

“Avrupa’nın ‘Katolik Ruhu’ geri mi dönüyor?”


Avrupa’daki din ayrımcılığı artık kurumsal bir yapıda. Fransa, Hollanda, Almanya, Belçika ve İtalya’daki başörtü, ezan, cami gibi baştan sona ayrımcılık amacıyla yapılan tartışmalar uzunca süredir, lokal olarak yürütülen bir yapıdan sonra tasarlandığı gibi Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ne taşındı ve bir karara dönüştü.

Çağdaş Avrupalılar Müslümanların ve Yahudilerin erkek çocuklarını sünnet etmelerini önce ilkel buldular, sonra da çocukların fiziksel bütünlüğünün ihlali olarak tasnif edip suç saydılar. Artık Avrupa’da herhangi bir hükümet yetkilisi, sünnet edilen çocukları ailelerinin elinden rahatlıkla alabilecek.

4 Ekim 2013 Cuma

SA433/ÂA23: HQ9, Türkiye’nin Savunma Sistemindeki Hipotetik Sorunlar ve Türk-ABD İlişkilerinin Geleceği

“Türk-Rus ilişkilerinin geleceği karanlık değil, ancak Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği artık eskisi gibi ABD lehine parlak olmayacak!”

21. Yüzyılın ikinci on yılında Dünya’nın elinde bütün kumpasların ana kaynağı olan Amerika Birleşik Devletleri’nden kurtulmak için büyük bir fırsat var, ancak kullanamıyor. 3 Ekim günü ABD Kongre binasından duyulan silah sesleri, ABD’ye bir 3. Dünya ülkesi profili kazandırmış durumda.

Silah seslerinin Washington'daki Kongre ile Beyaz Saray’ın bütçe kavgasına renk kattığı açık. 30 Eylül 2013 Pazartesi akşamı bütçe mali yılı bitti, ama ABD Kongresi 1 Ekim’de başlayan yeni bütçe için Obama hükümetine yetki vermedi ve Amerikan hükümeti kapatıldı. Obama, çaresizlikle kıvranırken devletin 'temel' görevlerini ifa edenler olarak sınıflandırılanların dışındaki çalışanlara 1 Ekim’de zorunlu iş bırakma emri verdi.  İstihbarat teşkilatlarının istihdam edilen personelinin %70’i bile zorunlu izne ayrıldı.

2 Ekim 2013 Çarşamba

SA432/SD65: "ideal ebeveyn el kitabı" /04.07.2007/ 598. patika


...çocukların ruhlarına nelerin eziyet ettiğini hiç düşündünüz mü?...
...o sessiz ve tertemiz dünyalarında, hangi ince ve minik şeyleri önemsediklerini bilir misiniz?..
...binbir ihtimamla sizden bir şey istediklerinde, korktukları en büyük şeyin sizi üzmek olduğunu fark ettiniz mi?...
...onların isteklerinde ısrarlı olmalarındaki amaç, sizi üzmek değildir; yanlış anlamayınız...
...onlar, sizdeki önemlerini ölçmek isterler, çoğu kez...
...içinizde ne kadar yer edindiklerini bilmek isterler...
...onların her isteğini yaptığınızda, bilirler ki; sizin için önemleri çok azdır, isteklerinin hiçbirini yerine getirmiyorsanız, bilirler ki; kendilerinden nefret ediyorsunuz...

1 Ekim 2013 Salı

SA431/ KY5-PT4: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 1/4: Şüphe

Kiziroğlu Mustafa Bey


-4-
Turab, Murat ağayı geçirdikten sonra Subaşı Macit’i aradı. Seyis odalarından birinde Macit’i Piç Serdar’la kafa kafaya vermiş fısıldayarak konuşuyorlarken buldu. Parmak uçlarına basarak iyice yaklaştı. Ne konuştukları pek anlaşılmıyordu, ama bir iki kez yeni Kadı Cemalettin’in adını duymuştu.

“Yine bir kumpas kurdukları besbelli” diye iç geçirdi Turab. Keşke konuşmaların tümünü duyabilseydi. Ama Çıfıtlar oldukça tedbirliydi. Usulca sindiği yerden doğrulup öksürdü. Macit ve Serdar susup uzaklaştılar. “Bak Serdar usta.. atların durumu beyin hiç hoşuna gitmiyor.. bakımlarını ihmal mi ediyorsunuz nedir? Ayağınızı denk alın!” dedi. Çıkışa doğru yürüdü. Turab ile karşılaştı.

