4 Ağustos 2013 Pazar

SA338/AyS12: Portfolyo Meczupları

“Oysa tevâzu bir erdem çıkrığıydı.”


İnsan olma kriterleri darmadağınık. Aynı aileden, aynı sokaktan, aynı mahalleden, aynı kentten, aynı ülkeden, aynı dünyadan olmalarına rağmen, aynı dine mensup olmak da insanların kendileriyle ve diğerleriyle ilişkilerinde ortak bir standart üretmelerine yetmiyor. Diğer ülkelerle ve dinlerle nasıl bir ilişki kurabilecekler, çatışmacı kuramın karanlık dokunuşlarından başka?
./.
Milyarlarca ben, milyarlarca kişiye özel çarpıklıkla bütün ilişkileri mahvediyor… Modern-post modern çarpıntıların eseri bu. Her ben, kendi portfolyosunu ideal sanıyor ve kendi geçmişinin câzibesinde, portfolyo yarışılarındalar. Ucuz bir portfolyo; çarpık alelacele oluşturulmuş, ait olunan çıkar gruplarından desteklenmiş, maskelenmiş yetersiz bir öz geçmiş.

SA337/KY1-CÇ30: Ben Olmayan Şeyler/ Uyanış

Her şey benden farklıydı. Kendim ve kendim olmayan şeylere birer isim vermeliydim.”



Sonradan adını “Söğüt” koyduğum ağacın gölgesinde uyandım. Etrafımda “ben” olmayan o kadar “çok şey” vardı ki. Bu “çokluk”ta da bir sürü tek vardı. Onları fark eder etmez “ben olmayan” olarak adlandırışımda aceleci bir yanımın baskın olduğunu fark ettim.

“Ben olmayan”ların içinde birbirine benzemeyen ne kadar çok şey vardı. Şaşkındım. Şaşkınlığımın temelinde korku vardı. Öyle ki benden, üzerine bastığım ve adına sonradan “toprak” dediğim yere yansıyan “gölgem”den kaçmak için var gücümle koştum. Koşarken onun da benimle birlikte koştuğunu görünce korkum daha bir artmıştı. Soluk soluğa kalmıştım.

SA336/DT17: Hâtırâları Teğellemek

“Harflerin dizlerine yüklediğim enerji, çocukluk hayâllerimden besleniyor biraz da…”


Hayattaki her şey, bir tohumun toprağa ekilmesi ile başlayan ve devam eden bir öykü gibidir. Bir şey çarpılır dikkatine ve sonrası genişler, halka halka büyür. 12-13 yaşlarındayken hedeflerim vardı. Mesela terzi olmak isterdim, tasarım yapmayı, kesmeyi ve dikmeyi. Babam soğuk bakınca vazgeçtim. 


Babam terzide diktirirdi, pantolonlarını, takım elbisesini, montkemer dediği kaban-ceket arası yumuşak kumaştan  yazlık ceketini ve yazları giymeyi sevdiği şalvarını. Ben de pantolonlarımı orada diktirirdim. Gide gele bakar, izlerdim Terzi Sait’i. Parmağında hep şapka gibi metal bir kapak olurdu, iğneden, iğnenin sırtından parmakları yıpranmasın diye.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

SA335/KY1-CÇ29: Uhuvvet; İkinci Olarak Çalınan Sözcüğüm

Uhuvvet, iyiliğe birlikte yürümektir.”

1957-Pekin
Secdeden kaçanın ikinci olarak çaldığı sözcüğümdür uhuvvet. Çöl ortasında yüz üstü kapaklanıp kalmış olmam bu çalınan sözcüktendir. Bir türlü ayağa kalkamayışım hep bu yitik sözcük yüzündendir. Uhuvvetin kaybıdır perişanlığımda etken. Perişanlıktan kurtulamayışım hep bu yüzdendir.

