1 Kasım 2012 Perşembe

SA92/AÇ4: Dışa Bağımlılık; İç Politik Kurguların Değişmeyen Karakteri

"Türkiye iç politik kurguların dışa bağımlı karakterini terk etmelidir."


Britanya Krallığı’na ait medya organlarının -BBC, The Guardian, The Economist, Financal Times, vd.-, Almanya Cumhuriyeti’ne ait medya organları -Die Velt, DW, Der Spiegel, vd.- ile ortak yayınlarına Amerika Birleşik Devletlerinin  medya organları -CNN, WSJ, NYT, vd.- destek vermeye devam ediyor. Konu; Türkiye ve Kürtler, Sünniler ve Aleviler, İslamcılar ve Laikler. Tipik bir ayrıştırma operasyonu.

Türkiye’nin Osmanlı Devleti’nden devraldığı kötü bir miras var. Coğrafi konumu gereği, dünyanın çıkar çatışmalarının merkezinde olan Türkiye’nin iç politika sorunlarının hemen hiçbirisi iç politika konusu olarak tasvir edilemez.

Ne yazık ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı’dan devraldığı bu kötü  miras, Türkiye’de siyasi yapıyı dizayn etmeye ve siyasî istikrarı tehdit etmeye devam ediyor. Osmanlı’nın Fransa, İngiltere, Rusya ve sonrasında Almanya ile paylaştığı ya da paylaşmak zorunda kaldığı iç sorunları, ırka, dine, mezhebe dayalı iç sorunların dışa bağımlı kurgularla kalıcı bir karakter kazandığı gerçeği  geçmişimizin ve şimdimizin en utanç verici anekdotu.

Tanzimat Fermanı’nın mucidi Mustafa Reşit Paşa değildir, mesela; İngiltere’dir ve bu fermanın amacı Osmanlı’ya dirlik, eşitlik getirmek değildir; İngiltere’nin hakimiyet alanlarına ciddî rakip olan Osmanlı’nın yeni iç sorunlarla uğraşması ve parçalanmasıdır. Ancak 1839’a kadar ilerleyen zamanda II.Mahmud’un, Devlet’in yaşadığı ordu travması dolayısıyla yaptığı tercihler, Osmanlı’nın hemen tüm sorunlarının İngiltere, Fransa, Avusturya, Prusya (Almanya) ve Rusya’nın ilgi alanına girmesine neden olmuştur.

27 Temmuz 1839'da  İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya ve Prusya, verdikleri ortak bir notayla Mısır sorununun kendilerine danışılmadan çözülmemesini istediklerinde henüz Padişah olan Abdulmecid bu notayı kabul etmişti. Böylece Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin bir tür güdümü altına girmiş oluyordu. Yaklaşık 80 yıl sonra da aynı devletlerin bütün iç sorunlarına müdahil olmasıyla tarihe karışacaktı. Bugün aynı ülkelere Amerika ve İsrail’le birlikte komşu ülkelerin tümü de dahil olarak Türkiye’nin iç politik sorunlarını kendilerine bağlı tutmaya devam ediyorlar.

İslamcılık; Fransa’nın ve İngiltere’nin desteklediği bir iç değişkenken, aynı şekilde İTC eliyle üretilen ırk ve mezhep ayrılığı ve batılılaşma ile dikte edilen laiklik karşıt değişkenler olarak konumlandırıldılar ve iki yüz yıllık bütün iç sorunlar dışarıdan üretildi ya da beslendi.

1908, 1960, 1971, 1980, 1997 darbeleri de dışa bağımlılığın ürünü olarak bütün ekonomik, siyasî dinî ve ictimâî sorunların kaynağı olduklarında, Türkiye topraklarında yaşayan insanlar dışa bağımlılığı iç politikanın değişmez bir karakteri olarak algılarına monte ettiler. Türkiye bunun bedelini ödüyor.

İTC ve Cumhuriyet dönemlerinde yine dışa bağımlı kurgularla hükümetler eliyle haksızlığa uğratılan Kürtleri temsil ettiğini iddia eden BDP’lilerin, ABD’de ve Avrupa’da gezinip durması bağımlılığın teknik fotoğrafı olarak durduğu gibi, mağduriyetin diğer tarafını temsil eden muhafazakar, demokrat ve müslüman kimlikli Adalet ve Kalkınma Partisi’nin liderleri de ABD ve Avrupa turları ile destek aradılar. Bu utanç verici miras Başbakan Erdoğan tarafından tedrici olarak reddedilse bile hükümetlerin dışa bağımlılıktan kurtulması, muhalefetteki partilerin kurtulduğu anlamına ne yazık ki gelmiyor. Yine dışa bağımlılığın net bir şekilde görüldüğü CHP ve MHP gibi muhalefet partilerinin uyguladığı stratejiler Türkiye’nin canını sıkmaya devam ediyor.