30 Eylül 2013 Pazartesi

SA430/KY1-CÇ58: Hira /Roman- 1/5

“Rasulüllah bir kul gibi yiyip, içiyor, yatıp, kalkıyor, gezip oturuyor ve bir kul olduğunu söylüyordu.”
İmam Cafer-i Sadık

-5-
Sen, ben, O. Siz, biz, onlar. Yani hepimiz. Bir keresinde, bir defasında, her defasında, her anında, bir anında, konuştuğunda, sustuğunda, olduğunda, olmadığında, durduğunda, sanmalarında, sanılarında, kanılarında, kaygılarında, sızılarında, acılarında, yanında, yalnızlığında, bir olduklarında, bir olmalarında, bir oluşlarında.. yani sen, ben, O. Yani siz, biz, onlar.. biz ne isek, O da oydu. Yok! Biz ne isek, O, o değildi. Ne olmamız gerektiğini anlatandı O. Nasıl olmamız gerektiğini yaşayarak anlatandı. Her defasında, bir keresinde, bir anında, her anında nasıl olunması gerektiğini yaşayarak anlatandı. Yine de bize ne isek O O’ydu. Yatardı, kalkardı, yerdi, içerdi, gezerdi, dostlarıyla yarenlik ederdi. Çocuklarla oynardı. Çocuklarla çocuktu. Kocaydı. Arkadaştı. Babaydı. Eşti. Âşinaydı. Dosttu.

29 Eylül 2013 Pazar

SA429/AŞ18: Demokratikleşme Paketi ve Faşizmin Son Kaleleri

“Suriye ile savaşa girmekten son anda kurtulan hükümet, iç politikada sağlam bir iş daha yapıyor ve teşekkürü hak ediyor.”


Değişen bir ülkede sürekli reformlar ve bu reformları içeren paketler açıklanır. Değişimin nereye doğru yol aldığı ülkenin genel gidişâtına bağlıdır. Osmanlı’nın yaptığı reformlar ve yenileşme hareketleri ile şu anda AB’nin ve Almanya’nın pençelerinde kıvranan Yunanistan’ın yaptığı reformlar pek ileriyi, iyiyi, artan gücü, gelişen refahı getirmedi. AB ve ABD de reformlar yapıyor; tahrip olmuş bir imparatorluk algısının ülkelerine vereceği zararları en aza indirmek için.

Herkesin reformu birbirinden farklı ve kimi zaman da birbiriyle zıt yönlü değişiklikler içeriyor. ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri içe kapanarak, vatandaşlarının haklarını kısıtlar ve refah düzeyini kontrollü olarak düşürürken, çöküşü engellemeye ya da ertelemeye çalışıyorlar; Çin, Rusya ve Türkiye ise tam tersine dışa açılarak, vatandaşlarına verdikleri haklarla güçlenmeyi sürdürüyorlar.

SA428/AS39: Ruh Yırtıkları

“Her ruh yırtığı, o yırtıkta iz bırakmış diğer insanların ruhlarına ruh yırtıklarından bağlıdır.”


Bir insan ruhu, çözümü o insanın ömrüne sığamayacak kadar büyük bir problemdir. Ömrü bir asra yaklaşmış olanların çoğunun gözlerinde yakaladıklarımız, bize bu problemin onlar için hâlâ çözülememiş olduğunu anlatır. O gözlerde, çözebilmişlerin sonsuz önceden sonsuz sonraya uzanan huzuru değil, doğum anından sonraya, adım adım son ana sarkan derin bir hüzün vardır; yenilmişliğin hüznü.
***
Ömür, sonsuz önceden sonsuz sonraya dönen çarkların dişlilerin sayısının geometrik hızla arttığı, çaplarının ritmik olarak büyüdüğü ve birdenbire eski hâline döndüğü bir zaman aralığıdır sadece. Dişliler ve çarkların çapı doğan her insanın öğrendikleri ve yaşadıkları ile de hem doğru hem ters orantılıdır.

27 Eylül 2013 Cuma

SA427/PZ18: İnsana Ferâset Lâzım

“Ferâset başka bir şey, tek başına tahsille olmuyor; biraz  terbiye gerek, iman gerek.”


İnsan buldukça daha fazlasını ister, ne yaparsın; mayası budur. Yeniler odun yakmasını bilmez, kömürün tozunu yutmamışlardır. Klimalı, doğal gazlı rahata alışmışlar, e sıkıntı azalınca insanın huzuru artmıyor demek ki, bizim zamanımızın terörü, yokluğu huzurumuzu bu kadar bitirmemişti. Rahat batar insanoğluna.

Havalar soğumazdan evvel, güzün en büyük sıkıntımız odundu. Ararsın, paranla bulamazsın. Oduncu yağmur yedirene kadar bekletir odunu; yağmurdan evvel yok satar, yağmur düştü mü Eylül’de, Ekim’de, bakarsın oduncunun kantarları çalışıyor, at arabaları sıra sıra bekliyor. Odun’un hem kilosu pahalı hem de çekeri fazla. Oduncu’ya kız vermek ya da oduncudan kız almak evlâ işlerden. Para varsa yazdan, ağustostan kuru kuru alırsın odunu. Karaborsaya da düşmez; ıslak ıslak da yakmazsın.

SA426/IE16: Ağıtlar Bir Tür Vedalaşmadır

“Ödünç verilmiş ağıtlar, bir gün bir başka ölünün ağıt töreninde geri alınmak üzere tasarlanmıştır.”


