19 Nisan 2026 Pazar

SA11954/SD3780: Sıkıntı (Roman); 14. Bölüm-Su 24

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "Mükellef bin yıldan fazla bir süredir Kur'an'dan uzaklaştırılmıştır, imtiyazlı sınıflar kendi imtiyazlarını korumak için sürekli çatışmışlardır."


‘Bekçi’nin sabırla ve inanılmaz bir farkındalıkla üzerinde çalıştığı şey, tarihîn derinliklerindeki karanlıklara gerçekten ışık tutuyordu. Onun mücevher niteliğindeki cümlelerine dokunmak istemiştim ekranda...

Dokunmuştum da. Çok büyük bir emekti bu. 

“Tartışmacı, tanrısız akımların, insanı bilginin kaynağı olarak kabul etmesindeki derin boşluğun on dokuzuncu yüzyıl ve sonrasında yaygınlaştırmaya çalışılan Modernizm'den kaynaklandığını sanmaktadır; oysa bahsettiği Modernizm'in kökleri Antik Yunan, Antik Mısır, Antik Mezopotamya Antik Hind ve Antik Çin'de ve dünyanın farklı kıtalarında, insanlık tarihi boyunca da var olmuş olan 'inkarcı' bir yaklaşımın farklı versiyonlarıdır. Ki burada ortaya çıkan, ancak tartışmacının farkına varmadığı somut bir sonuç daha vardır; İnsan'ın, fıtratından kaynaklanan ve yaşadığı kültürden etkilenerek gelişen aklı, tarih boyunca da aynı Tanrı'nın, yani Allah'ın görevlendirdiği elçilerle ilettiği mesajların muhatabıdır. 

Bu akıl, hangi kültürden etkilenirse etkilensin, ilahî bir mesajı algılayacak ve yorumlayacak bir yetkinlikle donatılmıştır. Modernizm olarak ortaya konan ve Hristiyanlığı pagan Romalılara 'modern' olarak tanıtan, Modernizm'i de Hristiyanlık karşısında 'modern' olarak tanımlayan akıl da aynı akıldır, değişmeyen 'mükellef' aklıyla aynı olan 'câri insan aklı'dır. Ki insanın Allah'a - ilahî bilgiyi (Kur'an) yorumlayarak- inanması için gerekli ve zorunlu olan bu imkan da, fıtrata yerleştirilen, yerleştirilmesi zorunlu olan bu akıl için mümkün kılınmıştır.

"Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felâkete dûçar olmaması için Kur'an ile nasihat et. O nefis için Allah'tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O, bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. İnkâr ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır." (En'âm, 70)

Tartışmacı, 'muhayyel modern özne'nin yorumlarını denetleyecek olan, dinî sahada yorumun sabit kriterlerini gözetleyen ve bu kriterlere uymayan yorumları reddeden imtiyazlı sınıfın hangi sınıf olduğunu ve kimlerden oluştuğunu izah ederken de çelişkilerle ilerlemeye çalışmaktadır; ona göre ‘ilim usul geleneği üzerine yetişmiş ve yeterli ilmî birikime sahip olan her Müslüman, sıradan insanların yorumlarını denetleyebilir ve imtiyazlı sınıfa dahil olabilir'.

Tartışmacı, 'muhayyel modern özne'den sonra 'muhayyel denetleyiciler' icat etmiştir. Çünkü yirmi birinci yüzyılda dinî alanlarda düşünen mükellefin düşüncelerinin ve ulaştığı sonuçlar olarak yorumlarının, belirlenmiş o kriterlere uygun olup olmadığını denetleyecek olan, Kur'an'ın koyduğu çerçeveyi esas alan herhangi bir kurum, kuruluş ya da heyet yoktur, tıpkı tartışmacının yaptığı gibi 'imtiyazlı sınıflar' olarak şeyhler-seyyidler, hocalar, hocaefendiler, İlahiyat fakültelerinin profesörleri, bu hususta yazan yazarlar vardır ve ne yazık ki sayılan bu sınıfların hiçbiri mükellefin yorumlarını denetleyecek yeterlilikte değillerdir. Mükellef, ilk dönem tabiin âlimlerinden sonra yapayalnızdır ve bin iki yüz yıldır bahse konu imtiyazlılar sınıfının, yani Müslüman görünen ruhbanların basit bir kölesidir.

"Sizler Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?" (Bakara, 44)

Tartışmacı, Müslüman mükellefin ihtiyaçları karşısında, sürekli birbirleriyle çekişen ve yetersiz kalan bu imtiyazlı sınıfların varlığını sorgulamadan, onları tenkid etmeden, onların ürettiği müktesabâtı kutsallaştırmaktan çekinmemekte ve haklı olarak çözümsüzlük üreten bu sınıflara karşı tutum alanların tutumunu ferdî bir çaba olarak sınırlamaktadır.

Tartışmacı burada bir usul-ilim geleneğine sahip olan 'imtiyazlı sınıf'ın yaptığı şeyin 'dinî' olacağını varsaymaktadır ve bu dinî şeyin sonucunda ortaya çıkanların da diğer Müslümanlar tarafından zorunlu olarak uyulacak yorumlar olduğunu öne sürmektedir. 

