Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
- Seçkin Deniz
- Mustafa Tamer
- Arif Şahin
- Eyüp Kaan
- Ahmet Faruk
- Mustafa Ekici
- Naif Karabatak
- Ata Atun
- Hakkı Aslan
- Cemal Çalık
- Tamer Güner
- Mustafa Ege
- Yaşlı Bilge
- Ahmet Haydar
- Alper Selçuk
- Faruk Tamer
- Doğa Toprak
- Khorto Bâri
- Mustafa Eyyüboğlu
- Âkil Ağazâde
- Biz Kimiz?
- Yıllık Sonsuz Ark Yayın Raporları
- Sonsuz Ark Manifestosu
2 Kasım 2012 Cuma
SA93/MEY8: Aptal Baba
Beş yaşındaki çocuk kızgın bakışlarıyla desteklediği öfkesiyle babasına sesleniyordu: “Aptal baba!”
Baba, şaşkınlıkla çocuğa baktı. Ne olmuştu? Bu güzel çocuk kendisine neden “Aptal baba” diyordu? Ona gülümseyerek: “Ne oldu oğlum?” diye sordu. Çocuk: “Hani parka götürecektin?” Baba, çocuğa böyle bir söz verdiğini hatırlamıyordu. “Ama ben seni parka götüreceğime dair söz vermedim ki?” diye cevap verdi. Çocuk tüm hırçınlığına rağmen masum dudaklarını kıvırarak: “Ama annem, yemeğini yersen, baban seni parka götürecek, demişti.” Dedi. Fakat Baba’nın böyle bir sözleşmeden haberi yoktu. Çocuğu yanına çağırdı, başını okşadı ve ona:” Demek ki; annen bana söylemeyi unutmuş, oğlum” dedi ve ekledi:” büyüklere aptal denmez.”
Labels:
Ağaçtaki Ev
,
Eğitim
,
Mustafa Eyyüboğlu
1 Kasım 2012 Perşembe
SA92/AÇ4: Dışa Bağımlılık; İç Politik Kurguların Değişmeyen Karakteri
"Türkiye iç politik kurguların dışa bağımlı karakterini terk etmelidir."
Britanya Krallığı’na ait medya organlarının -BBC, The Guardian, The Economist,
Financal Times, vd.-, Almanya Cumhuriyeti’ne ait medya organları -Die Velt, DW,
Der Spiegel, vd.- ile ortak yayınlarına Amerika Birleşik Devletlerinin medya organları -CNN, WSJ, NYT, vd.- destek
vermeye devam ediyor. Konu; Türkiye ve Kürtler, Sünniler ve Aleviler,
İslamcılar ve Laikler. Tipik bir ayrıştırma operasyonu.
Türkiye’nin Osmanlı
Devleti’nden devraldığı kötü bir miras var. Coğrafi konumu gereği, dünyanın
çıkar çatışmalarının merkezinde olan Türkiye’nin iç politika sorunlarının hemen
hiçbirisi iç politika konusu olarak tasvir edilemez.
Labels:
Adil Çelik
,
Aklın Adaleti
,
İç Politika
,
Medya
,
Psikoloji
,
Sonsuz Ark
,
Sosyoloji
SA91/ÂA8: Selçuklu Bin Yılında Merkel'e Ultimatom: ‘Son Tarih 2023’
“Erdoğan, 94 yıl sonra tarihin kırıldığı yerden ve tarihten tarihi yeniden başlatıyor”
Erdoğan, 30 Ekim 2012 ‘de Türkiye'nin yurt dışındaki en büyük misyon binası olan
yeni Berlin Büyükelçiliği binasını hizmete açtı. 30 Ekim, özel seçilmiş bir
tarih gibi görünüyor. Osmanlı’nın imparatorluk iflasının tescil edildiği ve
vatan topraklarının, stratejik liman ve işletmelerin işgal edilmesine
anlaşmayla izin verildiği, tarihin en aşağılayıcı silah bırakma anlaşmalarından
biri olan Mondros Mütarekesi de 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı.