Uhuvvet yitiklerimin en büyüğü olmuştur. Uhuvveti kaybedişimdendir ayaklarımdaki yaralar. Dilimdeki kekemelik hep bu yüzdendir. Gönlümdeki darlık uhuvvetten uzak oluşumdur. Uhuvvetin benden koparılışıdır beni yarı canlı yapan. Uhuvvetle dirilecektir yeniden insanlık. Çün uhuvvet rahmettir. İçi rahmet dolu tatlı bir yemiştir.

SA334/AH12: Franz&Polina; Savaş Sunaklarında İki Kurban

“Savaşların çıkarlara hizmet ederken yok ettikleri hayatlarla beraber, bir sürü duygu var.”


Karla kaplı ormanlarda dolanıp duran ve mola veren kadınlı, erkekli, çocuklu bir topluluk ve doğum yapmak üzere olan genç bir kadın. Ergenliğin sarsak ruhunda bir erkek çocuk, elinde doğum için taşıdığı iki su kovasıyla gözleri kapalı olan kadına doğru ilerliyor, kovaları yere bırakıyor ve sessizce kadının arkasına geçiyor, sağ elini kaldırıp kadının saçlarına dokunuyor… Kadın birden gözlerini açıyor ve “Franz!” diye bir çığlık atıyor… Ekran kararıyor, bir kadın sesi Belarusça anlatıyor hikayenin kalan kısmını ve ben, jenerik akarken anlatılanları, alt yazı olmadığından  anlamıyorum.

2 Ağustos 2013 Cuma

SA333/AŞ4: Cemaat’in İçindeki Virüs

“Vesayet mi? Hangi vesayet?”


Eskiden de böyleler miydi, emin değilim. Müslüman avının yoğun ve acımasızca yaşandığı dönemlerde, tedirgin ve resesiftiler. Said Nursi’nin peşindeki casuslardan korunmak için ürettiği stratejileri taklit etmeleri normaldi.  Doğal olarak tedbirli ve hoşgörülü davranıyorlardı karşıtlarına. Buna takiyye denmesi rahatsızlık verici de değildi, Kur’an baskı altında inançlarını saklamalarına cevaz veriyordu nasılsa. 

Tek kusurları, diğer cemaatlere karşı tavizsiz derecede sert ve iletişimsiz olmalarıydı.  Şimdi tuhaf bir şekilde Recep Tayyip Erdoğan’a karşı saldırgan ve yırtıcı bir dil kullanıyorlar. Bundan da tedirgin olmuyorlar, güvendikleri daha başka ve büyük bir güç varmış gibi.

SA332/KY1-CÇ28: Âşina; Çalınmış Sözcüğüm

Benim kayıp sözcüklerimden, çalınan sözcüklerimden biridir âşina.”


İnsan insan olmayanların önünde sınanmıştır. Yaratılışına kuşkuyla bakıldığından sınanmıştır. “Hadi doğru sözlüler iseniz şunların adını bana söyleyin!” dendiğinde, hadlerini bildiklerini yüksünmeden söylemişlerdir. İnsan ise bir solukta yanıtlamıştır. Ve secde olunmaya hak kazanmıştır.


Secdeden kaçınan,  kendinde bir soyluluk vehmeden dışındaki var edilmişler kapanmışlardır secdeye. Secde kaçkını öfkeyle, hınçla bilenmiş ruhsat istemiştir. İnsana verileni çekemezliğin acısıyla delirmiştir. Ruhsat alıp dikilmiştir karşısına insanın. Ve insanda olan sözcükleri çalmak için desiseler kurmuş, tuzaklar kurmuştur. Hepsini birden çalmaya güç yetirememiştir insana verilenlerin. Teker teker avlamıştır insanda olanları. İnsana verilen sözcükleri çalmıştır. Çalmaya devam etmektedir.

SA331/AS31: Klasikler; Ölü Adamların Sonsuza Kadar Süren Cinayetleri

"Diğerlerinde olmayıp sadece klasiklerde bulunan bu öldürücü güç nedir?"


