Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Anlayabileceğimi sanmadığım ‘feminen’ bir sistemdi bu. Kim ne derse desin bu böyleydi; değişmeyecekti de. Biz erkekler kadınlarla eşit de değildik aynı da."
Bu havayı, bu atmosferi seviyordum. Çocuklar böylesine doğal ve duygusal bir saflıkla büyümelilerdi, zihinlerini parçalayacak olan dayatmalarla değil. Onlara verebileceğimiz en iyi şey buydu.
Karım iyice ağırlaşan bedenini hafifçe hareket ettirerek bize doğru ilerledi. ‘Sen yorulduğun gibi, anneler de yorulur babalar da!’ dedi otoriter bir sesle, ancak gülümseyerek. ‘Babanın sırtından inmelisin, burası çocuk parkı değil, ev hiç değil!’
‘İnmeyeceğim işte!’ diye bağırdı küçük oğlum. ‘Ben babamı çok özledim!’
Sesi erkek ve kadın mescidlerinin bulunduğu koridorda yankılanıyordu.
‘Mutfağa böyle giremeyiz ama!’ dedim yumuşak bir sesle. ‘Aşçı Sultan’ın kuralları var!’
‘Orada inerim!’ dedi yine sıkı sıkıya boynuma sarılarak.
Hep beraber yürüdük; mutfağa yaklaştığımızda da iki bacağını omuzlarımdan çekerek sırtıma doğru uzattı ve küçük bedenini aşağıya doğru sarkıttı; kolları hâlâ boynuma sarılıydı. Sırtımdan kayarak inmeyi seviyordu.
Dizlerimi bükerek kayma mesafesini kısalttım ve ‘Hadi!’ diyerek kayacağı zamanın geldiğini haber verdim. Sevinç çığlıkları atarak boynuma doladığı kollarını gevşetti ve kayarak iki ayağının üzerinde duracak şekilde zemine düştü.
Şirket onun neşeli haykırışlarıyla inliyordu. Mühendislerimiz onu sesinden tanıdıkları için çalışma odalarının kapılarına çıkıyorlar ve ona laf atıyorlardı. O da kumral saçlarını sağa sola sallayarak bazen onlara karşılık veriyor, bazen de mühendislerimizin, tanıdığı, arkadaş olduğu çocuklarını soruyordu. Çok şımarmıştı.
Aşçı Sultan’ın kuralları vardı, ama onu görünce bütün kurallarını unutuyordu; hemen koşuyor öpüyor ve kucağına alıyordu. Sonra yemeklerin bulunduğu alana götürüyor, ‘hangisinden istersin?’ diyerek şımarttıkça şımartıyordu. O naz yapınca da meyvelerin bulunduğu -market buzdolaplarına benzer önce cephesi tamamen cam olan- dolapların önüne götürüyor ve meyveleri tek tek gösteriyor ve hangisinden istediğini soruyordu.
O gün de aynı şekilde davranmıştı Aşçı Sultan; aralarına hiç girmemiştim. Karım müdahale etmeye kalkınca da küçük bir tebessümle onu durdurmuş, küçük oğlumun yaşadığı bu güzel çağların tadını çıkarmasını sağlamıştım.
‘Kavurma yiyeceğim!’ demişti önce, sonra da ‘Muzlu süt istiyorum!’
Büyük oğlum da muzlu süt istemişti, yemek yemeyecekti, ama karım acıktığını söylemiş ve kendi elleriyle çorbasını doldurmuştu tabağa. Aşçı Sultan çocukların istediklerini verdikten sonra sessizce karımın önüne kavurma, pilav ve salata tabaklarını koymuştu.
Karımla Aşçı Sultan’ın arasında inanılmaz, hatta anlaşılmaz bir iletişim sistemi vardı; ne ara selamlaşırlar ve ne yapacaklarını kararlaştırırlar, bir türlü anlayamazdım. Anlayabileceğimi sanmadığım ‘feminen’ bir sistemdi bu. Kim ne derse desin bu böyleydi; değişmeyecekti de. Biz erkekler kadınlarla eşit de değildik aynı da.
Telefon ve mesaj trafiği sürüyordu. Onları mutfakta bırakarak çalışma odama döndüm; işleri bitince yanıma geleceklerdi. Akşamki görüşme için diğer şirketlerle olan yazışmalarımız da eş güdümlü olarak ilerliyordu. Arada kısa boşluklar kalıyordu romanı yazmam için. Ben de o boşlukları değerlendirmeye alışmıştım.
İnsanın gerçekle ilişkisi sürekli sorunluydu. Akşamki görüşme de varsayılan gerçekle gerçekleşen gerçek arasındaki sorunları gidermekle ilgiliydi sadece. Hayatımız boyunca yaptığımız şey aynıydı; gerçeği doğru algılamak ve yansıtmak için, şeylerin yer, zaman, ortam, şekil ya da biçim değiştirmiş varlığıyla mücadele ediyorduk. Çocuklarımızın gerçekle kurdukları ilişkilerin de doğru olmasını sağlamakla mükelleftik, ancak...
Gerçek neydi? Gerçekle ilgili çok boyutlu sorunları, tarihte olmadığı kadar yalanla boğulduğumuz için ciddi bir şekilde analiz etmeli ve mümkün olduğu kadar gerçeğin tanımını netleştirmeliydik.
