19 Ekim 2013 Cumartesi

SA449/KY6-SK1: 'Fidan’a Suikast' ve Suriye Meselesi

“Gezi olaylarını saymazsak,  Fidan üzerinden yürütülen, kalem ve medya operasyonlarına nasıl yaklaşılabilir?”


Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) başındaki isim Hakan Fidan’a olası bir suikastı gündeme getiren makale, ince ayar mı, mesaj mı, basit bir öngörü mü? Yoksa bazı çevreler adına yazanın dileği mi?

Amerika’da haftalık olarak yayınlanan Jewish Press’de bir makalede gündeme getirilmiş olan bu ‘olasılık’, ‘hak ediş' ifadesi ile dillendirildi.

Serra Karaçam Konuk Yazılarıyla Sonsuz Ark'ta


Sonsuz Ark, özgün bakış açılarıyla Serra Karaçam'ın blog yazılarını sizlerle paylaşarak zenginleşiyor. Statik ve basmakalıp metal ruhlu formatlardan uzak, esnek; ancak analitik karakteri ile sağlıklı bir soluk olarak Serra Karaçam aramızda.

Kendisine 'hoş geldin', diyoruz.

Hayırlı olsun.

Sonsuz Ark, 19.10.2013

18 Ekim 2013 Cuma

SA448/SD70: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 12 (11-15 Temmuz 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.” 

(Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

11-15 Temmuz 2011 (685 Tweet)

elif yilmaz @_ElifYilmaz_
2479. 15 Temmuz 2011
Bu ülkenin ciddi ciddi 'Beyaz Türk' sorunu var!

15 Temmuz 2011
2478. @markaresayan @serrakaracam onların nasıl siyasetçi oldukları belli değil mi? En meşhurları 50 bin dönümlük araziye sahip ağa...

SA447/AS41: İçimizdeki Çocuk Ölüm'e ve Diriliş'e Nasıl Bakar?

"Bedeni toprak olan insan, bedeninde kalmadığı gibi çekip göklere giden ruhunda da değildir."


Geldik, gideceğiz; alternatif yok. Onların gittiği yere. Onlar, bizden daha önce ölümle karşılaşıp bileşenlerine ayrışan insanlar; annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz, nenelerimiz, yakın uzak milyarlarca insan. Niçin yaratıldık, niçin ölüyoruz?

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk 2)

”De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Cum’a 8)

16 Ekim 2013 Çarşamba

SA446/SD69: Birkaç Cümlede Şehirler ve İnsanlar/ Mekânların Ruhu

"Gece... şehirlerine baksana biraz... uykuya dalanlara... acıyor musun hiç?... dinlendirdiklerin ertesi gün, tekrar, yorgun argın sana gelecekler."  
Seçkin Deniz


Şehirler ve Sosyo-Psikolojik İmajlardan Parçalar:


İstanbul... her yaştan insanın daima yaşlı ve yaslı bulunduğu bir yerdir; düğününde bile ağlayanların kentidir İstanbul... İstanbulluların en beğendiğim hâli, atlattıkları badirelerden elde ettikleri deneyimlerin yüzlerine yansıdığı hâldir; pek şaşırmıyorlar  ve bir de anlattığını hemen anlıyorlar... da neden matematikten bu kadar çok başarısızlar anlamak zor...


Yine İstanbullular için iyi bir kaç şey daha söylemem gerek... kötüyü gözlerinden tanıyorlar... iyi kişiyi tavsiye ediyorlar...


Ankaralılar için de sözlerim var... makine suratlılar... Kıdem, Ankaralıların can damarıdır ve herkes bir üst basamaktakini kesinlikle kıskanır... Ankara bencillik oranının zirve yaptığı kenttir...

14 Ekim 2013 Pazartesi

SA445/DT21: Yoksul’u Kemikle mi Sevindireceksiniz?

