28 Şubat 2026 Cumartesi

SA11879/SD3742: Sıkıntı (Roman); 14. Bölüm-Su 9

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Fazla söze gerek yoktu; Şeytan insanın hırslarını ve zaaflarını biliyordu, aklını kullanmadığı zaman da onu dilediği gibi yönlendirebiliyordu."


Her şeytanî etki insanlarda büyük hasarlar bırakıyordu. Ne Osmanlı döneminde ne de Cumhuriyet döneminde Türkiye toplumu FETÖ tarafından kuşatıldığı kadar kuşatılmış ve derinlik kazanmıştı.

“FETÖ tamamen başarısız değildir, çünkü Türkiye'de gençler arasında yaygınlaştığı iddia edilen ve tamamen Sufizm temelli kaderci inanç sistemine karşı çıkanların yöneldiği Deizm, Ateizm gibi tehditler gençlerimizin beynini kemirmeye devam etmektedir.” diyor ve ekliyordu ‘Bekçi’:

“Ne yazık ki Türkiye'nin yaşadığı başkaldırıdaki bilinç eksik bir bilinçtir; 15 Temmuz'da halkı hareketlendiren temel güç ya da yapı tasavvuf olmadığı halde, zulme karşı çıkan halkın zaferini sahiplenen kaderci tasavvufun şeyhlerinin, akademik ya da bürokratik titre sahip müridlerinin ve medya ünlülerinin gördükleri itibardan hiçbir şey eksilmemiştir. Bu durum dünyanın geleceği için çok büyük bir tehdittir.”

Dünyanın geleceği, kaynağını Kur’an’dan alan, Sufizm’in Kabala’dan devşirdiği şeytanî iman esaslarından ve kendine özgü ritüellerinden uzak, sağlam bir inanç sistemi üretmek zorunda olan Türkiye’ye bağlıydı. İran, yaklaşık elli yıl boyunca FETÖ modeli ile kıskaca alınan, ancak bu kıskacı paramparça eden Türkiye’nin inceleyebileceği kusursuz bir örnekti.

FETÖ’ye ideolojik olarak yön veren Masonlar, İran halkını da İslam’dan nefret ettirecek dağınık bir velayet sistemiyle kıskaca almışlardı. 

Bu, artık kanıtlanmadık ve açığa çıkmadık hiçbir niteliği ya da yönü kalmamış olan bir komplo paketiydi. Lübnanlı roman yazarı katolik Avukat Peter Germanos, ‘İran Devrimi işte bu nedenlerle Masonik bir devrimdir, CIA-MOSSAD-MI6 işbirliğinin sonucudur.’ şeklinde yorumlamama neden olan düşüncelerini sosyal medyada paylaşmıştı.

İran’ın İsrail, ABD ve Fransa ile işbirliği halinde entrika ve kan yatağı haline getirilen ülkesinin yaşadığı derin travmaları eleştirirken, üç soru sormuş ve sorularını da yine kendisi cevaplamıştı.

“Şah kalsaydı ve Humeyni işbaşına gelmeseydi ne olurdu?” diye sormuştu ilk olarak. “Şah iktidarda kalsaydı, bölge daha az çalkantılı ve daha barışçıl bir yol izleyebilirdi. İran, her yönden düşman arayan devrimci bir güç, ulusötesi bir ideoloji haline gelmezdi. Bir nesli tüketen, Levant'taki güç dengesini alt üst eden ve uzun bir militarizm dönemini başlatan İran-Irak Savaşı belki de hiç yaşanmazdı.” diye cevaplamış ve ardıl olarak, “Ya devrim ihraç edilmemiş olsaydı?” diye ikinci sorusunu sormuş, “Belki de Hafız Esad, Hama katliamını gerçekleştirmesine olanak tanıyan bölgesel desteği bulamazdı, ne de toplumu bir "komplo" adına ezmeyi haklı çıkaran ideolojik iklimi. Ve belki de Beyrut kanlı mesajların arenası haline gelmezdi; Amerikan büyükelçiliğinin bombalanması, rehine alma olayları gerçekleşmez ve Lübnan başkalarının savaşlarının sahnesi haline gelmezdi.” diyerek tanık beyanı ve belge niteliğindeki yorumlarını sıralamıştı.

Son sorusu, CIA-MOSSAD-MI6’nın tasarladığı ve sonuçlandırdığı operasyonlarla kan gölüne dönerek paramparça olmuş Müslüman toprakların gerçek fotoğrafını çekmesini sağlayacak nitelikteydi Peter Germanos'un.

“Peki ya Körfez ülkeleri?” diye sormuştu son olarak. “Belki de Suudi Arabistan savunma amaçlı bir tepki olarak "uyanış" evresine girmezdi ve dini aşırıcılık Humeyniliğe karşı bir kalkan olarak yayılmazdı. Siyasî İslam, ne iktidarın merkezi ne de kamuoyunun itici gücü olarak marjinal kalabilirdi. Bu hayalî dünyada, Humeyni rejimi bölgeyi ilkel içgüdülerin mantığına geri döndürmezdi: kabile kabileye, mezhep mezhebe, kutsal olan akla karşı. Belki bugün daha az acımasız, tarihe daha yakın bir Orta Doğu'da yaşıyor olurduk... tarih öncesine değil.” diyerek tamamlamıştı yorumlarını.

Katolik avukat bir konuda yanılıyordu. Kutsal olan, akla karşı değildi İslam'da; aksine kutsal olmayan, şeytandan geldiği halde kutsal gösterilen şey akla karşıydı. Müslüman öldürmeyi amaç edinen Şii ve Vahhabi kutsallar, Kuran'ın kutsalları değildi. 

