6 Mart 2015 Cuma

SA1199/TG101: BAE’de İsrailli Kitlesel Sivil Güvenlik Sistemi: Falcon Eye

"İki ülke arasındaki ilişkiler alenen gerçekleşmese de AGT, AIS ve ATS işbirliği gittikçe gelişmekte ve BAE iç güvenlik pazarını elinde tutmaktadır."

Falcon Eye: The Israeli-installed mass civil surveillance system of Abu Dhabi 

İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında güvenlikle ilgili gizli bir ilişkinin detayları ortaya çıktı. Bu detaylara göre bir İsraillinin sahibi bulunduğu güvenlik şirketi, Abu Dabi’deki kritik bir yapının güvenlikle ilgili işlerini yapıyor.

Emirlik yetkilileri ile İsraillinin sahip olduğu güvenlik şirketi arasında, BAE’de yer alan petrol ve gaz tesislerinin güvenliğinin sağlanması ve Abu Dabi’de bulunan herkesi izleyecek bir sivil gözetim sisteminin kurulması üzerine bir anlaşma yapıldı. Bu şekilde bir kişinin evinin kapısından çıkıp tekrar geri dönünceye kadar gerçekleştirdiği tüm eylemler izlenebilecek.

SA1198/ KY23-NN9: Nehir Nil Güney Asya'da: Hindistan & Nepal 3/ Kathmandu

 "'Sefaletin asaleti' diyorum ben Nepal'e."
Kumari

İnanç merkezli geziler, gerilerinde ruhunuzda ağır bir empati yorgunluğu bırakır. Başka bir dini, üstelik de kendi ortamında tanımaya çalışmak, hayata karşı bambaşka bir göz geliştirmenizi sağlar. Düpedüz bir iç savaştır aslında karşı karşıya kaldığınız. Zihninizde dini kıyaslamalar gider gelir sürekli. 


Bu savaştan galip çıkmak için sıkı bir dini alt yapıya ihtiyacınız vardır. Beraber seyahat ettiğiniz bir agnostik, Hindistan ziyaretiniz esnasında, dümdüz bir mantıkla, "Nasıl yani? Tüm bu zavallılar sırf Müslüman olmadıkları için cehenneme mi gidecekler? Bu sefaletin, açlığın mükafatı cehennem mi şimdi?  Çok saçma!" diye soruverdiğinde, ruhunuz okkalı bir tokat daha yemiş olur. Bu inanç mücadelesinden nasıl çıkacağınız size kalmıştır artık. Ya inancınıza daha bir sıkı sarılırsınız ya da onunla aranıza bir mesafe girer. 

4 Mart 2015 Çarşamba

SA1197/KY20-MEK16: Süleyman Şah'ın Yurdu

"Şii mezhebine mensup halk üç ayrı devlete dağıtılmıştır. Türkmenler aynı şekilde üç ayrı devlete dağıtılmıştır. Lübnan'da sayıları o dönem çok az olan Dürzi halk bile üç ayrı devlete paylaşılmıştır. Aynı şekilde Kürtler köylerin dahi ortasından sınır geçirilmek suretiyle üç ayrı ülkeye dağıtılmışlardır. Hiçbir ülkenin sınırlarında, hiçbir ülkenin iç işlerinde gözümüz yok. Ülkelerin toprak bütünlüklerini savunmak noktasında Türkiye her zaman en ön safta olacaktır. Ancak burada coğrafi sınırların değil, zihinlerdeki sınırların, gönüllerdeki sınırların mutlaka ve mutlaka tartışmaya açılması taraftarı olduğumu özellikle belirtmek isterim. Bu bizim için önemli."
 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Marmara Üniversitesi Akademik Yılı Açılışı Konuşması, 
3 Ekim 2014
 "Amerikan namlusunun ucunda, Kanlar İçinde 5 Yaşındaki Türkmen Kızı Samar Hüseyin, bütün bu kardeş halkların arasına gerilen saçma husumet ve sınıraların ahlaksızlığını haykırıyor."

Samar Hüseyin beş yaşında, dünya tatlısı bir Türkmen kızı. Dört kardeşi, annesi, babası ve kuzeni ile birlikte Telafer’de küçük ve mütevazi bir hayat yaşamaktaydı. Ta ki kabuslarda bile görülmeyecek bir vahşetle ailesinin Amerikalılarca katledildiği 18 Ocak 2005’e kadar. Binlerce kilometre ötedeki Amerikan toplum ve devleti Samar Hüseyini, ailesini yakın ve büyük tehdit kabul ederek onlara saldırdı. 

