18 Haziran 2013 Salı

SA257/KhB18: Ömür/ Üç Yaprak Destanı

(Mor/solgun, sarı, yeşil gülümser teni yaprakların)
(Kardeşlikleri düşer gözyaşlarından ayrılıkların)
(…)
Minik yeşil kanatlardı onlar
Tormurcuk tomurcuk, dal dal, yanyana
Koklaşıyorlardı yanaklarına çarpan yağmurla…
(…)
Küçük küçük, ninni tadında salınışlarla
Büyüyorlardı esen rüzgarın kollarında
Birlikteydiler bir kökte…

16 Haziran 2013 Pazar

SA256/SD36: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 1 (Kasım-Aralık 2009)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 
Seçkin Deniz


(Lütfen, Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz.)

Aralık 2009 (6 Tweet)

20 Aralık 2009
7. Zamanın şaşırması imkansız, insanlar şaşırıyorlar.

20 Aralık 2009
6. Ne biçim bir kin ki bu böyle, ulusalcılık makarasından fışkırıp duruyor; midem bulandı.

Seçkin Deniz'in Twitter Günlükleri Yakında Sonsuz Ark'ta

"Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır."


Seçkin Deniz, 29 Kasım 2009'da ilk tweeti "Seçkin Deniz bir araştırmacı" ile giriş yaptığı Sosyal Medya'nın anlık iletişim portalı 'Twitter'da paylaştığı siyasî, ekonomik, edebî, felsefî, dinî, vs düşüncelerini 'Twitter Günlükleri' başlığı altında yayınlayacaktır.

'Twitter Günlükleri' Dünya'nın ve Türkiye'nin geçirdiği dönüşümlerin tarihe ve harflere tutunan fotoğraflarıdır. Hayırlı olmasını diliyoruz.

Sonsuz Ark, 16.06.2013

12 Haziran 2013 Çarşamba

SA255/AS25: Çoğul Düşünce: 'Diktatör Gülen'

 “Gülen, Erdoğan'a muhalefetini abarttı. Türkiye karşıtı güçlerle neden aynı safta?”


Bizler ağır bir sorumluluk altındayız. Bizden sonraki nesillerin, insanların, özellikle müslümanların bütün vebali omuzlarımızda. Bizden öncekilerin de yükü ağırdı; fakat biz onların sessiz gölgelerde içlerinde biriktirdikleri o haklı öfkelerin, çelişkilerin, ihtilafların, kararsızlıkların hiçbirine sığınmak hakkına sahip değiliz. Çünkü biz daha başka bir yerdeyiz, daha başka bir zamandayız, daha başka seslerin hızla yayılıp gittiği, nefislerin kızgın alevlerle sarıp sarmalandığı berbat bir dönemdeyiz.
 ***
Dünya yeniden kuruluyor, ama önce yıkılacak. Yıkılıyor her gün her yer, ama nasıl yapılacak? İşte bizim sorumluluğumuz, alnımızı yakan derdimiz bu sebeple külfetli. Sabırla, sukûnetle ellerimizi uzatacak, iyiyi-kötüyü, hayrı-şerri birbirinden ayıracak ve çocuklarımıza hediye edeceğiz. Bunu yapmazsak, yanan ateşin içinde herbirimiz kavrulup gideceğiz; dünya daha fena bir yer olacak.