Ülkesinin yaşadığı kaostan doğrudan etkilenen bir Hristiyan bile görebiliyordu, Müslümanların mezhep savaşlarına sokularak yok edilişini. Türkiye’nin yükselişi, kaosu, terörü, savaşı ve istihbarat örgütlerinin ürettiği yapay düşmanlıkları durdurabilecek tek seçenekti.

‘Su Yazarı’nın, cehenneme döndürülen bu topraklara yönelik notları Peter Germanos’un acılarını da dindirebilecek çözüm yoluna ışık tutuyordu:

“Türkiye, Şeytan'ın Krallığı'nın tamamen tesis edilmesinin önündeki en büyük beşerî engeldir ve "kaderinden kaçamazsın" diyen Şeytan'ın ve uşaklarının karşısına dikilerek özgür iradesini ve aklını kullanmaktadır; bu zayıflatılması gereken değil, güçlendirilmesi gereken doğru bir tutumdur.”

Analizinin ulaştığı sonuç, derin itikadî yarılmaya yönelik eleştirileri haklı çıkaracak nitelikteydi ‘Bekçi’nin:

“Şeytan'ın Krallığı'nın yer kürede tesis edilmesini sağlayan kaderi, binlerce elçi göndererek insanlara, Şeytan'ın apaçık insanın düşmanı olduğunu bildiren Allah mı yazmıştır? Hayır, Allah böyle bir kaderi yazmakla itham edilemeyeceği için, 'kader' müddeilerinin var olduklarını iddia ettikleri 'yazılmış kader'in kaynağı Şeytan değil midir?"

Fazla söze gerek yoktu; Şeytan insanın hırslarını ve zaaflarını biliyordu, aklını kullanmadığı zamanlarda da onu dilediği gibi yönlendirebiliyordu.

Güç ve zenginlik insanı daima aynı yanılgıya sürüklemişti, kendisini tanrı zannetmeyi sevmişti insan. Ve bu yanılgının başına açtığı işler de hiç değişmemişti; gücünün zirvesine çıkan insan her seferinde tepetaklak edilmiş ve başına gelmeyen felaket kalmamıştı. 

Bütün bunları, geçmişte olduğu gibi, günümüz dünyasında yaşananları gözlemleyerek tecrübe ettiğimiz için çok iyi biliyorduk. Aynı zamanda her şeye gücünün yeteceğini zanneden insanın sadece gücünün yettiği kadar zalim olmayı başarabildiğini de biliyorduk, yaşayan tanıklardık her birimiz. 

Evet, sadece zalim olmayı başarabiliyordu insan; alçalmayı, aşağılık bir yaratık olmayı ve acımasızca öldürmeyi başarabiliyordu. Sonra kokmuş bir yaratık olarak yaşlanıyor, kaçınılmaz sonuna yaklaşıyor ve ölüyordu. Bu döngü ne yazık ki hiç değişmiyordu. Huzurlu bir hayat bir süre sonra insanı rahatsız ediyordu.

Son birkaç yüzyılda, İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, Amerikan, Rus, Çinli liderler büyükbaş katiller olarak tarihte yerlerini bu şekilde almışlardı; onları izleyen küçükbaş katiller olarak İranlı, Suriyeli, İsrailli, Mısırlı, Suudi, Hindu, Japon liderler de öyle. Afrika, Asya, Güney Asya ve Güney Amerika’daki sayısız katil lideri saymaya gerek yoktu. Hiçbiri sefil bir yaşlılıktan sonra gelen ölümden kaçacak bir delik bulamadı ve hepsi kendilerinden öncekiler gibi, ne kadar çabalasalar da ölümden kaçamadılar.

Ne yazık ki sonrakiler de aynı yanılgıyı öğrenilmiş ve öğretilmiş bir sistemin gereği olarak tadıyorlardı, aynı sonla sonuçlanacağını unutarak. Şeytan’dan öğrenilmiş ve sonraki nesillere de öğretilmiş bir sistemdi bu; çünkü tarih ve siyaset bir bütün olarak gücün nasıl kullanılacağını öğreten aşağılık derslerle de doluydu. 

İskender’e rehberlik eden Aristo'dan kalan dersler bunlardan sadece en bilinenlerindendi. Tuhaftır ki bugün Aristo’yu bu anlamda eleştiren hiç kimse olmadığı gibi, onun İskender’e öğrettiği istila ve tahakkümün şeytanî ilkelerini bütün zalimler heyecan ve hırsla öğreniyor ve uygulamaya devam ediyorlardı.

İnsan öldürerek ayakta kalma yanılgısı daha da şiddetli sonuçlar doğuruyordu gün geçtikçe. Uzayda artan silahlanma yarışı tanrısal bir güç sahibi olmayı zorlamak demekti bir anlamda. Gökten yıldırımlar indirerek insanları helak etmek derdindelerdi.

Başarabilecekler miydi? Bugüne dek başardıkları katliamları biliyorduk, ellerindeki teknoloji yaklaşık yüz yıldır gökten yıldırımlar indiriyordu. Ancak bu kez daha yukarısına göz dikmiş durumdalardı; daha ulaşılmaz, daha engellenemez ve daha zalim olabilmek için...

Onları nasıl durduracaktık? Öğrenilmiş ve öğretilmiş sistem, onları durdurmak isteyenlerin başarılı olamayacaklarını da öğretiyordu; böylece çaresizlik ekiyor ve biçiyorlardı Samirîler. 


<<Önceki                      Sonraki>>


[26.02.2026, 14/19 (1054))]


Seçkin Deniz, 28.02.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

Seçkin Deniz Twitter Akışı