“Ve ben gençliğin sona erdiği bugünlerde bile kurban bayramının ilk günü pişirilmiş o eti özlerim. Annem öldüğünden beri o lezzette yemedim eti.”

Bir fotoğraf var albümümüzde. Rahmetlik babam, ayağında şalvarı, başında elde örülmüş başlığı (takke, o başlık derdi) elinde kurbanı kesecek bıçak, bizim evin büyük şehzâdesine kızıyor; öylece çekmişim. Şehzâde daha o zaman 5-6 yaşlarında. Babam, yaklaş diyor kurbana, o geri çekiliyor çatılmış kaşlarıyla. Bir yandan da gözleri kurbanda. Bizim birader de şehzâdenin yanında.

Ki; birader çocukken kurban kesimi esnasında ortadan kaybolurdu, ben babama yardım ederken. Kurban’ın bacakları tutulacak derisi yüzülürken, su lazım olacak el yıkamak için, sini, tepsi gelecek velhasıl bir getir-götür işi yapacak eleman şart, ama birader ortada yok. Kurbanın derisini babamla beraber yüzerdik; babam deri yüzme işi bitince, kurbanı hep beraber çengele asmamız için yardım ister, sonra bizi uzaklaştırırdı çevresinden.

SA444/AŞ21: Şeytan Azapta Gerek!

“Ne yapsak? Osmanlı gibi davul zurnayla mı kessek kurbanı?”


Bir bayram havası saralım harflere. Şöyle düşman çatlatırcasına. Üstelik Kurban Bayramı havası sinsin yazının ruhuna. Yarın, Allah izin verirse kurbanlarımızı keseceğiz ve bayram yapacağız. Şu mağara kafalıların 'Kurban' kesmemizi vahşi bir gelenek olarak lanse etmesi ile de alay etmemiz lazım.

Ne güzel milletin cebinde kurban alacak parası var, uzun yıllar boyunca hem hayvancılığı bitirdiler, hem de milleti meteliksiz bırakarak kurban alamaz hâle getirdiler; yetmedi Kurban Bayramı’nı Et Bayramı olarak pazarlamaya kalktılar. Yahudilerin Hamursuz Bayramı’na, Hristiyanların hindi katliamı yaptıkları Noellere laf edemeyen tek hücrelilerin, kendilerini dutla beslenen yaratıklar sanarak Kurban Bayramı'nda hayvan kesimini vahşet olarak nitelemeleri çok paranormal bir aktivite olarak kalsın notlarımızın arasında. Çok da ciddiye almaya gerek yok. Kurban derilerimize de kuzgun gibi saldıramayacaklar nasılsa. Topunu aldık, zihnimizin çöp sepetine attık.

13 Ekim 2013 Pazar

SA443/SD68: "insanı okuma sanatı" /02.07.2007/ 597. patika


...bir insan düşünün; hayatı boyunca edindikleriyle karşınızda...
...hangi derelerden derledikleri, hangi dağlardan aşırdıkları, hangi süzgeçlerden geçirdikleri ve hangi damarlardan beslendikleri, sizce meçhul...
...herhangi bir mekânda ve zamanda, tam karşınızda duruyor...
...onu hakkınız değilse bile, sessizce sorgulayın...
...onun size açılan penceresi, sözleri ve gözlerindedir...
...kanaatleri ve o 'hâl'deki mevcudiyetiyle...
...sorgularınızın sizden kaynaklanan derinliklerine takılmadan, sırf onun size verdikleriyle ilerleyin...

12 Ekim 2013 Cumartesi

SA442/AH15: Tanrılar Meclisi’nden Obama’ya Uzanan Tehditkâr El; Beyaz Saray Düştü -White House Down-

Neoconları Kristalize Eden Bir Hollywood Klasiği


Filmin sonunda kalan tortuları tahlil ederken yorulduğumu söyleyemem, ancak tahlillerimi belgelerken filme gereğinden fazla zaman ayırdığımı düşündüğüm de oldu.  Hollywood’un hiçbir sanat aktivasyonu nedensiz değil. Sandığımızın aksine küçük ayrıntılardan bütüne her şey bir amaca matuf. Bir Hollywood filmini tahlil etmek, sadece sinema bilgisi ile mümkün olan bir şey değil.