11 Haziran 2013 Salı

SA254/SD35: Türkiye’nin Zaferi

Türkiye’de Yüksek Gerilim ve Karmaşık Süreç* ya da İdeolojik Savaş, Pervasız Duruşlar/Saldırılar ve Acımasız Soğukkanlılıkların Kökeni


Analize Güncel Şerh:
Giriş'te "1960-1971 arası dönem yönetilen demokrasinin, küresel güçlerce daha sık kontrol edildiği dönemdi. Bu dönem aynı zamanda 1971-1980 arası silahlı çatışma döneminin hazırlayıcısıydı." şeklinde ifade ettiğim gerçeğin, 1960-1971'de temeli atılan Fetullah Gülen adlı bir şahsın liderliğinde kurulan örgütün, hem ait olduğu Türkiye toplumunu hem de birlikte yürüdüğü siyasi parti ve akımları manipüle ederek kullandığı ve devasa bir güce ulaştığı bir Gizli Bir Yapı'yı da içerdiği 17-25 Aralık 2013'ten sonra ortaya çıkan belgelerle (Gülen'in masonlarla, ABD-CIA ile ilişkileri, vs) anlaşılmıştır. Masonik güç, karşıtları ikame ve inşâ etme ilkesini yine binlerce yıllık sinsi ustalığıyla, özellikle kendi ürettiği faşist sisteme karşı yine halkın özgürlük ve demokrasi arayışlarını da sömürmüş, bizzat kendisinin baskı altına aldırdığı, evrensel ilkelerden olan İnanç özgürlüğünü müslüman halka karşı bir havuç olarak kullanmayı tasarlamıştır ve bunu 2012 yılına kadar da başarı ile uygulamıştır. Bugün artık Fetullah Gülen tarafından yönetilen ve FETÖ diye anılan bu örgütün, İslam Dini'ni tahrif etmeyi tasarlayan ve yine İslam'a karşıt olarak, ama yine aynı masonik gücün IŞİD vb örgütlerle inşâ ettiği Radikal İslam'a karşı Ilımlı İslam temelli, fakat müslüman düşmanı, ancak pazarlanan şekliyle Humeyni'ye kurdurulan (Bakınız ilgili Sonsuz Ark yayınları: SA2577/TG180: 1979 Masonik İran Devrimi; Kanıtlar, İlişkiler ve GerçeklerSA3025/TG195: Amerika ve Humeyni Arasındaki Gizli İlişkiler-I) dinci bir diktatörlük için çalıştığı gerçeği de 15 Temmuz askerî darbesinde FETÖ üyesi generallerin NATO-ABD ile sıkı ilişkileri açığa çıkmıştır. Masonik Güç tarafından FETÖ eliyle 1 Mart 2003 Irak'ın İşgalinde emirlere uymayan ETÖ cezalandırıldı, ama bunu bilenler bu örgütlerin tepedeki isimleriydi; Türkiye Masonik Güç tarafından FETÖ ile daha kontrollü ve yeniden tanımlanmış tabanı geniş bir diktatörlüğe hazırlanıyordu. Bugün anlaşıldığı üzere, Masonik Güç ETÖ bahanesi ile seferberlik tetkik kuruluna FETÖ üyesi yargı üyeleri ile girmiş kendi sırlarını güvence altına almıştır.
Türkiye, Allah'ın yardımı ve halkının, polisinin ve vatansever askerlerinin direnişi ile Türkiye'nin Zaferi'ni bir sonraki aşamaya taşımıştır. Analiz'de bahse konu yargısal süreçlerin bu babda halkın ve siyasi iktidar olarak Ak Parti'nin ve lideri Erdoğan'ın tam desteğini alması tarihsel gerçeğin en net fotoğrafıdır, FETÖ'nün masonik paralel bir yapı olarak bu mücadeleyi ifsad edemediği, edemeyeceği 15 Temmuz 2016 FETÖ ihaneti ve buna karşı Türkiye'nin Özgürlük ve Demokrasi direnişi ile netleşmiştir.
Seçkin Deniz, 15.07.2017

Bu analiz, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan iktidar mücadelesinin iç yüzünü anlamak ve anlatmak üzere planlanmış; analizden sentezlenen önermelerle, özellikle saklı tutulmaya çalışılan gerçeklerin birebir yansıtılması hedeflenmiştir.


