24 Ocak 2026 Cumartesi

SA11825/SD3715: Sıkıntı (Roman); 13. Bölüm-Toprak 39

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Biraz dokunaklı bir hikayeydi bu; zorunda kalmalıydı insan, maruz kalmalıydı, başka çaresi kalmamışçasına meşgul olmalıydı." 


İkimiz de suskunduk. Avukat, zamanımı planladığım gibi yönetmem için beni havaalanına bırakmaya odaklanmıştı, ben de az sonra yaşayacağım dalgalanmaya. Yorulmuştum geçen yirmi bir günde.

‘Yargıç tiksinmiş, sen bıkmışsın, Avukat!’ dedim cansız bir sesle. ‘Ben de yoruldum!’

Avukat neşeyle güldü:

‘Yorulunca bıkıyorsun, bıkınca da tiksiniyorsun, Mühendis!’ dedi umursamaz bir şekilde. ‘Çıraklık, kalfalık, ustalık; sırayla oluyor bu işler, acele etme istersen!’

‘Sorun şu ki bilenler karamsar ve öfke dolu, bilmeyenler de her şeyden habersiz bir şekilde başlarına dayatılmış hayatın yapay sorunları arasında didinip duruyorlar!’ dedim biraz da kızarak ‘Kim anlatacak iyiliği kardeşim? Allah kötülerin övünerek yaptıklarını ve ruhlarını kupkuru bir toprağa çeviriyor, görüyorum, ama ya iyiler, onlar niye kupkuru toprak gibi verimsiz?’

Bir ân elleri direksiyonda öyle kalakaldı Avukat.

‘Hepimiz cehennemdeyiz, Mühendis!’ dedi hırsla. ‘Kupkuru topraktan kupkuru oduna geçiş yaptık, cehenneme de yaksın diye bizim gibi odunlar lazım!’

‘Yine başladın!’ dedim sıkkın bir şekilde. ‘Allah kendisine inananları cehenneme göndermez merak etme!Burada konumuz başka; sistematik bir şekilde insanlığa saldıran satanistlere karşı nasıl bir sistem üretmek gerektiğini konuşacak olan insanların umutsuzluğa kapılmaları affedilebilecek bir suç değil!’

‘İşte bıktığım noktalardan birine parmak bastın, parmağını çek!’ dedi kızarak. ‘Etkili-yetkili, siyasî, bürokrat, akademisyen kime dert anlatacaksın, Kardeşim? Yok, adam yok; Erdoğan’ın liderliğini insanlık yararına dönüştürecek kurmay akıl yok, filozof yok, din alimi yok, edebiyatçı yok; yani kuramcı bir düşünür yok! Düşmüşler birkaç sinik, ezik ölü-diri tipin arkasına dolanıp duruyorlar arabesk arabesk!’

‘Yüzyıllardır kopmuş bir Müslüman akıl var, Dostum!’ dedim soğukkanlı bir sesle. ‘Hepimize iş düşüyor. Şikayet ederek bir yere varamayız; elimizden geleni sonuna kadar yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Kirli bilgiden arındırmalıyız zihnimizi ve bunu bulabildiğimiz her yolla insanlara yaymalıyız; arınma faaliyeti bir çığ gibi sarmalı dünyayı!’

Seslenmedi bu kez, tepki vermedi. Her çağda böyle tıkanmış mıydı insan? Oysa geçmişte olmadığı kadar çok imkâna sahipti bugün, bilgiyi ayırt edebilmek için.

Toprak Yazarı’nın yazdıklarını düşünmeye başlamıştım:

“İnsan-Bilgi-Eser döngüsünde insan faktörünün öz/ fıtrî olarak hiç değişmediği ve değişmeyeceği gerçeği, materyalist müdahalelere rağmen, bilhassa her materyalist müdahaleyi, kendiliğindenciliği, bilimin her an güncellenen, kuşkusu sıfıra yakınsayan bilgi birikimi ile bilgisizlik çukuruna gömen sürekliliğine tutunarak ileri sürebilecek bir algı bütünlüğüne sahip olan yirmi birinci yüzyıl insanında kesin bir kanaat olarak yerleşmiş olacak!’ diyordu ‘Bekçi’. ‘Artık parlak bir ekrana parmaklarıyla dokunarak, sesiyle komut vererek ya da sadece düşünerek binlerce yıllık geçmişte yapmayı hayal ettiği çok şeyi yapabilen insan, failsiz bir fiilin mümkün olmadığını; tasarımcısız, yapıcısız bir eserden bahsetmenin ancak akıl dışı bir kurgu ile mümkün olabileceğini görüyor, aldatılmaktan çok uzakta görünüyor.”

Oysa aldatıldığını fark edecek kadar bilinçli değildi çağımızın insanı. ‘Toprak Yazarı’ ısrarla ve sabırla gidilebilecek olan tek yolu anlatıyordu:

“İnsan, akıldışılığı, aklı önceleyerek ya da öteleyerek gerçeğin kendisi imiş gibi sunan kötülerin planlarından haberdar olmanın öz güveni ile daha büyük bir sıçrama yapabilecek durumda; geçmişi ve geleceği istatistiklerle yorumlayabildiği için, bilgiyi karşılaştırabildiği için daha güçlü görünüyor.”

