31 Aralık 2012 Pazartesi

SA140/YB3: Adem’in Saçları/ Sınanmış Renkler 3

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Sizi saçlarınızla birbiriniz için süsledi."

Sizleri teknenin salınışlarına bakmış buluyorum çoğu kez; dalgınsınız. Dertli ve kederlisiniz. Hepiniz böylesiniz değil mi? Bebekleriniz gibi bakıyorsunuz güverteden uzağa, dalgalara. Göğün soğuk tırmalayışlarına alışkınsınız, rahatsız olmuyorsunuz. Güvende hissediyorsunuz kendinizi, ama sorguluyorsunuz işte. Sessizce mahzun bakışlarınızla karşılaşıyorum sık sık. Kahvenizi için önce; dudaklarınız ısınsın.

Yılların saçlarınıza yüklendiğini, saçlarınızın her yıl bitiminde daha da ağırlaştığını, sizi sırtınızdan geriye doğru çektiğini söylesem, şaşırır mısınız? Hatta yüklerini taşıyamayan saç parçalarınızın sizden kopup gittiğini? Hani bazen, önünüze döküldüklerinde ya da dağınık olduklarında sizi rahatsız etmelerinin sebebi budur desem?

30 Aralık 2012 Pazar

SA139/ÂA11: ABD-2030 Alternatif Dünyalar Özdeği ve Şişedeki Cin

"Muhtemelen yeni yüzyıl sona ererken 'Birleşik Devletler' diye bir birlikten bahsetmek mümkün olmayacak. Beyaz gerdanlı yaşlı fettan sadece ölecek."


Antik Yunan’ın yorgun ve yaşlı fettanları gibi görünüyor Amerika. Güzelliği, dişlerinin arasındaki karanlık boşluklarda kaybolmuş, sırtı kamburlaşmış, ama gerdanı hâlâ beyaz; eskisi gibi gymnasium gölgelerinde dedikoduların ana konusu olmaya devam ediyor. Çekiciliğini yitirmiş değil; kullanacağı gencecik kızlar ve kaslı delikanlılar var. İştahı da kesilmiş değil. Yeryüzünün tüm insanlarını uydularının, predatörlerinin beslediği iştahla gözetlemeye de devam ediyor.

29 Aralık 2012 Cumartesi

SA138/KhB9: Sadece Susmuş



(Susar susan kahrı ağır gelince seslerin)
(Ağır gelince konuşan boşluğu nefeslerin)

Bağ bağ kopunca içinin telleri
Gözlerinden kopmuş ilk
Gözlerinden sıyrılmış heyecan
Kurumuş ıpıslak elleri.

Susmuş…
(…)

SA137/IE7: Yalnızlık Değişkeni

"Yalnızdır insan; döllendiği andan itibaren çoğalan ya da azalan bir yalnızlıkla doludur."


Sarsık adımlarıyla yürüyen birinin… bir insan çocuğunun yalnızlığı içine doğrudur; içinden dışına doğrudur.  O insan çocuğunun içinden dışına sürüklenen her şeyin içinde bir değişken vardır. İsteklerle, kişilerle, hayallerle, durumlarla, mekânlarla ve eşyalarla doldurulan bir değişken… ya da kıyısına, derisine, ruhuna doluşan, doldurulan çöplerle, tıknefes çoğalan, çoğaltılan bir değişken ve her seferinde fışkırmak için kaçış yolları arayan bir değişken.

27 Aralık 2012 Perşembe

SA136/MA7: Kavramlar ve Başa Çıkılamaz Çocuklar

"Periferik kırılganlık çatık kaşlarımızın önünde dimdik duruyor; çocuklar, esnetilmiş de olsa kendi içerlek doğalarını korumaya devam ediyorlar."


Arz-talep ilişkisinin yetişkinlere ait derin, geniş ve uzun soluklu bir ilişki olduğu; bu kaçınılmaz ilişkide kavramların, kendi özel tanım aralıklarında, bazen sığ, bazen de çok karmaşık anlam yansımalarını sonsuzca kez ve ardı ardına doğurduğu dikkate alınırsa, bir çocuğun kendisi ve diğerleri için oluşturacağı anlam dünyasının kıyılarında gezinirken, yetişkinlere ait kavramsal problemlerle neler yaşayabileceğini iyi irdelemek gerek.

25 Aralık 2012 Salı

SA135/SD20: Özgürleşme; Kabala, Ruhbanlık ve Tasavvuf Prangalarından Kur'an'a Sığınarak Kurtulmak

"İslâm, zihinsel ve bedensel özgürlüğü elinden alınan insan için bu nedenle yeni bir özgürlük mücadelesi, insanın diğer tüm etkenlerden uzak bir şekilde Allah'a teslim olma yöntemlerinin  bütün olarak yer aldığı bir özgürlük sistemidir."