O gün ailenin en küçüğü Muhammed hafifçe ateşlenir, bir hava alma vesilesi de kılıp ailece hastaneye götürürler. Doktor Muhammed’in ciddi bir şeyi olmadığını belirtip aileyi eve yollar. Aile içine doluştuğu eski araç ile neşe içinde bir akşam turu atıp eve yollanmak üzere hastaneden ayrılır.

3 Mart 2015 Salı

SA1196/AŞ59: Cumhurbaşkanı Erdoğan'a... 2015'ten Uyarılar, Tavsiyeler

"Türkiye'nin geleceği artık Erdoğan'ın iki dudağı arasındadır. Çünkü; Ak Parti kurumsallaşmamıştır, Devlet kurumsallaşmamıştır."


Söz söyleme hakkı kendisi için talepte bulunmayanındır... Yazıya başlarken aklıma takılan ilk cümle buydu. Cümlenin içeriğine, felsefesine ve söyleniş biçimine baktığım gibi kim tarafından kime söylendiğine de baktım. Bu cümle her tarafıyla 'dosdoğru' bakanların aklına gelen bir cümledir; diğerlerinin aklına bu şekilde gelmesi imkânsızdır. 'Dosdoğru' bakanlar diyorum her şeyleriyle dosdoğru olanlar demiyorum; böyle bir haslete sahip insan var mıdır günümüzde ki böyle diyebilelim? Kişisel beklentileri için talepte bulunanların dosdoğru bakmadıklarını da hepimiz biliyoruz.

Dosdoğru bakan bir insan gördüğü, anladığı, fark ettiği şeylere dair düşüncelerini ölçer, biçer, tartar ve muhatabına olduğu gibi, eğip bükmeden sarf eder. Bugün 2015 yılının üçüncü ayında dünya, özellikle müslüman coğrafya kan gölüne dönmüşken, Türkiye, 37 yıllık PKK Terörü'nden kurtulmak üzere iken her şeye çok daha dikkatli bakmak zorundayız.

SA1195/ÇY4-DB38: Sirk: İngiliz İstihbaratı 'Terör Savaşı'nın İki Tarafını Nasıl Hazırlamış?

"ABD ve İngiliz kuvvetlerinin Müslüman dünyasında kasıtlı sayısız masum sivilin öngörülebilir ölümüyle sonuçlanan acımasız askeri operasyonlar yaptığına inanıyorsanız siz de şiddete başvurmayan bir aşırılıkçısınız."
The circus: How British intelligence primed both sides of the ‘terror war’ 

Ulusal gazete manşetlerinde ne zaman terörist bir saldırı haberi olsa, şu saçma köstebek oyunundaki gibi hep aynı konuşan kafalar ortaya çıkıyor gibi görünüyor. Bunlar sık sık, televizyon gurusundan gazete bayisi alimine kadar başlarını sallayarak peş peşe ortaya çıkıveriyorlar.

Birkaç yıl önce, BBC Gece Haberleri  Quilliam Vakfı aşırılık-karşıtı beyin-takımı direktörü Maajid Nawaz’la, eskiden el-Muhacirun olarak bilinen yasaklı, o zamanda beri sürgün olan fakat sürekli tekrar kendini reenkarne eden İslamcı grup başkanı Anjem Choudary arasında bir tartışmaya gururla ev sahipliği yaptı. Onun daha iyi bilinen son enkarnasyonlarından biri "Islam4UK" (Birleşik Krallık için İslam) idi.

SA1194/KY5-PT49: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ A-Nazarî Tasavvuf - Tasavvufun Divanı

 بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

***

Tasavvufun Divanı

Tasavvufçular evrende gizli bir divanın varlığı masalını da uydurmuşlardır. Bu masala göre en büyük kutup divanda dilediği hükmü verir, beraberindeki küçük kutuplarla beraber buradan evrenin kaderlerini idare ederler. Denilebilir ki divan bir yüksek mahkemedir. İlahi hiçbir gücün neshedemiyeceği şekilde Allah'ın tayin ettiği kaderleri kutuplar orada yargılarlar. Abdülaziz ed-Debbağ bu divanın niteliklerini saymış, görevlerini belirtmiştir. İsterseniz bu masalı ondan dinleyelim.

2 Mart 2015 Pazartesi

SA1193/KY20-MEK15: Nakl-i Kubûr'dan Beka Sorununa...