Başlık çok sert farkındayım; yüksek edebî sosyete koordinatörlerine göre böyle bir genelleme yapmamam gerekirdi. Ama yaptım; bunu yapmamın benim için hiç sakıncası yok. Üstelik, klasik okumamış diğer herkes için de bunu yapmam sakıncalı bir şey yapmış olmam anlamına gelmiyor -unutmadan belirtmeliyim; başlıktaki klasikler sadece edebiyat kitaplarına işaret etmemekte, işin bu kenarına klasik felsefe, psikoloji, sosyoloji, tasavvuf, din ve siyaset kitapları da bulaşmakta; lafım hepsine uzanmaktadır-. Tesadüfen klasik okumamışları, birer maktule dönüşmemiş oldukları için özel olarak tebrik etmem de gerekmiyor; yaşıyor olduklarına şükretsinler.

1 Ağustos 2013 Perşembe

SA330/KY1-CÇ27: Elma Dersem Çık, Armut Dersem Çıkma!

Sayılamayanlar yok sayıldı. Tartılamayanlar yok sayıldı. Ölçülemeyenler yok sayıldı.


Şekvâcıyım çağımdan, içinde yaşadığım zamandan. Şekvâcıyım çıyanlarla, sırtlanlarla, karamuklarla aynı havayı solumaktan. Şekvâcıyım insanlığın rafa kaldırılmasından. Rafa kaldırılıp hayâsızlığın baş tacı edilmesinden. Şekvâcıyım kirletilmesinden gönüllerdeki eleğimsağmaların. Şekvâcıyım emeğin çalınmasından, çocukların yetim bırakılmasından. Şekvâcıyım aymazlığından hem cinslerimin, kendimin.

SA329/IE15: Beşere Boyun Eğmek Zâlimleştirir

“Beşere ve beşere dair değerlere boyun eğmiş beşerin dilinden bakan bir insanın zâlim olmaması mümkün değildir.”


Herhangi beşerî bir güce, otoriteye, kendi ruhunu ezerek bilerek ve isteyerek, çıkarlarını gözeterek boyun eğmek bir insanı insan olmaktan çıkarır. Çıkarlarını önemseyerek insan olmaktan çıkan bir insanın iyilik üretmesi de imkânsızdır.

Gücün insana görünen yeri, insanın tek başına elde edemeyeceği parlak havuçlarla dolu ise… insanın güce tapınacak kadar yakın olmak istemesine anlam vermeli. Verilecek anlamın, boyun eğen çıkarcı zerreyi yok eden, o zerrelerden müteşekkil varlıkları dikkatten ve rikkatten uzaklaştıran bir sertliği olmalı. Boyun eğmiş insanın insanlıktan ayrılan ruhuna değmeli, onun bulaşıcı kötülüğünü, uzlaşmacı karakterini kopmaz sicimlerle bağlamalı ve herkesin gözünün gördüğü yere oturtmalı.

SA328/AÇ13: Toplumsal Talepler, Etkin Yönetişim ve Olumlu Etkileşim Dili; Diyalektik Duruş

“Birlikte yaşamanın temel koşulu olarak, çatışmacı dil dönemi, an itibarı ile sona ermesi gereken bir dönemdir.”


Toplumlarda kutuplaşmalar, kamplaşmalar bitmez. Bitmemesi de olağandır. Farklı bireylerin farklı amaçları vardır ve her birey bu amaçlara saygı duyulmasını ister. Peki, idare bu kutuplaşmaları, kamplaşmaları nasıl yönetmeli?

Yönetişimin neredeyse her ülkede ve toplumda şeffaflaştığı, bireylerin devlet erkinin doğrultmanlarından daha çok kendi taleplerini önemsediği ve bu talepler için gönüllü olarak gruplaştığı günümüzde, sosyoloji ve siyaset kurumları toplam insanlık geçmişine oranla görece daha rahat ve aynı zamanda çok daha hassas bir davranış biçimi geliştirmek zorundalar.

31 Temmuz 2013 Çarşamba

SA327/KY1-CÇ26: Parçalanmış Bilinç

 Deve kuşu karakterli bir ideoloji sizi olduğunuz yerde bırakır.”


