14 Haziran 2026 Pazar

SA12028/SD3820: Sıkıntı (Roman); 15. Bölüm-Hava 10

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Gülümsedim ve şefkatle karımın yanağına dokunarak ‘Sıkıntı’yı yazdığımı söyledim. Ardından küçük oğlumu kucağıma aldım ve büyük oğlumun saçlarını okşadım."


‘Size ne oldu?’ diyordum ben de onların telaşlı hallerine anlam vermeye çalışırken. ‘Neden telaşlandınız, yüzlerinizdeki bu ifade ne?’

Yanıma geldi karım, kollarımdan tuttu, yüzüme ve gözlerime baktı. Göğsü hızla kalkıp iniyordu, nefes alış-verişleri sıklaşmıştı.

‘Yüzün savaş alanı gibi, Mühendis!’ dedi kaygısı yükselmiş bir sesle. ‘Sanki cehennemi görmüş gibisin!’

‘Cehennem, Evet!’ dedim o ân, anlamıştım; romanı yazarken algoritmaların acımasız egemenliğinin dünyanın her yerine yayıldığı ve uzaya sıçradığı o mahut geleceğe gitmiştim, çocukların maruz kaldıkları felaketleri görünce de öfkelenmiştim. İç dünyam alt-üst olmuştu; böyle ânlarda duygularım hep yüzüme yansıdığından karım ve çocuklar da beni o halde görmüşlerdi.

Gülümsedim ve şefkatle karımın yanağına dokunarak ‘Sıkıntı’yı yazdığımı söyledim. Ardından küçük oğlumu kucağıma aldım ve büyük oğlumun saçlarını okşadım.

‘Elhamdülillah, bana bir şey olmadı!’ dedim yumuşak, ancak güçlü bir sesle. ‘Ama gelecekte size bir şey olmasından kaygılanıyorum. Kötü insanların insanları yapay zeka destekli yarı-makine hâline getirmesinden kaynaklanacak olan kötülüklerden sizleri nasıl koruyabilirim, onu düşünüyorum!’

‘Ben makine de olmayacağım, yarı-makine de, Baba!’ dedi oğlum sıkı sıkıya boynuma sarılarak. 'Sen korkma!’

‘Ya senin çocukların, onların çocukları?’ dedim saçlarını okşarken. ‘Onları da koruyabilecek misin?’

‘Onlar da makine olmayacak, Baba!’ dedi bağırarak. ‘Hepsine anlatacağım kötü insanları!’

‘İnşallah!’ dedim onu geniş koltuğa oturturken.

Büyük oğlum da onun yanına oturmuştu. Karım oturmamakta direniyordu. Henüz sakinleşmemişti.

‘Lütfen otur, Hanımefendi!’ dedim sırtına ve karnına dokunarak. ‘İki canlısın, sen böyle heyecanlanırsan biz ne yaparız sonra?’

Karım çok fazla direnmeden çocukların yanına oturdu. Sebilden bir bardak su doldurdum ve içmesi için ona uzattım.

‘Bende su istiyorum!’ diye atıldı küçük oğlum. ‘Çok susadım!’

Ona ve büyük oğluma da su verdim. Karımın dikkati dağılmıştı, suyunu besmele çekerek yudum yudum içmeye başladığını görünce de bedenimdeki gerilim azaldı. Küçük oğluma ‘bismillah demeyi unutma!’ diye seslendiğinde de tamamen rahatladım; normale dönmüştü.

Yanlarına oturmuştum ben de.

‘Her sürpriz başka sürprizlere maruz kalabilir, Baylar, Bayanlar!’ dedim sesimi yükselterek. ‘Bu heyecanlı ânı hayatımız boyunca unutmayacağız ve insanlık ailesi olarak hep birlik olacağız, bir arada olacağız, birbirimizi kollayacağız, Şeytan’a ve şeytanlaşmış insanlara karşı savaşacağız!’

‘Allahu Ekber!’ dedi küçük oğlum. Biz de onunla birlikte birkaç kez ‘Allahu Ekber!’ dedik.

Büyük oğlum her zamanki gibi sessizdi. Bu kez neredeyse fısıldayarak, ‘Biz de Müslüman yapay zeka yaparız, Baba!’ dedi. ‘Onlarla öyle savaşırız!’

‘Evet, Babacığım!’ dedim sırtını okşayarak. ‘Allah bize düşmanlarımızın silahlarına karşı silah hazırlamamızı emrediyor, bu kolay olmasa da imkânsız değil. Biz Müslümanlar insanlığın son koruyucularıyız, herkesten çok daha fazla çalışmalıyız!’