A-Giriş:


İktidarları, demokratik sistemlerle değiştirmeyi öngören yönetim sistemlerinde, yönetilenlerin tercihleri, yönetenlerin tercihlerini belirler ve sınırlar. Seçim dönemleri, halkın mevcut iktidarın yönetim süresince talep ve beklentilerinin ne kadar gerçekleştiğine dair düşüncelerinin parlamentolara yansıması anlamında çok etkin geri bildirim trafiğinin aşırı yoğunlaştığı dönemlerdir. Halk, seçilmiş iktidarı iktidar olduğu süreçte izlemiş ve değerlendirmiştir. Tercihleri, onun yönetimi belirleme gücünü kullanma arzusundan kaynaklanmaktadır.

10 Haziran 2013 Pazartesi

SA253/PZ15: Dünya Üç Günlüktür; Heder etmeyin!

“Kimse kimsenin ne ekmeğine mani olsun ne de giydiğine, yediğine, içtiğine karışsın. Fakat bir cemiyet adabı müşterek olsun.”


Basri Ağa’nın oğlu Adnan’ı idamla yargıladılar; ne kadar Türkeşçi varsa hepsi ya memleket dışına kaçtı ya da hapse girdi. Adnan da epey vakit kaçtıktan sonra yakalandı ve yargılandı. Neyse ki; beraat etti de babası rahmetlik Basri Ağa inme inmeden kurtuldu bu sıkıntıdan. Varını yoğunu harcamıştı. Sene 82 Allah-u alem.

Ecevitçilerden de vardı idamla yargılanan. Mamak’ta bir sağcı bir solcu koyarlarmış hücreye. Gözaltına aldıklarında saçlarını sıfır numara traşla keserlerdi. Solcu gençlerin saçları, sakalları uzundu, sağcı gençlerin de bıyıkları dudaklarının kenarından aşağı doğru sarkardı. Yani bir gence baktığında hangi fikirden olduğunu anlardın.

8 Haziran 2013 Cumartesi

SA252/MEY21: Tamirci

“Bize 1 km uzaktaki ağaçları saydırıp deli muamelesi yapmasaydınız, bizde bu değişim oluşmazdı.”


Tedirgin zamanların en can sıkıcı günlerinde dersten çıkmış, koridorda yürüyorum. 11. Sınıflardan bir öğrencim seslendi. “Hocam, size yazdığım mektubu getirdim!” Bekledim; kurşun kalemle, kareli defter yaprağına yazdığı bir sayfalık mektubu yüzünde tebessümlerle bana uzattı.”Teşekkür ederim, kızım!” diyerek mektubu aldım ve yürüdüm. Geceler tencere, tava ve korna gürültüleriyle doluydu; gündüzler ise tedirgin düşüncelerle kararıyordu. Herkes uykusuzdu.

5 Haziran 2013 Çarşamba

SA251/KY1-CÇ6: Mecrâsı Yitiklerin Serencâmı

“Mecrâsı yitiklerin ise hiçbir değer yargısı yoktur. Küfretmekten başka dövizleri olmaz.”


 Mecrâsı yitik bir kuşağın serencâmıdır gezi parkı olayı. Değil diyen “devrim” diyen bana bu devrimi özetleyecek bir sloganlarını söylesin.  Göstersin.

“Faşizme Karşı” pankartı dışında hiçbir şey yok. O da 70’lerin moda söylemi. Bitmez. Bitmeyecek de. Tabi burada faşizmin tanımı önem arz ediyor. Nedir faşizm? Damarlarındaki kana kutsallık atfeden birinin takipçileri olduğunu söyleyenler ne denli faşizme karşı olabilir ki? Ya da nasıl bir faşizme karşı olabilir ki?

3 Haziran 2013 Pazartesi

SA250/SD34: Türkiye; İnsan Onurunun Restorasyonu

Türkiye, 31 Mayıs 2013'te yine küresel ve yerel unsurlar eliyle Taksim'de kaosa sürüklenmek istendi. 


