Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"Kuşatılmıştı Avrupa. ‘Bekçi’nin "Şeytan'ın Krallığı, güçlü din adamları, felsefeciler, edebiyatçılar ve siyasetçiler tarafından Tanrı'nın Krallığı olarak pazarlanmış ve her din Şeytan'ın 'Tanrı' olarak kabul edildiği bir sona doğru kurulmuş, kurulan bu süreçlerin tamamı da yerel ve küresel alt sistemlerle birlikte ilmik ilmik işlenmiştir.” şeklindeki tezi kanıtlanmıştı."
Sıkıntı’nın başlangıcından bugüne, yani yirmi birinci güne kadar yaşadığım küçük ya da büyük şeylerin tamamı, her birimize verilen ‘özgür irade’ ile etkileşim içerisinde bulunduğumuz insanlarla birlikte aldığımız kararların sonuçlarını içeriyordu.
Ve ben, tıkandığım, yetersiz kaldığım veya Şeytan tarafından kışkırtıldığımı fark ettiğim her seferinde hayatımdaki akışa müdahale etmesi için Allah’tan yardım istemiştim, şükürler olsun ki Allah’ın yardımı da bizim kararlarımızın ürettiği ya da üreteceği sonuçları ‘kötü’ olmaktan her zaman korumuştu.
Allah, yarattığı her varlığı bütünüyle kuşatmıştı ve her birini çok iyi tanıyordu, onların neler yapabileceğini biliyordu. Hiçbirinin asla değiştiremeyeceği bir 'kader' ile onları sınırlayarak nasıl yargılayacaktı ki? Bu akıl dışı bir yaklaşımdı.
“Ve kim bu kötülüklerle dolu 'kader'i Tanrı'ya yükleyerek insanları 'Tanrı düşmanı' haline getirebilir?” diye soruyordu ‘Su Yazarı’. “Her türlü sorumluluktan kaçma ve kendisi dışında herhangi birini suçlama becerisini her fırsatta kullanmayı denemekten asla vazgeçmeyen insan, kimin istediği gibi, kimi suçlayacak?”
Hiç unutmadığım, anlamsız herhangi bir zihinsel devinimle karşılaştığım zaman aklımı sistematik dalgalanmalara karşı koruyan ayetler, insana kurulan bu korkunç komployu hiç kuşku duyulmayacak bir berraklıkta anlatıyorlardı okurlarına:
“Senin dosdoğru yolunun üstüne oturacağım, sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.” diyordu Şeytan, A’râf Suresinin 16- 17. ayetlerinde.
Allah’ın dosdoğru yolu, Adem dahil her elçiye gönderilen tek din olan İslam’ın ta kendisiydi; Şeytan, her seferinde İslam’ın içine sızacaktı ve insanı Allah’a karşı kışkırtmak için zamanla değişen düşüncelerin ürettiği kuşku boşluklarından sokulacaktı zihnine.
‘Bekçi’ bunun farkındaydı:
“Şeytan'dan ve onun inananlarından başkası bunu yapabilir mi, yapmaya cesaret edebilir mi? Elbette hayır. O halde bu 'yazılmış kader' kurgusu Şeytan’ın eseri değil midir? Bir Müslüman bunu nasıl kabullenebilir?” diyerek sormaya devam ediyordu. “Ya da akılla donatılarak yaratılmış olan bir insan, nasıl bu sisteme karşı çıkamayacak hale getirilebilir?”
Bütün cevaplar bu soruların içinde gizliydi; doğal olarak hükmünü de kuruyordu ‘Su Yazarı’:
“Bütün elçiler, bu türden 'yazılmış kurgusal kaderler'e karşı çıkmak üzere Allah tarafından gönderildiğine göre, Allah ‘özgür irade’ verdiği insana ‘değiştirilemez bir kader’ senaryosu ile zulmetmez, zulmeden ancak Şeytan'dır ve ona tabi olan insandır.”
Tarih boyunca Allah’ın dosdoğru yoluna oturmuştu Şeytan; insan görmezden gelse de onun kışkırtılarından doğan huzursuzlukların farkındaydı, kaynağı biliyordu. Bundan dolayı sonsuza dek cezalandırılma riski altındaki hiçbir insanın onun neden olduğu tehlikeli akıl yürütmelere ilgisiz kalma hakkı da yoktu:
“1789 ile İngiltere'den Fransa'ya taşan Masonik-Satanist-Kabalistik güç, her dinin farklı mezheplerinin ya da türevlerinin mimarisini tasarlamış ve bu dinlerin egemen olduğu her imparatorluğun içerisine de birçok ayrık otu ekmiştir. Şeytan'ın Krallığı, güçlü din adamları, felsefeciler, bilim adamları, edebiyatçılar ve siyasetçiler tarafından Tanrı'nın Krallığı olarak pazarlanmış ve hemen her din değiştirilerek Şeytan'ın 'Tanrı' olarak kabul edildiği bir sona doğru kurulmuş, kurulan bu süreçlerin tamamı da yerel ve küresel alt sistemlerle birlikte ilmik ilmik işlenmiştir.”
