Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Kararmaya başlayan gökyüzü de buğulaşmıştı ve hafif bir yaz yağmuru yağıyordu. Avukat arabasına binip park yerinden ayrılırken ben de havaalanına doğru yürümeye başladım."
Zorunda kalmıştı Yaşlı Adam, maruz kalmıştı, başka çaresi kalmamışçasına meşgul olmuştu; keskin dönüşü bundandı, tıpkı insanlığın yaşadığı bu karanlıktan çıkması için ihtiyaç duyduğu zorundalık gibi, maruziyet ve çaresizlik gibi.
“Allah, insanı değişmemiş olan ve en saf bilgiye sahip olan Kur’an’la yargılayacağını bildirdiğine göre, insan tanrısal kurguya ulaşma hakkını talep etmeli ve bu kurguyu bilmesinin sağlanacağına emin olmalıydı. Kesin, kuşatıcı ve içinde kuşku bulunmayan bir bildirge olmalıydı; aksi halde insan her zamanki gibi mazeret üretecekti.” diyordu ‘Bekçi’ ve Kur’an’daki çağrıya bakmamızı istiyordu:
“Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir ışık (Nur) indirdik.” (Kur’an, Nisâ, 174) “Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Kur’an, Nahl, 89)
Sonra dünyanın sonuna kadar psiko-sosyal algıları kuşatıcı bir şekilde gündemde kalması gerektiğini düşündüğüm düşüncelerini paylaşıyordu:
“İnsan, her bildirim belgesinin yaptırım da içerdiğini, ödül ve ceza mekanizmasının irâdî özgürlük gücüne sahip her varlık için dengeleyici, düzenleyici olduğunu dikkate aldığında ve bunun bizzat insanın ürettiği teknolojik ya da hukukî sistemlerde temel uygulama alanlarına sahip olduğunu düşündüğünde, her özelliği sınırsız olan Allah’ın, arınmışlığa sahip olmakla, kesin, katışıksız bilgi ile bir medeniyet kurgulayan insan için temel ilkeler belirleyeceğini ve bu ilkeleri denetleyeceğini, kanunlarını da bunun için koyduğunu, insanı bu nedenle sınırladığını septist duygulardan uzakta netleştirecektir.” diyordu:
“İnsan, kirlenmemiş bilgiye ulaşma hakkını Allah’tan talep etme hakkına da sahiptir. Sadece bu sebep bile, Kur’an’ın arınmış bilginin eşsiz ve tek kaynağı olduğunu kanıtlamaya yetecektir. Ve insan bu haklarını kullanırken her seferinde tikel ve tümel olarak kendi aklını ve sahip olduğu bilgiyi kullanmak gibi büyük bir özgürlükle, özgüvenle yaratıldığını anlayacaktır.”
‘Toprak Yazarı’ kararlı bir şekilde de umut veriyordu son cümlelerinde:
“İnsan değişmemiş ve değişmeyecek olan kendisi ile arınmış bilgiyi doğru bir kombinasyon ağıyla ilişkilendirdiğinde atalarının vahşetle, ahlakî zaaflarla ördüğü geçmiş medeniyet kurgularını aşan eserlerle, geleceğini kurgulama hakkına sahiptir ve bunu başaracaktır.”
Birazdan zamanın bu yoğun ânları da bitecek, içimdeki dalgalanmalar nihayet bulacaktı. Avukat, birbirleriyle boğuşan düşüncelerin etkisi altındaydı:
‘Mühendis!’ dedi dalgın bir sesle. ‘Dünyaya gelmeseydik bütün bunlar olmayacaktı, değil mi?’
‘Olmayacaktı, Avukat!’ dedim onu durdurmak için. ‘Şu anda bunları konuşuyor da olmayacaktık, çünkü biz olmayacaktık; doğal olarak sorgulayacak hiçbir şey olmayacaktı!’
‘Dur arkadaş, ya!’ dedi dalgınlığından sıyrılarak. ‘Kaçış rampaları arıyorum, içimdeki şeytan, bizi yarattığı için Allah’ı suçlamak istiyor!’
‘Bu şaşırtıcı bir şey değil ki!’ dedim gülerek. ‘O şeytan her insanın içinde var ve aynı şekilde her insanı kışkırtıyor, intikamını başka nasıl alacak ki?’
‘Nasıl kurtulacağız ondan?’ dedi umutsuz bir şekilde.
‘Çok kolay!’ dedim sakin bir sesle. ‘İçine kuşku düştüğü ânlarda algıların alarm durumuna geçmeli ve her seferinde ‘Eûzübillâhi mineşşeytânirracîm bismillâhirrahmânirrahîm’ demen gerektiğini hatırlamalısın! Eğer o fısıldıyorsa ve silahı sözse sen de ona aynı ancak daha güçlü bir silah olan iman dolu sözle cevap vermelisin!’
Biraz düşündü, ‘Niye böyle anlatmıyorlar ki bu meseleyi?’ diye sordu. ‘Mesela her çocuğa bu sadelikte anlatıldığı zaman o çocuk kişiliği oluşurken bu bilgiyi edinmiş ve ömür boyu kullanabileceği en güçlü silahla donanmış olacak, şeytanın karşısında çaresiz hissetmeyecek ya da içinden geçen kendisine ait olmayan, ama onun kendisine ait sandığı kışkırtıları ayırt edebilecek!’