Nisan 2012’de Eşbaşkanlar Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, Van Milletvekili Nazmi Gür ve Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanı Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk'ten oluşan 4 kişilik BDP heyeti, Washington, New York ve San Francisco'da bir hafta sürecek ziyaretleri kapsamında ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon ile görüştü. Amerikalı senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleriyle bir araya geldiler ve Kürt sorunu için destek istediler. Demirtaş ve Türk, Washington'un, etkili düşünce kuruluşlarından olan ve Amerikan Dışişlerine yakınlığıyla bilinen Brookings Enstitüsü'nde konuşma yaptı. BDP Heyeti, temasları kapsamında Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi'nin ABD Temsilcisi Kubat Talabani ile de bir araya geldi. 


Türkiye’nin iç sorunlarının ABD’de ve Avrupa’da açık açık tartışılması bir bağımsızlık ihlali iken Cumhurbaşkanı Gül bunu kendilerinden örnek vererek meşru gördüğünü ifade etmiş ve durumu meşrulaştırmaya da çalışmıştı. TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla verdiği resepsiyona katılan Cumhurbaşkanı Gül, “BDP yetkililerinin çoğu ABD 'de şu anda. Sorunu uluslararası platforma taşımaya çalışıyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu şöyle yanıtlamıştı:

“Öyle görmemek lazım. Biliyorsunuz bütün partiler zaman zaman Avrupa'da, ABD'de kendilerini daha iyi anlatmak için gayret sarf ederler. Bunu çok ayrıcalıklı bir olay gibi görmemeniz gerekir. Bütün partilerin, hepsinin vaktiyle ben de milletvekiliyken defalarca gitmişimdir. Dünya kamuoyu da artık Türkiye'yi çok iyi takip ediyor. Bu açıdan böyle görmek gerekir. Orada nitekim Büyükelçimiz de ağırlayacak, Büyükelçiliğimize uğrayacaklar. Dolayısıyla bunları illegal bir faaliyet gibi görmemek gerekir.”

Devletten , hükümetten ve muhalefetten tepki almayan BDP'liler, bir süre sonra Brüksel’de AB Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) ile Avrupa Parlamentosu sol grubu GUEENG tarafından organize edilen 8. Kürt konferansına katıldılar.

BDP’nin, gizli kapılar ardında ABD ve AB ile ne konuştuğu, kendi ülkesinin hangi çıkarlarını rehin bıraktığı bilinmiyor, ancak 2010 baharından beri artan terör eylemlerinin Türkiye’nin çıkarlarına hizmet etmediği iki yüzyıl önceki gibi açık. II. Mahmud’un ordusuzluğun verdiği çaresizlikle ürettiği dışa bağımlılık bugün Hükümetle TSK arasındaki güvensizliğin en aza inmesiyle kalkmak zorundadır. CHP’nin yine Batı İttifakı ile benzeşen Suriye’ye destek ve Ergenekon, Balyoz gibi darbe girişimlerine avukatlık yapması, MHP’nin aynı davalardan yargılanan  kişileri milletvekili yapması benzer dışa bağımlılık kodlarına sahiptirler.

1978’de başlayan iç-dış destekli ve organize PKK olgusu ve terörünün ürettiği tedhiş ortamında yetişen nesillerin farkına vardığı ve uzaklaşmaya çalıştığı nefret güdülemesi, BDP’liler tarafından hızla çocuklara sirayet ettiriliyor. Bu herhangi bir şekilde çözüm üretmeyecek olan bir politik tutumdur ve iç politika araçlarının bir sonucu olmadığı da açıktır.

Dışa bağımlı iç politika dizaynının en büyük kurbanı bir imparatorluktur ve bu dizaynın en büyük eylemcileri olan İTC’nın lider kadrosu bugün hiçbir şekilde iyi anılmıyorlar. BDP, CHP ve MHP’nin dışa bağımlı iç politik tepkiler vermeleri, Türkiye’nin geleceğini ve her ırktan, dinden ve düşünceden çocuklarının güvenliklerini tehdit ediyor ve  hayat standartlarını bir üst kaliteye taşımasına engel oluyor. Aynı ülkede yaşayan insanların bunu fark etmesi çözümün en büyük adımıdır. Türkiye iç politik kurguların dışa bağımlı karakterini terk etmelidir.


 Adil Çelik, Sonsuz Ark, 01. 11. 2012

Seçkin Deniz Twitter Akışı