19 Nisan 2020 Pazar

SA8523/KY23-NN39: Yahudileri Veba İçin Suçlayan Yahudi Karşıtı Komplo Teorilerinin Antik Kökeni

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız analiz, İsrailli Haaretz gazetesinden Ofri Ilany'ye aittir ve Coronavirus-Covid-19 salgının yayılması dolayısıyla Yahudilerin suçlanma olasılığına odaklanarak, antik çağlardaki ilgili iddiaların kökenini irdelemektedir. Analistin ilginç bir şekilde kaygıya kapılmasının nedenleri vardır, bugün küresel anlamda etkili bir çok kurumun etkin aktörleri ve şirketin sahipleri olan (Rockefeller, Rothscild gibi aileler) ultra zengin siyonist yahudiler ilaç şirketlerinin ya da bioteknolojik çalışmalar yapan şirketlerin sahipleri ya da finansörleridirler. Forbes Dergisi'nden Rainer Zitelmann'ın 23 Mart 2020'de yayınlanan 'Korona Krizi: Rothschildler mi? Bill Gates mi? Günah Keçisi Arayışı Başladı (The Corona Crisis: The Rothschilds? Bill Gates? The Search For A Scapegoat Has Begun) başlıklı yazısında bu bağlamda kurulan teorileri şöyle değerlendirmektedir: "Yahudi karşıtlığı ve dünya çapında bir Yahudi komplosu efsanesi, tarih boyunca zulüm ve katliamların temel kaynağı olmuştur."  Rainer Zitelmann'ın ve aşağıdaki analizin yazarı Ofri Hany'nin antik çağlardan verdikleri kanıtlar veya gerekçeler ile şu andaki teorilerin doğrudan ya da dolaylı olarak ilgisi bulunmamaktadır; tam aksine karşıt gerekçeler vardır. Çünkü geçmişte ilahi kökenli hastalıklar ya da belalar, yahudilerin değil, yahudileri yok etmeye çalışan, onlara ve gönderilen peygamberlere zulmeden firavunların ya da kralların bu işten vazgeçmeleri için başlarına gelen ve  Tanrı'ya inanan yahudilerin herhangi bir tasarımı, üretimi olmadan yaşanan olağanüstü şeylerdir; doğrudan Allah'ın yarattığı mucizelerdir. Bugün Tanrı'ya inanmayan siyonist yahudilerin, Tanrı'ya inanan her dinden insanın aleyhine olacak şekilde birçok küresel projeye sahip oldukları ve bu projeleri uygulamaya çalıştıkları gerçeği açıkça ortadadır. Hasidik-Ortodoks yahudilerin de katıldığı, Siyonist-dinsiz yahudilere yönelik eleştirileri, tüm yahudilere yönelik olarak çarpıtmak aynı zamanda tarihi gerçekleri de çarpıtarak kullanmak ve sorumluları saklamak anlamına gelmektedir. Geçmişteki salgınların veya belaların kaynağı Tanrısal'dır, Tevrat (Exodus 9:8-9) bunu açıkça ifade etmektedir: "Rab, Musa'ya ve Harun'a dedi ki: "Bir fırından külleri alın ve Musa onu Firavun'un huzurunda göğe doğru dağıtsın. Ve Mısır'ın tüm topraklarında ince toz haline gelecek ve Mısır topraklarında insan ve hayvan üzerinde çıbana neden olacaktır." Ancak bugün artık saklanamaz düzeyde gelişmiş biyoteknolojik imkanlarla dolu laboratuvarlarda doğal virüsler üzerinde çalışarak salgın hastalık üretebilecek bir kapasiteye sahip şirketlerin varlığı konunun tanrısal olanla ilişkisini değiştirmiş, tam aksine Kur'an (Nisa Suresi 117-119)'ın ifade ettiği gibi Allah'ın yarattığını bozmaya yönelik birer girişim haline gelmişlerdir. Kuşkusuz bu iki somut durumu birbirinden ayırmak şarttır ve ırk-din adı olarak yahudilerin tümünü suçlamak yanlıştır. Tarih boyunca her ırktan veya dinden insanlık karşıtı davranışlara sahip insanlar çıkmıştır. Bugün yaşanan küresel salgında sorumlu olanlar tarih önünde yargılanmak zorundadır. Bu tartışmaları din-ırk zeminine sıkıştırmak, sadece sorumlu gizli örgütlenmelerin ve kişilerin sorgulanmasının engellenmesini amaçlamaktadır.  Ki; bugün virüsün doğal olduğunu iddia edenlerle, virüsün laboratuvarlarda üretilmiş olduğunu iddia edenlerin hangi temel nedenle hareket ettikleri hususu da bu sorgulamaya bağlıdır. Bugün salgın yüzünden aylardır evlerinden çıkamayan, hastanelerde ölümle pençeleşen ya da ölen insanlarla meşgul olan insanlığın, Yahudi karşıtı (Antisemitist) veya Yahudi yanlısı (Semitist) gibi saçma sapan tasniflere girmeden sorumluların kim olduklarına dair gerçeği bilmeye ihtiyacı vardır. Çünkü bu virüsleri yayanlar aynı zamanda, tıpkı binlerce yıl önce olduğu gibi, Tanrı'ya inanan yahudilerin de yok olmasını istemektedirler. 
Seçkin Deniz, 19.04.2020


