21 Haziran 2026 Pazar

SA12037/SD3825: Sıkıntı (Roman); 15. Bölüm-Hava 12

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Antik Roma ve Antik Yunan Paganizmi üzerinden kurdukları egemenliklerini geçtiğimiz birkaç yüzyıldan beri açıkça sürdüren Samirîlerin hırsı uzaya taşmıştı; gezegenlerin adlarının tamamı putperest egemen kültürün zafer gösterilerinin bir eseriydi. Uyduruk tanrı ya da tanrıçaların adları verilmişti hepsine."


Bir annenin o muhteşem koruyucu, kollayıcı sınırsız merhameti ve benzersiz cesareti insanlığın geleceğine yön verebilecek güce sahip miydi, hiç kimse bilemezdi; ama karım için çocukları her şeyden çok daha önde ve önemliydi. Avrupalı annelerin merhameti sıyrılmış, şeytanî bir dışlayıcılıkla donanmış ben merkezli hayat algısıyla kuşatılmış olmasını yorumlamaya gerek yoktu.

‘Kadın, çocuk doğurmak ve büyütmek, erkek, baba olmak istiyor; insanın genetiğine işlenmiş bu duyguyu ortadan kaldırabilmeleri için insanın genlerini değiştirmeleri gerekecek, bunu da bugüne dek başaramadılar, başaracaklarını da düşünmüyorum!’ dedim. ‘Satanist Yahudilerin yapay zekaya yönelmelerinin bir başka gerekçesi de bu. Çektikleri fütüristik bilim-kurgu filmlerinde işlenen temel düşünce, insanın tamamen nesneleştirildiği, makineler karşısında bir paçavraya dönüştürüldüğü, çocuksuz, karanlık bir gelecek!’

Endişeli bir sesle sordu karım:

‘İnsan kendi neslini koruyabilecek mi?’

Ayağa kalktım, ellerim pantolonumun ceplerindeydi; odada küçük turlar atarak düşündüklerimi anlatmaya devam ettim:

‘Bu yanlış bir soru gibi duruyor olabilir; insanı yaratan Allah'tır, insan neslinin devam edip etmeyeceğine karar verecek olan da sadece O'dur!’ dedim uzaklara bakan bir sesle. ‘Nuh Tufanı bunun için yeterince açık kanıtlar içeriyor. İnsanlığı, Nuh’un gemisine binenlerin soyundan sürdüren ve diğer insanları yok eden Allah, dilediğini yapabilecek tek güçtür. Satanist Yahudiler bunu da biliyorlar. Bildikleri için de insanlığa saldırılarını her geçen gün daha da şiddetlendirerek Allah’a karşı savaştıklarını herkesin bilmesini istiyorlar; çünkü ustaları Şeytan da böyle yapıyor!’

Karım sorularını insanın daimî sorumluluklarının sırtına asarak ilerliyordu.

‘Peki biz, her şeyin farkında olan insanlar olarak, insanlar üzerinden yürütülen bu savaşta seyirci mi olacağız?’ dedi. ‘Biz, satanist Yahudiler tarafından her türlü araçla öldürülmek üzere hedef seçilirken Allah’ın onları engelleyeceği ve yok edeceği günü mü bekleyeceğiz? Çocuklarımız ve onların çocukları bizden kendilerini koruyacak onurlu bir miras bırakmış olmamızı istemeyecekler mi? Dünyanın herhangi bir yerinde doğan bir çocuk kendisini korumak için bütün insanların ayaklanmasını isteme hakkına sahip değil midir? Herhangi bir hayvanın kendi yavrusunu korumak için hayatını feda edecek kadar onurlu olduğunu bildiğimiz halde, insan olduğumuzu ve en azından bir hayvan kadar neslimizi korumak için savaşacak bir onura sahip olduğumuzu ne zaman anlayacağız?’

Karımın yağmur gibi yağan hassas soruları yerli yerindeydi, kuşkusuz haklı ve derin bir kaygıydı bu.

‘Yoksa, insanlık olarak onurumuzu kaybettiğimizi ve tekrar elde edemeyeceğimizi mi düşünüyorsun, Karıcığım?’ diye sordum ona. ‘Bence hayır! İnsan, her yeni doğan insanla birlikte onurunu hatırlamak ve korumak üzere yaratılmıştır; aramızdaki beyinsizler yüzünden hayvanlardan daha aşağı bir seviyeye inmeyeceğiz. Şeytan'ın çocuklarıyla savaşacağız; çocuklarımız doğacak ve dünya, insanın onurlu savaşlarına tanıklık edecek! En azından sen, ben ve bizim gibiler bu onurdan kendinizi mahrum etmeyeceğiz!’

Gelen yeni bir telefonla sohbetimiz yine kesilmişti. Büyük oğlum da oturduğu koltuktan kalkmış küçük oğlumun oynadığı güneş sistemi maketiyle ilgilenmeye başlamıştı; sırasıyla her bir gezegenin adını söylüyor ve kökleriyle birlikte anlamlarını anlatıyordu küçük oğluma. 

Antik Roma ve Antik Yunan Paganizmi üzerinden kurdukları egemenliklerini geçtiğimiz birkaç yüzyıldan beri açıkça sürdüren Samirîlerin hırsı uzaya taşmıştı; gezegenlerin adlarının tamamı putperest egemen kültürün zafer gösterilerinin bir eseriydi. Uyduruk tanrı ya da tanrıçaların adları verilmişti hepsine.

Küçük oğlum, ‘Ben bu gezegenlere verilen isimleri kabul etmiyorum, değiştirelim!’ diyordu. ‘Gezegenleri de Allah yarattı, onlara Allah’ın sevdiği isimleri vermeliyiz!’

