“Ben saatlerimi saymıyorum ama... gecelerimi, hafta sonlarımı,
vicdanımın çalıştığı saatleri de sayarlar mı acaba?”
Zaman kısıtlıydı. Benden sonra gelecek olan arkadaşlarımla sonradan ‘aşılmış
süre’ sıkıntısı yaşayacağımı da biliyordum. Pazar günü dinlenen, eşi ve
çocuklarıyla yapmayı tasarladığı kahvaltısını tedirgin olmadan yapma
rahatlığını özleyen, ancak her nedense her seferinde pazar günü yapılan
toplantılarla canı sıkılan meslektaşlarımın hakları vardı. Her sınıfta on dakikalık konuşma
sürelerine uyup, işlerini yapıp çekip gitmek istiyorlardı. Hangi mesai
böylesine daimî meşguliyetle iç içeydi ki başka?



