"Eski Mısır'ın kendine has bir Exodus (Büyük Göç) hikayesi olabilir. Bunun başlangıcı ise bir veba salgınıdır."

Yaklaşık 3.350 yıl önce, bir salgın firavunun Mısır'ını sardı. Salgın Suriye'nin güneyinden, güneye Kenan topraklarına doğru Megido ve diğer şehirleri tahrip ederek yayıldı. Aynı zamanda Suriye'den doğuya ve kuzeye doğru yayılmaya devam etti. Muhtemelen salgın deri ülserlerine, malformasyona, yüksek ateşe ve kimi zaman da ölüme neden olan TULAREMİ (tavşan nezlesi) adındaki bulaşıcı hastalıktı.

M.Ö. 14. yüzyılda bölgedeki en güçlü imparatorluk olan Mısır Krallığı, birkaç yıl boyunca sınırlarını kapatarak salgına karşı kendini korumaya çalıştı. Bunun kanıtı da bir Mısır şehrinin valisi tarafından gönderilen ve "Sumur halkı şehrime giremez, Sumur'da bir veba var" yazan resmi bir mektuptur.

Belediye çalışanları geçen ay Giza'daki piramitlerin etrafındaki alanı dezenfekte ediyorlardı./AFP

Mısır ve kuzeydeki krallıklar arasındaki ticaret, salgın yüzünden 20 yıldan uzun bir süre durdu. Salgın kuzeyden geldiği için Mısırlılar buna "Kenan hastalığı" ya da "Asya hastalığı" adını verdi. Salgın, Hitit İmparatorluğu'nu yok etti ve art arda iki kralının canını aldıktan sonra Mısır'a da sızdı ve krallıkta büyük hasara yol açtı.

Alman Mısırbilimci Jan Assmann, antik dünyayı vuran bu en yıkıcı salgının Mısırlılar için de eşi görülmemiş bir travmaya neden olduğuna inanıyor. Ortak belleklerinde dönemin siyasi ve dini gelişmeleri ile de birleşerek, binlerce yıldır devam eden efsaneler ortaya çıkarmıştır.

Bu efsanelerden birinin merkezinde bize de çok tanıdık gelen bir hikaye vardır: İsrailoğulları'nın Mısır'dan Büyük Göçü (Exodus).