Karım telefondaki görüşmem bitince ayağa kalktı ve çocuklara seslendi.

‘Babanız çok yoğun bir şekilde çalışıyor, çocuklar!’ dedi kucaklayıcı bir sesle. ‘Biz de yavaş yavaş evimize gidelim!’

‘Uzaya gidince gezegenlerin adlarını değiştirme hakkımız doğar, Babacığım!’ dedim küçük oğlumu kucağıma alırken. ‘Henüz gidemedik. Gidenler ya da gittiklerini iddia edenler bizden daha güçlüler. Bunun için de sizin çok çalışmanız gerekiyor, ayrıca çocuklarınıza da bunu aşılamanız gerekecek!’

Binadan çıkıp otoparka doğru yürürken Aşçı Sultan da katıldı bize. Ellerinde çocuklar için hazırladığı ve paket yaptığı bir şeyler vardı.

Otoparkı yeni bir heyecan ve coşku dalgası sarmıştı. Küçük oğlum Aşçı Sultan’ın da onlarla birlikte Bân’a gelmesini istiyordu ısrarla. Onu ikna edip arabaya bindirdikten sonra onları el sallayarak uğurladık.

Aşçı Sultan’ın gözleri yaşarmıştı, ‘Bu çocuk çok başka!’ diyordu kendi kendine konuşur gibi. Biz binaya girerken de birkaç kez arkasını dönüp arabanın gittiği yöne doğru bakmıştı.

Ona söylemedim, ama uygun bir zamanda onu, kocasını ve evlenip yuvalarını kuran çocuklarını Bân’da ağırlamaya karar vermiştim.

Zamanım daralıyordu, Yanis Varoufakis’in metni üzerinde çalışmaya devam ettim.

“Peter Thiel gibi figürler, bunu engelleyenleri Antichrist’ın (Deccal) hizmetkarları olarak görüyor!” diyordu Varoufakis. “Marc Andreessen gibi isimler ise gerçek hayırseverliği kaynak israfı olarak nitelendirip, parayı kârlı cyborg yatırımlarına yönlendirmeyi savunuyor. Henüz cyborglara dönüşmemiş olsak da (şükürler olsun), bu yeni ideoloji -technochauvinism (teknolojik şovenizm)- tartışmalarımızı değiştiriyor, siyasi kültürümüzü zehirliyor!”

Ondan yükselen itirazların arka planı çok belirgindi.

“Bugün bunu neden gündeme getiriyorum?" diye soruyor ve sorusunu yine kendisi cevaplıyordu:

“Elon Musk’ın yakında yapacağı IPO’lar (şirket hisselerinin piyasaya arzı) ve Yapay Zeka etiketiyle şişen piyasa değerleri yüzünden. Yapay zekayı bir domuza ruj sürer gibi sürüyorlar ve şirket değerlemelerini roketliyorlar. Elon Musk eskiden yapay zekadan korkuyordu: “Şeytanı çağırıyoruz, demonu çağırıyoruz” diyordu. Yapay zekanın insanlığa empati duymadığını söylüyordu. Şimdi ise empatiyi Batı medeniyetinin temel zayıflığı olarak görüyor. İnsanlığı “dijital süper zekâ için biyolojik bootloader (önyükleyici)” olarak tanımlıyor. Homo sapiens, kendileri gibi akıllı insanların geliştirdiği daha üst programlara göre ilkel donanım olarak hatırlanacak. Tek hücreli organizmalar gibi!”

Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi dünyanın birçok yerinde insanlığın uyanışına yönelik kıpırdanışlar vardı, bunu görüyordum, bunlar herkesin insanlık için ayağa kalkacağı o muhteşem günün geleceğine dair belirgin işaretler olarak sayılabilirdi. 

Yanis Varoufakis analizini tamamlarken de nesnel bir sertlikle kuruyordu cümlelerini:

“Tech Lordism, Big Tech için neoliberalizmin finansçılar için taşıdığı anlam haline geliyor. Neoliberalizm piyasayı tanrılaştırdı; tech lordism ise algoritmayı tanrılaştırıyor. Bu ideolojinin üç işlevi var: ilk olarak toplumun ürettiği her türlü düzenlemeyi boğarak insan çabasının kolonileştirilmesini meşrulaştırıyor. İkinci olarak devlet kurumlarının, özellikle kamu verilerinin Big Tech’e aktarılması yoluyla kolonileştirilmesini meşrulaştırıyor. Üçüncüsü, Wall Street’in kolonileştirilmesini meşrulaştırıyor. (stablecoin’ler, kripto paralar vb.).

Sonuç olarak, Neoliberalizm öldü, Tech Lordism onun yerini alıyor. Bu ideoloji, görünüşte transhumanist bir gelecek rüyasına dayanıyor, ama aslında burada ve şimdi muazzam kaynakları ve gücü küçük bir tech lordları grubuna kaydırıyor. Yapay zekayı kendi amaçları için kötüye kullanıyorlar, toplumun gerçekten faydalı amaçlar için kullanmasını engelliyorlar ve ekonomileri istikrarsızlaştırıyorlar. Eski tarz liberallerle daha fazla ortak noktamız var. Neoliberalizm liberalizmi öldürdü. Tech lordism de algoritmayı tanrılaştırıyor ve tech lordlarının yağma yapmssını meşrulaştırıyor. Piyasaları yok edip yerine platformlar koyuyorlar.” 


<<Önceki                      Sonraki>>


[20.06.2026, 15/25 (1121))]


Seçkin Deniz, 21.06.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

  

Seçkin Deniz Twitter Akışı