Neocon-Ergenekon damar irin akıtmaya devam ediyor. 
31 Mart Vahşeti tekrarlanıyor. 

Sismik dalgalarla derinden sarsılan güzel ülkemiz, onu dışarıdan deney farelerinin bulunduğu bir kutu olarak görenlerin düşüncelerinden yola çıkılarak veya içeriden, sudaki balıkların gözlerinden bakılarak değerlendirilemez; ancak ve ancak bu ülkenin ve Dünya insanlarının menfaatlerini ve huzurunu hedefleyen aklı-ı selim insanlarca değerlendirilebilir.

Bizler, Dünya’nın geldiği zamanın kesif bu aralığında bir dönüşüm sürecinin evrelerini Türkiye’de basamak basamak yaşayan insanlarız. Bulunduğumuz basamaklar da her birimizi yetkin ve haklı çıkaracak perspektifler edinebildiğimiz basamaklardır. Görünürde bir kaosa hizmet eder gibi duran basamaklarımızda ürettiğimiz düşüncelerin her biri içinde bulunduğumuz dönüşüm sürecinin kalitesine olumlu katkılar sağlayacak, dönüşümü zengin içeriklerle besleyecektir.

1 Haziran 2013 Cumartesi

SA249/KY3-NT1: Masum Değiliz!

"Sorunlara çözüm bulmak yerine, sorunlara maruz kalmaya rıza gösterdik."


Herkes bir şeyler yaparken kaç kişi ne yaptığını fark ediyordur acaba?

Yaşamak sadece yaşamaktan mı ibarettir?

Yaşarken neyi yaşıyoruz? Yaşamak istediklerimizi mi, yoksa yaşamamız gerekenleri mi?

Yığın haline gelmiş, edilgen bir toplum en çok da “yaşam” üzerinden maruz kaldığı saldırılarla mahvolmaktadır.

Sürekli “Mutluluk edebiyatı”nın yapılması bundan ötürüdür.

30 Mayıs 2013 Perşembe

SA248/SD33: Ömer Lekesiz’in ‘Doymuş’ Nezaketi

“Ben, kaybettiğiniz vicdanınızım; aldatamayacağınız, susturamayacağınız, kaldırıp bir kenara atamayacağınız...”


Çayımı aldım. Bilgisayarın karşısına geçtim. Şu anda gülümsüyorum. Twitter’dan, Sonsuz Ark’tan ve Yeni Şafak’tan gerekli olan malzemeleri toparladıktan sonra yemeği yapmaya hazırım. Söylemem gerek; dün gece hiç uyuyamadım. Twitter uzağı yakın ediyor yakını da uzak; nefsin fotoğrafını yansıtıyor insan farkında olsun ya da olmasın.

Bugün 29 Mayıs 2013. Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda tereddütlüydüm. Öçtüm, biçtim ve yazmaya karar verdim. Zira, bir Müslüman olarak hazmedemediğim ve bir Müslüman’a yakıştıramadığım bu fotoğrafı, en azından Ömer Lekesiz’e yarar sağlasın diye çekmek zorundaydım.

24 Mayıs 2013 Cuma

SA247/ME20: “Roman, Yaratmak mıdır?”

Sonsuz Yargı/ Bir Roman Yazarı Yargılanırken-2



Yumuşak çağıltıyla gelen ses, art arda yankılandı zihninde:


Yazar bilmediği, tanımlayamadığı bir sesle kuşatılmış olmaktan dolayı sarsıntı geçiren zihnini toparladı ve yavaş yavaş cevap verdi:

SA246/KhB17: Riyâkâr Sessizlik



(Baktılar; birer biner ölüyor insanlığa henüz doğmuş çocuklar)
(Kalktılar; döndüler, kâtillere bağırdılar, sonra sırtlarını sıvazladılar)
(Sen sustun...)
(…)
Anlatılmaz diyorsun
Baktığında gözlerine
Gördüğün haykıran, doğuran ve ölen acı
Anlatılmaz diyorsun ve
Susuyorsun…

22 Mayıs 2013 Çarşamba

SA245/AH9: “Everybody's Fine - Herkesin Keyfi Yerinde” mi?