“Bizim için 19’uncu asır, bir endişeler ve korkular asrı olmuştur. Bütün bir asır boyunca devletimizin bekasından şüphe edilmiş, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’nin devamı ve geleceği için şüphe içinde yaşamış ve hep korkmuşuzdur... Bu korku ve endişe: 20’nci asırda başımıza gelecek olanların bir önsezişinden, müminin ferasetinden ve önceden görülen ve maalesef sonradan tahakkuk eden bir korkulu rüyadan başka bir şey değildi. 19’ncu asırda korktuklarımızın hepsi 20’nci asırda başımıza geldi.” 
Münevver Ayaşlı


Sultan Abdülhamid dönemi Amerikan elçisi Samuel S. Cox İstanbul’u tanımlarken, Batı dünyasının bir risk ve düşmanca bir fırsat olarak değerlendirdiği Osmanlı’yı Osmanlı yapan temel değerin muhteşem bir çoğulculuğa dayanan toplum yapısı olduğunu ifade eder: 

“İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtıdır. Muazzam boyutlarda bir imparatorluktur bu. Kentse, merkezi hükümetin makarr-ı saltanatı. Halkı her ırk ve milliyetten gelir. Yetmiş küsur diyalekt konuşulur. Bileşimi, dünyanın tüm diğer başkentlerini geride bırakacak karmaşıklıktadır.”

SA1192/KY4-FM23: BlackWater- IŞİD

"Yaptığınız savaş değil de bir bölgede tedhiş ise yüzünüzü kapamanın izahı olur da savaştığınızı iddia ediyorsanız yüzünüzü kapamanın başka bir anlamı vardır. O bölgenin insanı olmadığınız."

Yazacağım şeyler, ya da yönelteceğim sorular birilerinin eylemlerini aklama ya da gerçekleri saptırma olarak değerlendirilmemelidir. Gerçek bildiklerimizin öyle olup olmadığını sorgulamak sanırım bir aklama ya da saptırma değildir ve olmamalıdır da. Baştan herhangi bir yargıda bulunmuş değilim. Yazı sonunda da herhangi bir yargıda bulunacak değilim. Sadece zihnimde dolaşan sorulara bir cevap aramaktır amacım. Cevap bulmaya çalışmaktır. Bulunan cevabın mutlaklığından -kaldı ki, bir cevap bulacağım da kuşkuludur- da söz etmeyeceğim, bulabilirsem.

1 Mart 2015 Pazar

SA1191/FT41: Bir Romantikler Hareketi; Diriliş Postası/ Yıl:38 - Sayı:12830

"28 Şubat sürecinde bizi yaktılar; fakat küllerimizden dirilip bugünlere geldik, çok şükür." 
Hakan Albayrak 
28 Şubat 2015, Diriliş Postası (Görece) ilk sayı, 'Merhaba' başlıklı Başyazı'dan


Romantiklerin, çevre koşullarına uyum sağlayamayan iflah olmaz isyancılar olduğunu düşünüyorum. Doğal olarak realistlerin çevre koşullarına uyum sağlama ustalığının da çoğunlukla kötücül bir tutum olmadığının da farkındayım. Dünya'yı daima realistler dizayn eder, romantikler realistlerin dizayn ettiği Dünya'dan başka bir dünya olabileceğini düşünerek isyan ederler. Bu tarih öncesinden beri süregelen ve süregideceği kesin olan bir döngü. Beşerî gelişimdeki süreklilik de bu döngüye mahkûm.

Romantiklerin insan doğasına dönüşü simgeleyen başkaldırısı, realistlerin akla duyulan ihtiyaç kurgusuna zaman zaman ya da çoğunlukla yenilse de, kahredici bir gerçek var; romantikler asla oldukları gibi kalmadılar, kalmıyorlar; elde ettikleri gâlibiyetler onları bir süre sonra amatör birer realist hâline getiriyor. Sıcakkanlı romantiklerin çok azı realistlerin profesyonel soğukkanlılığının farkına varabiliyorlar, farkına vardıklarında da çoğunlukla iş işten geçmiş oluyor.

SA1190/KY20-MEK14: Barışa Bir Selam İçin

‘Çok istiyorsanız gidin kendiniz savaşın. Kendi savaşınızı kendiniz verin. Başkalarının hayatları üzerinden kabadayılık, vatanseverlik taslamayın’
Atilla Yayla


40 yıla yaklaşan kirli bir savaşta, bir halkı inkar üzerine kurulu saçma sapan devlet kutsalları, bu kutsalları korumak adına akla hayale gelmez saçmalıklarla işlenen zulüm ve günahların kabarttığı öfkeler, bu öfkeler üzerine kurulu bir o kadar günahkar ve saçma kutsal için torağa kanları dökülen gençleri, çocukları rahmetle anıyorum...


