26 Eylül 2013 Perşembe

SA425/KY1-CÇ57: Hira /Roman- 1/4

"Hira, Nurdağı’nın rahmidir. İkinci bir doğuşa, yeniden bir doğuşa ev sahipliği yapacak olandır. Bu kesindir. Bu böyledir."

-4-
610 yılının Ağustos ayıydı. Kırk yaşlarında bir adam nur dağının eteklerine varmıştı. Biraz soluklanmak istedi. Durdu. Küçük bir kaya parçasının üzerine oturdu. Geldiği yöne, bir karaltı gibi gözüken Mekke’ye baktı. Sonra Mekke’yi çevreleyen dağları taradı gökler kadar derin gözleriyle. Ve gelip eteğine oturduğu Nurdağı’na baktı. Bu dağ hepsinden farklıydı. Bir başkalık vardı bu dağda. Her şeyden önce hemen fark edilendi. Göze ilk ilişendi. Bakar bakmaz görülendi. Mekke çevresindeki bütün dağlar içinde hemen fark edilen Nurdağı çoban yıldızı gibiydi adeta. Yol gösteren, yön gösteren bir yıldız. Yeryüzünde bir çoban yıldızı.

Nurdağı bir dağ olmaktan öte bir şey olduğunu kendisini fark ettirmesiyle sezdiriyordu. Hem boşuna Nurdağı denmiyordu. Denmemişti. Adı kendisiyle örtüşen ender varlıklardan biriydi Nurdağı. Zaman zaman ateş yakılıp kervanlara yol göstericilik yapardı. Fark edilen bir dağdı Nurdağı tam anlamıyla fark edilmemiş olsa da henüz. Henüz kendi gerçekliğiyle yüzleşmemişti belki. O bir ulaktı. Ulak olarak var edilmişti. Ve fakat belki kendisi de bunu bilmiyordu henüz. Henüz ötelerden gelen bir mesaj olmamıştı. İletilmesi gereken ulaşmamıştı henüz. Eteğinde soluklanan Muhammed’ül Emin’le gerçek anlamda buluşmamıştı henüz. Ötelerden, çok çok ötelerden herhangi bir soluk erişmemişti henüz. Bir takım işaretler vardıysa da kendisini bütün bütün vermemişti henüz.

Çölü, çölleri, çöle dönmüş gönülleri bayındır edecek olan tam anlamıyla belirmemişti henüz. Tam anlamıyla dillendirememişti henüz. Dillendirilmemişti henüz. Henüz hamdı belki. Belki hamlıktan sıyrılmamıştı henüz. Belki tam anlamıyla kimliğinin ayrımında değildi henüz. Henüz hazır değildi, henüz yeterince gücü yoktu duyacaklarına belki, belki tahammül sınırları cılızdı bu kocaman bedenine karşın. Her şeyin bir vakti saati vardı elbet. O vakit, o saat, o an gelmeden hiçbir şey bir milim bile oynamaz yerinden. Oynayamaz yerinden. Yeryüzünde ve gökyüzünde her şey bir hesap ileydi. Hesap iledir. Nurdağı’nın da bir saati, bir vakti, bir anı vardı. O saat, o vakit, o an gelmeden Nurdağı, Nurdağı olamazdı. Nurdağı, Nurdağı olmadan hevesliydi, istekliydi, diriydi, bekleyendi, sabırlıydı ve fakat mahzundu. Nurdağı ve üzerindekiler mahzundu. Nurdağı ve üzerinde durduğu mahzundu. Gündüz güneş mahzundu, gece ay ve yıldızlar mahzundu.

Nurdağı’nda Hira hepsinden mahzundu. Hira da sabırlıydı. Denendiğini, her bir şeyin bir vakti olduğunu bilirdi, kendisinin de bir vakti olduğunun bilincindeydi. Ve fakat yine de mahzundu. Bilinmezlik, bilmezlik acıydı. Bu acıyı iliklerine kadar yaşamıştı. Yaşıyordu. Ne zaman O’nun ayak sesini işitse heyecanlanır, sevinçten raks ederdi kendince. Raks ettiğine tanıklık edecek binlerce karınca vardı. Üzerinde yaşayan, içinde koklaşana binlerce canlı cansız varlık Hira’nın raksına tanıklık ederlerdi. Her biri tanıktı. Hem tanıklıktan kaçacak, yüksünecek birileri yoktu aralarında. Olmamıştı. Olmazdı. Bu sevince tanık olmanın utanılacak bir yanı yoktu. Bu sevinç kutlu bir sevinçti. Onurlu bir sevinçti. Görkemli bir sevinçti. Her hangi bir maceraperestin anlayamayacağı bir sevinçti Hira’nın O’nun ayak seslerini işittiğinde duyduğu sevinç. Yine de mahzundu Hira. Hem mahzun, hem mahcup hem onurluydu.

