20 Temmuz 2013 Cumartesi

SA300/KY1-CÇ15: Hani Bendim Yedi Renk?

“Ben Kur’an-ı Kerim’i tanımadan Müslümanları tanısaydım, korkarım Müslüman olmazdım..”
 Yusuf İslam


Ben! Yalnızca ben! Ağlasam da, gülsem de, burada olsam da, olmasam da ben işte.. etiyle, kemiğiyle her şeyi ile sahte olan ben. Silik. Köpeksi. Yaban. Yalan. Her şeyi yalan olan ben.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış. Benim yatsıyı bile bulmadı hiçbir zaman. Zorun ayak sesini duyduğumda hemen söndürdüm mumu. Daha güneş belki yeni batmıştır. Henüz ışıklarının son kırıntıları yeryüzünü terk etmemiştir bile ve ben mumu yakmadan söndürmüşümdür. Söndürdüm.

SA299/AŞ2: Öldürme ve Özgürlükleri Kısıtlama Özgürlüğü; “Müslümanları İkna Et ve Köleleştir!”

“Müslümanlar kendileri aleyhine eşitsizlikte uzlaşmaya, üç günlük dünya için dünden razılar. Neden?


Güneşin kızgın bakışları temmuz sıcağını insanların tepesine boca edercesine eriyor sabahtan akşama kadar. Upuzun günler. Oruç tutan müslümanlar, oruç tutmayan müslümanlarla, hıristiyanlar, yahudiler, ateistler, agnnostiklerle birlikte sıcakta çalışıyorlar. Sıcak çok yağız çok derin. Kimse kalkıp insanlık budur deyip oruç tutulan ayda müslümanlara daha sakin, daha  vicdanlı çalışma zamanları teklif etmiyor; eşitsizlikte uzlaşıyor herkes.

19 Temmuz 2013 Cuma

SA298/SD46: Hanefi Avcı ve Haliç’te Simon Avı

"İnsan güvendiği, sevdiği, sonuna kadar inandığı insanlara bile bir örgüt içine girdiği zaman her türlü kötülüğü yapabiliyor."
 Hanefi Avcı, Eski Emniyet Müdürü


Hanefi Avcı, klasik istihbaratçı alışkanlığıyla ürettiği kodu, ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar’ı, yazdığı kitabında ad olarak kullandı. Hiç şüphesiz bu kod, başarılı bir analiz-sentez-tez ürünü. Ünlü İngiliz casusu Ian Fleming’in James Bond serilerinde kullandığı adlardan bazıları ’İnsan İki Kere Yaşar, Ölümsüz Elmaslar, Yaşayan Gün Işıkları’. Avcı’nın analitik düşünce sistemindeki uzmanlığına hayran (!) olmamak mümkün değil.

SA297/KY1-CÇ14: Put Yontar mısın, Yoksa Don Kişot’u Kıskananlardan mı?

“Ve dinleyeceklerin başına gelecek olan başından bellidir, bunu göze alacak kaç kişi çıkar?”


Sor kendine sen de; “Don Kişot’u kıskananlardan mısın?” Oysa Don Kişot kıskanılacak biri olmadı. Olmayı aklından bile geçirmedi. Suskunluğu yeğledi. Yel değirmenlerine saldırdığı yönündeki haberler -ki fısıltı gazetesinin bir başarısıdır bu- karşısında susmayı seçti. Gülüp geçti. Ama ben bunu yapmayacağım. ‘Kral çıplak!’ diye haykıran çocuğun saflığını kuşanarak konuşacağım.

SA296/Kâşif M.2: Namaz Kılan Yabancılar

“…anlam boşluklarına doldurulmuş itaat ve ibadet ritüellerine sırılsıklam sarılan bir sessizlik.”


Câmi… dört duvar, dikdörtgen beton bir çatı ve kesme taştan  tek şerefeli kısa bir minare… ya da yüksek kubbeli, birer, ikişer, üçer şerefeli birer, ikişer, dörder çok uzun minareler… insanlar, müslümanlar namaz kılmak için câmilere gidiyorlar. Birer oda büyüklüğünde küçük mescidler tık nefes dolu, büyük câmiler serin ve çoğunlukla boş.

Namaz kılmak için yürüyen silüetlerin mescidlere yakınsanan hızı yüksek, büyük câmilere uzanan hızı düşük. Büyük câmiler, gözlerin kubbelerde, sütunlarda, mihraplarda, minberlerde ve kürsülerde işlenen sanata bakışı fazlalık biraz. Çeken duygu namazdan bir adım önde; ihtişamlı ibadethânelerin çekim gücü, namazdaki huşûya elitist bir katkı sağlıyor. Küçük câmilerin havasız, yalın ayak halılarında biriken bakımsızlık, büyük câmilerin tek parça gibi görünen kaliteli ve pahalı halılarında kayboluyor.