Çok kapsamlı ve ulta organize bir sanat faaliyeti olarak sinema, ekonomik, siyasî, sosyolojik, psikolojik unsurlar dahil edilerek hazırlanan dinî ve ideolojik bir konsept; bu sebeple bir Hollywood ürününü tahlil edecek olan bir eleştirmenin bütün bu alanlarda asgarî bir anlam pozisyonu almış olması gerekir. Bu da yetmez; eleştirmenin bu anlam pozisyonları arasındaki ilişkiyi de görebilmesi şarttır.

SA441/ KY5-PT5: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 1/5: Kadı

Kiziroğlu Mustafa Bey


-5-
Kadı Cemalettin huzurdan çıkmış bir iki esnafa uğramıştı. Azledilen Kadı Sadreddin Efendinin nasıl biri olduğunu soruşturmuştu. Sadreddin bir iftiraya mı kurban gitmişti? Medrese arkadaşıydı Sadreddin. Nice zaman bir dilim kuru ekmeği paylaşmışlardı medresedeki küf kokan odalarında. Kimseden hakları olmayan bir şeyi almayı zul addetmişlerdi; hediye alan elin gün gelip emir almaya başlayacağını bilirlerdi. Hediye almayı kabul eden bir kadı gün gelir kararını da hediyelere göre verir olurdu. Öğrencilik zamanında bir tek falsosunu görmemişti. İçinin ısındığı nadir insanlardan biriydi Sadreddin. Pek dürüst biriydi. Sağlam bir kişiliği olduğuna inanırdı. Sonraları değişmiş olabilir miydi?

Pek aklı yatmasa da nice şahit olduğu olaylar böylesi bir değişimin mümkün olduğu hükmüne vardırıyordu vardırmasına ama içi bir türlü kabule yanaşmıyordu. İftiraya uğrayan nice arkadaşları da olmamış değildi. Kadılık zor işti. Kılı kırk yarmak bile yeterli olmazdı zaman zaman. Kimi zaman gözle görülenin bile öyle olmadığı zamanlar olurdu. Bunu fark edecek ferasete sahipti Sadreddin. Fakat dinledikleri.. hele kahvecinin söyledikleri..

10 Ekim 2013 Perşembe

SA440/AS40: Sofistik ve Sufistik Sanrılara Müdahale: Tanrı ‘Ne’ midir ‘Kim’ midir?

"Senin rabbin, senden başka kullarına da inanırsa o zaman ne olacak? Senin rabbin münkir ya da müşrik mi olacak?”


Sofistik ve sufistik karmaşa ile kendilerini dengelerin uzağında dinlenmeye bırakan şahısların, niyetlerinin dinlenmeye kalmak olmadığını, aksine insanlar tarafından izlenen, ilgiyle merak edilen ve kendilerinden daima ‘ilginç şeyler’ beklenen birileri olarak algılanmak olduğunu düşünmek daha sofistike ve sufistike geliyor bana. Ki; elbette insanın aranan biri olmayı istemesi doğaldır, bunda garipsenecek bir şey yok. Asıl garipsenecek olan şey bu değilse işte tam olarak şudur; aldatmak. Hem insandan uzak durmayı murad edip bu uzaklığı pazarla hem de insanlardan uzak kalmak için hiçbir şey yapma; aksine insanlar senin hakkında ne demiş, senin hangi dediklerini senin anlattığın ya da anlatmadığın şekilde anlayıp anlamadıklarını takip et, sonra otur-kalk seni anlamadıklarının cehaletlerini basit veya mürekkep cehaleti diye ikiye ayır.