Hira tam olarak neydi kendi de bilmiyordu. Bir şeyler seziyor ve fakat bu sezileni adlandıramıyordu. Ne yapacağını, kime danışacağını da bilmiyordu. Bilmesini sağlayacak bir şeyler yoktu. O’na, İncil’de muştulanana ikinci bir annelik yapacağını bilmiyordu. O’nu yeniden doğuracak olanın kendisi olduğunu tahmin etmiyordu. Bunu sezinlese de dillendiremiyordu. Hira ne olduğunu, kim olduğunu henüz bilmiyordu. O’nun her gelişinde kendisinin neliğini sorgulayıp durdu. Ve fakat herhangi bir yanıt oluşmadı bu sorgulamalarda. Herhangi bir yanıt oluşturamadı. Hira Nurdağı’nın rahmi olduğunun farkında değildi. Farkında olamadı.

Hira Nurdağı’nın rahmidir. İkinci bir doğuşa, yeniden bir doğuşa ev sahipliği yapacak olandır. Bu kesindir. Bu böyledir. Aklı almasa da insanın dağ doğurandır, doğurgandır. Kimi zaman dağın doğurduklarına “dağ fare doğurdu” diyerek burun kıvırsa da dağ, dağlar tüm yeryüzünü değiştirecek olanı doğurandır. Doğurmuştur. Doğuracaktır. Olacak olan sadece o vaktin, o zamanın, o anın gelmesidir. O vakit, o zaman, o an geldiğinde dağ doğuracaktır. İnsandan öte her bir canlı, her bir varlık tanıklık edecektir bu doğuma, bu doğuruşa. Ve şaşırmayacaktır da. Ve dudak bükmeyecektir de. Ve yadsımayacaktır da. Ve bu gerçeği örten de olmayacaktır. Ve kulak tıkamayacaktır da. Ve gözlerini kapatmayacaktır da. Ve kıskanmayacaktır da. Ve kaçmayacaktır da. Ve Hira’nın Nurdağı’nın rahmi olduğunu bilecektir de.

Hira Nurdağı’nın rahmidir. İncil’de muştulananı dünyaya getirecektir. İncil’de muştulanan gelince yeryüzü dirilecektir. Bu gerçeği bütün çöl halkı, çöl varlığı bilmektedir. Bütün yeryüzü bilmektedir. Ve her biri kendince seslenmektedir. Her bir varlık kendi dilince bu bekleyiş türküsünü söylemektedir. Terennüm etmektedir her bir canlı bu bekleyiş türküsünü. Kimi bilmeden, bilincinde olmadan, kimi bilerek, bilincinde olarak, kimi şen şakraktır, kimi hüzünlü, kimi öfkelidir, kimi sükûn içredir terennüm ettiği bu bekleyiş türküsü. Her birinin dili ayrıdır, her birinin mizacı farklıdır ve fakat her birinin terennüm ettiği İncil’de geleceği muştulanandır. Gelecek olanın gelmesi yakındır. Hira muştulananı doğuracaktır vakti geldiğinde. Çün buyruk öyledir “her şey hesap iledir.” Diye buyrulmuştur.

Hira Nurdağı’nın rahmidir. İncil’de muştulananı doğuracak olandır. O doğum yakındır. Çün hiç bu kadar karanlık olmamıştır yeryüzü. Yeryüzünün karanlığına inat ufukta külrengi bir aydınlık belirmiştir. Doğum yakındır. Duyulan sancılar bu yüzdendir. Bunca sancı, bunca acı bu yüzdendir. Hira’nın doğurma vaktidir. Doğurma vaktine erişilmiştir. Doğurma vakti gelmiştir. Bu kesindir. Bu böyledir. Bu kesin olmasa, bu böyle olmasa yaşanmakta olan bunca acıya nasıl tahammül edilir? Bunca yokluğa, yoksulluğa, öldürüşe, kıyıma, yıkıma, vahşete, dehşete nasıl katlanılır? İnsanlık bunca zulme, bunca kahra, bunca soyguna, bunca talana, bunca yalana, bunca korkuya, bunca mazarrata, bunca hırsa, bunca yalnızlığa, bunca acıya, bunca kaybolmuşluğa, bunca kibire, bunca müstekbirliğe, bunca Hamanlığa, bunca kargaşaya, bunca.. bunca şeye insanlık ve hatta tüm varlık nasıl dayanır? Nasıl dayansın? Nasıl katlanır? Nasıl katlansın? Gelsin artık İncil’de muştulanan! Doğursun artık Hira muştulanmış olanı.

Hira Nurdağı’nın rahmidir. Bir kutlu doğuma şahitlik edecektir. Bir kutlu buluşmaya tanıklık edecektir. Bir kutlu tanışmanın, bir kutlu buluşmanın tanığı olacaktır. Kutlu olanı doğuracak olandır Hira. Kutlu olmanın insan için insan olmaktan öte bir anlamı olmadığını haykıracaktır bütün sağırlara. Bütün körlere gösterecektir kutlu olmanın insan olmak olduğunu. Unutulan kutluluğu anlatacaktır gönlü kararmışlara. Merhameti unutmuşlara.