18 Temmuz 2013 Perşembe

SA295/SD45: İnsanların Hak Alanları Paralelinde Demokrasi ve Hilâfet Tartışmalarına Serin Bir Bakış

"Amacımız nedir? İnsanın hak alanlarının korunmasını istiyor muyuz? Eğer istiyorsak bu isteğimize hizmet edecek olan sistem hangisidir?"


İnsanları yönetmek neden önemlidir? Ya da insanlar neden yönetilmek isterler ve yönetilmeyi önemserler? Yönetmeyi isteyenler ile yönetilmeyi isteyenler bu önemi aynı oranda mı hissediyorlar? Bu sorulara cevap verilmeden herhangi bir yönetim şeklini tartışmanın bir yararı olmayacaktır. Nitekim bu tür tartışmalardaki samimiyetsizlikler yüzünden ortaya çözümcü bir sonuç konulamamaktadır.

SA294/KY1-CÇ13: Nasıl Câhil Olunur?

Evvela kendisini inandıracaktır…


Yukarıdaki soru ilk başta kişiyi şaşırtacaktır kuşkusuz. Ama bizim muradımız birini ya da birilerini şaşırtmak değil elbet. Sanatkârane bir iş olarak düşünülmüş de değil. Öyle inanıyoruz ki cahillik, günümüzde hiç olmadığı kadar istendik olmuş, kısaca; genel geçer dünyanın vazgeçilmezleri arasına girmiştir.

Şaşırtıcı olan “bilgili” olmaktır. Bir şey hakkında bilgili olmak, bilgili olanın inanılırlığına gölge düşürür bir nitelik kazanmıştır. Salt gölgelenmekle kalınsa kişi bunu sineye çekebilir. Asıl ağır olan, kişiyi yaralayacak olan “bilgisiz”likle suçlanması, tanıtlanmasıdır.

SA293/ME21: “Tanrı Zıddıyla mı Vardır?”/ Son Oyun

Sonsuz Yargı/ Bir Roman Yazarı Yargılanırken-3



Soru romanındaki karmaşayla çatışarak büyüdü düşüncelerinde:


Şeytan’ı kötülüğün Tanrı’yı iyiliğin temsilcisi olarak  konumlarken sıradan bir kolaycılığa başvurduğunu hatırladı. Şeytan olmasaydı Tanrı var olurdu, çünkü şeytanı yaratan Tanrı’ydı. O halde şeytan Tanrı’nın zıddı olamazdı. Kadın-erkek, iyilik-kötülük, siyah-beyaz, gece-gündüz zıtlıkların körelmiş netliğinde, varlıksal olarak sorguya  gerek duyulmayacak kadar zıtlardı. Ama Tanrı, hayır; o zıddıyla var olmak zorunda değildi.

Düşünürken gömüldüğü sessizliği çok uzun sürdü.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

SA292/AS28: Başbakan Erdoğan Neden Çok Konuşuyor?

“Biz seni seçtik, git üç-dört yüzyıllık pislikleri temizle!” dedik. 
Haksızlık ettiğimizi hiç düşündük mü?


Soruya cevap aramadan önce, az konuşan, konuşmayan ve çok konuşan başbakanları ve cumhurbaşkanlarını hatırlayalım isterseniz. Yakın tarihtekileri kısaca inceleyelim…
***
Şekil 1A: Önce Cumhurbaşkanları…11.Cumhurbaşkanı Gül’ü değerlendirmenin dışında tutalım. 10. Cumhurbaşkanı Sezer fazla konuşmadı; devri kaoslar, darbe girişimleri, özgürlüklerin kısıtlanması, terörün azması, ekonomik çöküntü, mafyaların ve basının egemenliği ve ergenekon devri oldu. 9. Cumhurbaşkanı Demirel çok konuştu, hâla konuşuyor; devri, kaos, banka hortumlamaları, türedi zenginler, sistem çöküşü, postmodern darbe, mafyaların büyümesi, terörün çeşitlenmesi ve azması, toplumun ayrışması ve susurluk, Helsinki zirvesi ile Türkiye’nin AB üyeliğine adaylığının resmen kabul edilmesi devri oldu.
***

SA291/KY1-CÇ12: Adlandırmanın Ne’liği Üzerine

“Sorun şu; son mesaj (Kur’an) bize kendimizin ve kendimiz olmayanın, yani tarafların isimlerini ve konumlarını vermiş midir, vermemiş midir?”


Kimi savlar, üzerinde düşünülmek yerine, kimin söylemiş olduğu vurgulanarak, “Madem O söylemiş, öyle ise vardır bir hikmeti!” çıkışıyla düşünmenin önü kesilir ya da “ Madem O söylemiş, öyle ise el hak O öyledir, sen kimsin ki O’nun söylediklerini anlayıp da aklıma yatmıyor diyebilesin?” denerek düşünmeye kalkışan hor görü sağanağında boğmaya kalkışılır; boğulur hatta.