Seçkin Deniz'in Notu:
Daha ayrıntılı analiz için 01.02.2016'da yayınladığım
***
Üçüncü bin yıl Müslümanının bilimin evrenin bilinmezlerine getirdiği açıklamaları -tüm sınırlılıklarına rağmen- artık düşünce sistematiğinde kullanabilmesi gerekiyor. Bilhassa itikât algılarının Vahy'in aslî unsurlarına yaklaşması adına bu aynı zamanda geciktirilmeden yapılması gereken büyük bir operasyon olmalıdır. Hilâfet'in ilgâsından sonra, strateji geliştirme özelliği ortadan kalkan İslâm Dünyası'nın, Amerika Birleşik Devletleri'nde sıkça tartışılan fikir babalığını 1802 yılında İngiliz Anglikan din adamı William Paley'in yaptığı 'Akıllı Tasarım Kuramı(*)'ndan medet umması, üç yüz yıllık aşağılık kompleksinin klasik sonuçlarından biridir.

SA134/AyS2: Seküler Fondöten: New College Dindarlığı

"Fondöten hümanizmdi, insan merkezli ideolojik referanslarla maskeledikleri şeytânî ilkelerini yeryüzünün bütün damarlarına enjekte ettiler."


Seküler fondötenli formatların sıktığı limonların insana huzur vereceği yok. New College, ateist olmayanı kadrosuna dâhil etmiyor. Kadrosu, çivit rengi değil; simsiyah; gizli, tektonik sarsıntılara karşı yer altına kaçacak sığınakları olan adamlardan oluşuyor. Her dinden her ırktan; fakat biraz daha beyaz, biraz daha konformist, biraz daha kadıncı/kadınsı ve kadınları tecrit eden zihinsel süreç diyebiliriz New College için.

24 Aralık 2012 Pazartesi

SA133/ME13: Kuzgunî Kış Mırıltıları


"Asıl büyük dert şu dostum şu: kış gelecek diye sonbaharın tadını da çıkaramıyoruz."


Kış... Yine soğuklar, yine yağmurlar. Yağmurlar neyse de soğuklar, uf. Soğuklar da neyse de, masraflar… Köyler neyse de, şehirler… Odunun tonu kaç para acaba? Odun satan da kalmadı, odun yakan fazla olmayınca. Odun sobası imalatçıları sac makaslarını paslandıkları çekmecede unuttular. Kömür yakan da var, zaten başka ne yakacaklar ki? Kömürün tonu kaç para acaba? Kömür almayalı on yedi sene olmuş. Fukaraya devlet veriyor, da ne çâre. Bugün var yarın yok, hükümet değişmeye görsün.

22 Aralık 2012 Cumartesi

SA132/AS14: Alegorik Din/Bozunmuş İslâm Algısı

"Allah’ın ayetlerine çağırmak kimi rahatsız eder?"


"...Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar..." Kur'an/Hacc 72

Doğru oturup doğru konuşalım. Türkiye’de herkesin kafasında kendi dini var. Hani bazı sohbetlerde ve yazılı çalışmalarda bahsedilir ya:’ Ne kadar çeşit Müslüman, o kadar çeşit İslâm’. Önce bunu, yani mevcut durumu netleştirelim. Bunda hem fikir miyiz? Hem fikir olduğumuzda sorunun aslına bakmış olacağız ve buna göre çözüm arayacağız. Hem fikir değilsek, yine kendi kafamızdaki dini İslâm sanmaya devam etmeyecek miyiz? Yine aynı belirsizlik anaforunda birbirimizi yemeyecek miyiz?

21 Aralık 2012 Cuma

SA131/DT9: Vindaviç Çağlarından Kalan Tedirginlikler

"Bir sokak arasında, bir el uzanır, bir silah patlar ve bir adam çuval gibi yere düşer. Geride kalan her ne varsa hepsi tamamen acıdır. Ne öldüren neden öldürdüğünü bilmektedir ne de öldürülen neden öldürüldüğünü…"



Kâbuslar çocukların felaketleridir; o tatlı uykuları bin bir korkuyla paramparça olur. Belki de masumiyetin dış etkenlerle bozulduğunun kanıtlarından biri de kâbuslardır. Ne bilir ki, çocuk bilincinin dehlizlerinde yapışkanlaşan, rüyalarında devleşen kara noktaları? Çocukluğumun karışık zamanlarından ısrarla çıkıp gelen hatırâlarımda kâbuslar da var.