Yahudiler ve veba salgınları arasında kurulan bağlantı, Orta Çağ boyunca ve modern Avrupa kültürünü de sürekli meşgul etmiştir. İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın yakın bir zamanda da uyardığı gibi, ABD'de ortaya çıkabilecek ve Yahudilerin koronavirüsün patlak vermesinden sorumlu tutulabileceği olası bir Anti-Semitizm dalgasından endişe edilmektedir. Ancak bu çağrışımın köklerinin muhtemelen tarihin başlangıcına kadar uzandığı ortaya çıkmaktadır.

Alman Mısırbilimci yazar Jan Assmann 1998 yılında yazdığı “Mısırı’ın Musası” adındaki kitabında Eski Mısırlıların Büyük Göç hadisesini kendilerine göre yorumladıklarını yazmıştır. Yeniden inşa etmesi zordur, ancak bazı Mısır geleneklerinde de bir iz bırakmıştır. Dahası, Kutsal Kitap'a ait anlatının ortaya çıkışıyla ilgili de öğretici olabilir.

M.Ö. 4. yüzyılda Mısır'da yaşayan tarihçi “Abderalı Hekataios tarafından yazılan İncil harici olan bir kaynak Mısır Büyük Göçü ile ilgili bilinen en eski bilgidir. Hikayenin bu versiyonu, İncil’den birkaç yüz yıl öncesine dayanan, aynı zamanda bize pek de aşina olmayan bazı İncil ögeleri içermektedir. Bu ögelerden birisi de tüm göç hikayesinin bir veba salgını ile başlamasıdır.

Hekataios'a göre; antik çağlarda ölümcül bir veba salgını Mısır'ı vurur ve halk bunu tanrılarını kızdıran yabancıların üzerine atar. Bunun sonucunda yabancıların Mısır'dan sınır dışı edilmesine karar verilir. Sınır dışı edilenlerden bir kısmı Yunanistan'a giderken, daha büyük bir kısmı da sonradan “Yahuda” olarak anılan bir diyara gider. Bu kavim, Musa adında bir kişi tarafından yönetilmektedir. Musa ve halkı Yahuda topraklarının kontrolünü ele geçirdikten sonra aralarında Kudüs'ün de olduğu bir dizi şehir kurar.

Hekataios, İsrailoğulları'nın Mısır'dan veba ile çıkışı iddiası konusunda yalnız değildir. Diğer bir kanıt, İbranilere daha düşmanca bir dil kullanan, M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış Mısırlı rahip Manetho’nun yazılarında görünür. Bu yazılar, Yahudi tarihçi Josephus Flavius'un bahsettiği Göç'ü anlatan bir delildir. Manetho, sıra dışı bir peygamberin etkisi altında olan Firavun Akhenaton’a (IV.Amenhotep) çıkışır ve Mısır'ı cüzzamlılardan ve bedensel bozukluğu olan kişilerden arındırmasını sağlar

Firavun Akhenaton, Mısır Müzesi (1)

Akhenaton, cüzzamlıları Mısır'ın doğusundaki taş ocaklarına gönderir ve onları vahşice köleleştirir. Cüzzamlılar, firavuna karşı ayaklanmaya karar verirler ve liderleri olarak “Heliopolis” şehrinden “Osarsif” adında cüzzamlı bir Mısır rahibini seçerler. Osarsif onlara puta tapmaktan vazgeçmelerini gerektiren yasalar verir ve Mısır tapınaklarını yakmalarını ve kutsal hayvanlarını kesmelerini emreder. Manetho, sonunda Osarsif’in o cüzzamlıların lideri olduğunu, adını değiştirdiğini ve kendisi için “MUSA” lakabını seçtiğini söyler.


Modern tarihçilerin çok azı “Manetho” kaynağına itibar ederler. Ama bununla birlikte kaynakta adı geçen salgın gerçeği, yazılanları tamamen uydurulmuş saymayı da zorlaştırmaktadır. Assmann, bilhassa tıbbı hastalıkların da İncil’de geçen ve Mısır’ı zorlayan 10 Bela’nın içinde yer aldığını ve ayrıca bu salgın sırasında İsraillilerin ve Mısırlıların ayrıldığını ve Hamursuz Bayramının da (Pesah) buna dayandığını belirtir.