2005’te Van’dan gelen bir haberle, bana çok uzak gibi gelen o ateş tam dibimde gümlediğinde, okur yazarlara has o soğuk ve teorik duygular ile yaşadığım hüzünler bu kez kaburgalarıma gümlemişti.

SA1189/SD226: "kâbus" /14.07.2006/ 518. patika

...yanılgı, doğru yaşadığını sanmaktır, der...
...kafasını biraz yoran biri...
...günün birinde...
...binbir çeşit kavram ve terakki yahut istikrar hedefli kural/kanun arasından, hangisinin doğru olduğuna dair kuşku bulutları ufkun üstüne çadır kurunca...
...sıkı bir denetim mantığıyla edindiği şekilleri, ürettiği fikri yapıları, içinden gelen güçlü bir sarsıntı ile kuşku bulutlarından süzülen yağmura terk ettiğinde...
...doğru yaşadığını sandığını düşünür o...
...içinde hiçbir kuşku taşımamış olmak, taşımıyor olmak...
...hiçbir kuşku taşımayacak olmak, demek midir?...
...belli değil...
...veya kuşkuyla yedeklenmek değil midir, fikrin en derin hâli?...

SA1188/KY9-NK50: Allah Var Problem Yok

"Allah var problem yok, Allah var problem yok, Allah var problem yok.."


Büyük şair, kalbimizi titreten dizelerin şairi Abdürrahim Karakoç bugün Hakka yürüdü. Allah c.c gani gani rahmet etsin... 

Ellerim ve ayaklarımdaki ağrı ve acılar tekrar geri döndü, nedenini bilmiyorum, tam geçer gibi olmuştu ki tekrar filmi başa aldık... Kalbimdeki acının da bunda payı olduğuna inanıyorum. Sevdiğim insanların acı çekmesi kalbimi kanatıyor, hiçbir şey yapamamak, ne kadar dua edersem edeyim yeterli görmemek, zaten düzenli olmayan uykularımı kaçırıyor, çaresiz hissediyorum kendimi...Teslimiyet ve rıza ile ilgili bütün bildiklerimi tekrar tekrar tazelemeliyim, muhakkak tazelemeliyim...

28 Şubat 2015 Cumartesi

SA1187/KY1-CÇ105: Öldürülenlere Ağlayalım Kimliklere Değil

"Kimlikler düştüklerinde dizleri acımaz, çünkü kimlik düşecek bir nesne değildir, dizleri kanamaz, elleri soyulmaz, çünkü kimlik bir can değildir."


Öldürülenlere ağlayın, kimliklere değil. Kimliklere ağladıkça sayısı artar öldürülenlerin. Sayısı artacaktır öldürülenlerin. Sana, bana, ona, bize, hepimize kimliklere ağlatmayı öğrettiler, öldürülenlere değil. 

Gelin yıkalım bu öğretiyi. Gelin yakalım bu öğrendiğimizi. Gelin kurutalım bu bilgiyi. Gelin yokluğa mahkûm edelim bu bilişi. Gelin yeryüzünden silelim bu lanetli bilinci. Gelin söküp atalım tarlamızdan, bağımızdan, bahçemizden bu zehirli ayrık otunu. Gelin hep birlikte bozalım bu efsunu. Öldürülenlere ağlayalım, kimliklerine değil.

SA1186/TG100: Berlin Konferansı 1885: Afrika Berlin'de paylaşılıyor

"Afrika Araştırmalarında pek çoğumuz günümüz Afrika krizlerinin temelinin 1884/85 yıllarında gerçekleşen Berlin Konferansı’na dayanmakta olduğuna inanmaktayız."

Olyaemi Akinwumi/ Nijerya Nasarawa Devlet Üniversitesi

Reichskanzlei/Berlin 1885

130 years ago: carving up Africa in Berlin

Berlin’deki Reichskanzlei(*) duvarında asılı bulunan haritanın boyu beş metreydi. Harita üzerinde Afrika’nın nehirleri, gölleri, birkaç yer ismi ve pek çok sayıda beyaz nokta bulunuyordu. Üç aydan fazla süren görüşmelerin ardından 26 Şubat 1885 tarihinde Berlin Konferansı sona erdiğinde hiçbir Avrupalının ayak basmadığı Afrika üzerinde hala anlaşmaya varılamamış pek çok nokta vardı.  