9 Ekim 2013 Çarşamba

SA439/AŞ20: Balyoz Cuntacıların Tepesine İndi

Bugün, 9 Ekim Demokrasi ve İnsan Hakları Bayramı; kutlu olsun!


Çok direndiler; ama işe yaramadı. Ak Parti’nin tek başına iktidar çıkacağını bildiklerinden 2002’deki seçimlerden sonra darbe planlarını uygulamaya soktular. 2003’ün tamamı sessiz darbe planlarının ilk aşamasını uygulamakla geçti. İrtica yaygaraları işbirlikçi medyada dönüp duruyordu, orglar rahatsızdı.

Hükümet dâhil herkes ne yaptıklarını biliyordu; biz sıradan insanlar da biliyorduk. Ocak 2004’te tüm orglar başbakanı icraatları yüzünden sorguladılar. Darbe için son bir uyarıydı bu. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ü darbeye zorladılar ve tehdit ettiler. Kararlıydılar, ancak darbe son aşamaya, uygulama aşamasına geçmeden önce bir hata yaptılar; 2004 yerel seçim sonuçlarını beklediler. Ak Parti 2004 yerel seçimlerinde aldığı oy oranı ile hesaplarını altüst etti.

8 Ekim 2013 Salı

SA438/SD67: Aydın Doğan ve Medya Baronları Meselesi

“Erdoğan’ın yerinde olsam derim ki: “Benim ülkemde sivil toplum örgütleri hürdür, istediğini söylerler, basın hürdür, istediğini yazar. Ben İran, Irak, Pakistan’ın başbakanı değilim. Ben batı Avrupa ülkeleri gibi bir ülkenin Başbakanı’yım. Türkiye ile övünürüm. Basın özgürlüğü de son derece fazladır.””
Aydın Doğan, 05.03.2009, Amberin Zaman Röportajı, Taraf Gazetesi

Standart İnsan Zekâsına Hakaret Edenler ya da Medya Baronları'nın Milletle Savaşı

Eylül 1996’da Başbakan Erbakan ve Yardımcısı Tansu Çiller Medya’nın devlete olan borçlarının ertelenmeyeceğini deklare etmişlerdi. Bu bir savaş ilanıydı. Bizler, bu ülkenin en karışık dönemlerinin yeni yetişkinleri endişelenmiştik. Güç bela kurulan Refah-Yol Hükümeti 1991’den beri süren siyasi istikrarsızlığı sona erdirmişti. 

Görülen oydu ki; Hükümet Medya’nın yıllardır süren soygun düzenine artık dur diyecek, sürekli ertelenen kredi borçlarını bir kez daha erteletmeyecekti. Faiz yüksekti, basın ödenmeyen kredilerle tatlı para kazanıyordu. Ve Refah-Yol hükümeti denk bütçe gibi yüksek bir hedef koymayı planlıyordu. Bu alışılagelmiş ekonomik sefahâtın sonu anlamına da gelmekteydi. 1994’de büyük bir devalüasyon yapan dönemin başbakanı Çiller ekonominin nasıl ve kimler tarafından kilitlendiğini de fark etmişti ve Erbakan’la birlikte büyük bir savaşa hazırlanmıştı.

7 Ekim 2013 Pazartesi

SA437/ME24: “Metinlerini Çat da Gel!”

“Siz günahkâr metin yazarları, siz şairler, siz sözün düzenbaz ustaları, hadi çatın metinlerinizi, hadi gösterin metinlerinizdeki hakikatten izleri?”


İnsan aklı, diğer insanların aklını görüp duruyorsa, anlayıp süzüyorsa, kendi aklına kondurulmuş hakikat tutkusuna ihanet edip etmeyeceğine karar vereceği bir zaman er veya geç ona denk gelir. Ya ihanet edecektir ya da etmeyecektir. O, öyle bir yerde değildi, öyle bir karar vermek zorunda olmak devrini çoktan geçmişti. Almış başını gidiyordu; başındaki binlerce vızıltıya aldırmadan.