-Dünya Görüşü ve Hınç Bağlamında Başkaldırı ve Antikapitalist Müslümanlar-

Dünya görüşü ve başkaldırı kavramlarının hem insanal hem toplumsal eylemlerin çözümlenmesinde başat rol oynadıkları açıktır. İnsanal ve toplumsal eylemlerin bu iki kavramla çözümlenmesi bizi eylemlerin nesnesiyle örtüşüp örtüşmediği vargısına götürür ki, bu da çevremizde olup bitenlerin sağlıklı bir biçimde neliğini anlamamıza yardım eder. Ve bizlerin de tavrını belirler.

SA326/YB12: Zihnin Ambarları / Sınanmış Renkler 12

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

“İnsan ne kadar farkındaysa o kadar çok dua eder.”

Kısa yaz gecelerinde insan zihni dalgalıdır. Uzun gündüzlerin içine sığan şeylerin çok daha fazla ve yorucu olmasından dolayı geceye salınan akıl daha fazla kışkırtılmıştır.  Biraz insan zihninin ambarlarında gezinelim bu gece. Gemimizin dalgasız gecesinde ambara inelim.

Ambar, gemilerde uzun sürecek seyirlerde yiyecek içecek dâhil her türlü ihtiyaç maddelerini saklar; orada acıktığında, susadığında insanlara ikram edilecek olan malzeme vardır. Kat kat ambarlarda fareler için zehir de vardır. Ama zehirin varlığı farelerin sonunu getirmez. Fareler her türlü yiyeceğe dadanırlar.

30 Temmuz 2013 Salı

SA325/KY1-CÇ25: Sana Geliyorum

Kar ışıltısı, kar sızısıyla!”     

Sana geliyorum!

Beynimde gezinirken beyninde gezindiğim duygusuyla esrik ve paramparçayım. Elindeki kalem, gözündeki ışık, ciğerlerindeki nefes olarak duyumsuyorum kendimi. Gözyaşın olarak algılanmak isterdim oysa.

Ağlamak hiç de ürkünç bir şey değil, değil mi? Gel gör ki ağlayamıyorum. Ağlayamıyorum; ürktüğümden değil, kuruduğundan gözyaşlarım. Gözyaşlarım tezgâhından geçmiş değil bukalemunların. Rüşvet değil timsah gözyaşları gibi. Tükenebilir bir şey olduğunu bilmediğimden hoyratça sarf ettim. Şimdi ise boynu bükük öylece bakıyor gözlerim. Bağışla! Ne sevince ne üzgüye sunacak bir sungusu yok gözlerimin.

SA324/MEY22: Gençler ve Hayatın Amacı

"Hayatın amacı mesleklere bağlı olan bir amaç değildir; iyi ya da kötü olmaya endekslenen bir amaçtır."




Şimdi uykunun derin akıntısında kendinden geçen, dilediği bölüme yerleşmiş huzurlu gençler var aklımda. Bir de huzursuz geceler boyunca bir sağa bir sola dönen, herhangi bir tanıdıkla karşılaşmamak için akrabaya, çarşıya gitmeyen, herhangi bir üniversiteye yerleşememiş gençler. Üniversitelere öğrenci yerleştirme büyük oranda  tamamlanmıştı. On iki yıllık öz geçmiş, bütün gençlere gelecekleri adına kuracakları hayat için en önemli durakta tek etken  oluyordu.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

SA323/KY1-CÇ24: Vesvese

Kalbim buz kesmişti korkudan. Ellerim buz. Gözlerim sönmüştü. Karanlıktı.”



Geceydi. Karanlığın hükümranlığı tartışılmazdı yani. Ne hilâl vardı, ne yarım ay. Ne bedir. Yıldızlar da yoktu. Evlerden yansıyan ışıklar sanki karanlığın şiddetini arttırıyordu.

