24 Mayıs 2026 Pazar

SA12001/SD3805: Sıkıntı (Roman); 15. Bölüm-Hava 4

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Bu bilgi çağında artık güç egemenlerin ellerinden yavaş yavaş kayıyordu, biz de bu gücü yavaşça tanıyor, anlıyor ve onların elinden almaya çalışıyorduk. Analizlerimiz derinleştikçe onların sırlarına da vakıf oluyorduk."


İnsanlar sürekli aldatılmışlardı. Anlamak ve anlatmak zorundaydık, ama önce anlatılanların sırtında saklanan gerçekleri anlamalıydık. Bizden çok şey gizlenmişti bugüne kadar. Tarih masallarla ve efsanelerle giydirilmiş kutsal bir şey gibiydi neredeyse. Buna bilimler tarihi de dahildi, dinler tarihi de. Siyasî tarih ise bambaşka bir labirent gibi aktarılmıştı günümüze kadar; giren her sıradan okur kaybolup gidiyordu gizlerin içinde.

Ankara’daki şirket çok karmaşık bir geçmişse sahipti, ancak şimdi o karmaşık geçmişin günümüzde çıkış yolu aradığını görebiliyordum. Erdoğan liderliğindeki Türkiye, onları karanlık ve karmaşık geçmişlerindeki ilişkilerle yürüyemez bir hale getirmişti. Bu halkın gücü 'şimdilik' onları sınırlamıştı; yaşamak için insanları aşağılamaktan vazgeçecekler ve daha önce küçümsedikleri halktan insanlarla işbirliğine mecbur kalacaklardı.

Bu bilgi çağında güç egemenlerin ellerinden artık yavaş yavaş kayıyordu, biz de aslında bize ait olan bu gücü yavaşça tanıyor, anlıyor ve onların elinden almaya çalışıyorduk. Analizlerimiz derinleştikçe onların sırlarına da vakıf oluyorduk.

Yüzlerce, hatta binlerce yıl önceki insan, sembollerle ve imgelerle saklanmış sözlerle gizli eylemleri, dilediği gibi, gizli olmaktan çıkarmış, ancak onun niyetleri ile eylemleri arasındaki ilişkiler daima tersinir görünmüştü. Bu sebeple, birçok şeyden habersiz olan diğer insanlar, görünür tersinirliklerin etkisiyle bu amansız oyunda birer kukla olmaktan kurtulamamışlardı. Bu oyunda değişmez bir döngü vardı hep; seçkinler sınıfı ile halk ayrışması ya da havas-avam ayrımı, her toplumda sınıf farklılıklarını üreten temel bir etken olarak insanları Şeytan’dan alınmış kibirle parçalıyordu.

Geçmiştekilerden avam olarak aşağılanan, ezilen ve sömürülenlerden çoğu, kendilerini havas olarak kibirle yükseltenler tarafından aldatıldıklarını fark etmeden ölüp gitmişlerdi, ancak onların çocuklarından çok azı saklı sözlerdeki ve gizli niyetlerdeki şeytanî çirkefi görmüşlerdi. Bizler, geçmiş havas-avam ayrımını körükleyen çıkar ilişkilerinin atalarımızı nasıl etkilediğini, saklanmış sözlerin içinden açığa çıkarabildiklerimizden öğreniyorduk.

Saklı sözlerin ve gizli niyetlerin bilinmesi, o yapıların birer parçası olan insanların maruz kaldıkları ruhsal baskılarla mümkün olmuştu; onlar aktarmasalardı bizler bilemeyecektik. Yaşanan bugünlerdeki bütün gizli işler de gelecekte o karanlıklarda birer etken olan kişilerin kibirle anlattıklarıyla bilinir olacaktı; çocuklarımız nasıl aldatıldığımızı öğreneceklerdi.

Asıl mesele, her bilinenin diğer sırlar üzerinde tamamen şeffaflaştırıcı etkisi olmamasındaydı; sınırlı olarak bildiklerimiz bizi aldatılmaktan uzakta tutamıyordu, o halde bilmemizin ne yararı vardı ki?

Eğer; gerçek bir insan olmanın onuru tüm insanlar için bireysel çıkar ve ihtilaflardan uzakta tutulmayacaksa, kim, neden ölmüş ya da öldürülmüş olursa olsun hiçbir şey anlamlı olmayacaktı. Ya da kim, hangi sebeple diğer sebepleri insanlığın algılarının dışına itmişse, gelecekte aynı şekilde davrananların davranış gerekçeleri de değişmeyecekti

O halde sorun neydi? İnsanlar aldatılsınlar veya aldatılmasınlar; neden öğrenmeyi seviyorlardı? Sebep korku muydu yoksa havas olarak kibirle yükselme hırsı mıydı?

İnsanların çıkarlarını kaybetmekten korktuklarını düşünüyordum ve bundan emindim. Zihnimde filizlenen ve bir projeye dönüşen şey, bu korkuyu yerle bir etmeli ve insanlar saklı sözlerin sırtına yüklenmiş sırların, gizli akıntıların ruhlarına vakıf olmaktan korkmamalılardı. Öğrenilmiş çaresizlik olarak sınıflandırabilecek olan bu korkuyu yıkmak zorundaydık, ama hiçbir şekilde şeytandan bulaşan kibre kapılmamalıydık.