Ağıtlar bir tür vedalaşmadır; daha çok bağıran, yırtınan bir an önce unutmak isteyendir... Unutmak ve geleceğin sorunsuz, çakıltaşsız, çapaksız bakışlarından geçmişin çekirge ayaklarını çekip fırlatmak ve geçmişte kalan kişiye bağlı bütün canlılıkları yok saymaktır ağıt yakmak. Yok saymak, yok sayarak bağımlılığın keskin sınırlarını aşmak, ağıdı var kılan esastır; paralı ağıtçıların, gönüllü ağıtçılarla örtüşen asıl görevi de budur.

Vedalaşmalar, unutmak isteyenler içindir. Tarihe ve insana karşı hatırlamak gibi bir yükten kurtulmayı seçenlerin, özgüven denilen suçtan arınmış ya da suça bulaşmamış özgün ruhların taklitçisi olmak gibi bir seçenekleri olduğunu sanmaları dolayısıyla ağıtların reklamcı genlerine duydukları ihtiyaç hiçbir zaman değişmemiştir.

26 Eylül 2013 Perşembe

SA425/KY1-CÇ57: Hira /Roman- 1/4

"Hira, Nurdağı’nın rahmidir. İkinci bir doğuşa, yeniden bir doğuşa ev sahipliği yapacak olandır. Bu kesindir. Bu böyledir."

-4-
610 yılının Ağustos ayıydı. Kırk yaşlarında bir adam nur dağının eteklerine varmıştı. Biraz soluklanmak istedi. Durdu. Küçük bir kaya parçasının üzerine oturdu. Geldiği yöne, bir karaltı gibi gözüken Mekke’ye baktı. Sonra Mekke’yi çevreleyen dağları taradı gökler kadar derin gözleriyle. Ve gelip eteğine oturduğu Nurdağı’na baktı. Bu dağ hepsinden farklıydı. Bir başkalık vardı bu dağda. Her şeyden önce hemen fark edilendi. Göze ilk ilişendi. Bakar bakmaz görülendi. Mekke çevresindeki bütün dağlar içinde hemen fark edilen Nurdağı çoban yıldızı gibiydi adeta. Yol gösteren, yön gösteren bir yıldız. Yeryüzünde bir çoban yıldızı.

25 Eylül 2013 Çarşamba

SA424/SD64: 2007'den Bir Bakış; ABD'nin Son İran İstihbarat Raporu ve Yeniden İki Kutuplu Dünya

"Yeni Denge Hesapları, Türkiye'nin, soğuk savaş döneminin aksine "güçlü ve sağlam" bir yapı olarak kabullenilmesi üzerine bina ediliyor."

Birleşik Devletler' in on altı ayrı istihbarat biriminin hazırladığı İran'ın nükleer silaha sahip olmadığını, nükleer silah üretmeyi hedefleyen nükleer çalışmaların 2003'ten beri durdurulduğunu içeren istihbarat raporu, dünya basınına yansıdı. ABD, bir süredir İstihbarat raporlarının "gizlilik" özelliğini ortadan kaldıran uygulamalar yapıyor. Ya da sık sık yaptığı gibi bazı istihbarat raporlarının dünya ile paylaşılmasını, tasarladığı hamleler için gerekli görüyor. 

Bir süre önce Irak ve Suriye için uyguladığı saldırgan stratejilere benzer bir strateji; ancak bu kez son rapor İran'ı hedef olmaktan çıkaran bir özelliğe sahip. Üstelik, İran'a saldırı olasılığının olasılıktan çıkıp kesine dönüştüğünden, saldırının sadece zamanlama sorunu olduğundan bahseden görüşler havada uçuşurken oldu bu.

SA423/AŞ17: Balans Ayarı Büyüsü ve Cemaat

“Hatırlatması benden, Cemaat ‘Balans Ayarı Büyüsü’nden kurtulamazsa, kendisi ayar görecek bu milletten.”


'O açıklama demokrasi ayarı!' Hüseyin Gülerce

Cemaat konulu yazılar yazmak, tahliller yapmak artık beni yoruyor, ama şakirdlerin yorulduğunu sanmıyorum. Çalışmaya devam ediyorlar; hep yaptıkları gibi hedeflerini netleştirip, kulaklarını tıkıyorlar ve her şeyi en iyi bilenler olarak hepimize ‘ayar’ veriyorlar. ‘Balans Ayarının Cemaat Hâli’ bu.

Yine kızacaklar, biliyorum; fakat kızmaları gerçekten beni ilgilendirmiyor. Yaptıklarının kimi kızdırdığını umursamıyorlarsa, yaptıklarını yazanlara kızmaları da yazanları ilgilendirmeyecek. Nasılsa herkes yerini belirlemiş durumda ve kutuplar şeksiz-şüphesiz net. Bir vesayet dayatmasından kurtulduk, bir başka vesayet dayatmasına karşı kafa patlatıyoruz. Neden? Hani biz kardeştik?

Seçkin Deniz Twitter Akışı