Geceydi. Başımı nereye çevirsem karanlık karşılıyordu bakışlarımı. Karanlık emiyordu gözlerimin ışığını. Işığın aldığı gözlere ne olmuştu? Aydınlığın aldığı gözlere nasıl anlatabilirdim karanlığı? Hem ne diyecektim? Söyleyecek sözüm yoktu ki. Karanlık işte.

SA322/PZ17: Âte

“Ana da baba da çocuğun yanında gerek…”


Rahmetlik anama biz ‘Âte’ derdik, çocukluğunda ‘Âtık’ ya da 'Âtıkiy' derlermiş, adı Altun’du. Ne dertler çektik beraber, Allah taksiratını sonsuz merhametiyle affetsin. Hem babalık yapmıştı iki çocuğuna hem de analık. Babam 44’te öldü, anam 2004’te; altmış sene kol kanat gerdi bize. Köyün o zahmetli yazında, kışında sırtında çalılar, çuvallar eksik olmazdı.

Öküzümüz yoktu; tarla sürüleceği zaman, anam öküzü olan akrabalarından rica eder, gelir tarlalarımızı sürerlerdi. Dayı, amca yok; anamın akrabalarından Ramazan vardı, o koşar gelirdi çift sürüleceği vakit. Anam da kışın keçiler için kesilen meşe yapraklarıyla dolu meşe dallarını sarıp deste yapmak için yardıma giderdi, onlara. Hiç kimsenin yardımını karşılıksız bırakmazdı.

28 Temmuz 2013 Pazar

SA321/FT9: Sanatçı Baskısı ve İllüzyonist Terör

“Egemen sanat anlayışı ve bu anlayışla doktrine edilen sanatçı, iyi insan ve iyi toplum profili için çok tehlikeli...”


Sanatın ve sanatçının illüzyonist nitelikleri, gerçeği nesnel bir parlaklıkla gösterdiği gibi olduğundan  daha farklı, daha zıt gösterme gücüne sahipken, sanatı ve sanatçıyı ciddiye almamak, bir gün gerçeğin tersyüz edilmesine ve tersyüz edilmiş gerçekle ardışık felaketlere maruz kalınmasına kesinlikle neden olur. 

Görsel ve işitsel implantların, son yüz yıllık süre zarfında binlerce örnekle tersyüz edilmiş gerçek durumların oluşturduğu piskososyal sorunları tasarlayanlara ve üretenlere hizmet ettiğini, hükümetlerin bu sorunlara göre tavır aldığını, güçlü hükümetlerin bu sorunları yönlendirdiğini, güçsüz hükümetlerin de bu sorunlarla yönlendirildiğini artık herkes biliyor.

SA320/KY1-CÇ23: Kaygı

"..kaygılardan birkaçı, bir sürü hastalığı fısıldıyor kulağınıza.. "



Birden bir heves düşer bir yerden içinize.. irkilirsiniz. Ne olduğunu anlamak için depreşirsiniz. Ürpertiyle bakınırsınız etrafınıza. Avının kokusunu alan her hangi bir avcı gibi ona doğru hamle edersiniz sakınarak. Ürküp-kaçmasın için elden gelen ne varsa.. ne gerekiyorsa onları eylemleştirirsiniz.

SA319/AŞ3: Müslüman Soykırımı Var; Ama Hepimiz Yorgunuz

“Duamız da olmasa yok olacağız; yok edecekler bizi.”


Zihnim yorgun. Anadolu Ajansı’nın naklen yayınladığı Adeviyye Meydanı’nda kılınan namazları ve edilen duaları dinliyorum. Ağlayarak yükselen duaları dünya dinliyor; Allah da duyuyor. Elimden gelen sadece dua. Askeri darbenin getirdiği yüzlerce ölüm, binlerce yaralı. Esmer insanların yoksul giysileri kanla paramparça. Ölülerin gözleri yarı açık; Tahrir Meydanı’nda ise bu vahşetten dolayı sevinçle havaya sıçrayanlar var.

Seçkin Deniz Twitter Akışı