Büyükelçilik binası Osmanlı'dan kalan arsaya Selçuklu mimarisi tarzında yapılmış… 1071’den 2071’e uzanan Selçuklu bin yılı, motiflerden algılara ‘Doğu ile Batı’yı Birleştiren Türkiye’ temasıyla yumuşak bir geçiş yapmış görünse de, Erdoğan’ın 29 Ekim 2004’de Campidoglio Sarayı’nın Orazi Curiazi salonunda Papa X. İnnocent’in heykelinin himayesinde Avrupa Anayasası anlaşmasını imzalamış olmasının acısını da içeren bin yıldı. Erdoğan’ın geri dönüşü, göğü gittikçe kararan Avrupa’yı sarsacak kadar güçlü görünüyor.
30 Ekim 2012 Salı
SA90/KY1-CÇ1: Büyüklere Masallar
Büyükler acınası işler yaparlar. Pireleri berber, develeri tellal ederler. Bu yetmezmiş gibi bir de keçiyi, koyunu, kurdu kuzuyu konuşturmazlar mı? Ya gezintiye çıkan ağaçlar, çiçeklere ne demeli. Bütün bunlara sebep ders vermekmiş. İlle ders verecekler. Yalan söylemenin kötülüğünü anlatmak için bütün bir sürüyü kurda yedirir masalın adını da “ Yalancı Çoban” koyarlar. Düşünmezler ki çoban tek başına sıkılır. Öyle ya o da nihayetinde insandır. Onunda başı ağrır, midesi bulanır. Konuşacak birini arar. Hani kuzular, koyunlar konuşsa onlarla dertleşir. Ama böyle bir şey yok. Ne yapsın bizim çoban? Kim olsa onun gibi köylüleri başına toplamaya kalkışır. Bunda hiçbir kötülük yok bence.
Kırmızı
başlıklı kızın peşine kurt niye düşsün? Eğer yiyecek olsa yolunu keser yer.
İlle de ninesinin kılığına girmesi gerekmiyor. Ben büyüklerin masal anlatmasını
bu yüzden sevmiyorum. Bilmiyorlar. Biz çocuklar bunu onlardan daha iyi yaparız
ama bize de fırsat vermezler. Evet. Susmamız için neler yapmazlar. Hatta dayağa
kalkışanlar bile olur.
Labels:
Cemal Çalık
,
Konuk Yazarlar
,
Masal
29 Ekim 2012 Pazartesi
SA89/SD15: Cumhuriyet'in Kazanımları Üzerine Simülasyon Denemeleri
"Cumhuriyet "sabit bir kavram ve yönetim şekli" olarak hiçbir şekilde kazanım elde edemeyeceğine göre, o, varlığıyla bir ülke için yeni bir "şey" olarak kabullenilmişse, ancak o zaman kendisi o ülkenin insanları için bir kazanım olabilir."
"Cumhuriyet'in kazanımlarını korumak" tandanslı yorumların içeriğinde
neler var? İlkel bir teknikle ve lineer (doğrusal) bir yaklaşımla Cumhuriyet'in
kazanım elde etmesinin ne anlama geldiğini düşünelim.
"Cumhuriyet'in Kazanımları" konulu simülasyonlar oluşturarak,
soracağımız sorularla yorumları ve demeçleri anlayabilecek miyiz?
Deneyelim;
İlk simülasyon denemesi; "Cumhuriyet, kazanım elde edebilen bilinçli-canlı bir varlık mıdır?"
Bir yönetim şekli olan cumhuriyet'in "kazanım" ilkelerine göre "kazanım" elde etmesi mümkün müdür? Ya da bir kurallar manzumesi olarak adlandırılan bir yönetim şekli, iradesi olan canlı bir varlık gibi "kazanım" elde eder mi? Eğer Cumhuriyet'i bir kazanım savaşçısı olarak algılayacaksak, ona önce bir kimlik vermemiz gerekir; her şeyden önce, onu bilinçli canlı bir varlığa dönüştürmemiz gerek şarttır. Bunu yapıp yapamayacağımız açıktır. Yapabildiğimizi düşünelim.