20 Aralık 2012 Perşembe

SA130/MEY12: Bizi Niye Öldürüyorlardı ki?

Dolunay’da Güneydoğu Hatıraları: “Can Cıkıcı Bir Ayrıntıdır Ölüm”

Karşı blokun üzerinden görünüyor çocuksu hâli; gümüşten bir tepsi gibi asılı duruyor gökte dolunay… Balkondayım. İftar geçeli bir kaç saat olmuş, çay içiyorum. ‘Referandum yaygaracıları’ diyorum ben, işte onlar, elleriyle, ayaklarıyla, dilleriyle karabasan kovar gibi davranıyorlar; şaşırıyorum.

İktidar tarafından halkın önüne bir şeyler konuyor, halk da gidecek oyunu kullanacak; o kadar. Ne bu abartı? Vatandaşın devlete karşı bir kaç kazanım elde etmesi, neden rahatsız ediyor birilerini?

19 Aralık 2012 Çarşamba

SA129/KY2-NC1: Arabesk Salınışların Silkeleyicisi ‘Bir Adam’

"Bu, hiç şeksiz her şekilde “yazan” Bir Adam…"


Bir kavganın göbeğinden mi bakmalı bir adama?

Yoksa bir eleğin teneye düşen gölgesinden mi?

O tenedeki yığıntıdan anlar mısınız kaç fırınlıktır hükmü tanelerin?

Yol boyu iz bırakır mısınız o tanelerden dönüşe yüz bulsun diye seneler?

Yoksa cam kenarı, koridor loşluğu ya da muavin koltuğu değiştirir mi yolculuğun seyrini?

18 Aralık 2012 Salı

SA128/YB2: Eskimiş Renkli Yün Kilimler/ Sınanmış Renkler 2

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Ninelerinizin ellerinde kaynatılmış renkler; bakın ne kadar yıpranmış duruyorlar. Ne kadar yorgun ve eskimişler, değil mi? Desen desen örülmüş bir hayat gibi tıpkı."

Gelin şöyle; oturun. Hava biraz soğuk. Gemi sallanıyor fırtınadan. Gök gürlüyor; yağmur akıyor hışımla. Güverte de durulmaz; içeri gelin. Sıcak kaptan köşkü; hepinize yer var bu ademden kalan gemide.
Terlemişsiniz; sıkıntılısınız belli. Gözlerinizden bir sığınak akıyor içinize doğru. İçinizdeki sığınaktan hoşlanmadığınız için buradasınız biliyorum. Sığınağınıza sığamadığınız için yürüdünüz karlı yolları. Kürek çektiniz küçük teknelerle.

17 Aralık 2012 Pazartesi

SA127/KhB8: Ölümdür Bu Ana, Laftan Anlamaz!…


(Analar ölür, analar öldüğünde karalar bağlar sesleri adamların)
(Adamlar ölür analar öldüğünde, sesleri de ölür adamların)

(...)


Gök savruluyor ana, sesin yok
             Rengi yok göğün renklerinde sesinin
Sesimin içinde nefesi yok sesinin

SA126/SD19: Siyaset'in Alacakaranlığında Suflî Kesişmeler ve Çekişmelerle Açığa Çıkan Entelektüel Rezâlet

"Artık sırlar, sahipleriyle mezara gidemeyecek kadar kısa yaşıyorlar." 




Kişideki bilgisel birikim, zekâ, akıl, ahlâk, cesâret ve yüksek bir hedef gibi vazgeçilmez şartlar olmadan entelektüel birikime dönüşmez. Entelektüel birikime sahip olmanın getirdiği en önemli özelliklerden biri de her türlü iç/dış sarsıntıya ve kişinin suflî istek ve beklentilerine karşı edindiği standartların dayanıklılık düzeyidir.

Entelektüel sıfatını hâiz olabilmek, her türlü baskı ve çıkar gruplarına karşı tepki verebilmek demektir. Ancak, bu önermenin karşıtı doğru değildir; tepki verebilmek her zaman entelektüel olmak demek değildir. Tepkilerin çeşitliliği nedensel farklılıklara bağlıdır. Bu sebeple kişisel ve kurumsal tepkiler meydanı olarak siyâset tepkisel çeşitliliklerle ortaya çıkan kesişmeler ve çekişmelerle doludur. Bu da siyâsetin doğası için olağan ve sağlıklı bir formdur. Siyâsetin var oluş gerekçeleri de bu istekler ve beklentilerin olası gerçekleşmelerini sağlamak amacına matuf eylemlere dayanır.