13 Avrupa ülkesi, Amerika Birleşik Devletleri ve Osmanlı İmparatorluğu temsilcileri (Sonsuz Ark'ın Notu:  Osmanlı İmparatorluğu söz konusu konferans'ta Afrika'dan herhangi bir sömürge taksiminde pay alan bir sömürgeci devlet değildir), Alman Şansölyesi Otto von Bismarck’ın daveti üzerine ve Afrika’nın uluslararası kanunlara uygun olarak aralarında paylaşılması amacıyla Berlin’de bir araya gelmişti. Afrika’dan toplantıya davet edilen kimse bulunmuyordu.  

26 Şubat 2015 Perşembe

SA1185/YB26: Yaşlı Bilge Teoremi: Edebiyat Bilim Değildir


Yaşlı Bilge Teoremi: "Edebiyat bilim değildir."


İspat:


a- Bilimsellik:


Edebiyat'ın bilim olup olmadığına dair yapılmış araştırmaların varlığını düşünmeden; onları bilmeden düşünmek ve sonuçlar çıkarmak bir tercih sorunudur. Edebiyat'ın bilimsel niteliği olup olmadığını düşünürken, ona ait teoremlerin olamayacağını, edebiyata dair teoriler üretilemeyeceğini anlamış olmak gerekir...


Edebiyat birçok kritere göre değerlendirilebilir veya onu yeni bir değerlendirmeye tabii tutmak gereksiz olabilir... Ancak edebiyata hakkı olmayan yükleri taşıtmaya çalışmak, onu öz varlığından uzaklaştırmak demektir; onu kısırlaştırmak ve sınırlamak, hiçbir insana ait olan bir hak değildir.

SA1184/KY1-CÇ104: Bir Hayâlim Var

"Sevgi annenin dilidir, babanın dilidir, çocuğun dilidir, Martin Luther King’in dilidir."


“Bir hayalim var!” diye söze başlamıştı bir adam. Renginden ötürü aşağılanmış, horlanmış, çarmıha gerilmiş; yetmemiş tarlada bir öküz gibi koşulmuş, yetmemiş ayrı mabetler, ayrı lokantalar, ayrı okullar da tahsis edilmiş. Ve bu adam ümidini yitirmemiş. “Bir hayalim var!” diye söz başlamış yüz elli bin insan önünde. Kendi renginden insanlar önünde. Kendi dilinden insanlar önünde. Ezilmiş, horlanmış, katledilmiş, kovulmuş, ahırlarda yaşamaya mecbur edilmiş, mahkum edilmiş insanlar önünde.

Benim de bir hayalim vardı. Var. Sanal aleme adımımı attığım andan itibaren – yaklaşık yirmi yılı geçiyor, o zamanlar mırc neyim vardı, odalar vardı her telden çalan, her konuda konuşulan mekanlardı oralar, tıpkı şimdiki gibi- bu hayali gerçekleştirmenin yolunu aradım. Sevginin dilini oluşturmak. Sevgide buluşmak. 

25 Şubat 2015 Çarşamba

SA1183/TG99: İlk Müslüman Amerikalı Âlim: Gineli Köle Bilali Muhammed

"Onlar, küçük ve önemsiz bir toplum değildi. Sayıları yüzbinleri bulan bu insanlar, tüm aşılmaz zorluklara rağmen kölelik zulmü altında İslami değerlerini koruyabilmek için mücadele etmişlerdir."


The First Muslim-American Scholar: Bilali Muhammad

Günümüzün Amerikan İslam toplumunun sahip olduğu talihsiz bir yanlış kanı, İslam’ın Amerika’da 100 yıldan daha az bir süredir var olduğudur. Amerikalı Müslümanların büyük bölümü 19.yy ortalarında Orta Doğu ve Güney Asya’dan Amerika’ya gelen insanların çocuklarıdır. Bundan dolayı yanlış bir şekilde Amerika’daki ilk Müslümanların bu göçmenler olduğu düşünülmektedir. Gerçekte ise İslam bundan çok daha uzun bir süredir Amerika’daki varlığını sürdürmektedir. 

Muhtemelen Endülüs ve Batı Afrika’dan gelen Kolomb öncesi Müslüman araştırmacıların yanı sıra, İslam’ın Amerika kıyılarına dalgalar halinde çıkışı, 16.yy ve 19.yy arasındaki Atlantik köle ticareti sonucunda gerçekleşmiştir. Bu süreç içerisinde yüzbinlerce köle Amerika’ya gelirken bunlardan sadece çok azının hikâyesi günümüze ulaşabilmiştir. Bu hikâyeler içerisinde en özgün olanlarından birisi Bilali Muhammed’e aittir.