Labels:
Fikir
,
Seçkin Deniz
,
Sistematik Analizler
,
Sonsuz Ark
28 Ekim 2012 Pazar
SA88/RK3: İslâm İktisat Teorisi (İİT) Mümkün müdür?
İktisat (Ekonomi), yaşananla ilişkili iken teorik bir bakışa ihtiyaç duyan bir şey, bir olgu, bir olay değildir. Asıl sorun iktisadı teorilerle yönlendirme ihtiyacının nasıl doğduğu ile ilgilidir. Çok cesur sayılabilecek bir tesbitle tarihin görünür sayfalarına geçelim: “İktisat Teorileri, haksız kazanç elde etmek için, Allah’ın haram saydığı kazanç türlerini baskın hâle getirerek insanları sömürmeyi, aldatmayı mümkün kılan düzeneklerin inşâsı için üretilirler.” Bu tam olarak budur.
Labels:
Ekonomi
,
Ragıp Kefeci
27 Ekim 2012 Cumartesi
SA87/DT6: Ayakkabı Hırsızları’nın Gölgesinde Bayram Namazları
'Ayakkabı Hırsızları' denince ne duyumsar aklınız? Kötücül, yakalanınca pataklanacak kişiler mi? Artık değiller, çünkü yoklar. Bulursanız kucaklayacaksınız onları, hasretten, biliyorum. Heyecanla beklediğiniz bayram alışverişlerinde aldığınız o güzelim ayakkabıları çalanlar bile hoş geliyorlar aklınıza şimdi...
En son çocuklarım için ne zaman bayram alışverişi yaptığımı hatırlamıyorum. Hiç yapmamış değilim, ama hatırlamadığıma göre çok azdır bayram öncesi alışveriş. Kötü bir baba değilim bayram alışverişi yapmadığım için, aksine bayramdan bayrama alışveriş yapacak derecede fakir olmadığım ve gerektiği zaman alışveriş yapabildiğim için Allah’a şükrediyorum ve iyi bir babayım bu yüzden.
Labels:
Cami
,
Doğa Toprak
,
Hayat
,
Kırlangıç Zamanları
,
Sonsuz Ark
21 Ekim 2012 Pazar
SA86/IE4: Uzlaşı Bir İhânettir
"Kindi uzlaşı; sonsuz sonraya doğru uzanan bir seri, asla ‘bir’e yakınsamayan bir karanlık seri."
Adı üstünde; vazgeçiştir uzlaşı… İnce ince örülmüş sonsuz bir zincirin ucuna çekilmiş teslim parağrafı; çatışan, ayrışan ve dudaklarından alev fışkıran tarafların ilkelerini tek tek yontması, eritmesi ve kalıplara dökmesidir.
Toprakla, suyla, havayla uzlaşmayan ateşin, ihânetle soğuması belki de… uç uca eklenmiş pazarlıkların çağ yerinde, çağların ardından sürüklenerek gelen, ölülerin külleri arasından görünen dayatmalara kurban verilen bir dirlik, dirilik… canı çekilmiş bir var oluş. Yeni biçimlere, biçemlere kesilen tiz bir hesap çığlığı.
Labels:
Deneme
,
Irmak Elmas
,
Sonsuz Ark
SA85/KhB6: Ayağa Kalk, Kürt; Kardeşim!/ Warzı â Pay, Kırdâsî; Brâymı! *
(Biz,
Hepimiz Biraradayız/ Mâyê, Mâhamêyê Pê Hâtı)
(Kurtlar, bizden uzaklaşın!/ Wergıy, Mârâ Dûrîykêwê!
Ayağa kalk, kürt; kardeşim/ Warzı â pay,
kırdâsî; brâymı
oturma, yatma, ses çıkar / mêrôşı, mekeuw;
heas bı kı
ölüyor çocukların, çocuklarımız, türklerin
çocukları/ mırenê qaçê tô, qaçê ma, qaçê tırkân
ölüyor kardeşlerimiz, ölüyor onlar/ brâymâyê
ye mırenê, mırenê ê ye
gör… yatma!/ bıwinı… mekeuw!