“Hiç kimse incinmek istemez!”


Amerikalılar, filmlerle dev aynasına taşıdıkları kendilerini yine filmlerle dev aynasından sıradan  insan basamağına indiriyorlardı.

Klasik bir Amerikan Noel’i; karlar, hindi, rengârenk ışıklar, mumlar ve Noel Baba şapkası. İki genç kızı, bir oğlu, bir damadı, iki torunu ve bir de torunlarından birinin annesinin ‘kız’ arkadaşı ile işçi emeklisi bir baba. Mutlu bir aile tablosu; “Everybody's Fine”

14 Mayıs 2013 Salı

SA244/YB9: Yeşil/ Sınanmış Renkler 9

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

“Yeşil, siyaha meyletmiş kırmızının kanatlarına sığınmış olanların ödülü olmaz; haberleri yoktur zavallıların."

Bugün serin sabahın, sabah namazının dingin ruhuyla dümenine dokunalım gemimizin. Doğmamış güneşin tanyerinde beyazlayan, sonrada kızıla dönen habercilerini sağımıza alarak, masmavi suları yara yara yürüsün gemimiz. İnsan eli değmemiş kıyıları süzelim, huzuru arayan gözlerimizle.

Suyun, gökten aldığı maviyi saklayıp gelsin diye yeşile yer açtığı yerlere gidelim. Yeşilin her tonuna kondurulmuş cennetten kokuları çekelim içimize. Cennetten kokular, cennetin renklerinden Allah’ın bize anlattığı yeşili hatırlatırlar gözlerimize. Yemyeşil cennetler; ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyinmiş doğa.

SA243/SD32: IMF/ Bir Soygun Hikâyesi Yazarı; Stanley Fischer

"2001 krizinin sorumlusu IMF'dir. O dönemde Türkiye üzerinde büyük oyunlar oynandı, bu oyunlar sonucunda da ülke uçuruma itildi."
Zekeriya Temizel, Eski Maliye Bakanı, Eski BDDK Başkanı 


Beyaz Yakalı Gangsterler’in Kar Maskesi: IMF 

Sizlere bu yazıda, çoğunlukla anlamadığımız bir konunun ‘gerçekliği kesine yakın’ muhtemel öyküsünü anlatmayı düşünüyorum. Öykümüzün başkahramanı Stanley Fischer olacak. Bu ismi gelecek kuşaklar, yüzündeki titr maskesi ortadan kalktığında büyük bir öfkeyle anacaklar. Bu isimle ilgili gerçekleri Dünya’da ve Türkiye’de ekonomi ile bir şekilde ilgilenmiş olan siyâsetçiler, bürokratlar, bilim adamları, bankacılar, finans uzmanları ve gazeteciler çok iyi bilmekteler. Ancak hepsi, korkularından veya çıkarlarından dolayı bunu bizlerle paylaşmazlar.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

SA242/AyS9: Ölümün Bekçileri

 “Ölüler tarihe sizi doğuracaklar. Sizi, iğrenç sesinizi, nefeslerinizi doğuracaklar.”



