Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Şeytan gibi, insanlara fısıldamayı tasarlıyorlardı; bütün insanları, düşündüklerinin kendi doğal zihinsel süreçlerinin sonucu olduğuna inandırmaktı amaçları."
Amerikalı Albay Banach, sistemin tepesindeki bütün güçlerin birleştirilmesini istiyordu, oysa Türkiye gibi hedef ülkelerde ‘güçler ayrılığı’ gibi saçma sapan bir ilkeyi sistemin bütün güçlerinin ayrıştırılmasını sağlamak için dayatıyorlardı:
“Bu fikirlerin çarpışacağı alanları ve zamanı oluşturmalıyız. Savunma Bakanlığı (DoD) destekli kamu ve özel sektör tasarım forumları, sanal teknoloji mimarisini ve önümüzdeki yıllarda Sanal Savaş rekabet avantajı sağlayacak yasaları ele almak için oluşturulmalıdır. West Point, Müşterek Özel Harekatlar Üniversitesi ve İleri Askeri Çalışmalar Okulu'ndan Georgetown Üniversitesi, MIT, Harvard Üniversitesi ve Stanford Üniversitesine kadar uzanan tüm kurumların, geleceği tasarlamada ve önümüzde karmaşıklığı yönetmede potansiyel bir rolü vardır.”
Şeytan gibi, insanlara fısıldamayı tasarlıyorlardı; bütün insanları, düşündüklerinin kendi doğal zihinsel süreçlerinin sonucu olduğuna inandırmaktı amaçları:
“Bugünkü eğilim, siber, sosyal medya, bilgi ve yapay zekâyı, bağımsız gizli askeri tartışmalarda ve mükemmellik merkezlerinde ele almaktır. Bu operasyon modu değişmelidir. Gizli Sanal Savaş kendi bağlamında nadiren tartışılmaktadır. Dahası, insanlar çoğunlukla aldatıldıkları ve farkında olmaları gereken sanal aktiviteleri göremedikleri için gizlilik hayati önem taşımaktadır. Gizli teknikler ve gizleme teknolojileri hem fiziksel hem de sanal savaşta çok önemli bir rol oynamaktadır.”
Amerikalı Albay’ın telaş gösterisi, kurulu olan sistemin kendisini geliştirmesi gerektiğine dair kaygılarından kaynaklanmıyordu; kötücül sürekliliğin kopma ya da yavaşlama riskine karşı mevcut Amerikalı karar vericileri etkileme aralığında tutma kaygısından kaynaklanıyordu. Dünyayı kana buladıkları ve bu kandan kendilerine refah devşirdikleri bir yüzyıl sağlamışlardı bu sistemle.
“Sonuçta, ışık hâlâ Amerika Birleşik Devletleri'nden parlak bir şekilde yayılıyor. Ulusumuz bugün dünyada bir umut ışığı. Harika ve özgür bir ülkeye sahibiz, ama harika ulusumuz büyük risk altında. Ülkemizin kaderi ve iyiliği elimizde. Bu yazı, II. Dünya Savaşı sırasında yaptığımız gibi, özel sektörü ve Birleşik Devletler halkını harekete geçirmeye yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Özel sektörümüz, hem fiziksel hem de sanal alanda savaştığımız küresel savaşları kazanabilen tek varlıktır. Önceki nesillerde olduğu gibi, bugün önümüzdeki artan sayıda zorluğa karşı çıkmalıyız. İyi haber şu ki, gerçeği örtbas eden maskeler, günlük mitler-hesaplama çabaları ve gelecekteki teknoloji kaynaklı zorluklar daha tanınabilir durumdadır, çünkü şimdi çeşitli trend çizgileri görebiliyoruz, ki bu da pozitif eylemi mümkün kılıyor.”
‘Metin çok yüksek perdeden duygu ve düşüncelerle başlamıştı, şimdi ise neredeyse yalvaran bir âcizlik yayılıyor Albay’ın cümlelerinden!’ diyen Meraklı’nın sesi artık daha keyifli çıkıyordu:
“On altıncı yüzyıldan Hollandalı bilim adamı Desiderius Erasmus, “Önleme tedaviden daha iyidir ” der. ABD'nin düşmanları, sanal savunmamızı incelemeye devam ediyor. Rakiplerimiz, fiziksel savaşta ABD'nin aşırı askeri yeteneklerini önleyebilmek için Sanal Savaş'la saldırmak ve kazanmak için planlar yapıyorlar. Amerika Birleşik Devletleri'nin her zaman hem yabancı hem de yerli düşmanları vardı. Son 242 yıldaki güvenlik sorunları birçok kez değişti. Bu, Sanal Savaş güvenlik sorununun oldukça farklı olduğunu ve benzeri görülmemiş bir güç göz önüne alındığında daha yüksek bir aciliyet duygusu gerektirdiğini söylüyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde mükemmel bir fırtına var. Amerika Birleşik Devletleri'nin yabancı düşmanlarının demokratik yaşam tarzımıza saygısı veya hayranlığı yoktur. Güç ve zenginlik bizim düşmanlarımız için çok değerli. Yurt içindeki ajanlar, Amerika Birleşik Devletleri Anayasasında yer alan haklarımızı da tehdit ediyorlar.”
‘Dikkat et, Meraklı!’ diyerek onu uyardım. ‘Albay’ın ‘neredeyse yalvaran bir âcizlik’ yayılan cümleleri de manipülasyon yüklü. Duygu sömürüsü yapıyor, yapay bir korku üretiyor; Amerikan Milliyetçiliği üzerinden sürdürülebilir kötülüğe dair emirlerini dayatıyor!’