(…)
Labels:
Khorto Bâri
,
Sonsuz Ark
,
şiir
,
Ve Sen İnci Tanesi Karanlık
17 Ekim 2012 Çarşamba
SA84/AS9: Tasavvuf Ölü Adamların Yapılmış İşidir; Ekmek Kapısı’dır.
“Yağmur varsa bulut da vardır.” Moustapha Meditérrané
Berzah âleminden çıkıp gelemeyeceklerine eminim. Söyleyeceklerime itirâz edemeyeceklerini de biliyorum. İtiraz edemedikleri için söyleyeceklerim doğrudur, demeyeceğim. Söyleyeceklerim, onlar iz sürücülerinin iddia ettiği gibi ‘gelemeyecekleri için’ doğrudur. İddia ediyorum ki; tasavvuf ölü adamların yapılmış işidir ve onlar tasavvuf işini yaparak geçinmişlerdir. Tasavvuf onların diri iken ekmek kapısıydı, şimdikiler de dimağlarına sürülmüş parlak mistik yağlar için heveslenip aynı ekmek kapısında dileniyorlar.
***
Her müddei iddiasını ispatlamakla mükelleftir. Ben değilim. Zirâ; ispatlanması gereken iddia, elde kanıtları olmayan iddiadır; kanıtları bulup gelmek müddei’nin işidir, mecburiyetidir. İddiam, kanıtları herkes tarafından bilinen iddiadır; tıpkı yağmur yağdığında göğün bulutsuz olamayacağı iddiası gibi apaçık meydandadır. Ben iddiamı izah etmekle mükellefim. Bu iddia’yı bir muhkem hakîkat olarak bilip idrâk edenlerin -ki, bunların çoğu pamuk şekerinden mâmül zincir ile birbirine bağlanan, birbirinden beslenen tasavvuf pirleri ve müridleridir- hakîkate ihanet edip bu hakîkati saklamalarından mütevellit bir izâhât mecburiyeti vardır. Birer aslan’a dönüşmüş olduklarından ağızlarından elimizi uzatıp, karınlarındaki hâkikati ışığa çıkarma işi de hâkikâti Kur’an’da izleyenlerin işidir, işi olmalıdır.
Labels:
Alper Selçuk
,
Antiseptik Anafor
,
Felsefe
,
Sonsuz Ark
,
Sufizm
,
Tasavvuf
16 Ekim 2012 Salı
SA83/ME8: Artık Önümüzdeki Maçlara Bakmayacağız!
Önemli Açıklama: Türkiye, Hollanda ve Romanya'nın ardından Macaristan'a 3-1 yenildi. İki yıl önce yazılan aşağıdaki yazı güncelliğini muhafaza etmektedir: 'Merhum Milli Takım'a atfedilmiştir.
Ne iyi, artık futbol izleme zevkimiz bitti. Ne iyi, böyle sıradan bir zevkten kurtulduk. Ne iyi, artık bunalımlarımıza dönebiliriz. Belki düşünebiliriz. Evet, düşünebiliriz; çok kısa önce de düşünmüşüzdür de belki. Son üç yıldır, takımlarımız yerlerde sürünüyor. Önce Sivas, sonra Bursa dağıttılar burnu havada süper dört takımın havasını. Keyfimiz kaçtı; gözlerimiz açıldı. Gözlerimiz Ergenekon’u gördü.Refaranduma aklımız erdi.
Labels:
Değnek İzleri
,
Din
,
Ekinokslar
,
Mustafa Ege
,
Psikoloji
,
Ruhsal Analizler
,
Sonsuz Ark
SA82/SD14: İktidarların Temiz Mutfağı Yıpranmayı Engelleyebilir mi?
İktidarlar yıpranırlar. Bu, siyâsî, psikolojik ve sosyolojik değişmez bir kaidedir. Kaide olması sebebiyle de "Hangi iktidarlar yıpranmaz?" sorusu sorulamaz. Fakat, "Hangi iktidarlar daha çok, hangileri daha az yıpranırlar?", gibi sorular sorulabilir.