Herhangi bir yapıyı yıkmak kolaydı. Ancak öğrenilmiş bir korkuyu yıkmak, ortadan kaldırmak kolay değildi. Onun yerine kirden ve kibirden uzak umut ve cesaret inşâ etmek de kolay değildi ve emek isterdi. Herhangi bir yapıyı yıkarken vicdansız, merhametsiz ve akılsız olabildiğini biliyorduk çoğu insanın; çünkü insan, kontrolsüz hırslarının sonucu olarak ortaya çıkan öfkesinin kendisini yücelteceğini zannedecek kadar ahmak olabiliyordu.

Biz öğrenilmiş korkuyu yıkarken vicdansız, merhametsiz ve akılsız olma hakkına sahip değildik, hırsımızın sonucu olarak ortaya çıkan öfkemizin bizi yücelteceğini değil, küçük düşüreceğini bilecek kadar farkındaydık. Öfkelenmeden, vicdanımızı, merhametimizi ve aklımızı kullanarak insana düşman olanların ürettiği korkuyu yenebilir ve yerine umut ve cesaret inşâ edebilirdik.

Evet; hırsının, öfkesinin kendisini yücelteceğini zannedenler ahmaktı. Doğrudan herhangi bir insanı suçlamıyordum; amacım her insanın farkına varmasını sağlamaktı, ölümsüzlük gibi hazmı zor kibirli hırslarının sonucu olarak hataların en büyüğünü yapan Adem ve karısı gibi. Çünkü biz onların torunlarıydık; genetiğimiz böyle bir sistem olarak var edilmişti.

Ahmak, attığı adımların sonuçlarını düşünmeyen kişiye ya da kişilere denebilirdi. Cesur değil, ahmak. ‘Sonrasını düşünen kahraman olamaz’ diyen ahmakların yolu buydu. Hiçbir kahraman sonrasını düşünmeden herhangi bir adım atmazdı, çünkü kahramanlık sonrasını düşünmeden davranmak değildi, tam aksine sonrasını düşünerek atılan adımların toplamıydı. Kahraman cesurdu, ahmak değildi. Bu konuda tarih sayısız örnekle doluydu. Ahmak olmak gibi bir hakkımız da yoktu.

Ahmaklar yıkarlar ve yıktıkları her ne ise onun nasıl yeniden yapılacağını da bilmezler, bocalarlar, dağılırlar, saldırganlaşırlardı. İşte bu tutumları onları şeytanın karanlıklarının hizmetkârı yapıyordu. Bu, erkek ya da kadın her insanın hayatını cehenneme çeviren önemli bir kusurdu.

Ve elbette ahmaklık sonradan edinilmişti; öğrenilmişti. Ahmaklığın sınırsız hoşgörü cehenneminin bir sonucu olduğunu da söyleyebilirdik. Bana göre ahmaklık, çocukluktan itibaren insana giydirilen ve ilmek ilmek işlenen bir deli gömleğiydi ve zaman geçtikçe çıkarılamaz hale gelirdi.

Oysa ahmak olmayan insanların ilk tutumu belliydi; yıkılmayacak olanı yıkmamak, yıkmamak için dikkatli olmak, yıkılacak olanı da dikkatle tespit ederek incelemek, ustalıkla ona müdahale etmek ve yıkım sonrası olabilecek olanları düşünmek, yerine konacak olanı belirlemek ve başarı için atılacak olan her adımı planlamak demekti.

Biliyordum; ahmaklık herhangi bir insan için kalıcı olma özelliğine sahip değildi, eğer insan ahmaklığı bir hayat biçimi olarak tercih etmeye devam etmemişse. Allah’a gerçekten inanan ve onun emirlerine riayet eden bir insanın ahmak olma olasılığı sıfırdı; çünkü kendisini Allah’ın çizdiği çerçevede tutmaya çalışır, sınırları aşmaz, yıkmaz, kırmazdı.

İnsan ahmaklık tercihinden vazgeçtiğinde, önce ahmaklığın derin sarsıntılarının kendisinde ve çevresinde bıraktığı izleri fark ederdi; gördüğü her şey ona yaptıklarının net bir resmini çizecekti. Ne var ki o izleri silmesi imkansızdı, ahmaklık tercihinin verdiği hasarı tamamen ortadan kaldırması mümkün değildi.

Ama bu bir son da değildi; sonraki hayatı için ahmak değil kahraman olabilirdi. En azından onun bu tavrı, ahmaklığını terk ettiğini ilan ettiği anlamına geliyordu, kaybettiği güveni yeniden tesis etmek için çabalayacağına dair umutlarını güçlendirirdi. Çünkü dünyada ya da ahirette, nerede olursa olsun, cehennem ahmaklar içindi.

Ahmak olamayacak kadar acı çekmiştik toplum olarak; gücümüzü tekrar elde ettikten sonrası çok önemliydi, her seferinde olduğu gibi başa dönemezdik. 

Odama geçtiğimde telefonum tekrar çalmıştı, sabredememişti şirketin tepe yöneticisi. Durum patronları için çok acil olmalıydı. 


<<Önceki                      Sonraki>>


[21.05.2026, 15/9 (1105))]


Seçkin Deniz, 24.05.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

Seçkin Deniz Twitter Akışı