24 Şubat 2015 Salı

SA1182/SD225: Büyük Oyun'da Kilometre Taşı; İran ve Yeşil Devrim'in Sahipleri

"Batı Cephesi’nin ana hedefi Güney Asya’da İran, Pakistan ve Afganistan üzerinden Hindistan’a ulaşarak güvenlikli bir güney şeridi oluşturmak ve bu alanlarda Rus-Çin etkisine karşı çıkarlarını korumaktır. İsrail’in Batı’nın sırtında Fas’tan Hindistan’a uzanan topraklarda hâkim olmak gibi bir vizyona sahip olduğu düşünülürse, Batı Cephesi’nin İran’ı neden önemsediğini, Afganistan ve Pakistan ile ilgili kanlı senaryoların tüm başarısızlıklarına rağmen neden ısrarla uygulanmak istendiğini, Batı’nın neden İsrail’in omzundan İran’a ateş ettiğini anlamak kolaylaşacaktır.” 
 Seçkin Deniz, 26.11.2009


İran’da Stratejik Rezonans(*), İran’ı Yalnızlaştırmak veya İsrail Üzerinden Maskelenen Hedef

İran’ın zenginleştirilmiş Uranyum’u Rusya’da depolayacağına dair açıklaması kısa süre sonra değiştirildi. IAEA'nın önerdiği plan, İran'ın bir tondan fazla düşük oranda zenginleştirilmiş uranyumu işlenmek üzere Rusya'ya göndermesini öngörüyordu. Daha sonra da Fransa devreye girecek ve zenginleştirilmiş uranyumu nükleer yakıta dönüştürecekti. Böylece İran'ın ihtiyacı olan zenginleştirilmiş uranyuma sahip olması, ama zenginleştirilmiş uranyumun nükleer silah üretiminde kullanmaması garantiye alınmış olacaktı. Fakat İran bu planı reddettiğini açıkladı.

SA1181/KY5-PT48: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ A-Nazarî Tasavvuf - Veli'nin Peygamber'den Üstünlüğü

 بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

***


Son Veli Son Peygamberden Üstün (!)


Vahdeti vücut ilminden söz eden İbn Arabî şöyle der: "Bu ilim ancak son peygamber ve son velide olur. Peygamberlerden kim görürse onu ancak son peygamber penceresinden gördüğü gibi peygamberlerden de onu ancak son veli penceresinden görür. Hatta peygamberler onu gördükleri zaman ancak Hatemu'l-Evliya (son veli) penceresinden görürler. Çünkü teşri risalet ve nübüvveti kesilir, ama velayet hiçbir zaman kesilmez. Peygamberler veli oldukları için söylediğimizi ancak Hatemu'l-Evliya penceresinden görürler." 

Yukarıda naklettiğimiz ibarede İbn Arabi peygamberlerin en üstün ilimlerini ancak son veli (Hatemu'l-Evliya)'dan aldıklarını iddia etmektedir. Bu da son velinin genel olarak bütün peygamberlere ve dolayısıyla Hz. Peygamber'e üstünlüğünü gerektirmektedir.

23 Şubat 2015 Pazartesi

SA1180/KY1-CÇ103: Psişik Bir Sayrılık Olarak 'Kişi Kültü'


İnsanın özgürlüğünün ve özgünlüğünün önündeki en büyük engel kişi kültüdür. İnsanın düşünsel devinimlerinin önünü kesen, eylemlerini kısırlaştıran da yine kişi kültüdür. Kişi kültü bir tür psişik sayrılıktır. Kişinin kendi gerçekliğine, kendi varoluşuna yabancılaşmasıdır. Kendi varoluşunu kendisi olarak temellendirme yetisi olduğunu fark edememektir. Kişi kültü, kişinin kendisini kendisi olarak temellendirmesine engel olan, kendi anını, kendi zamanını yaşamasına imkân tanımayan bir handikaptır.

Kişi kültü sayrılığına tutulanlar kendilerini gerçekleştirme gereğini bir türlü kavrayamazlar. Kavradıklarını sandıkları şey kendilerine ait olmayandır. Kendilerine ait anı yaşamaktan, kendilerine ait zamanı var etmekten yoksun olduklarının farkına varamaz kişi kültü sayrılığına tutulan. 

Seçkin Deniz Twitter Akışı