İktidarları yıpratan unsurlar, iç ve dış etkenler olarak sınıflandırılsa da, genel olarak dış etkenler 'iktidar yıpranması' nda en önemli etkendirler. Dış etkenleri, iktidarlar üzerinde alışılageldik ülke içi ve ülke dışı baskı grupları olarak tasnif ettiğimiz takdirde, iç etkenleri de iktidar gücünü elinde bulunduran kişi, kurul ve kurumlar olarak tasnif edeceğiz.
Bu minvâlde iç etki gruplarına dâhil ettiğimiz hiç bir iç etkenin dış etkenlerden bağımsız kalamayacağı, iktidarlar üzerinde en büyük baskı araçlarının psikolojik özellikleri olması hasebiyle göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışmada "İktidarlar neden yıpranırlar?", sorusu demokratik yöntemlerle seçilen iktidarların çalışkanlık/tembellik ve güvenilirlik/güvenilmezlik özellikleri üzerinden değerlendirilecek ve bu sorunun muhtemel cevapları aranacak; özellikle çalışkan ve güvenilir olan iktidarların yıpranmalarındaki nedenler tahlil edilecektir.
Labels:
Fikir
,
Seçkin Deniz
,
Sistematik Analizler
,
Sonsuz Ark
15 Ekim 2012 Pazartesi
SA81/MEY7: Öğretmenlik Sanatı
"Bu yazı, fedâkâr öğretmenlere adanmıştır."
Okulun adını duymuştu, ancak henüz yerini bile bilmiyordu. Yaptığı araştırmalar sonucunda öğrencileriyle en iyi iletişimi kurabileceğini düşündüğü Anadolu lisesini tercih etmiş ve Anadolu liselerine öğretmen seçme sınavında aldığı puanla, birinci sıradan tercih ettiği okula yerleşmişti. Şimdi okulun bahçesindeydi. Haziran sıcağı tüm haşmetiyle tepesinde yer tutmuştu, fakat okul bahçesine alelusul döşenmiş asfaltın kavurucu buharlarından korunacak bir gölge çarpmıyordu gözüne. “Bahçesi güzel değil”, demişlerdi; önemsememişti.
Okul binasının karmaşık mimarisi, sanat anlayışını tırmalamıştı; yine önemsemedi. Okul Müdürünün odasını ararken karşısına okul hizmetlilerinden olduğu belli olan biri çıktı. Müdür okulda yoktu; hizmetlinin yönlendirmesiyle Müdür Başyardımcısının odasına girdi. Selam verdi ve kendisini tanıttı. Başyardımcı yüzüne baktı ve ona: “Seni niye gönderdiler?” diye sordu.
Labels:
Ağaçtaki Ev
,
Eğitim
,
Mustafa Eyyüboğlu
SA80/PZ6: Menderes’in Yakası/ Askerlik Hatırâlarım
Sene 60’da askerdim. Adapazarı’nda. Levazım Bölüğü’ndeydim. Levazım astsubayının tayini çıktığından beri depoların anahtarlarını bana teslim etmişlerdi. Erbaş da değildim; ama bölük komutanım beni bütün depoların sorumlusu yapmıştı. On tane erim vardı; dışarıdan hamal getirirlerdi, çuval çuval mercimek, fasulye, pirinç, top top kumaşlar, ayakkabılar gelirdi. Hamallar , malzemeyi indirir, paralarını alır giderlerdi.
Bir gün erlerim bana, “Hamal getirmesinler biz taşırız, harçlığımız yok!“ dediler. Bölük komutanına söyledim, “Tamam!” dedi. O kadar dua ettiler ki bana. Memleketten para gönderecek kimsesi olmayanlar, parası olmayanlar, öksüzler, yetimler. Depoları kitap gibi yapardık; kısım kısım ayırmıştım her şeyi. Çuvalların köşeleri bir hizada olurdu.
Labels:
Hayat
,
Piro Zaza
,
Sonsuz Ark
,
Üç Günlük Dünya
14 Ekim 2012 Pazar
SA79/FT4: Karanlık Enformasyon Kanalı; Medya
Sinema ve Televizyon ya da daha geniş kategorik anlamıyla Medya, ideolojilerin çatıştığı, güç savaşlarının yaşandığı bir kurtlar sofrası. Piramidal klik üyeleri için var oluş, tek yönlü enformasyonla mümkün. Tek yönlü enformasyonun da mümkün olduğu tek alan ya da kategori Medya.