Maalesef harflerle sabitlenmiş ve çerçevelenmiş kasıtlı düşüncelerin arasında epey zaman geçirmiş olanlar, gerçekle ilgili bir yığın tafra okumuş oluyorlardı. Düşüncelerinin köşebaşları, gerçekle ilgili belirsiz tespitlerle tutulmuş olduğundan, onları okuyan insanlar fazla yordalamadan ve yorumlamadan gerçek diye dayatılan safsataları kabul edermiş gibi yapıyorlar ve ‘gerçek, o birilerinin yazdığı gibidir’ diyorlardı.
Bu kolaycılığın temel gerekçesi de diğerleri tarafından ‘kabul edilebilir/ onaylanabilir’ olmaktı.
Oysa gerçek, kendi tanımını apaçık bir şekilde yapıyordu; gerçek, kendisine dair bilgiden kuşku duyulmayandı, kendisi kuşkusuz ve kesin olarak bilinendi.
Bu anlamda insanın kuşkusuz ve kesin olarak bildiği şeylerin tamamı, bütün boyutlarıyla evrensel gerçeğin altkümeleriydi. Evrensel gerçek ise, evrene ait bütün gerçeklik altkümelerinin bileşimiydi.
İnsanların evrensel gerçeğin bütün altkümelerini bilmediklerini rahatlıkla söyleyebilirdik. Bundan dolayı bilim evrensel gerçeğin altkümelerini keşfetmeyi hedefliyordu ve sırf bu sebeple bilimsel bilgi olarak betimlenen bilgi, evrensel gerçeğe diğer bilgilerden daha yakındı.
Ancak bu bilginin zamana bağlı olarak kesinmiş gibi görünen ve bilinen yüzü de kesin ve mutlak değildi. Sadece kesin bilgiye/gerçeğe ulaşma yolunda atılan her adım, atılacak insanî adımları kolaylaştırıyordu (bazen de zorlaştırıyordu), o kadar.
Ne var ki gerçeğin tanımından kaynaklanan diğer belirsizlikler de göz ardı edilmemeliydi. Her insana göre farklı ve özel olan doğrulardan bahsediliyordu gerçek-doğru karmaşası üretmek isteyenler tarafından, ‘herkesin doğrusu kendisine, herkesin gerçeği kendisine’ diyorlardı.
Veya kültürel tasniflerin tepesine tünemiş olan zorbalarda sık görülen bir hastalığın, başkalarının düşüncelerine saygı gösterme kılıfında sarf edilmiş diğer ilkesi, ‘doğru tek değildir, gerçek tek değildir’ oluyordu. Ya da ‘herkese göre değişen, gerçek değildir!’
Oysa doğru ile gerçek arasında doğrudan bir ilişki yoktu. Doğru, karşıtı olan yanlışla ilişkiliydi. Gerçek, evrene dair olan her şeyi temsil ettiği için, doğru da yanlış da aynı gerçekliğin içindeydi. Yani doğru ve yanlış, evrensel gerçeklerle ilişkilenen insanın kendi fikir dünyasında oluşturduğu yorumlardan besleniyordu.
Evrenin içinde var olan ve zamanın göreliliğinde fark edilen şeylere değer biçen insanların ölçütleri ise insanları farklılaştırıyordu. İnsanın doğru ve yanlışa dair ölçütleri, evrene ve her şeye dair gerçeği kesin olarak bilen Allah'ın bildirdikleriyle belirleniyorsa, insan biliyordu ki bu hususta kendisine yorum yapma hakkı tanınmış değildi, doğru ve yanlış, sadece yaratıcının tespit ettiği ve insana bildirdiği gibiydi.
Ve bunu fark eden insanlar için doğru ve yanlışın kişilere özel bir alana indirgenemeyeceği görülüyordu, bundan dolayı da çelişki yaşanmıyor; doğru ve yanlış herkese göre değişmiyordu. Kesin olarak ayrılmamış olan konularda ise insana kesin olan 'doğru ve yanlış' ölçütlerine kıyasla yorum yapma hakkı verilmişti.
Buna karşıt olarak iblis endeksli ölçütler varsa fikir dünyasında, insan kendi nefsini merkez alan çıkarsamalar yapacak ve doğruları çıkarlarıyla ilişkilendirerek kendince özelleştirecekti. Ve o zaman da kişilere göre doğru veya gerçek karmaşası başlamış olacaktı.
Herkes biliyordu ki bilim insanları, kendilerinden öncekilerin bıraktıkları toplam mirasın gerçekliğinden kuşku duyarlardı ve bu kuşkuyu da kesin bir gereklilik olarak belirlerlerdi. Ve onlar iyi bilirlerdi ki 'gerçek, kişilere göre değişmez'di.
Eğer insan, gerçeğin diğer algılanış şekillerini önemsiyorsa bunu değerlendirmek zorundaydı. Bazen hatalı olarak, mevcut olan için gerçeklik vurgusu yapılıyordu; buna göre mevcut olmayan da gerçek değildi.
Varlık ve yoklukla ilgili belirlenmiş sabit ölçütleri olmayan insanoğlu, doğru-yanlış karşıtlığında karıştırdığı 'gerçek' tanımını varlık-yokluk karşıtlığında da belirsizleştiriyordu.
Emin olmalıydı insan; gerçek, kendisi hakkındaki bilgiden kuşku duyulmayandı. Neyin var, neyin yok olduğunu bilmeyen biri, gerçeği varlık ve yoklukla ilişkilendiremezdi.
Çocuklarımızı da tarihî kökleri derin bu çarpıklıklarla yetiştiremezdik.
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