‘Ben insanları cyborga dönüştürebileceklerini sanmıyorum, Baba!’ dedi düşünceli bir sesle. ‘Belki giyilebilir teknolojiyi daha da geliştirebilirler, en fazla bu teknolojilerin insan beyni ile bağlantısını kurmaya çalışabilirler. İnsan, içinde makinelerle yaşayamaz. Bir belgeselde izlemiştim. İnsan vücudu herhangi bir yabancı cisme karşı savunma sistemini devreye sokuyor; o yabancı cismin etrafını iltihapla sarıyor. İnsanı cyborga dönüştürmekte ısrar ederlerse denek olarak kullanılan insanlar kanser olur ve ölürler!’

Kurduğu düzgün cümleler, yaptığı akıl yürütme ve ulaştığı analitik sonuç, büyük oğlumun emeklerimin karşılığını verdiğini gösteriyordu.

‘Elhamdülillah’ dedim içimden. Ben elimden geleni yapacaktım. Benden ve annelerinden aldıkları genetik özelliklerle birlikte öğrendikleri şeyler onların kişiliklerini oluşturmalarına yardım edecekti, sonrası onların özgür iradelerinin yönergeleriyle şekillenecekti.

‘İnsanların -ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar- dünyadaki nüfusu planlayabileceklerine, insanın biyolojik doğasını insanı öldürmeden değiştirebileceklerine inananlardan değilim, Babacığım!’ dedim. ‘Çünkü insan denen yaratılmış varlığın -tıpkı bir geyik ya da bukalemun türü gibi- asla bu güce sahip olamayacağını biliyorum!’

Karım kendini tutamadı ve ‘O halde neden bu kadar kaygılandın, Mühendis?’ dedi.

Ona baktım ve merhametine sessiz sevgiler gönderdim:

‘Yaratmak Allah’a mahsustur, insana değil, Karıcığım!’ dedim. ‘Cyborg varsayımsal bir tür, gerçekleşmesi imkânsız; ancak bu gerçek, şeytanlaşmış insanların amaçlarından kolaylıkla vazgeçecekleri anlamına gelmiyor. Onlar çıkardıkları ve yaydıkları savaşlarla, terörle, erkek ve kadın düşmanlığı ile insanları ezdiler ve öldürdüler, daha fazlasını yapmak için milyarlarca insanın hayatını cehenneme çevirmekte de asla tereddüt etmeyecekler, biz bu saldırılara karşı hazırlıklı olmalıyız, onlardan daha iyi olmalıyız. Beni kaygılandıran kısmı burası; ne yazık ki hazırlıklı değiliz, çocuklarımız çok büyük bir tehdit altında!’

Küçük oğlum sohbetimize olan ilgisini çoktan kaybetmişti. Ben konuşurken yerinden kalkmış ve toplantı masasının üzerindeki metal güneş sistemi maketine doğru yürümüştü; gezegenlerle oynamayı çok seviyordu.

‘Ben yine de endişeliyim, Mühendis!’ dedi karım gözlerindeki kuşku pırıltılarıyla. ‘Asla vazgeçemeyecekler, insan soyu gerçekten büyük bir tehdit altında. Çocuklardan başlayacaklar cyborlaştırmaya!’

‘Kendisinin sonunu getirecek olan Musa’nın gelişini engellemek için, Yahudilerin soyunu kurutacak kadar büyük adımlar atarak, yeni doğan bütün Yahudi erkek çocuklarını öldürten Firavun’un hikayesi en çok bilinen hikaye!’ dedim onu teselli eden bir sesle. ‘Tarih, buna benzer birçok hikaye anlatıyor. En azından, Mısır, Babil ve Roma dönemlerinde Yahudilere uygulanan soykırımların Yahudilerin soyunu tüketememesi ve onların nüfusunu kontrol edememesi insanlığa önemli dersler veriyor. Doğal olarak bugün, inançlı Yahudiler karşı olmasına rağmen, satanist Yahudilerin dünyadaki insan nüfusunu azaltma, kontrol altına alma ya da cyborlaştırma çabalarına, tarihten ve Yahudiler üzerinden bakarak yorum yapabiliriz!’

İki elini de karnının üzerine koyan karım çok etkilenmişti bu muhtemel gelecekten; üçüncü çocuğumuz onu daha duygusal yapmıştı.

‘Şeytan, insandan intikamını yine insanları aptallaştırarak ve araçsallaştırarak almaktan hiç vazgeçmeyecek!’ dedi öfkeli bir sesle. ‘Kıyamete kadar dünyayı cehenneme çevirmek için çalışacak, ama Allah büyüktür, hem de çok büyük!’ 


<<Önceki                      Sonraki>>


[13.06.2026, 15/21 (1117))]


Seçkin Deniz, 14.06.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

  

Seçkin Deniz Twitter Akışı