16 Temmuz 2013 Salı

SA290/SD44: Gezegenin Tercümanı: Recep Tayyip Erdoğan

“Cesaret de büyür mü?” 
Rachel Corrie (*)


“Bugün yerküre başarılı olup olmayacağı kuşkulu, ama umut dolu, yeni bir ‘barış için savaş’ deniyor; insanlar bireysel olarak tavır alıyorlar ve tüketim tercihlerini değiştirerek eli kanlı savaşçıları besleyen damarları kurutmayı seçiyorlar. Eski tür stratejiler tarihin derinliklerine gömülüyor. Bilgiye ulaşmada sınırların kalktığı yeni yüzyıl yeni mücadele araçlarını gerektiriyor. Yeni savaşlar insanlığın gelişimine paralel olarak, fiziksel güçlerden değil, sözlerin ve tercihlerin gücünden beslenecekler.” 
Seçkin Deniz

İsrail’in Gazze’de çocukları, kadınları ve diğer sivilleri öldürdüğü 27 Aralık 2008 saldırısının devam ettiği günlerde, sözümona ateşkesi görüşmek için İsrail’e gelen BM Genel Sekreteri Ban Ki- Moon’un İsrailli yöneticilerle yediği yemekte attığı kahkahalar Dünya’nın kulaklarını tırmalarken aynı zamanda Gazze’deki BM binaları ve okulları da bombalanıyordu. Ki; BM Sekreteri, BM Güvenlik Konseyi’nin güç bela (ABD’nin İsrail’in baskısıyla ancak çekimser kalarak zımnen desteklemesiyle) aldığı saldırıları durdurma kararını hiçe sayan İsrailli yetkililerle görüşmek üzere ayaklarına gittiğini de unutmuştu. 

SA289/KY1-CÇ11: Kendine Bakmak

“Kendine bakmayı unutan ve bakmayan varlığını unutmuş olandır. Kendini yaşamayandır.”


Kendini sigaya çekmenin zorunluluğu aşikârdır. Kuşkusuz kendinden sorumlu olduğunun bilincinde olan içindir bu aşikârlık. Kendi varlığının neliğini kavrayan,  kavramış olan içindir o aşikârlık. Kendinin bir kerelik olmadığının ayrımında olan içindir kendini sigaya çekmenin zorunluluğu.

Varlığını, geçici olanla-kalıcı olan ayrımını yapıp kalıcı olan üzerinde temellendirme uğraşı veren içindir kendini sigaya çekme zorunluluğunun aşikârlığı.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

SA288/YB11: Kıyıdaki Günahlar/ Sınanmış Renkler 11

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

“İyilik genişlemeli. Karşılıksızca yürümeli insanlığın geleceğine…”

Akşam’ın geceye süzülen dakikalarında, sessiz sakin bir yerde kendisiyle başbaşa kaldığında insan çok şey düşünür. Hadi biraz açılalım uzaklara. Deniz her zamanki gibi kabaracakmış gibi duran ve kabardıkça sönen dalgalarıyla ikircikli. İnsan gibi değil mi?

Denizi insana benzetirim hep. Sizce de öyle değil mi? Dalgaları kasırgaların, gök gürültülerinin, şimşeklerin ve yağmurların kışkırtıcılığına asla dayanamaz. Günahları o zaman çıkar ortaya denizlerin. Gemileri batırır, insanları boğar, kıyıdaki duvakları kan kırmızısına, yasa boyar.

SA287/AŞ1: Sessizce Ölmek Daha İyidir

“Haksız olanımız yoktur. Tarihte haksız olan da yoktur.”


Karışık kuruşuk bir çağda doğmuşuz. Herkes koşuşturuyor. Adam, kadın, çocuk akşam olunca gün boyu kafasının içinde, zihninin iç yüzünde savurup durduğu  düşüncelerini yuta unuta oturduğu, uzandığı kanepeye serip hepsinin üstüne oturuyor.

Yarın, sonra başka yarınlar, zil takıp oynayan deliler gibi abanıyor tepesine. Unuttuğu kuruntular, her boş aralıkta binlerce yaygara eşliğinde hortlayıveriyorlar. Hortlak, ölmüşün ruhu. Hiç geri gelmemiş olan bir yalan. Hiç hortlak gören yok, ama insan hortlayan her sevimsiz düşüncesini, hatırasını görünce heyecanla sarılıp ucundan kıyısından çekiştirip duruyor. Kendi tarihi, başkasının tarihi…

Arif Şahin Tarihe Not Düşen Yazılarıyla Yakında Sonsuz Ark'ta


Sonsuz Ark, siber algılar için yeni bir soluk olmaya devam ediyor. Arif Şahin, düşünen, düşündüren, sorgulayan, içinde biriktirip harflerle somutlaştıran bir kişilik. Söylediklerini, söyleyeceklerini kesinlikle merak edeceksiniz.

