Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Babam bana kısa bir bakış atmış ve arkasından karımın bırakıp gittiği çay bardağını eline alarak bir yudum çay içmişti."
Mutfakta yemeğimizi yiyorduk sessizce. ‘Tırş’ dediğimiz kuzu etli, patlıcanlı, domatesli, biberli sarmısaklı fırında güveç, pirinç pilavı ve cacık yapmıştı Karım. İştahla yemek yiyen Fırtına düşüncelerini biraz rahat bırakmış gibi görünüyordu.
Gülümseyerek sormuştu bana:
‘Baban hangi üniversiteden mezun, Abi?’
‘Babam, ‘yetimi Allah terbiye eder’ üniversitesinden mezun, Fırtına!’ demiştim gülerek. ‘Çok Kur’an okuyan, bunun yanı sıra sürekli hakikati düşünen, başka kitaplar okuyan, gazeteleri gündelik olarak takip eden ve ajansları radyodan dinleyerek bir ömür geçiren, nasihat dinleyen, dinleyeni olduğunda da nasihat eden insan tipi yetiştiren bir merhamet üniversitesi bu!’
‘Çok güzel Abi, ya!’ demişti heyecanla Fırtına. ‘Senin ilk öğretmenin olduğu nasıl da belli oluyor!’
‘İnşallah biz de çocuklarımızın ilk öğretmeni olma şerefine nail oluruz, Fırtına!’ demiştim onun heyecanına katılarak. ‘Yemek yemeği unutmadığında sen de iyi bir öğretmen olabilirsin çocuklarına!’
‘Tamam, Abi!’ demişti sesindeki heyecanı düşerken. Yemekten sonra da ısrarlarımıza rağmen durmamış ve ayrılmıştı ‘Bân’dan. Ertesi gün için hazırlık yapacağını söylemişti.
Balkonda biraz oturduktan sonra annemle babam yatacaklarını söylediler ve odalarına çekildiler. Karımla balkonda yalnız kalmıştık. Yatsı namazını kılmamıştım; yorgundum ve uykum vardı. Kahve içmek isteyip istemediğimi sordu karım, kendisi içecekti; ona eşlik edeceğimi söyledim.
Kahvelerimizi yapıp geldiğinde karımın yüzündeki tebessüm belirgin hale gelmişti. Fincanı önümdeki masaya koyarken sordu:
‘Nasılsın, Mühendis?’ dedi duru ve sakin bir sesle.
‘Yorgun, Elhamdülillah!’ dedim. ‘İD havaalanına geldi merak ediyorsan, kısa bir görüşme oldu. Türkiye’den ayrılıyormuş, şirket telefonunu da bırakıyormuş! Sen nasılsın?’
‘Yorgun ve huzurlu, Elhamdülillah!’ dedi daha da rahatlamış bir sesle. ‘Özel telefon numarasını vermedi mi, yani?’
‘Gerek duymamış demek ki!’ dedim ben de soğukkanlı bir sesle. ‘Sanırım yeryüzünün geniş olduğunu hatırladı, başka insanların varlığını falan...’
‘İyi bir kadındı!’ dedi Karım duygusal bir sesle. ‘Başka şartlarda çok iyi arkadaş da olabilirdik!’
Ona Ankara’da olanları anlattım kısaca. Cevval ile Sabır Taşı’nı... İD’nin Sabır Taşı’na benimle görüşmesini tavsiye ettiğini.
‘İnsan her şeyi yönetemez, Mühendis!’ dedi Karım teselli edici bir sesle. ‘Ben de yönetemem, sen de. İD doğru olanı yapabilecek bir karaktere sahip, her ne kadar bir Avrupalı olsa da, iyilikten uzak değil!’
‘Allah, herkesin içindeki iyiliği arttırmasına yardım etsin!’ dedim. ‘Kim ne yaparsa kendisine yapar; herkesin sadece bir tane hayatı var. Batılıların en büyük çözümsüzlüğü inançsızlıkları ve buna bağlı olarak hayatlarındaki her detayın gittikçe büyüyen değersizliğe hizmet etmesi. Bu bencilliğin de bir sonu olduğunu kanıtlıyor aslında. Doğal olarak değerlerden oluşan bir duvarla karşılaştıklarında yenilmiş hissediyorlar. Oysa buna gerek yok; bir gün bunu da anlayacaklar!’