Bir akşamdan sonra, bir gün, gündüz ceketini alıp giderken günden, bir yerde sıkı sıkı tutup engellediği seslerini serbest bıraktı. Gözleri serin bakıyordu, ama zihninde kasırgalar vardı. Konuşuyordu:

6 Ekim 2013 Pazar

SA436/SD66: Travmatik Yeni Nesil, Cehâlet, Güven Bunalımı ve Sorumlu Suçlular

"Yeni nesil, farklı hastalıklarla birlikte büyüyor. Ebeveynler çocuklarının cehaletle mücehhez bir şekilde yetiştirildiğinden habersizler."


Hangi olay, hangi sonuçlara sebepler üretir, bilebilir misiniz? Bildiğinizi düşünsek bile, bildikleriniz elinizdeki verilerin sınırlı olması dolayısıyla, sınırlı olacaktır. Başörtüsü meselesinin televizyon ekranlarında üniversite öğrencilerince tartışılması, üniversite öğrencilerinin genel durumu hakkında insanlara bir fikir verdi. Bu fikir maalesef iç açıcı değil, iç karartıcıydı. Dar alanlı/sınırlı sohbetlerde sık sık tartışılan bir gerçek, tüm kanıtlarıyla birlikte ekranda duruyordu. 

Üniversiteli öğrencilerin cehâlet düzeyinin açık bir şekilde (okumuş/okumamış insanlarca) fark edilmesi, durumdan bihâber olan herkesin şoka girmesine neden oldu. Özellikle bir vakitler üniversitede öğrencilik yapanlar, cehâlet düzeyindeki artışın hızına çok şaşırdılar. Başörtü, ilgisiz gibi görünen bir yerden Türkiye'deki üniversiteli öğrencilerin ebeveynlerden saklanan kalitesini açığa çıkarmıştı. Sosyal ve bireysel gelişim süreçleri arasındaki ayrıştırılamaz ilişkiyi görebilenler büyük bir kaygıyla sarsıldılar. "İrtica" diye diye ürettikleri sahte kaygılarla pişkin pişkin koltuklarında oturanlar bile gelecekleri adına kuşkuya düştüler.

5 Ekim 2013 Cumartesi

SA435/YB14: İçinizdeki Mevsimler / Sınanmış Renkler 14

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

“Kederler olmasaydı, sevinçleri tanımlayabilir miydiniz?”

Dağlardan kopup gelen karların soğuk nefeslerinin toprağı ve suyu ürperttiği bu bahar sabahında, insanlar ve hayvanlar da üşüyorlar. Üşümek, farkına varmaktır değil mi dostlar? Terlemek de öyle. Bugün sizi dinginliğini bir süreliğine terk edecek olan doğada gezintiye çıkarmak istiyorum.

Kıyılardaki yıpranmış kayalardan, fırtınalardan, kasırgalardan dallarını, gövdelerini koruyamayan ağaçlardan bahsetmek için açılalım biraz soğuyan denizlere doğru. Hiç deniz ya da okyanus ya da ırmak kenarlarındaki kayalara baktınız mı? Yıpranmış oldukları gelir mi aklınıza?

SA434/AŞ19: Pipi Derisi Sorunsalı ve Katolik Ruhlu Avrupa

“Avrupa’nın ‘Katolik Ruhu’ geri mi dönüyor?”


Avrupa’daki din ayrımcılığı artık kurumsal bir yapıda. Fransa, Hollanda, Almanya, Belçika ve İtalya’daki başörtü, ezan, cami gibi baştan sona ayrımcılık amacıyla yapılan tartışmalar uzunca süredir, lokal olarak yürütülen bir yapıdan sonra tasarlandığı gibi Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ne taşındı ve bir karara dönüştü.