Bundan yola çıkarak, tarihsel salgın ile Antik Çağ'da Mısır'dan Büyük Göç hikayesi arasında bir bağlantı olduğunu söyleyebilir miyiz? Hekataios ve Manetho, gerçek “Tularemi” salgınından yaklaşık 1000 yıl sonra yaşamışlar ve tamamen farklı bir siyasi gerçeklik içinde var olmuşlardır. Yine de Assmann, salgın ve benzeri olaylardan kaynaklanan eski bir Mısır geleneğine dayanarak böyle bir kanıda bulunduklarını gözlemlemektedir.

Ve gerçek şu ki, salgın öfkesi ile aynı anda dini bir devrim gerçekleşmiştir.

Akhenaton,  MÖ 14. yüzyılda, tek tanrı devrimini gerçekleştiren firavun olarak tanınır. Ancak çok az kişi bunun arka planında bir salgın olduğunu bilir. Akhenaton'un Mısır'ın başkentini “Thebes” ten (bugünkü Luksor), “Amarna” ya yani batı çölüne taşıdığı biliniyor. Fakat Mısırolog Hans Goedicke bunun nedeninin dini değil, sadece enfeksiyondan korunmayı sağlayacak bir karantina bölgesi oluşturma girişimi olduğunu ileri sürer.

Tarihin başlangıcından günümüze kadar “salgınlar”, insan günahları için ilahi bir ceza olarak algılanmıştır. Kimi Mısırbilimciler, Akhenaton tapınakları kapatıp bu tanrılara tapınmayı yasakladığı için bu salgının eski Mısır'da tanrılar tarafından verilen ceza olarak yorumlandığını düşünüyorlar.

Assmann’a göre “İsrailoğulları” Mısır toplumsal belleğinde, geleneksel dinin yasaklanmasıyla önceden beri ilişkilendirilmişlerdir. Akhenaton döneminde meydana gelen karışıklıklar da yine İbranilere bağlanmıştı.


Assmann'ın aksine, diğer tarihçiler Akhenaton devri olaylarının toplumsal hafızada bu kadar uzun süre korunup sonra yeniden ortaya çıkma olasılığına şüpheyle yaklaşıyorlar. Tarihçi David Nirenberg, "Anti Semitizm" adlı kitabında, rahip Manetho'nun Mısır tarihinden farklı olayları bir araya getirip İsrailoğulları'nın kökenleri hakkında tek bir anlatıya dönüştürdüğünü savunmaktadır.

Her halükarda bu durum, Yahudiler, tektanrıcılık ve hastalıkların yayılması arasında potansiyel tehlikeli bir bağlantının kaynağıydı. “Salgın (veba) taşıyan Yahudiler” kavramı antik dünyada güncellik taşıyan bir kavramdı. Örneğin Eski Roma’da Yahudiler; “tanrıların düşmanları, insanlıktan nefret edenler ve salgınların taşıyıcıları” olarak tasvir edilmiştir. Nirenberg'e göre bu iddialar o kadar etkili oldu ki, bugün bile Yahudi karşıtı ideolojilerin altında yatan sebeplerin temelini oluşturmaktadırlar.

Ofri Ilany, 17 Nisan 2020, Haaretz


Nehir Nil, 19.04.2020, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Çevirmen Yazar, Çeviri, Çevirilerdeki Sesler


1.  A statue of Akhenaten is displayed in the Cairo Museum. (Image: © Sphinx Wang / Shutterstock.com)





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

1 yorum :

Unknown dedi ki...

Çok ilginç bir yazı Yahudilere ağır bir sorumluluk yüklenmiş görünüyor

Seçkin Deniz Twitter Akışı