Sonra iddialarının kanıtlarını görmemiz için içinde yaşadığımız güne dikiyordu bakışlarını ‘Bekçi’; gündeki karanlığı anlatıyordu:
“Bugün Avrupa'da kiliseler, azalan dindarlar yüzünden masraflarını karşılayamaz hale geldikleri için kapanmakta, bar veya dans merkezleri olarak kiraya verilmektedir. Zinayı yasaklayan Tanrı'ya dua edilen kiliselerde seks gösterileri yapılırken, Şeytan'ın krallığının yaygınlaşmasına itiraz edenlerin sayısı her geçen gün daha da azalmaktadır.
26 Ağustos 2018 tarihli BBC haberine göre, Hollanda'nın Waalwijk kentindeki Sint-Clemens Kilisesi'nden din adamı Anton van Diessen, "Üzgünüm, kilisemiz satılık. Artık insanlar tanrıya inanmıyor" diyor. Bunu ‘acı verici’ olarak değerlendiren Hollandalı din adamı, üzüntüsünü, "Sadece benim için değil, cemaat için de öyle. Onların kişisel tarihlerinin bir bölümü de yok olacak. Burada vaftiz, düğün, cenaze gibi birçok olayı birlikte yaşadılar" sözleriyle yansıtıyor. Çünkü Şeytan'ın Krallığı'nda 'vaftiz, düğün ve cenaze merasimi' yok!”
Bunlar insanların yaşadıkları derin karanlığın sadece haberlere yansıyan yönleriydi, ama daha fazlasını barındıran karanlıkları aydınlatan bir ışık her zaman vardı:
“Bazı kiliseler başka inançlar için ibadethane olmaya devam ediyor!” diyordu ‘Su Yazarı’. “Tıpkı Lahey'deki eski Protestan Thomas Kilisesi gibi. Cemaati olmadığı için birkaç yıl boş kalan ve Müslümanlar tarafından satın alınan kilise, şimdi câmi olarak hizmet veriyor. Cami yöneticisi Robbert Mohammedamin, merkezi bir konuma ve iyi bir otoparka sahip olan binayı aldıkları için memnun olduğunu anlatıyor. Kilisenin eski papazı David Schiethart da bu durumdan memnun. Binada, insanların yeniden dua etmek için bir araya gelmesini sevindirici bulan rahip, "Burada duyduğum mesaj, daha önce açıklanan mesajlardan farklı değil" diyor. Ağırlıklı olarak kilise binası satışı ile ilgilenen emlakçı Marten van der Meijde, yoğun ilgi gördüklerini vurguluyor. Hollandalı emlakçıya göre Amsterdam, Rotterdam ve Lahey üçgenindeki büyük kentlerde kilise binası fiyatları iki milyon Euro’ya kadar çıkıyor!”
Avrupa’ya bakarken özellikle her türlü ahlakî norma aykırı filleri normalleştiren özgürlükçü(!) yasalarıyla Hollanda’ya odaklanıyordu ‘Bekçi’:
“Hollanda'da son elli yıldır kiliseye gidenlerin sayısındaki hızlı düşüş nedeniyle, boş kalan ve satılığa çıkarılan kilise sayısı da artıyor. Önümüzdeki on yıl içerisinde yaklaşık bin kilisenin daha boşalması bekleniyor. Cemaatsiz kalan birçok kilise ya restoran-bar ya da ev, iş yeri veya kapalı oyun alanına dönüştürüldü. Bazı binalar ise yıkılıyor!”
Verilere dayalıydı ‘Su Yazarı’nın tespitleri:
“Hollanda'daki kilise binalarının geleceği konusunda bir tez hazırlayan araştırmacı Herman Wesselink'e göre, 2030 yılına kadar yaklaşık bin kilise binası daha cemaatsizlik nedeniyle boş kalacak. Bunun ana nedeni nüfus hareketliliği ile ilgili değişiklikler. Hollanda'da halkın son elli yıldır kiliseden uzaklaşmaya başladığına işaret eden Wesselink, inançlı kilise cemaatinin giderek yaşlandığını ve yakın bir gelecekte de biteceğini düşünüyor. Bundan elli yıl önce, 1968 yılında, Hollanda'da 2 milyon 700 bin Katolik her hafta kiliseye gidiyordu. 2016 yılında bu sayı 173 bin kişiye düştü. 2030'da ise, sadece 63 bin kişinin kiliseye devam etmesi bekleniyor!”
Kuşatılmıştı Avrupa. ‘Bekçi’nin "Şeytan'ın Krallığı, güçlü din adamları, felsefeciler, edebiyatçılar ve siyasetçiler tarafından Tanrı'nın Krallığı olarak pazarlanmış ve her din Şeytan'ın 'Tanrı' olarak kabul edildiği bir sona doğru kurulmuş, kurulan bu süreçlerin tamamı da yerel ve küresel alt sistemlerle birlikte ilmik ilmik işlenmiştir.” şeklindeki tezi kanıtlanmıştı.
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