‘Kendilerine saygı gösterdiklerinde, başkalarına da saygı göstermeleri gerektiğini anlayacaklar!’ dedi Karım düşünceli bir sesle. ‘Başkası olsaydı nasıl davranırdı bilemiyorum, ama İD sana ve bana saygı göstererek, aslında kendisine olan saygısını kazandı. Umarım güzel bir hayatı olur bundan sonra!’
‘Umarım!’ dedim sessizleşerek. Daha fazla konuşmak istemiyordum İD ile ilgili. Karım da anladı ve başka konulardan bahsetmeye başladı.
Kô’dan konuşmuştuk, romandan, çocuklardan, annemden ve babamdan. Dede ve nene ile dolu dolu geçen zamanlardan dolayı çocukların çok mutlu olduğunu söylemişti Karım. İçim ferahlamıştı biraz.
Yatsı namazını kıldıktan sonra da uyumak üzere odamıza çekildik. Ertesi gün yine erkenden kalkacak ve işe gidecektim. Fırtına orada olmayacaktı ve koordinasyonu doğrudan ben üstlenecektim. Fırtına’nın yerine başka bir mühendisi yetiştirmek gerektiğini düşünüyordum uykuya dalarken. Yirmi birinci gün böylece sona ermişti.
Derin bir uyku bütün sistemlerimi yeniden başlatmamı sağlamıştı. 5 Ağustos pazartesi sabahı namaz için uyanmış ve sonra kahvaltı için balkona çıkmıştım. Karım yine benden önce uyanmış, namazını kılmış ve mutfağa geçmişti. Annem ve babam da namazlarını kılarak balkona gelmişlerdi. Çocuklar uyuyorlardı henüz.
Babam, bostanı gezdiğini, karpuzların olgunlaşmaya başladığını söylemişti belli belirsiz; akşama nasipse sezonun ilk karpuzunu yiyecektik.
‘Misafirin ne oldu, Oğlum?’ demişti Annem gözlerimin içine bakarak.
‘Şirketinin Avrupa’daki bir şubesine gidiyor, Anne!’ demiştim ben de, merakını gidererek.
‘Hayırlısı olmuş!’ demişti Annem. ‘Herkesin yuvası var, onun da olsun!’
Babam bana kısa bir bakış atmış ve arkasından karımın bırakıp gittiği çay bardağını eline alarak bir yudum çay içmişti.
‘Fırtına’nın çok büyük sıkıntıları var, Oğlum!’ demişti yumuşak bir sesle. ‘Senin de... Şirkette işler nasıl?’
Babamın o bakışını fark etmiştim, her zamanki gibi ‘özel’ bir azar bakışıydı bu. Ben de gözlerine bakarak, ‘Sınanıyoruz işte, Baba!’ demiştim gülümseyerek. ‘Tıpkı senin gibi... şirkette işler çok iyi elhamdülillah, ama sırtımdaki yükü biraz dağıtacağım, çocuklara, eve daha fazla zaman ayırmaya karar verdim!’
Babamın bakışları yumuşamıştı; yaşadığım sarsıntıyı kontrol altına almaya başladığımı anlamıştı çünkü.
‘Hayat, oyuncaklarınla oynadığın bir oyun bahçesidir, Oğlum!’ demişti gülümseyerek. ‘Eğer bir oyuncakla daha çok zaman geçirirsen, bütün düşüncelerini o oyuncak işgal eder, Allah’a da yer kalmaz, ailene de... Kararında olacak her şey; hepimizin son nefesimizi verene kadar imtihanı bitmez!’
İşlediği örgüyü bir kenara koyan Annem, doğudan başını usulca çıkaran güneşe doğru bakmış ve babama dönerek;
‘İnsanın sırtını ısıtacak bir güneşi olduğu zaman ciğerleri hasta olmaz!’ demişti. ‘İnsanın yol arkadaşı imtihanlarını kolaylaştırır da zorlaştırır da!’
Gelinini koruyordu Annem, Babam'ın işe yoğunlaşmış, ama ailesine sımsıkı bağlı olan gençlik zamanlarını hatırlatarak...
Babam da annemin iltifatlarla dolu eleştirel mesajını almış ve kısa bir tebessümle geçirmişti o duygusal akışı.
İşe gitme vaktim gelmişti. Onları, sonrası derin bir sessizlik olacak dalgalı muhabbetleriyle baş başa bırakacaktım.
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