Hira Nurdağı’nın rahmidir. Hira masumiyeti yeniden yeryüzüne getirecek olanı doğuracak olandır. Mahzunluğu yeniden yeryüzünden söküp atacak olanı doğuracak olandır. Yılgınlığı yeniden yokluğa savuracak olanı doğuracak olandır. Yılgınlığı, bıkkınlığı, şaşkınlığı yeniden yeryüzünden sürecek olanı doğuracak olandır. Sürgün edilen umudu, adaleti, sevgiyi, merhameti, iyiyi, güzeli sürgünlükten kurtaracak olanı doğuracak olandır Hira. Yakındır bu doğum. Bu doğuş yakındır. Yakın olmalıdır. Her bir şey bu doğumun yakınlığına işaret etmektedir. Her bir şey bu doğuşu konuşmaktadır. Hira’nın doğuracağının O olacağına herkesin, her şeyin inancı tamdır. Mutlaktır. Olmak zorundadır. Bu zorunluluğu her bir şey kendi halinden çıkarmaktadır. Çıkarmıştır. Tek çekince vardır her birinin sinesinde, aklında, içinin derinliklerinde. Gizlenen, utanılan, olması olası oluşundan kahredilen, acı duyulan, sızlanılan. Meryem’in doğurduğunun başına gelen O’nun da başına gelecek midir? O da yaratana eş edilecek midir? O da yaratanı O’nu yaratmaya zorunlu bilecek midir? Ölümsüzlük payesi verip yaratana eş edilecek midir? Böylesi bir şeyde her hangi bir beis görmeyip üstelik karşı çıkanın, çıkanların sesleri kesilecek midir? Kendisi değilse de mesajı çarmıha gerilecek midir Hira'nın doğurduğunun? Böylesi bir şeyin olma olasılığı vardı. Apaçıktı. Ukaz panayırındaki adam bunu ayrımsamıştı ve bu yüzden ağlamıştı. Hira O’nu hiç doğurmasa mıydı? Hira’nın elinde mi doğurmamak? Ama bu olursa.. bu olacaksa! Ya o da insanlıktan çıkarılırsa İsa Mesih gibi? Buna nasıl dayanılırdı? Dayanılır mı? Dayananlar nasıl dayanıyor? Çanlar oğul tanrı için çalmıyor mu her Pazar? Her ölüm ayininde oğul için değil mi çalınan çanlar? Ah ya O’nun adına da aynıları yapılırsa? Yer gök nasıl dayanıyor buna? Bu katliama nasıl dayanıyor? Bu vahşete, bu kıyıma nasıl dayanıyor? Böylesi bir vahşet, böylesi bir kıyım böylesi bir hainlik, böylesi bir edepsizlik, böylesi bir hesapsızlık Hira’yı doğuranın da başına gelebilir miydi? Gelecek miydi? Böylesi kahredici bir olasılık var mıydı? Vardı! Oldu mu? Olmadı mı? Hira bunları görmedi mi? Hira bu olacak olanları sezmedi mi? Meryem sezmiş miydi? Meryem sezebildi mi? Bütün bu olacak olanları sezmiş olsalardı ne yaparlardı?

Hira Nurdağı’nın rahmidir. Meryem İsa için ne ise Nurdağı da O’nun için o dur. Meryem İsa Mesihi dünyaya armağan etmiştir. Hira da O’nu dünyaya armağan edecektir. Meryem oğlu İsa tanrıya oğul edilmiştir. Böylece mesajı çarmıha gerilmişti. Meryem oğlu İsa’nın yaratımı tanrı için bir zorunluluktur diye bilinmiş, böyle belletilmiştir. Tanrı insandan özür dilemek için oğlunu kurban etmeyi seçmiştir. Zorunludur adeta. Ya Muhammed'ül Emin? Ya Hira’nın doğuracağı o kutlu insan? Onun için de “sen olmasaydın” diye söze başlatacaklardır yaratanı. Ve farkında olmadan ve utanmadan yeni bir oğul vereceklerdir Meryem oğlu İsa gibi tanrıya.   Meryem oğlu İsa’nın başına gelenler misliyle O’nun da başına gelecektir. O’da.. Meryem bilmemişti, bilememişti Hira da bunu bilmeyecektir, bilemeyecektir.

Hira Nurdağı’nın rahmidir. İlahi soluk Ona da üflenecektir.

<<Önceki               Sonraki>>

Cemal Çalık, 26.09.2013,  Konuk Yazarlar,  Sonsuz Ark, Hira


Hira




Seçkin Deniz Twitter Akışı