Görsel ve işitsel implantların tasarımlarını yapanların, implantlara yüklenecek bireysel ve toplumsal formlar için birbiriyle ilişkili, birbirine bağımlı, bağlaşık halkalara ihtiyacı olduğu için, en dıştan merkeze doğru çıkar paylaşım grafiği oluşturmuş olmaları şaşırtıcı değildir. En dıştaki halka, sektörün piyonları olarak tanımlanan oyuncu halkasıdır.
Labels:
Faruk Tamer
,
Görsel Eleştiri - Visual Critique
,
Sinema
,
Sonsuz Ark
,
Televizyon
13 Ekim 2012 Cumartesi
SA78/ÂA7: Türkiye’nin Vals Koreografisi/ Savaş Dışı Olasılıklar
“Türkiye, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun uyumlu birlikteliği ile kürenin diğer ülkeleriyle, stratejistlerin alışkın olmadığı bir vals peşinde; savaş dışı olasılıkların gerçekleşmesi için elinden geleni yaparken bütün askerî varlığını da vals pistinin etrafında tutmaya devam ediyor.”
Hoşlanıyor, çünkü; yumuşak gücün sınırsız bir sabır alanı olmadığını ve koşullar gerektirdiğinde soft’un hard’a evrilmesinin ansızın gerçekleşebileceğinin, bunun için de yüzlerce yıldır uygulanan Britannic stratejilerin tam olarak hard reflekslerle hamle üretirken, soft reklamı yaptığının herkes farkında. Türkiye, bunu böyle yapmıyor; softsa soft, hardsa hard. Pozisyonlarının hepsi açık ve öngörülebilir ve bu yüzden de güvenilir.
11 Ekim 2012 Perşembe
SA77/MB4: Kirli Bilgi’den Arınma’nın İlkeleri
Egemen medeniyet/uygarlık doneleri, ABD, Avrupa ve Rusya’nın, yani aşırı zengin G7 ülkelerinin bulunduğu üst medeniyet formundan ve parlak medeniyet formunun etkilediği, baskı altına aldığı, sömürdüğü ve dilediği zaman öldürdüğü insanların bulunduğu Filipinler’den Guantanamo’ya, Kolombiya’dan Afganistan’a, Bosna’dan Sincan’a, Kafkasya’dan Somali’ye, Kore Yarımadası’ndan Venezuela’ya, Güney-Kuzey Afrika’dan Çin-Japon Denizi’ne, Hind alt kıtasından Güney Amerika’ya ve Doğu Avrupa’dan, Orta-Güney Asya’ya kadar alt medeniyet örnekleminden elde edilerek nesnel bir analize tabi tutulduğunda, 19 ve 20. yüzyılların ürettiği uygarlık kurgusunun insana iyilik ve güzellik vermeyi hedeflemediğini, Marxizm gibi yaygınlaşma, Nationalizm gibi sıkılaşma/arileşme/daralma eğilimli sentetik ideolojilerin kapitalizme hizmet etmek ve her ırktan, dilden ve dinden insanı sömürmek için köleleştirmeyi hedeflediğini gösterecektir.
Labels:
Fikir
,
Mümtaz Bahri
10 Ekim 2012 Çarşamba
SA76/AÇ3: Terör Örgütü Lideri Serbest Bırakılmalı mı?
"Türkiye, 100 yıllık bir ayrışma sürecini sona erdirmek üzere."
Liberallerin sıklıkla sertleşerek totaliter bir tonda çıkmaya başlayan seslerine ek olarak, sosyalistlerin sürgit bir deformasyonla salt ulusalcı bir sıkılaşma ürünü olan sesleri sistematik bir dar alan oluşturunca, Türkiye’nin sorunları tipik milliyetçi kilitlenmelerle, tahrik sınırını aşan anlık tepkilerle fokurdayıp duran bir deney tüpüne doldurulmuş oldu.