Tartışmacıya göre; muhayyel modern özne, yani aslında mükellef, kendi dünya ve ahiret hayatı için aklederek Kur'an okuduğunda ve Kur'an'daki açık hükümlere uyduğunda yaptığı şeyin dinî olduğundan emin olmamalıdır ve başkalarını da buna davet etme hakkına sahip değildir, bu hak yalnızca geleneksel ilmi yöntemleri bilen imtiyazlı bir sınıfa aittir.

"Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun.  Apaçık mucizeler ve kitaplarla (gönderildiler). İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur'an'ı indirdik." (Nahl, 43-44)

Tartışmacı; dayattığı bu fikrin Yahudi rabbiler ve Budist ya da Hristiyan rahipler tarafından İslam öncesi dönemde uygulandığını, İslam'ın gelişi ile birlikte imtiyazlı sınıfın ortadan kalktığını, tabiin dönemine kadar 'ikra' emrine muhatap olan mükellef tarafından da okunan Kur'an'ın yeterli olduğunu, peygamber yaşadığı sürece de yaşanan sorunların onun tarafından çözüme kavuşturulduğunu unutmuş görünmek istemektedir. Hatta bahsettiği 'imtiyazlı sınıf'ın oluştuğu ilk dönemlerde, tabiin-etbâu't-tâbiîn dönemlerinde, sadece bir-tek sınıf olmadığını, birbiriyle sürekli çatışan ve birbirini tekfir eden birçok grubun Müslümanlar üzerinde yaptırım gücü olan 'imtiyaz'ı elde etmek istediğini hatırlamak zorundadır.

"İşte bu, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir." (İbrahim, 52)

Tartışmacı, kendi dünya ve ahiret hayatı için dinî yorum yapabilme imtiyazı elinden alınan -bugün yaşayan- mükellefin tabi olmak zorunda kalacağı imtiyazlı sınıfın hangisi olduğunu da işaret etmeye mecburdur... ya da apaçık bir kitap olarak gönderilen Kur'an'ın her Müslümanın anlayacağı, yorumlayacağı, uymaya mecbur olduğu ve ahirette ondan hesaba çekileceği hakikatinden hareketle, Allah'ın insana verdiği 'Kur'an okuyarak akletme' hakkını başkasına devretme iddiasından vazgeçmeye mecburdur.

"Şimdi onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki, onlardan bir zümre, Allah'ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi." (Bakara, 75)

Tartışmacı, muhayyel imtiyazlı sınıfın neden imtiyazlı olması gerektiğini, kişisel fıkha bağlılık ile düşüncenin sağlık şartlarının başka şeyler olduğunu, kişinin cennete veya cehenneme gitmesinin kişisel çabasına ve emir ile nehylere gerektiği şekilde uyup uymadığına bağlı olduğunu, buna karşılık ilahî mesajlardaki kasıtların herkes tarafından anlaşılamayacağını iddia ederek izah etmektedir.

Tartışmacının, mükellefin okuduğu ve aklederek anlama ve uygulama çabasına girdiği Kur'an'la ilişkisinin sağlığı ile ilgilenmek yerine, yine şikayet ettiği Modernizm'in en bariz eserlerinden biri olan 'imtiyazlı sınıf'a ait kıldığı düşüncenin sağlık şartlarını belirleme yetkisinin zorunluluğunu dayatmaktadır. Burada yine ortaya çıkan ilave sonuçlardan biri de tartışmacının şikayetçi olduğu 'muhayyel modern özne'yi bizzat bu imtiyazlı sınıf için gerekli olan mükellef tipine hazırlama çabasıdır. Tartışmacı tabiri caiz ise, farkında olarak ya da olmayarak ruhbanlar sınıfı için gerekli olan 'itaatkâr kul'u istemektedir.

"Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?" (Hûd, 51)

Çünkü bahsettiği 'imtiyazlı sınıflar'ın çoğu, Kur'an'da mahfuz bulunan herhangi bir ayetten Allah'ın neyi dilemiş/murad etmiş olduğuna dair ileri-geri konuşma hakkını kendilerinde bulmuşlar, Kur'an'da apaçık olarak verilen bilginin sağlığını bozmaya yönelik çabalara girişmişlerdir.

"Onların ardından da (âyetleri tahrif karşılığında) şu değersiz dünya malını alıp, nasıl olsa bağışlanacağız, diyerek Kitab'a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, Kitap'ta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar Kitap'takini okumamışlar mıydı? Âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâla aklınız ermiyor mu?" (A'râf, 169)

Yani bu imtiyazlı sınıfın mensupları, - bilginin sağlık şartlarını belirleme yetkileri olmadığı halde- sağlıklı bilgiyi de hastalıklı hâle getirerek bin iki yüz yıldır insanların sıkıntılarına çare olamayan bir müktesebât üretmişlerdir. Mükellef, bin yıldan fazla bir süredir Kur'an'dan uzaklaştırılmıştır, imtiyazlı sınıflar kendi imtiyazlarını korumak için sürekli çatışmışlardır.

"Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır." (İbrahim, 1) 


<<Önceki                      Sonraki>>


[15.04.2026, 14/49 (1084))]


Seçkin Deniz, 19.04.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

Seçkin Deniz Twitter Akışı