Yine sadece Kur’an’ı adres gösteriyordu: 

“Her şeye rağmen insan, gücünü yeniden organize edebilmek için örtüsüz gerçeğin sadece arınmış bilgi ile görülebilir olacağını Kur’an’la yeni bir diyalog başlatarak mümkün kılacak; aksi halde geçmişin tüm şeytanî kirlerine bulaşmış bilgi, insanın yeni bir medeniyet kurgulamasına izin vermeyecektir.”

Örtüsüz gerçeğe ulaşmak; peki, ama nasıl?

“Arınmış Bilgi’nin kaynaklarına ulaşmak isteyen bilim insanı, geçmişin değil, geleceğin bilinir olacak olan bilgisine bakıyor. Medeniyet kurgularını antik çağlarda temel arayarak, geriye bakarak temellendirmeye çalışan insanın ürettiği yirmi birinci yüzyıl öncesi medeniyetlerin tümü, tarihin medeniyetler zincirinin sonunda en barbar medeniyetini üretmişse, bilim ve düşünce insanı, bunun bir zaaf olduğunu gördüğü için geriye bakmıyor, bakmak için kendisini ikna edemiyor ve sadece daha sonraya doğru bakabilmenin arınmış bilgiye sahip olmanın yöntemlerini geliştiriyor. Gerçek er ya da geç kendisini kabul ettirir ve gizli kalmaz, akıl bunu zorunlu tutuyor.”

Kur’an ve akıl... başka seçeneği yoktu insanın.

“Fütürist/ öngörüsel koşullanmaların kayıtsız kalamayacağı en önemli veriler geçmişe dair istatistikî veriler olduğuna göre, geçmişe dönük eleştirel projeksiyonların taradığı her şey, içinde yaşanılan zamanı doğru değerlendirmeye yaradığı gibi geleceğe dair ideal projeksiyonları da geleceğe kadar ilerleyen geçmiş zamanın istatistiklerine bakarak oluşturabiliyor. Buna göre insan arınmış bilgiye daha çok muhtaç ve şimdiye kadar olmadığı oranda aklın sınırlarının belirsizliğinin farkındadır. İnsanın bundan sonraki kurguları için en büyük avantajı da bu farkındalıktır.”

Farkındalık arınmanın ilk koşuluydu; bu farkındalığın insana ne kazandırdığını anlatıyordu ‘Toprak Yazarı’:

“İnsanın farkındalığı, ona, değişmeyen ve değişmeyecek olan insan faktörünün arınmış bilgi ile yeni eserler üretmesinin mümkün olduğunu ve bu eserlerin her insan için arzulanan genel ve özel iyilik tanımlarının insanın bencil tutkularına ilişkin düşüncelerle geliştirilemeyeceğini ve insanın iyiliği genel ve özel olarak tanımlayamayacağını öğretti. İnsan, bencil tutkularına bir üst sınır belirlememek için ısrarcı olmak istediğinde, bedenin, yaşlılığın, hastalıkların ve ölümün tutkular evrenini doğal olarak sınırladığını ve insanın bu sınırları asla aşamadığını, daha yalın hâliyle Allah’ın kanunlarını değiştiremediğini ve aşamadığını anlamak zorunda kaldı.”

Biraz dokunaklı bir hikayeydi bu; zorunda kalmalıydı insan, maruz kalmalıydı, başka çaresi kalmamışçasına meşgul olmalıydı.

“İnsan, kendiliğindenciliği terk etmek gerektiğini fark ettiğinde, kendisini ve evreni yaratan Allah’ın, insan için tanımladığı her şeyin alt ve üst sınırlarını kusuruz bir şekilde bildiğini, insanın diğer insanla ya da eşya ile olan ilişkilerinin zorunluluklarını yarattığını ve doğal olarak da sonsuz bilgisi ve gücü ile insanı zorlu dünya hayatında yalnız ve başıboş bırakmamış olduğunu -nefsine ağır gelse de- kaçınamadığı için kabullendiğinde, Kur’an’ın her iyilik ve kötülük tanımında arınmış olan bilgiyi içermek zorunda olduğunu da anlayacaktı.”

‘Sence, senin yargıç karısı olmadan yapamayacağını anladığı için mi beni bahane olarak gösterdi?’ diye sordum gülerek. ‘Zorunda kaldığı için mi yaşadığı bu keskin dönüş?’

‘Biraz öyle, biraz da aslında karısının gençliğinde buna çektirdiği şeyler varmış, ondan!’ dedi Avukat neşesi dağılmış sesiyle. ‘Cezalandırıyor onu kendince. Onun gibi bir adama rastlamadım; çok düzgün, çok namuslu biri, ama buna rağmen karısını memnun edemediğini anlatmıştı bir seferinde. Belki de kendisini çok sevdiğini söyleyen karısının o tavırlarına karşı kestiği cezanın yeterli olduğunu düşündü!’ 


<<Önceki                      Sonraki>>


[21.01.2026, 13/79 (1033))]


Seçkin Deniz, 24.01.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

Seçkin Deniz Twitter Akışı