Çağdaş Avrupalılar Müslümanların ve Yahudilerin erkek çocuklarını sünnet etmelerini önce ilkel buldular, sonra da çocukların fiziksel bütünlüğünün ihlali olarak tasnif edip suç saydılar. Artık Avrupa’da herhangi bir hükümet yetkilisi, sünnet edilen çocukları ailelerinin elinden rahatlıkla alabilecek.

4 Ekim 2013 Cuma

SA433/ÂA23: HQ9, Türkiye’nin Savunma Sistemindeki Hipotetik Sorunlar ve Türk-ABD İlişkilerinin Geleceği

“Türk-Rus ilişkilerinin geleceği karanlık değil, ancak Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği artık eskisi gibi ABD lehine parlak olmayacak!”

21. Yüzyılın ikinci on yılında Dünya’nın elinde bütün kumpasların ana kaynağı olan Amerika Birleşik Devletleri’nden kurtulmak için büyük bir fırsat var, ancak kullanamıyor. 3 Ekim günü ABD Kongre binasından duyulan silah sesleri, ABD’ye bir 3. Dünya ülkesi profili kazandırmış durumda.

Silah seslerinin Washington'daki Kongre ile Beyaz Saray’ın bütçe kavgasına renk kattığı açık. 30 Eylül 2013 Pazartesi akşamı bütçe mali yılı bitti, ama ABD Kongresi 1 Ekim’de başlayan yeni bütçe için Obama hükümetine yetki vermedi ve Amerikan hükümeti kapatıldı. Obama, çaresizlikle kıvranırken devletin 'temel' görevlerini ifa edenler olarak sınıflandırılanların dışındaki çalışanlara 1 Ekim’de zorunlu iş bırakma emri verdi.  İstihbarat teşkilatlarının istihdam edilen personelinin %70’i bile zorunlu izne ayrıldı.

2 Ekim 2013 Çarşamba

SA432/SD65: "ideal ebeveyn el kitabı" /04.07.2007/ 598. patika


...çocukların ruhlarına nelerin eziyet ettiğini hiç düşündünüz mü?...
...o sessiz ve tertemiz dünyalarında, hangi ince ve minik şeyleri önemsediklerini bilir misiniz?..
...binbir ihtimamla sizden bir şey istediklerinde, korktukları en büyük şeyin sizi üzmek olduğunu fark ettiniz mi?...
...onların isteklerinde ısrarlı olmalarındaki amaç, sizi üzmek değildir; yanlış anlamayınız...
...onlar, sizdeki önemlerini ölçmek isterler, çoğu kez...
...içinizde ne kadar yer edindiklerini bilmek isterler...
...onların her isteğini yaptığınızda, bilirler ki; sizin için önemleri çok azdır, isteklerinin hiçbirini yerine getirmiyorsanız, bilirler ki; kendilerinden nefret ediyorsunuz...

1 Ekim 2013 Salı

SA431/ KY5-PT4: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 1/4: Şüphe

Kiziroğlu Mustafa Bey


-4-
Turab, Murat ağayı geçirdikten sonra Subaşı Macit’i aradı. Seyis odalarından birinde Macit’i Piç Serdar’la kafa kafaya vermiş fısıldayarak konuşuyorlarken buldu. Parmak uçlarına basarak iyice yaklaştı. Ne konuştukları pek anlaşılmıyordu, ama bir iki kez yeni Kadı Cemalettin’in adını duymuştu.

“Yine bir kumpas kurdukları besbelli” diye iç geçirdi Turab. Keşke konuşmaların tümünü duyabilseydi. Ama Çıfıtlar oldukça tedbirliydi. Usulca sindiği yerden doğrulup öksürdü. Macit ve Serdar susup uzaklaştılar. “Bak Serdar usta.. atların durumu beyin hiç hoşuna gitmiyor.. bakımlarını ihmal mi ediyorsunuz nedir? Ayağınızı denk alın!” dedi. Çıkışa doğru yürüdü. Turab ile karşılaştı.

Seçkin Deniz Twitter Akışı