BM Güvenlik Konseyi 

Deli saçması değil her şey; herkes hiç olmadığı kadar akıllı. Herkes aklının en cevval fotoğraflarını dillerinden boca ediyor herkesin kulaklarına. Kim ne kadar çılgın, kim ne kadar kâtil; ardı ardına, hiç nefes almaksızın konuşuyorlar. İnsanlar, konuşamayan insanlar, artık konuşamayacak olan insanlar; hayaları kesilmiş, karınları deşilmiş, paramparça edilmiş yüzleriyle ayaklarının altında inlerken; köpeklerden daha vahşi, domuzlardan daha iğrenç, tarihin gelmiş geçmiş en ahlaksız yaratıkları ellerindeki sopaları, kandan kapanmış yüzün içinde, derinden inleyen baygın, ölmek üzere olan adamın sesinin geldiği yere, ağzına sokup çığlıklar atarak çeviriyorlar, çeviriyorlar, çeviriyorlar. Ve yaptıkları vahşeti kameraya kaydedip internette yayınlıyorlar.

12 Mayıs 2013 Pazar

SA241/AÇ11: Türkiye’nin İç Politik Sorunları ve İngiltere’nin Mayın Stratejisi

“Türkiye ne Almanya’nın ne de ABD’nin dostluğuna güvenebilir; İngiltere ve Fransa’nın düşmanlığına da çok dikkat etmelidir.”



İç politikanın teknik ayrıntılarından dikkatini çekip, Türkiye’nin iç sorunlarına küresel politikaların teknik ayrıntılarından bakan biri ne görebilir? İzleklerde gezinirken muhtemelen 1793’te III.Selim’le başlayan reform hareketleri başarısızlığa uğrayan Osmanlı Devleti’nin, büyük bir hızla indiği  yüz yıllık düşüşün son  dönemlerini  de hatırlayacaktır.

Şaşırtıcı değil; yüz yıllık dip seyahati sonunda Türkiye, inişin aksine simetrik yüz yıllık çıkışının başlarında yine aynı sıkıntılarla meşgul görünüyor. İngilizler her zamanki gibi Türkiye’nin iç politikasını  her sonucu çatışma olacak şekilde kompoze etmeye  çalışıyorlar. Birazdan inceleyeceğiz; ancak önce simetrik tarihin tezimize uygun kısımlarını irdelememiz gerekiyor.

9 Mayıs 2013 Perşembe

SA240/AS24: Masumiyet

“Cesedin eylemsizliğinde öfke yoktur; masumiyet öfkenin yokluğunda aslına, toprağa döner; ceset masumiyet gittiği için çürür.”


Dışarı çıkmak, görünür olmak; pırıltılı serinliğini, görmek isteyenlerin göz bebeklerindeki sevgi sunaklarına takdim etmek masumiyet için hiç zor değildir. Kırpılmış yıldızların mavi ve kırmızı gözeneklerindeki sıcaklığın kaç kadir ettiğine bakmaksızın, çıplak gözle görülebilecek kadar duru ve masumiyet rengine çaldığını kesintisiz ikrâr ile tekrarlar durur, insanın derinliklerine çalınan maya…

8 Mayıs 2013 Çarşamba

SA239/SD31: Tasavvufta İdeolojik Sapma: Cehennem'e Övgü

Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya kadar oyaladı. Hayır; ileride bileceksiniz! Hayır, Hayır! İleride bileceksiniz! Hayır, kesin olarak bir bilseniz. And olsun, o cehennemi muhakkak göreceksiniz. Yine and olsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz. Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz  (Tekasür 1-)


Cennet-Cehennem ve İbn-i Arabî ile El Cilî'de Cehennem’e Övgü 

Cennet ve Cehennem nedir? Cennet ve cehennem neden vardır? Bu iki soru insan için çok önemlidir. Önemine binâen birçok dinî veya felsefî metin/öğreti bu iki temel gerçeği kendi değişkenlerini kullanarak anlatır. Herhangi bir dinin -kaynağın sadece Allah olduğunu idrâk ederek- köken olarak insan üretimi olma olasılığını sıfır olarak kabul edersek, cennet ve cehennem ile ilgili başlangıç tanım ve tasvir değerleri ile son bildiri Kur’an’daki tanım ve tasvir değerleri arasında herhangi bir farkın olmaması gerektiğini görürüz.

Seçkin Deniz Twitter Akışı