‘Haklısın!’ dedim gülümseyerek. 'Eğitim sistemimiz buna izin verir mi, emin değilim; iş, annelere ve babalara düşüyor. Kaç ebeveyn çocuklarına bu hassaslıkta yaklaşma bilincine ve fırsatına sahip ki, Avukat? Cehalet her yeri sarmış, gördüğün üzere risk alıp Kur’an’dan bahseden de pek yok; insanlığın zihnine boca edilmiş yazar, şair, düşünür, bilim adamı tayfasına ait saçmalıklar zincirine mahkûm eğitim sistemlerinden insanı şeytana karşı hazırlamasını nasıl bekleyebilirsin ki? Hele âlim ve ârif sıfatlarını utanmaz bir şekilde taşımakla ‘müşerref’ olanların girdiği sufizm cehenneminden hayra çağrı nasıl mümkün olabilir ki?’
Konuyu değiştirdi Avukat, ‘Bizim ihtiyarda umut var mı?’ dedi merakla. ‘Çok yazdı bunları, çok anlattı, ama hep dışlandı!’
‘İhtiyar haksız bir şekilde suçluyor insanları!’ dedim. ‘Sen de öylesin. Sabredemiyorsunuz, gerçeği söylüyorsunuz, ama karşınızda yapay, yalanlarla örülmüş duvarlar var; anlattığınız gerçeği anlamayan insanlara kızmaktan fırsat bulup başınızı kaldıramıyor ve o duvarları göremiyorsunuz, onları yıkmadan insana ulaşamazsınız!’
‘Haklısın, Kardeşim!’ dedi arabayı havaalanına dönen yola sürerken. ‘Adana’ya geleceğim bir süre sonra; özledim memleketimi!’
‘’Karınla görüşüyor musun?’ diye sordum ciddî ve sorgulayan bir ses tonuyla.
‘Eve gidiyorum bazen, çocukları görmek için!’ dedi sıkıntılı bir sesle.
‘Bu böyle gitmez, ya yeniden evlen ya da karınla yeni bir yol bul!’ dedim talimat verircesine. ‘Yoksa seni tımarhanelerden toplamak zorunda kalacağız!’
Kahkahalarla güldü Avukat:
‘Sen de ziyaretime gelirsin, heyecanlı olmaz mı?’ dedi. ‘Tımarhane tımarhane gez, bir sürü deliyle tanış... yok kardeş, ben böyle iyiyim. Sen de dikkat et kendine, seni iyi görmüyorum bak!’
‘Delirmek kolay, Avukat!’ dedim gülümseyerek. ‘Önemli olan delirdikten sonra ne olacağı... şimdi belki adam yerine koyan olur, ama ondan sonra unutulup gider insan. Bana gelince... her insanın ruhunda gel-gitler oluyor işte; sıkıntılara fazla takılmamak, diplerde çok sık dolaşmamak gerek. Şeytan diplerde daha kolay yakalıyor insanı!’
‘Tevekkül diyorsun, yani?’ dedi sakinleşen sesiyle.
‘Evet; elinden geleni yaptıktan sonra tevekkül!’ dedim ona uyarak. ‘Allah insana taşıyamayacağı yükü yüklemez, garantisi var!’
‘Sen yazmaya devam edecek misin romanını?’ diye sordu arabayı otoparka sürerken.
‘İnşallah!’ dedim dalgalanan sesimle. ‘Bazen bir ses yokluyor içimden... bırak, yazma diyor, yeter yazdıkların. Bir an o sese uyacak gibi oluyorum, o ân aklıma, ‘İçinizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.’ diye emreden Âl-i İmrân Suresinin 104. ayeti geliyor. O topluluğa layık mıyım, değil miyim, bilmiyorum ama...”
‘Yaz, yaz!’ dedi Avukat gür bir sesle. ‘Yaz, bak bana iyi geldin, ihtiyara iyi geldin, kim bilir daha başka kaç kişiye iyi geldin? İyi ki varsın Mühendis!’
‘Sen de Avukat!’ dedim mukabil olarak. ‘Allah’a emanet ol!’
‘Sağ ol!’ dedi hüzünlü bir sesle.
Arabayı park etti, bagajı açtı; eşyalarımı aldım ve uçuş saatine kadar sohbet edebileceğimizi ısrarlı bir biçimde söylese de akşam namazını kılacağımı, ardından uçuş saatinin geleceğini, sohbet etmeye vaktimizin kalmayacağını söyledim ve ona veda ettim.
Kararmaya başlayan gökyüzü de buğulaşmıştı ve hafif bir yaz yağmuru yağıyordu. Avukat arabasına binip park yerinden ayrılırken ben de havaalanına doğru yürümeye başladım.
Zihnimde kasırgalar kopmaya başlamıştı ki telefonum titredi:
‘Nerede olacaksin?’
Gelmiş miydi, gelecek miydi, bilmiyordum, muhtemelen gelmişti.
‘Çarşamba günü oturduğumuz kafede, on dakika sonra!’ diye cevap verdim.
‘Oradayim, bekliyorum!’ diye yazdı hemen.
Gidecekti; üstelik benim yüzümden. Oysa hiçbir suçum yoktu; insanın insana yüklenmiş varlığını ben tasarlamamıştım ki! İnsanların duygularını da ben yönetmiyordum, ama işte benim yüzümden gidecekti, benimle aynı ülkede bulunmaya dayanamayacağını düşünerek gidecekti.
Bu âdil bir dönüşüm değildi.
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