Hayırlı olsun.

Sonsuz Ark, 14.07.2013

13 Temmuz 2013 Cumartesi

SA286/KY1-CÇ10: Diktatör: Çapsızlar Arenasında Bir Dev

“Başbakanın diktatör oluşunun en önemli kanıtı, iki de bir referandum demesi.”


Ben de acizane başbakanın diktatör olduğuna kâni oldum. Varsın kendi iktidarından önce çıkartılan yasalara uygun bir biçimde seçilmiş, icraatlarını mevcut yasalar çerçevesinde yapmak zorunluluğuyla karşı karşıya kalmış olsun. Değil mi ki iktidarını muhalefetle paylaşmıyor; elbet diktatördür.

Başbakan diktatör değilse niye bakanlıklarda bir tek muhalif partiden insan yok? Mesela niye adalet bakanı Mehmet Moğultay gibi bir Chp’li değil? Niye iç işleri bakanlığında Mhp, milli eğitim bakanlığında bir Bdp’li oturmuyor? Niye Perinçek dış işleri bakanı değil? Niye Doğan medya grubundan bir kişi maliye bakanlığı koltuğunu şereflendirmiyor?

SA285/DT16: Hâtıra Ânlar Bırakmak

“Çocuk, siz ona ne yazarsanız büyüdüğünde onu okur.”


Toprak rengi cildini görünce gözleri sevinçle aydınlandı. Ben  kitabı sola yatırıp kapağı açtığımda ve  bembeyaz ilk sayfaya onun adını yazmaya başladığımda, sağ göz açımın kenarında duran onun çok heyecanlı olduğunu görüyordum. Adını ve ona bu kitabı neden hediye ettiğimi yazdım. Günün tarihini, adımı, soyadımı da ekledikten sonra imzamı attım.

12 Temmuz 2013 Cuma

SA284/AH10: Konsorsiyum Dizgesi: Dan Brown, Dante, Cehennem, İstanbul, Gezi Parkı ve Mısır

The Mendacium; Sahte Kurgu –Konsorsiyum: “Cehennem'in Kapıları İstanbul'a Açılıyor!”


Kitapları da sinema filmleri gibi sonda kalan tortuyla hatırlamayı tercih ediyorum. Her film kısa ve canlı bir kitaptır, ayrıca kitaptan daha etkili ve kalıcı görsel ve işitsel zıpkınlar kullanır. Dan(iel) Brown’un son romanı Cehennem, İstanbul’la ilişkili olduğu için Türkiye medyasında sansasyonel bir ilgi gördü. Biraz kompleksif  biraz da operasyonel bir ilgiydi, PR çalışmasıydı medyada yankılanan ‘şeyler’.

11 Temmuz 2013 Perşembe

SA283/KY1-CÇ9: Gezi İmamı’na Açık Mektup

“Siz gerçekten kapitalizme karşısınızdır; ama yanınızdakiler değil.”


Muhterem Gezi İmamı;

Size bu mektubu ramazanın manevi bereketi vesilesiyle ve “İçinizde hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âlî İmran 104) buyruğunun saikiyle yazıyorum. Ve bunu teolojik bir tartışmanın içine girmeden yapmak istiyorum.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

SA282/AS27: Adamsızlık ve Adam

"Ansızın çökmez adamsızlık. Sinsice ilerler, kitapların döş dokuyan kalın kaypaklığında..."


Adamsızlık kavuruyor Dünya’nın ufuklarını. Üstü ve altıyla çöl kıvrımlarına açılıyor, her bir yol her gece ve gündüz. Çöl kasırgaları, fırtınalarla yer değişiyor insanlığın kalburun üstünde ve altında kalan adamlarının karınlarında. Adamsızlık acıtıyor bağırsaklarını tarihin.
***
Özü sözünden ayrı iblislerden müteşekkildir iş bu nedâmet. Nedâmet ki; zülfü yok asaleti yok. Birer çapulcu çöreklenmiş seslerin tümünün üstüne. Tilâvetler yetim, Ezanlar yetim, ölüler yetim, diriler yetim. Nâdim, şirpenceden muzdarip; ruhuna sinmiş, zihnine sinmiş örümceklerle perişan. Ne tövbe edebilir ne de güç bela diline dizdiği tövbesinde itidal üzre olabilir. Çöl tilkisi ürkekliğinde fırdöner göz bebekleri.

Seçkin Deniz Twitter Akışı