16 Aralık 2012 Pazar

SA125/PZ9: Evlâdın Hayırlısı

“Halbuki yanlış düşünüyormuşuz; kız da evlattı, erkek de. Hangisinin hayırlı çıkacağını kim bilebilirdi ki? Nice sıra sıra oğlu olan insan tanıdım, açtılar, açıkta kaldılar; öyle gözleri kapıda ölüp gittiler.”


Allah ihlaslı niyetle kafasına iş koyana yardım eder. Bize de etti. Dükkânı açtık; ama iş bununla bitmedi. Yine borç harç. Bina inşaat hâlinde.. Dükkânın tabanını kendim doldurttum; betonu döktük, badanayı yaptık.  Raflarını yaptırmaya bir marangoz getirmiştim. Dünyanın parasını istedi. Baktık olmayacak; gittik malzemeyi kendimiz aldık, rafları çaktık. Eski zaman kim ne bilir lüksü, ne bilir rafın iyisini…

14 Aralık 2012 Cuma

SA124/AyS1: Serotonin Hormonu

"Ölse de tarih nasıl silsin bu sosu. O yazardır; ölümsüzdür."


Yazarlığa merak salanların asıl derdi ne? Gereksiz bir soru. Dertlerini merak etmenin anlamı yok. Yazıyorlar işte. Yazıyorlar; okuyan okuyor okumayan da zaten gündemde değil. İmla kuralları editör onayından geçene kadar kimsenin umurunda değil. Söz, saz, dil, sanat işin şakası. Film, haber, yorum lakırdıların harflere bürünmüş hâli. Fikir, bilim, ideoloji makara usulü geviş getiriyor. Tekerlemeler, zeka kıvılcımları, kendini beğenmişlikler, sınıf atlamalar, arabalar, mahalle değiştirmeler hepsi birer ritüel.

Aykut Seçkiner Renkli Gündem Analizleri ile Yakında Sonsuz Ark'ta

Sonsuz Ark'ın yazar kadrosu kendine özgü isimlerle genişliyor... Aykut Seçkiner, gündeme ilişkin görüşlerini serin bir üretkenlikle harflerin ruhuna kazıyacak ve bizlerle paylaşacak...

13 Aralık 2012 Perşembe

SA123/AS13: Geleneğe Başkaldırı/ Geleneksel’in İslâm Manipülasyonu

 İrşâd/Mürşid, Islah, Tefsir, Helal-Haram, Muamelât Kaosu ve Kur’an’ı Arapça Anlamak


"Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." Kur’an/ Âl-i İmran 104

İslâm, asırlardır kökleri İsrailoğullarına dayanan büyük bir tahribatla karşı karşıyadır. Algıları sahte perdelerle yanıltan ve insanı Allah’ın mesajlarından uzakta tutan ‘Geleneksel İslâm’ Kur’an’daki İslâm’ı manipüle etmek ve geçerliliğini sorgulatmak üzere özelikle tasarlanmıştır.  Bizim asıl sorunumuz irşad ve ıslahı kimlerin yapacağı meselesidir. Kimler yapacak? Elbette şu yoruma sahip olanlar tarafından değil: "Her ne kadar bu iş, ümmetin her ferdine yüklenmiş bir görev ise de, bu âyetten maksad bu işe bakacak bir grubun bulunmasıdır." Ben bu yorumu ise de kısmından sonra terk ediyorum, terk edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

12 Aralık 2012 Çarşamba

SA122/IE6: Ak Beyaz, Kara Siyah

"Sonra renkleri seçerler; ak beyazı, kara siyahı."


Düşündüğünde… düşündüklerinin ruhları sarar insanı. Düşündüklerinin ruhları, düşündüğü anda düşünmediklerinin ruhlarından ayrışır gelir, zihnini sarar, sarmalar… Geçmişin ve geleceğin apışıp kalmışlığında gezindikleri gibi tüm ruhlar, şimdi’nin rengarenk göklerinde çağıldar, coşar ve diri olan insanın kanına girerler. Sonra renkleri seçerler; ak beyazı, kara siyahı.

İnsanı diriltirler; insanı ölülerden ayırır, ölülerin kalakalmış hâllerini sorgulatır ve yeniden, yeniliklere kanat çırparlar. Kanat çırptığında ruhlar, kendi geçmişlerinden kopar, bir tek ruh olurlar. Bir tek ruh, yepyeni bir ruh… işte insan düşündüğünde o yepyeni ruh doğar; diğer ruhlardan başka, diğer ruhlardan özgür.

Seçkin Deniz Twitter Akışı