'Hiç aklıma gelmemişti, Abi!' dedi Meraklı, bana bakarak. 'Hep oltaya geliyorum böyle durumlarda!'
'Onlar profesyonel yalancı, sen değilsin, ondandır, Kardeşim!' dedim gülümseyerek. 'Devam et!'
Canı sıkılmıştı, ancak akışını bozmadı sesinin:
“Kendimizi, refah ile ilgisizlik arasındaki bir hata çizgisinde ya da daha da kötüsü, başka bir dünyanın iktidarına boyun eğme arasında başarısız olmuş olarak görüyoruz. Tüm önceki nesiller gibi, yaşamın, özgürlüğün ve gelecek nesil Amerikalıların mutluluğunu sağlamak için yapılması gerekenleri yapmak için cesaret, güç ve liderliğe sahip miyiz? İleriye baktığımızda, şu anki durumu incelemek ve şu soruyu ele almak zorundayız. Çocuklarımız ve torunlarımız için geride bırakmak istediğimiz şey bu mu? Daniel Webster'un özlü sözleri, bu gibi zamanlarda neyin gerekli olduğunu söylüyor. “Bir ülke, bir anayasa, bir kader”. Çok geç olmadan, uygun eylemleri gerçekleştirmeyi öneriyoruz.”
‘Nihayet bitti!’ dedi Kolağası, derin bir nefes alarak.
‘Ama bizim işimiz daha yeni başlıyor, Kolağası!’ dedim ona cesaret veren bir tebessümle. ‘Şimdi kuracağımız sistemi tasarlamak vakti!’
O sırada Aşçı Sultan kahve getirmişti bize.
'Çay, çay, çay, bıkmışsınızdır!' dedi Abla sesiyle. 'Kahve iyi gelir, dedim, iyi mi dedim bilmem!'
'İyi dedin, eline sağlık, Aşçı Sultan!' dedim neşeli bir sesle. 'Suyumuz da var zaten!'
Kahvelerimizi her birimizin içtiği tadı bilerek hazırlamış ve her birimize dikkatle uzamıştı fincanlarımızı.
‘Aşçı Sultan’ın mübarek ellerinden kahve içmek her babayiğide nasip olmaz!’ dedi Sakallı. ‘Allah razı olsun, Abla!’
Her zamanki olgun sessizliğine ara vererek ‘Afiyet, bal-şeker olsun, Mühendis Beyler!’ dedi Aşçı Sultan.
Hiçbir zaman duruşunu bozmazdı; bazen ablalık, bazen de annelik yapardı herkese.
Meraklı’nın morali bozulmuş gibiydi:
‘Abi, çok geniş, çok katmanlı bir sistem tasarlamamız ve işletmemiz şart, ama nasıl yapacağız?’ dedi yorgun bir sesle. ‘Hazır hissediyordum metni okurken, ama şimdi nereden başlayacağımızı da düşünemiyorum açıkçası. Tuzağa düşme korkusu sardı beni!’
Sosyal medya hesabımı açtım ve takip ettiğim David Icke adlı hesabın profil sayfasına girdim.
‘Şu özet faydalı olabilir, Arkadaşlar!’ dedim. ‘Satanist hegemonyanın tetikçileri tarafından neredeyse bir ‘deli’ olarak işaretlenen araştırmacı-yazar David Icke’in yazdıklarını okuyacağım şimdi!’
Canlanmışlardı yine.
Vurguların üstüne basa basa okudum:
“Bu YouTube algoritması meselesinde gözden kaçan çok önemli bir nokta var. Aynı “Küresel Kült” ağı, nihayetinde Birleşik Krallık hükûmetini, YouTube’u (Google) ve BBC’yi vb. kontrol ediyor. Hükûmet, YouTube’a yaptırım uygulamayı planlıyor; YouTube ise her ikisi de aynı gücün elindeyken “direniş” numarası yapıyor. Ancak halk, oyunun gerçekte ne olduğunu görememesi için bunların ayrı kurumlar olduğuna inanmak zorunda bırakılıyor.
Her zaman sözlere değil, sonuçlara bakın. YouTube, Google, Facebook ve diğerlerinin, bilgiyi kontrol ederek halkı algısal olarak programlamaya çalışan aynı Kült’e aitken, bilginin serbest akışını korumaya herhangi bir ilgilerinin olduğu fikri son derece komiktir. Onların “ifade özgürlüğü” konusundaki geçmişini beş dakika araştırmanız bunu size gösterecektir. Zaten algoritmalar kullanarak ne göreceğinizi belirliyorlar ve yankı odası döngülerini sürdürüyorlar; aynı ağa bağlı olan Twitter da dahil olmak üzere!”
‘Bilgi!’ dedi Kolağası heyecanla. ‘Her şey açık; ‘Bilgi’ye hakim olan dünyaya hakim olur’ ilkesi. Bizim ilgi alanlarımızı belirleyerek bu alanlarda araştırmalar yapmamız ve bu araştırmalara dayalı hedefli analizler yaparak bu şeytanî ağa karşı alternatif içerikler üretmemiz gerek!’
‘Evet!’ dedi Sakallı. ‘İnsanların onlara inanmalarına ihtiyaçları var; insanlara muhtaçlar, bu da onların en büyük zaafı oluyor aynı zamanda!’
‘Tamam, ama...’ dedi Meraklı. ‘Nereden başlayacağız?’
Artık herkes hazırdı bu zorlu yolculuğa... geriye yol haritasını ve zamanın doğrusal akışını ya da insan zihnindeki çok boyutlu kuantal doğasını nasıl ayıracağımızı belirlemek kalmıştı.
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