Kasım 2002’den beri kesintisiz iktidar sorumluluğu taşıyan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin neo-liberal çizgileri kalınlaşan politik söylemi, zaman zaman ‘Irkçı Milliyetçilik’ temelinde siyaset yapmayı amaçlayan Milliyetçi Hareket Partisi ile Barış ve Demokrasi Partisi’nin söylemlerindeki dalgalı seyre de ayak uydurmakta sakınca görmüyor. Hükümet Kürtler’in hak arayışına iliştirilen terör sorununa çözüm bulmak adına kendisini diyaloğa zorunlu hissettiği için yalpalıyor ve güven kaybediyor.
Labels:
Adil Çelik
,
Aklın Adaleti
,
İç Politika
,
Kürt Sorunu
,
Kürtler
,
Liberalizm
,
Medya
,
PKK
,
Psikoloji
,
Sonsuz Ark
,
Sosyoloji
,
Terör
7 Ekim 2012 Pazar
SA75/RK2: Eksik Tartma’nın Modern Boyutları Yolsuzluk ve Rüşvet
“Ölçüde haddi aşmayın. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.” Kur’an/Rahman
8-9
Kapitalizmin, tefeciliğin, stokçuluğun, karaborsacılığın ve diğer benzer formların teorik ve eylemsel olarak tekelciliğin (tröstlerin) basit birer aracı olduklarını hepimiz biliyoruz. Eksik tartmak olarak tanımladığımız tüketicinin/müşterinin aldatılması ise daha teknik-estetik bir tröst aracıdır ve bu araç çok ciddi ekonomik, biyolojik ve ekolojik problemler üretmektedir.
Tüketicinin aldatılması çok karmaşık pazarlama teknikleri kullanılması ile mümkün olsa da, bu aldatmanın her türlü ticarî faaliyete izin veren hükümetlerin çıkardığı yasalar ve yönetmeliklerle organize olabileceği ya da denetlenebileceği gerçeği, aldatma faaliyetlerinin tümünde hükümetleri birinci dereceden sorumlu tutuyor.
Labels:
Ekonomi
,
Ragıp Kefeci
SA74/AS8: Tehlikeli Ayrışma ya da Cemaat Asimilasyonu
Ayrışmaların tümü bütünleşmeye zıt bir seyir izler. Bütünleşme, bütün adına parçaların kendi özelliklerini muhafaza etmekten vazgeçmesi gibi lanse edildiğinde, karşıt olarak ayrışma da parçaların bütünün özelliklerinden vazgeçerek kendi özelliklerini öne çıkarmaya başlaması anlamına gelmek zorundadır. Bütün’ü özelliksiz parçalardan oluşturmak fikri, parçaların özelliklerini muhafaza etme refleksini ortadan kaldırmaz ve bir gün parçalar, ne kadar silikleştirilmiş olurlarsa olsunlar birer varlık olduklarını hatırlarlar. Bugün, o ‘bir gün’lerden biridir. Buradaki ‘bugün’ geniş bir günü içerir. Bugün’e ‘Bir Dönem’ de diyebiliriz. İşte biz o dönemin tam ortasındayız. Ve biz bu döneme biz kendi inisiyatifimizle gelmedik. Biz kendimiz, kendi özelliklerimizi hatırlamadık, bizlere hatırlatanlar var; bizler de hatırladık ve hızla ve büyük bir şiddetle ayrışıyoruz.
***
Yanlış, bütünü özelliksiz parçalardan oluşturma fikriyle başladı. Herhangi bir ‘doğal veya mekanik bütün’ parçaların kendi özelliklerini koruyarak oluşturdukları sistem bilinciyle bir arada dururken, bu doğallığa aykırı bir şekilde davranıldı ve yapay bir bütün oluşturuldu. Bu bütünü kendi ülkemizde hemen her alanda uygulamayı başarabildik.
Labels:
Alper Selçuk
,
Antiseptik Anafor
,
Din
,
Fikir
,
Sonsuz Ark
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)



















